Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/4313 E. , 2024/322 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/4313 Karar No : 2024/322 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri Yrd. V. … 2- … Valiliği / ANKARA VEKİLİ : Av. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması isten…
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2021/4313 E. , 2024/322 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/4313 Karar No : 2024/322 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri Yrd. V. … 2- … Valiliği / ANKARA VEKİLİ : Av. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 13/03/2016 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark mevkiinde meydana gelen bombalı saldırıda yaralanması nedeniyle uğranılan zararın genel hükümler kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülerek 1.059,00 TL telefon bedeli; 1.991,00 TL (miktar artırımı ile 2.022,00 TL) ilaç bedeli; 4.000,00 TL (miktar artırımı ile 4.300,00 TL) devam eden tedavi için kullanılacak ilaç ve tıbbi malzeme bedeli, tedavi nedeniyle hastanelere gidiş geliş için harcanan 2.100,00 TL (miktar artırımı ile 2.250,00 TL) taksi ulaşım bedeli ile iş gücü kaybı (maluliyet) için 40.000,00 TL (miktar artırımı ile 2.988.551,11 TL) maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; terör olayı sonucu ortaya çıkan zararın sosyal risk ilkesine göre tazmininin hakkaniyet gereği olduğu, taraflara tebliğ edilen sağlık kurulu raporuna ve oluşan zarara yönelik hesap raporuna yönelik itirazların söz konusu raporları kusurlandırıcı nitelikte görülmediği, davacının terör eylemi nedeniyle yaralandığı açık olduğundan, davacının Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olduğu dolayısıyla bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere ileride avukatlık (hazine avukatı) yapabileceğinin olası en muhtemel sonuç olacağı hususundan hareketle, iş gücü kaybı (maluliyet) nedeniyle davacının yoksun kaldığı maddi kaybının bilirkişi raporunda belirtilen 2.988.551,11 TL olduğunun kabul edildiği, davacının telefon bedeli olarak talep ettiği 1.059,00 TL Zarar Tespit Komisyon kararında da kabul edildiğinden ve aksi yönde başka bir bilgi ve belge bulunmadığından bu tutarın da kabul edildiği, 1.991,00 TL (miktar artırımı sonucu 2.022,00 TL) ilaç bedelinin de kabul edildiği, davanın, davacının tedavi nedeniyle hastanelere gidiş geliş için harcanan 2.100,00 TL (miktar artırımı ile 2.250,00 TL) taksi ulaşım bedeli istemi ile 4.000,00 TL (miktar artırımı ile 4.300,00 TL) devam eden tedavi için kullanılacak ilaç ve tıbbi malzeme bedeli istemine ilişkin kısmına gelince, davacının gerek ulaşım gideri olarak talep konusu ettiği kısmın gerekse devam eden tedavi için kullanılacak ilaç ve tıbbi malzeme bedeli olarak talep konusu ettiği kısmın belgeler ile tevsik edilemediği anlaşıldığından, bu zararların tazmin edilmesine imkan bulunmadığı gerekçesiyle davanın, davacının iş gücü kaybı (maluliyet) nedeniyle uğradığı zarar talebine, telefon bedeli talebine, ilaç/tıbbi malzeme ve tedavi bedeli talebine ilişkin kısmının kabulüne, bu nedenlerle uğradığı toplam 2.991.632,11 TL (2.988.551,11 TL + 1.059,00 TL + 2.022,00 TL) maddi tazminatın 43.050,00 TL (40.000,00 TL + 1.059,00 TL + 1.991,00 TL)'lik kısmının dava tarihi olan 05/10/2016 tarihinden kalan kısmının ise miktar artırım dilekçesinin verildiği 05/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce hesaplanarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin tazminat istemine ilişkin kısmının (2.250,00 TL taksi ulaşım bedeli istemi + 4.000,00 TL devam eden tedavi için kullanılacak ilaç ve tıbbi malzeme bedeli) ise reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; dava konusu uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesi kararının, telefon bedeli, ilaç tıbbi malzeme bedeli olarak 1.059,00 TL ve 2.022,00 TL'nin ödenmesine ilişkin kısmı ile, taksi ulaşım bedeli olan 4.000,00 TL'nin ve devam eden tedavi için kullanılacak ilaç ve malzeme bedeli olan 2.100,00 TL tazminatın reddine dair kısımları usul ve yasaya uygun olup, tarafların istinaf başvuru nedenlerinin kararın bu kısımlarının kaldırılmasını gerektirir nitelikte görülmediği, kararın iş gücü kaybı tazminatına ilişkin kısmının incelenmesinden, davacıya 5233 sayılı Kanunun Ek-1 maddesi uyarınca aylık bağlanıp bağlanmadığı ve üniversiteden mezun olup olmadığı hususları da araştırılarak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, davacıya 5233 sayılı Kanunun Ek-1 maddesi uyarınca aylık bağlanmadığı, davacının Hukuk Fakültesinden mezun olduğu hususları da nazara alınarak yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda, davacının iş gücü kaybına dair maddi zararının 2.269,073 TL olduğunun tespit edildiği, rapora yönelik itirazlar yerinde görülmeyerek hükme esas alınabileceği kanaatine varıldığı, kararın maddi tazminatın (2.988.511,11-TL + 1.059,00 TL +2.022,00-TL) miktar artırımı ile attırılan kısmı bakımından miktar artırım dilekçesinin verildiği tarihten itibaren yasal faiziyle ödenmesi kısmının incelenmesinden, İdare Mahkemesince, maddi tazminatın miktar artırımı ile arttırılan kısmı bakımından, davacı vekilince verilen ve İdare Mahkemesi kayıtlarına 05/07/2019 tarihinde giren miktar artırım dilekçesi nazara alınarak bu tarihten itibaren maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verildiği, 2577 sayılı Kanunda, tam yargı davalarında, dava dilekçesindeki miktarın artırımına olanak tanıyan düzenleme uyarınca, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, artırılan tazminat miktarı yönünden faize, idarenin temerrüde düştüğü tarih olan miktar artırımına ilişkin dilekçenin idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı istinaf isteminin reddine, davalı idarelerin istinaf isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, kararın davanın, davacının telefon bedeli talebine, ilaç/tıbbi malzeme ve tedavi bedeli talebine ilişkin kısmının kabulüne, bu nedenlerle uğradığı toplam 3.081,00 TL (1.059,00 TL + 2.022,00 TL) maddi tazminatın davacıya ödenmesine, davanın, davacının fazlaya ilişkin tazminat istemine ilişkin kısmının (2.250,00 TL taksi ulaşım bedeli istemi + 4.000,00 TL devam eden tedavi için kullanılacak ilaç ve tıbbi malzeme bedeli) ise reddine ilişkin kısmın onanmasına, davacının iş gücü kaybı (maluliyet) nedeniyle uğradığı 2.988.551,11 TL zarar talebine ilişkin kısmın kabulüne, bu nedenlerle uğradığı maddi tazminatın 40.000,00 TL'lik kısmının dava tarihi olan 05/10/2016 tarihinden, kalan kısmının ise miktar artırım dilekçesinin verildiği 05/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce hesaplanarak davacıya ödenmesine ilişkin kısmı ile ilaç ve tıbbi tedavi bedelinin 31,00 TL'lik kısmının miktar artırım dilekçesinin verildiği tarihten itibaren faiziyle ödenmesine ilişkin kısmının kaldırılmasına, maddi tazminat yönünden yeniden incelenen davada, davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, 2.269.073,00 TL maddi tazminatın 40.000,00TL'lik kısmının dava açılış tarihi olan 05/10/2016 tarihinden itibaren, kalan 2.229,073 TL'lik kısmının ve ilaç ve tıbbi tedavi bedelinin 31,00 TL'lik kısmın ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 26/07/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacıya ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, miktar artırımı ile artırılan tazminat miktarına idareye başvuru tarihinden ya da dava tarihinden faiz işletilmesi gerektiği, Ankara Valiliğine 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda faiz yönünden detay olmadığı gerekçesiyle faiz başlangıç tarihi yönünden kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğu, asgari ücretin iki katı üzerinden yapılan hesaplamanın isabetsiz olduğu, maluliyet oranı %72 olarak kabul edilse de oranın %76,8 olduğu, bu oran üzerinden hesaplama yapılması gerektiği, ulaşım gideri ve SGK ödemeleri dışında kalan zorunlu tedavi giderinin karşılanması gerektiği, taraflarından tahsil edilen 1.000,00 TL bilirkişi ücretine kararda yer verilmediği iddialarıyla; davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, idarelerinin ancak ağır hizmet kusuru halinde sorumluluğunun doğacağı, olayın terör eylemi olduğu, kusurlu ya da kusursuz sorumluluklarının bulunmadığı, uyuşmazlığın 5233 sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesi gerektiği, bilirkişi raporuna yapılan itirazlar karşılanmadan karar verildiği, bilirkişi raporunun hatalar içerdiği, pasif dönem için hesaplanan tazminata faiz işetilmemesi gerektiği, elde etmesi muhtemel gelire şimdiden faiz işletildiği iddialarıyla; davalı Ankara Valiliği tarafından ise meydana gelen terör eyleminde ihmal ya da kusurlarının bulunmadığı, maddi tazminat hesabının 5233 sayılı Kanun uyarınca yapılması gerektiği, kabul anlamına gelmemekle beraber tazminatın dava dilekçesinde belirtilen kısmına dava tarihinden, miktar artırım dilekçesi ile artırılan kısmına ise bu dilekçesinin tebliğ tarihinden faiz işletilmesi gerektiği, idarelerinin harçtan muaf olduğu iddialarıyla temyize konu kararın aleyhlerine olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava dosyasının incelenmesinden, davacı tarafından, 13/03/2016 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark mevkiinde meydana gelen bombalı saldırıda yaralanması nedeniyle uğranılan zararın karşılanması amacıyla 07/04/2016 tarihinde Ankara Valiliğine yapılan başvuru üzerine Ankara Valiliği 1 No'lu Zarar Tespit Komisyonu'nun 28/07/2016 tarihli kararı ile 5233 sayılı Kanunun 9. maddesinin uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 21. maddesi uyarınca 60 günlük istirahati nedeniyle 3.916,86 TL, tedavi sürecinde kullanılan ilaç bedelleri için 1.119,50 TL ve kaybolan cep telefonundan dolayı 1.059,00 TL olmak üzere toplam 6.095,36 TL tazminat önerisinde bulunulduğu, söz konusu tutarın kabul edilmemesi sonucu 08/09/2016 tarihinde davalı idare ile davacı arasında uyuşmazlık tutanağı imzalandığı, akabinde genel hükümler uyarınca maddi tazminat istemli bakılmakta olan davanın açıldığı, maddi tazminat isteminin işgücü kaybından dolayı oluşan zarar, kaybolan telefon gideri, bu zamana kadar harcanan ilaç gideri, devam eden tedavide kullanılacak ilaç ve tıbbi malzeme bedeli gideri ile tedavi nedeniyle hastanelere gidiş geliş için harcanan taksi ulaşım bedeline dayandırıldığı görülmektedir. Öte yandan, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesinin davacı hakkında düzenlenen 06/06/2016 tarihli Durum Bildirim Sağlık Raporunda; "sol kalkaneus kırığı, sağ 5. metatars kırığı, t3 kırığı, kafasında yüzünde ve her iki alt ekstremitede cilt ve cilt altı açık yara, yabancı cisim, yara iyileşmesinin en az 1 yıl süreceği ve sonrasında da ek girişimler gerekeceği" yönünde bulgu ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Diğer taraftan, Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 19/09/2018 tarihli raporunda; "davacının 11/10/2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre %72 oranında meslekte çalışma gücünden kaybetmiş sayılacağı (nevrotik bozukluklar, anksiyete, histeri, fobik, obsesif, kompulsif, nevrotik depresyon, nevrasteni, hipokondiriaasiz, deporsinalizasyon sendromu psikozları, kulak arazları, miks tip işitme kaybı, omurga arızaları, omurun ezilmesi ve parçalı kırıkları, ayak bileği artordezi, vücut yüzeyinin %10 unu kaplayan ve ameliyatla giderilemeyen keloid ve hipertrofik skatrisler)" yönünde bulgu ve tespitlere yer verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. 17/07/2004 tarihinde kabul edilip, 27/07/2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un, 1. maddesinde, ''Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.''; 2. maddesinin 1. fıkrasında, ''Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar; 7. maddesinde, ''Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar''; 8. maddesinin 1. fıkrasında, ''7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.''; 9. maddesinde, ''Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır. Cumhurbaşkanı, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemez. Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.''; 12. maddesinde, "Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.'' hükümleri bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacı tarafından, terör örgütünce gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu yaralandığından bahisle zararlarının genel hükümlere göre tazmininin istenilmesi karşısında, olayda öncelikle idarenin hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluk hallerinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Nitekim, Dairemizin yerleşik içtihadı da; terör eylemi sonucu bir zarar ortaya çıkması durumunda, öncelikle söz konusu olayın meydana gelmesinde idareye atf-ı kabil bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının ortaya konulması, idarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuz sorumluluk halinin olayda bulunmaması durumunda 5233 sayılı Kanun kapsamında gerekli inceleme yapılarak karar verilmesi gerektiği yönündedir. Bu nedenle idarenin olay öncesi genel güvenlik hizmetlerine ilişkin kusurlu / kusursuz sorumluluğunun tespiti için olay öncesinde olaya ilişkin ihbar veya istihbari bilgi ve belge olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. Olay öncesinde ve olaya ilişkin istihbari bilgi- belge var ise idarenin bu konuda özel bir önlem almaması neticesinde oluşan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu tutulacağı açıktır. Dava dosyası ile uyuşmazlık konusu olay ile ilgili olarak açılan diğer dava dosyalarında bulunan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; Ankara 11. İdare Mahkemesinin E:2016/5527 sayılı esasına kayıtlı dosyada verilen ara kararına Ankara Valiliği tarafından sunulan cevabi yazıda; 01/11/2016-31/03/2016 tarihleri arasında Ankara ilinde alınan emniyet tedbirlerinin ve meydana gelen olayların liste halinde sunulduğu, 20/02/2016 tarihinde Başkent Güvenlik Eylem Planı’nın hazırlandığının ve 09/03/2016 tarihinde yürürlüğe girdiğinin belirtildiği, aynı dosyada İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 06/07/2017 tarihli yazısında; olay öncesinde istihbari bilgi elde edilemediği, olayla ilgili somut duyum bulunmadığı, yine İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 11/07/2017 tarihli yazısında; Ocak-Şubat-Mart aylarında emniyete ulaşan ve gerekli birimlerle paylaşılan genel nitelikteki muhtemel eylemlere ilişkin yazıların sunulduğu, Ankara 14. İdare Mahkemesinin E:2016/3494 sayılı esasına kayıtlı dosyada bulunan Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün 12/10/2016 tarihli yazısında; olaya ilişkin ihbarın bulunmadığının belirtildiği, ayrıca olay sonrası İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişi ve Polis Başmüfettişi tarafından hazırlanan Araştırma Raporunda; yaşanan terör olaylarının engellenmesinin sadece bir ilin sınırları içinde alınacak tedbirlerle sağlanamayacağı, ülke içinde ve sınırlarımız dışında alınması gereken önlemler olduğu, olaya ilişkin ön inceleme yapılmasına gerek olmadığı, disiplin soruşturmasına gerek olmadığı, idari ve mali yönden herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadığı yönünde tespitlerde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesinin, olay öncesinde olaya ilişkin istihbari bilginin yer, zaman, kişi unsurlarından bir ya da bir kaçının belirli olacak şekilde idarece bilinmesi ve idarenin bu bilgiye rağmen gerekli önlemi almaması halinde söz konusu olacağı değerlendirildiğinde; dava konusu olayda emniyet birimlerinde olay öncesinde olaya ilişkin herhangi bir ihbarın bulunmadığına ilişkin yazılar da göz önünde tutularak idarenin bu yönden hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Olaya sebebiyet veren canlı bomba olan şahsın, Balıkesir'de eğitim görürken Diyarbakır BDP Gençlik Şöleni'ne katıldıktan sonra Suriye'ye gidip PKK-KCK terör örgütüne katıldığı, ailesinin kayıp başvurusunda bulunduğu, terör örgütüne üye olma suçundan hakkında arama kararı bulunduğu, olayda kullanılan araçla ilgili istihbari bilgi-belge olmadığı, idarenin ilgili şahsa yönelik hukuki ve idari tüm işlemleri yaptığı, bir süre yurt dışında da bulunan şahsın yasa dışı yollarla ülkeye giriş yaptığı dikkate alındığında, bu yönden de idareye atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır. Ayrıca idari eylem ile davacının uğradığı zarar arasında illiyet bağı bulunmaması; bir başka ifadeyle zararın, idareye tümüyle yabancı üçüncü kişiler olan terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen canlı bomba eylemi sonucu meydana gelmesi karşısında; davalı idarenin kusursuz sorumluluğundan da söz edilemeyeceği görülmektedir. Her ne kadar davacı tarafından dava konusu olay nedeniyle uğradığı maddi zararların genel tazminat hukuku ilkeleri kapsamında karşılanması gerektiği ileri sürülmüşse de; 5233 sayılı Kanun'un yürürlüğünden sonra meydana gelen ve idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında da anılan Kanun uygulanarak, zarar miktarının 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesine göre hesaplanması gerekmektedir. İdare Mahkemesince, davacının iş gücü kayıp oranının tespit edilmesi amacıyla alınan Gazi Üniversitesi Rektörlüğü Adli Tıp Ababilim Dalı Başkanlığının 19/09/2018 tarihli raporunda; davacının %72 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, Ankara Üniveristesi Tıp Fakültesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesinin 06/06/2016 tarihli Durum Bildirim Sağlık Raporunda da yara iyileşmelerinin en az 1 yıl süreceği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararında; "Gösterge ve katsayı rakamlarının her yıl artış göstermesi nedeniyle, son işlem tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamlarının esas alınmasının, tazminat alacaklısının lehine bir uygulama olduğu açıktır." tespit ve gerekçesine yer verilmiş olup, bu husus Dairemiz kararlarında da benimsendiğinden son işlem tarihi olarak uyuşmazlık tutanağı tarihinin esas alınması gerekmektedir. Buna göre; Bölge İdare Mahkemesince yapılacak hesapta, uyuşmazlık tutanağı tarihindeki memur aylık kat sayısı ile (7000) gösterge rakamının çarpımı sonucunda bulunan miktarın; Yönetmeliğin 21. maddesinin (a) bendine göre 60 gün (her ne kadar Sağlık Kurulu Raporunda iyileşme süresinin en az 1 yıl süreceği belirtilmişse de mevzuat gereğince 6 katı tutarını geçmediğinden) ile çarpımının onda birinin hesaplanması sonucunda belirlenecek tutar ve (b) bendine göre davacının % 72 iş gücü kaybı oranının Ek-D cetvelde karşılık gelen katı (40) ile çarpımı sonucu bulunacak tutar toplanmak suretiyle belirlenecek maddi tazminatın davalı idarece ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, işbu bozma kararı üzerine, 5233 sayılı Kanunun 9. maddesi ile anılan Yönetmeliğin 21. maddesi uyarınca hesaplanacak tazminatın yanı sıra, davacı tarafından kaybolan telefon gideri, bu zamana kadar harcanan ilaç gideri, devam eden tedavide kullanılacak ilaç ve tıbbi malzeme bedeli gideri ile tedavi nedeniyle hastanelere gidiş geliş için harcanan taksi ulaşım bedeli sebebiyle oluşan zararın da tazmininin istenildiği görüldüğünden anılan istemlerin 5233 sayılı Kanunun 7. maddesi kapsamında değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği de açıktır. Bu itibarla, temyize konu Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 21/02/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.