8. Hukuk Dairesi 2022/3151 E. , 2023/4303 K. MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2013/117-2021/22 KARAR : Kısmen Kabulüne ... ve Arkadaşları vekilleri Avukat ..., Avukat ..., Avukat ..., davacı Hazine vekili Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 7. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden…
**8. Hukuk Dairesi 2022/3151 E. , 2023/4303 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi SAYISI : 2013/117-2021/22 KARAR : Kısmen Kabulüne ... ve Arkadaşları vekilleri Avukat ..., Avukat ..., Avukat ..., davacı Hazine vekili Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 7. Hukuk Dairesince bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı ... ve arkadaşları, ... ve arkadaşları, ... ve arkadaşları vekili ile davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Kadastro sırasında, ... ili Viranşehir ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan 6, 7, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26 ve 27 parsel sayılı taşınmazlar, tapu kaydı, vergi kaydı ve paylaşmaya dayalı olarak ayrı ayrı İsmail evlatları ..., ..., ..., ..., ..., ... oğlu ... adına tespit edilmiştir. 2. İtirazı komisyonca reddedilen davacı Hazine vekili her bir taşınmaz hakkında ayrı ayrı açtığı ve bilahare birleştirilen davaların dava dilekçelerinde; ... ili Viranşehir ilçesi ... Köyü 6, 7, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26 ve 27 parsel sayılı taşınmazlara revizyon gören tapu ve vergi kayıtlarının gayri sabit hudutlu olup miktarıyla geçerli olduğu halde miktarından fazla olarak davalılar adına tespitlerinin yapıldığını öne sürerek, kayıt miktar fazlalarının Hazine adına tescilini istemiştir. II. CEVAP Davalılar yargılama aşamasındaki beyanlarında, davanın reddini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 08.09.1986 tarih ve 1983/10 Esas, 1986/11 Karar sayılı kararıyla; taşınmazlara revizyon gören tapu ve vergi kayıtlarının sabit hudutlu olduğu ve taşınmazların çok eski zamandan beri kültür arazisi olarak kullanıldıkları gerekçesiyle, davanın reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 08.09.1986 tarih ve 1983/10 Esas, 1986/11 Karar sayılı kararı davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Temyiz incelemesi neticesinde, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 25.12.1990 tarih ve 1986/22851 Esas, 1990/15739 Karar sayılı ilamıyla, "taşınmazlara revizyon gören tapu kayıtlarının gayri sabit hudutlu olduğu, dava konusu taşınmazların arasında tapulama dışı bırakılan taşlık, kayalık, dere gibi yerlerin bulunduğu, davalı tarafın tapu kayıtları dışında aynı zamanda vergi kayıtlarına da dayandığı, vergi kayıt listesine göre 1 ila 28 nolu ve 1 ila 33 tahrir sayılı vergi kaydının her birinin sınırlarının ve yüzölçümlerinin bulunduğu, keşifte anılan kayıtların uygulanıp kapsamlarının belirlenmediği açıklanarak, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesinin isabetsizliğine" değinilerek hüküm bozulmuştur. B.İlk Derece Mahkemesince Birinci Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 14.07.1992 tarih ve 1991/1 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararıyla; "revizyon gören tapu kayıtlarının taşınmazların tamamını kapsadığı, dava konusu taşınmazlara hudut teşkil eden komşu köylerin taşınmazlarına uygulanan tapu kayıtlarının dosya içinde mevcut olduğundan uygulanmasına gerek olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi tapuya tesciline" karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 14.07.1992 tarih ve 1991/1 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararı, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan temyiz incelemesi neticesinde, 07.03.1995 tarih ve 1995/494 Esas, 1995/2302 Karar sayılı ilamla; "bozma kararına uyulduğuna göre bu aşamadan sonra uygulanan tapu kayıtlarının sabit hudutlu kabul edilemeyeceği, zilyetlikle birleşmeyen vergi kayıtlarına itibar edilemeyeceği açıklanarak, revizyon gören vergi kayıtlarının kapsamlarının belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilerek ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. D. İlk Derece Mahkemesince İkinci Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 05.07.2002 tarih ve 1995/2 Esas, 2002/12 Karar sayılı kararıyla; "aynı tapu kaydı kapsamında kalan ve yargılaması yapılıp Yargıtay denetiminden geçmek suretiyle kesinleşen dava dosyalarıyla birlikte değerlendirildiğinde taşınmazların revizyon gören tapu kayıtlarının ve vergi kayıtlarının kapsamında kaldığı gerekçesiyle, davanın reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi tapuya tesciline" karar verilmiştir. E. Üçüncü Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 05.07.2002 tarih ve 1995/2 Esas, 2002/12 Karar sayılı kararı, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 26.1.2003 tarih ve 2003/2108 Esas, 2003/3819 Karar sayılı ilamıyla; "ifraz yoluyla oluşan tapu kayıtlarının kök tapu kayıtlarının kapsamı içinde aranmasının zorunlu olduğu, kök Mart 1309 tarih ve 243 sayılı tapu kaydının sınırlarının ifrazı ile oluşan müfrez tapu kayıtlarında tarif edilen ' sırt sınırının ' kural olarak değişebilir nitelikte olduğu, kaldı ki; tapu kaydının güney sınırının da açıkta kaldığı, tapu kaydının revizyon gördüğü dava dışı parsellerde dikkate alınarak kapsamının yüzölçümü ile berilenmesinin ve tapu miktar fazlası yönüyle de yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmasının zorunlu olduğu, zilyetliğin başlangıç günündeki tarımsal teknik imkanlarda göz önünde alınarak alınan tanık beyanlarının değerlendirilmesi gerektiği açıklanarak, eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesinin isabetsizliğine" değinilerek hüküm bozulmuştur. F. İlk Derece Mahkemesince Üçüncü Bozma ilamına Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "taşınmazlar başında keşifte davalı tarafın dayandığı tespite dayanak yapılan tapu kaydının değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlı kayıtlardan olduğu kabul edilerek kapsamı yüz ölçümü ile belirlendiği, ifraz yoluyla oluşan müfrez kayıtların kök tapu kaydı kapsamında araştırması yapıldığı, tapu kayıt miktar fazlasından oluşan taşınmazlar üzerinde zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişilerden beyan alınarak, miktar fazlası üzerinde davalılar yararına 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde öngörülen taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu araştırıldığı, bunun sonucunda; Fen bilirkişi raporunda davalıların dayandığı kök tapu kaydı olan Mart 309 tarih 243 nolu tapu kaydının tarla vasfında olduğu ve toplam alanının 800 dönüm olarak yazıldığı, kök tapu kaydının tedavülü ile oluşan 13.12.1941 tarih 2 sayılı müfrez tapu kaydının dava dışı 1 ila 5 nolu parsellere revizyon gördüğü, 1 ila 5 nolu parsellerin toplam alanının 3.854.143.00 m2 olduğu, bu alanın yaklaşık olarak 3854 dönüme denk geldiği ve sadece dava dışı kesinleşen parsellerin, kök tapu kaydının miktarını aşıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi hükmünde öngörülen çekişmesiz ve aralıksız 20 yıl zilyetlik şartlarını oluşturan kişiler adına 100'er dönümlük yerler ayrılmış ayrılarak bu yerlerin zilyetleri adına, kalan kısımların Hazine adına tescili gerektiği gerekçesiyle; Davanın kabulüne, dava konusu taşınmazlarla ilgili yapılan kadastro tespitlerinin iptaline, 6 parselde Fen bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 100 dönümlük yerin... oğlu ... adına, 7 parselde B harfi ile gösterilen 100 dönümlük yerin... oğlu ... adına, 11 parselde C harfi ile gösterilen 100 dönümlük yerin... oğlu ... adına, 12 parselde D harfi ile gösterilen 100 dönümlük yerin... oğlu ... adına, 13 parselde E harfi ile gösterilen 100 dönümlük yerin... oğlu ... adına, 18 parselde F harfi ile gösterilen 100 dönümlük yerin ... oğlu ... adına ayrı ayrı ifraz edilerek aynı adada farklı parsel numaraları verilmek suretiyle tapuya kayıt ve tesciline, ifraz sonucu kalan kısımların aynı parsel numaraları ile Hazine adına kayıt ve tesciline, dava konusu 14, 15, 16, 17, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26 ve 27 parsellerin Hazine adına kayıt ve tescillerine" karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı, davalı ... ve arkadaşları (bizzat), ... ve arkadaşları (bizzat), ... ve arkadaşları vekili ile davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir. B. Temyiz Sebepleri 1. Davalı ... ve arkadaşları temyiz dilekçelerinde; dava konusu edilen 6, 7, 12, 13, 14, 15, 16, 17 parsel sayılı taşınmazları bedelinin eski maliklerine ödenmek suretiyle resmi satış senetleri ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 1023 üncü maddesi uyarınca iyiniyetli olarak satın aldıklarını, bilahare bölgede 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu (3083 sayılı Kanun) uyarınca yapılan toplulaştırma çalışmaları sırasında taşınmazlar ifraz edilmek ve yeni ada parsel numaraları verilmek suretiyle adlarına tescil edildiğini, buna rağmen mahkeme kararıyla bu taşınmazların Hazineye devrine karar verildiğini haricen öğrendiklerini, yıllardır adlarına tapuda kayıtlı olmalarına rağmen davadan haberdar edilmediklerini açıklayarak, hükmün bozulmasını istemişlerdir. 2. Davalı ... ve arkadaşları temyiz dilekçelerinde; dava konusu 20 ve 21 parsel sayılı taşınmazları resmi satış senetleri ile 4721 sayılı Kanun'un 1023 üncü maddesi uyarınca iyiniyetli olarak satın aldıklarını, bilahare bölgede 3083 sayılı Kanun uyarınca yapılan toplulaştırma çalışmaları sırasında taşınmazlar ifraz edilmek ve yeni ada parsel numaraları verilmek suretiyle adlarına tescil edildiğini, bilahare bölgede 3083 sayılı Kanun uyarınca yapılan toplulaştırma çalışmaları sırasında taşınmazlar ifraz edilmek ve yeni ada parsel numaraları verilmek suretiyle adlarına tescil edildiğini, buna rağmen mahkeme kararıyla bu taşınmazların Hazineye devrine karar verildiğini haricen öğrendiklerini, yıllardır adlarına tapuda kayıtlı olmalarına rağmen davadan haberdar edilmediklerini açıklayarak, hükmün bozulmasını istemişlerdir. 3. Davalı ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde; Elli yılı aşan dava süreci içinde bölgede 3083 sayılı Kanun kapsamında taşınmazların tapuya tescil edildiğini, Hazine adına tescil edilen taşınmaz hisselerinin sulh yoluyla Hazine tarafından bir kısım davalılara temlik edildiğini, zaman içerisinde de satış ve miras yoluyla tapuların el değiştirdiğini, müvekillerinin de Hazinenin temlikiyle adlarına tapu oluştuğunu, ancak tapu maliklerinin davaya dahil edilmeden tapuya itimat prensibi gözetilmeden karar verildiğini, satın alanların davaya dahil edilmediğini ve bu nedenle taraf teşkilinin sağlanmadığını, bozmaya uyulmasına rağmen tapu ve vergi kayıtlarının uygulanmadığını, tapu kayıtlarının tüm köyü kapsayacak şekilde oluşturulduğunu, dıştan çevreleyen sınırlarının sabit hale geldiğini, tapudan ayrı olarak davalıların murislerinin 1937 tarihli 30.098 m2 yüzölçümlü vergi kayıtlarının bulunduğunu, tespit tarihi itibariyle zilyetlikle taşınmaz kazanma koşullarının 766 sayılı Tapulama Kanunu (766 sayılı Kanun) uyarınca belirlenmesi gerektiğini açıklayarak hükmün bozulmasını istemiştir. 4. Davacı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; Hazinenin aleyhine verilen kısımlar yönüyle, hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu açıklayarak hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalılar lehine tapu ve vergi kayıtları ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak, taşınmazların tamamı yada bir bölümü üzerinde mülkiyet koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 13, 14, 20 nci maddeleri, 3. Değerlendirme 1. Mahkemece, davalı tarafın dayandığı tespite dayanak yapılan tapu kaydının değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlı kayıtlardan olduğu kabul edilerek kapsamının yüzölçümü ile belirlenmesi gerektiği, davalıların dayandığı kök Mart 309 tarih ve 243 nolu tapu kaydının toplam alanının 800 dönüm olarak yazıldığı, kök tapu kaydının tedavülü ile oluşan 13.12.1941 tarih ve 2 sayılı müfrez tapu kaydının dava dışı 1 ila 5 nolu parsellere revizyon gördüğü, 1 ila 5 nolu parsellerin toplam alanının yaklaşık olarak 3854 dönüme denk geldiği ve sadece dava dışı kesinleşen parsellerin yüzölçümlerinin kök tapu kaydının miktarını aştığı gerekçesiyle, 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi hükmünde öngörülen çekişmesiz ve aralıksız 20 yıl zilyetlik şartlarını oluşturan kişiler adına 100'er dönümün zilyetleri adına, kalan kısımların Hazine adına tesciline karar verilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli değildir. 2. Şöyle ki; dosya kapsamına göre, eldeki davanın konusu taşınmazların bulunduğu ... Köyü kadastro çalışma alanında 1 ila 27 parsel sayılı taşınmazların vergi ve tapu kayıtlarına dayalı olarak kadastro tespitlerinin yapıldığı, diğer bir anlatımla çalışma alanında tespiti yapılan başkaca taşınmaz bulunmadığı, revizyon gören tapuların incelenmesinde, aynı kökten gelen "... maa Beygirik (...) Köyü Mart 309 tarih 243 sayılı" 800 dönüm yüzölçümlü tapu kaydının Teşrinevvel 339 tarihli 15 ve 16 numaralı tapulara intikal ettiği, daha sonra Aralık 1941 tarihli 2 ve 3 nolu (183.800,00 m2 ve 551.400,00 m2) tapulara ifraz gördüğü, bu ifrazdan sonra kendi içinde tedavüllerinin bulunduğu, 183.800,00 m2 yüzölçümlü ifraz tapusunun 1 ila 5 parsellere, 551.400,00 m2 yüzölçümlü diğer ifraz tapusunun ise 6 ila 27 parsellere revizyon gördüğü, Hazine tarafından her parsel hakkında aynı iddia ve sebebe dayalı olarak açılan davalar açıldığı, 1 ila 5 parseller hakkında açılan davaların reddine karar verildiği, Yargıtay denetiminden geçmek suretiyle kesinleştiği anlaşılmaktadır. 3. Söz konusu taşınmazlara ait Mahkeme ilamlarının ve Yargıtay (Kapatılan) 16 ve 17. Hukuk Dairelerinin gerekçeli onama ilamları incelendiğinde; taşınmazların tespite esas alınan tapu ve vergi kayıtlarının kapsamında kaldığı belirtilmektedir. 4. Uygulanan tapu kayıtlarının nokta ve köy sınırları okuması nedeniyle gayrisabit hudutulu olduğu, bu nedenle tapunun miktarıyla geçerli olarak kabul edilmesi gerektiği, tespit malikleri lehine kesinleşen ve adlarına tapu kaydı oluşan 1 ila 5 parsellerin miktarının 800 dönüm yüzölçümlü tapu kaydını miktarını fazlasıyla aştığı tartışmasız olup esasen bu husus 1 ila 5 parsel sayılı taşınmazlara ait güçlü delil niteliğinde bulunan kesinleşmiş ilamları ile eldeki dosya kapsamınında yapılan keşif ve alınan raporlar ile belirlenmiş olup mahkemenin de kabulündedir. 5. Diğer yandan; taşınmazların tespitine aynı zamanda ... Köyü 1 ila 33 tahrir nolu yaklaşık 15.000 dönümlük ve Begrük Köyü 1 ila 28 tahrir nolu yaklaşık 10.000 dönümlük tapu malikleri adına oluşmuş vergi kayıtlarının uygulandığı, (kadastro çalışma alanı sınırlarının her iki köyü kapsayacak şekilde belirlendiği, uygulanan tapunun da "... maa Beygirik (...) Köyü" olarak oluştuğu gözetilerek), Hazinenin itirazı üzerine Kadastro Komisyonunca 04.04.1974 tarihli kararında da vergi kayıtlarının teker teker uygulanmasının mümkün bulunmadığından tümden uygulanmasının yapılarak Hazinenin itirazları reddedilmiştir. 6. Ne var ki; Mahkemece davalı tarafın tutunduğu, tespite esas alınan vergi kayıtlarının bulunduğu, zilyetlikle birleşmesi halinde vergi kayıtlarına değer verilmesi gerektiği gözden kaçırılmak suretiyle belgesizden olarak tespit maliklerinin zilyetliğe dayalı olarak 100'er dönüm taşınmaz edinebileceği kabul edilmiştir. 7. Kadastro tespitlerinin 1971 yılında yapıldığı gözetildiğinde, 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinde öngörülen zilyetlikle iktisap için tespit maliklerinin 1971 yılından geriye doğru 20 yıl süresince ekonomik amaca uygun olarak zilyet ve tasarruf edilmesi gerektiği tartışmasız olup bu şekilde sürdürülen zilyetliğin bulunması halinde vergi kayıtlarına değer verileceği tartışmasızdır. Ancak; mahkemece yapılan ve hükme esas alınan 2021 tarihli keşif sonucu ziraat bilirkişi tarafından verilen rapor keşif tarihi itibariyle taşınmazların durumu hakkında düzenlendiği şüphesiz olup 1971 tarihinden önceki zilyetliğin olup olmadığının ise Hava fotoğraflarıyla belirlenmesi gerektiği düşünülmemiştir. 8. Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için, İlk Derece Mahkemesince öncelikle, Harita Genel Müdürlüğü web sitesinin hava fotoğrafı sorgulama sayfasına girilerek taşınmazların bulunduğu köyü / mahalleyi kapsayacak şekilde hangi yıllara ait hava fotoğrafı bulunduğu araştırılıp belirlenmek ve (denetimin sağlanması bakımından) ilgili sayfanın çıktısı dosya içerisine konulmak suretiyle buradan elde edilen verilere göre en eski tarihlisinden başlamak üzere tüm stereoskopik hava fotoğraflarını Harita Genel Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulmalı, bu şekilde dosya bu şekilde ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan, taşınmazların bulunduğu köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından ayrı ayrı seçilecek 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında, 1 fen bilirkişisi, 1 jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve bir ziraat mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif icra edilmelidir. 9. Yapılacak bu keşif sırasında, yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğu, kime ait olduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından, ne zamandan beri ve ne suretle kullanıldığı, imar - ihyaya konu edilip edilmediği, imar- ihyaya konu edilmiş ise ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman bitirildiği, etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, ziraat mühendisi bilirkişisinden, taşınmazın toprak yapısını ve niteliğini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin şeklini ve süresini, taşınmazların bir bölümünü devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup olmadığı, somut verilere ve bilimsel esaslara dayanan, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı ve taşınmazın her yönünden tüm özelliklerini gösterir fotoğrafları çektirilmeli; fen bilirkişine, keşif ve uygulamayı denetlemeye elverişli rapor ve harita düzenlettirilmeli; jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisine, getirtilen tüm hava fotoğrafları üzerinde uygulama yaptırılarak ve hava fotoğrafları ile kadastro paftasının çakıştırılmak suretiyle haritaların düzenlenmesi, taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğini, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olması halinde, imar - ihyaya konu edilip edilmediğini, imar - ihyaya konu edilmiş ise ihyanın hangi tarihte başlayıp ne zaman bitirildiğini belirtir ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalıdır. 10. Alınan raporlar ve tüm dosya kapsamına göre taşınmazların tamamında ya da bir bölümü üzerinde davalı tarafın tespitten geriye doğru ekonomik amacına uygun olarak sürdürülen 20 yıllık zilyet süresini sağlamış olduğunun anlaşılması halinde tespitlere esas alınan vergi kayıtlarının sınırları itibariyle tek tek uygulanması mümkün görünmemekte ise de 1 ila 5 parseller hakkındaki mahkeme ilamları ve eldeki dosya kapsamından bu köyün tamamına ait olduğunun kabulü ile vergi kayıtlarının toplam miktarının tespitleri yapılan 1 ila 27 parsel sayılı taşınmazların yüzölçümlerinden fazla olduğu da gözetilmelidir. 11. Tüm bunlardan ayrı olarak, 2021 tarihinde yapılan keşif sonucunda fen bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda taşınmazların bulunduğu köyde toplulaştırma yapıldığı, dava konusu taşınmazlarında çok sayıda ada parsellere bölündüğünün bildirilmesi ve bir kısım temyiz dilekçelerinde toplulaştırma sonucu oluşan taşınmazların Hazine tarafından kendilerine satıldığını ve adlarına tapu kaydı oluştuğu iddiasını bulunması karşısında, eldeki davadan dolayı malik hanesi açık bulunan bu taşınmazlar hakkında sözü edilen tapuların oluşup oluşmadığının belirlenmesi için Kadastro Müdürlüğü ile Tapu Müdürlüğünden bu husustaki tüm kayıt ve belgeler getirtilmeli, iddia edildiği gibi tespitten sonra oluşan tapuların bulunduğunun tespit edilmesi halinde, maliklerinin davaya dahil edilmesinin gerekip gerekmediği düşünülmeli, Kadastro Mahkemesinde görülen iş bu dava kesinleşinceye kadar malik hanesi açık bulunan dava konusu taşınmazlar hakkında oluşan tapuların yolsuz tescil niteliğinde olacağı, ancak; 3402 sayılı Kanun'un 12/son maddesinde "Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar." hükmü de göz önünde bulundurulmak suretiyle bir hüküm kurulmalıdır. 12. İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 12.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.