12. Ceza Dairesi 2011/272 E. , 2011/648 K. "" Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle Öldürme Hüküm : 765 sayılı TCK' nın 455/1- son, 45/son, 40; 647 sayılı Kanunun 6. ve 2918 sayılı Kanunun 118/5. maddeleri uyarınca mahkumiyet Taksirle öldürme suçundan sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün sanık müdafileri ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü: Kusur nedeniyle sanığın cezasından indirim yapılırken para cezasın…
**12. Ceza Dairesi 2011/272 E. , 2011/648 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Taksirle Öldürme Hüküm : 765 sayılı TCK' nın 455/1- son, 45/son, 40; 647 sayılı Kanunun 6. ve 2918 sayılı Kanunun 118/5. maddeleri uyarınca mahkumiyet Taksirle öldürme suçundan sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün sanık müdafileri ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü: Kusur nedeniyle sanığın cezasından indirim yapılırken para cezasının 275 TL yerine 270 TL olarak belirlenmesi, sonuç adli para cezası doğru tayin edilmiş olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 765 sayılı TCK’da açıkça tanımlanmamış ise de, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkan ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.03.2008 gün ve 43-62; 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204; 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları; 1-Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2-Hareketin iradiliği, 3-Neticenin iradi olmaması, 4-Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması, 5-Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması, şeklinde kabul edilmektedir. Bilinçli taksir ise 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesinde, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" olarak tanımlanmıştır. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.