Başvuru, yargı kararlarını uygulamadığı ve mobbing yaptığı iddia edilen üniversite rektörü ve fakülte dekanı hakkında soruşturma izni verilmemesi ve anılan işleme karşı yapılan itirazın Danıştay tarafından incelenmeksizin reddedilmesi nedenleriyle maddi ve manevi varlığının korunması hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, yargı kararlarını uygulamadığı ve mobbing yaptığı iddia edilen üniversite rektörü ve fakülte dekanı hakkında soruşturma izni verilmemesi ve anılan işleme karşı yapılan itirazın Danıştay tarafından incelenmeksizin reddedilmesi nedenleriylemaddi ve manevi varlığının korunması hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 12/8/2013 tarihinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, bir devlet üniversitesinin güzel sanatlar fakültesi sahne sanatları bölümünde öğretim görevlisidir. Başvurucu 2010-2011 öğretim yılında gireceği derslerin hukuka aykırı olarak elinden alındığı, kendisine ders görevi verilmediği iddiasıyla İzmir İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Anılan Mahkemenin 23/12/2010 tarihli ve E.2010/1601 sayılı kararıyla yürütmenin durdurulmasına, 6/4/2011 tarihli ve E.2010/1601, K.2011/79 sayılı kararıyla da başvurucudan alınan derslerin öğretim üyesi S.K.Y.ye devredildiği, bu kişiye lisans ve yüksek lisansta toplamda fazla ders görevi verildiği, bu kişinin daha önce yürüttüğü derslerin ise üniversite dışından ek ders saat ücreti karşılığında A.Ö. isimli kişiye verildiği, başvurucunun sicil raporlarının tümünün olumlu olduğu, ayrıca eğitim-öğretim çalışmalarını gereği gibi yerine getirmediği ve başarısız olduğu yolunda somut herhangi bir bilgi ve belgenin sunulamadığı, bu nedenle başvurucuya ders görevi verilmemesine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçeleriyle ders vermeme işleminin iptaline karar verilmiştir. Karar, Danıştay Sekizinci Dairesinin 20/11/2014 tarihli ve E.2011/6065, K.2014/8944 sayılı ilamıyla onanmıştır. Üniversite tarafından karar düzeltme yoluna başvurulmuş, talep hakkında henüz bir karar verilmemiştir. Başvurucu anılan davada verilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının idare tarafından uygulanmadığını, kendisine ders görevi verilmediğini belirterek yargı kararlarının uygulanmaması nedeniyle İzmir İdare Mahkemesinde manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme, yargı kararlarının yerine getirilmediğinin sabit olduğu gerekçesiyle 10/4/2013 tarihli ve E.2011/1454, K.2013/465 sayılı kararla davanın kabulüne, başvurucuya 000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Davalı idarenin itiraz başvurusu üzerine İzmir Bölge İdare Mahkemesinin 1/10/2013 tarihli ve E.2013/5526, K.2013/4959 sayılı kararıyla başvurucuya 000 TL tazminat ödenmesinin yeterli olacağı gerekçesiyle itirazın kısmen reddi ile kararın 000 TL tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin kısmının onanmasına, itirazın kısmen kabulü ile manevi tazminat isteminin 000 TL’lik kısmına ilişkin davanın reddine hükmedilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Mahkemenin 15/1/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu 2012-2013 öğretim yılı güz dönemi ders programının eski hâline uygun şekliyle 17/8/2012 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini belirtmiştir. Başvurucunun 2011 yılı sicili orta olarak düzenlenmiş, bu işleme karşı açtığı dava sonucunda İzmir İdare Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli ve E.2012/2116, K.2013/2076 sayılı kararıyla sicilin orta olarak düzenlenmesi işlemi iptal edilmiştir. Yine başvurucunun 2012 yılı sicili orta olarak düzenlenmiş; anılan işlem, İzmir İdare Mahkemesinin 16/5/2013 tarihli ve E.2012/2117, K.2013/692 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Öte yandan başvurucu, güzel sanatlar fakültesi sahne sanatları bölüm başkanı olan T. hakkında yargı kararlarını yerine getirmeyerek görevini kötüye kullandığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş, Üniversitesi Rektörlüğünün 28/6/2011 tarihli işlemiyle itiraza ilişkin men-i muhakeme kararı verilmiştir. Başvurucunun itirazı üzerine Danıştay Birinci Dairesinin 24/11/2011 tarihli ve E.2011/1429, K.2011/1874 sayılı kararıyla men-i muhakeme kararının bozulmasına, şüphelinin yargılanmasının gerekliliğine ve eylemine uyan 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi gereğince yargılanmasına karar verilmiştir. İzmir Sulh Ceza Mahkemesinin 28/5/2012 tarihli ve E.2012/69, K.2012/825 sayılı kararıyla sanık T.nin başvurucu lehine verilen yargı kararlarını uygulamadığı, sanığın bu suretle görevi kötüye kullanma suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 28/5/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır. Başvurucu, aynı şikâyetle Fakülte Yönetim Kurulu Üyesi ve Bölüm Ana Sanat Dalı Başkanı S.K.Y. hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçeyle ilgilinin görev ve yetkilerini kötüye kullanması suretiyle lehine olan yargı kararlarını kasten ve keyfî olarak etkisizleştirmeye çalıştığını belirterek suç duyurusunda bulunmuştur. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 8/10/2012 tarihli ve 2012/1896 sayılı evrakı kapsamında görevsizlik kararı verilerek dosya, soruşturmayı yürütmekle yetkili Üniversite Rektörlüğüne gönderilmiştir. 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun maddesi uyarınca açılan ceza soruşturması sonucunda Üniversite Ceza Kurulunun 12/2/2013 tarihli ve 2013/03 sayılı kararı ile soruşturma konusu suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından son soruşturma açılmasına mahal olmadığına, men-i muhakeme kararının incelenmek üzere Danıştay Birinci Dairesi Başkanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Danıştay Birinci Dairesinin 16/5/2013 tarihli ve E.2013/499, K.2013/671 sayılı kararı ile dosyadaki bilgi ve belgelere göre mevcut delillerin atılı suçlardan dolayı şüpheli hakkında kamu davası açılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından Üniversite Rektörlüğünce oluşturulan Kurulun 12/2/2013 tarihli men-i muhakeme kararının onanmasına karar verilmiştir. Bu kararın 12/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmesi üzerine başvurucu 5/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine 2013/6129 sayılı bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu, yargı kararının uygulanmaması amacıyla şahsının görev süresinin uzatılmamasına yönelikS.K.Y.nin olumsuz görüşlerinin ve raporunun bulunduğunu, verebileceği derslerin programdan kaldırılmasına bu kişinin neden olduğunu ve buna benzer birtakım mobbing uygulamalarına maruz kaldığını, belirtilen eylemler nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerine ilgili hakkında men-i muhakeme kararı verildiğini ve bu kararın da onanarak kesinleştiğini, somut deliller bulunmasına rağmen ilgilinin yargılanmasının engellendiğini, bu şekilde hakkını aramaktan mahrum bırakıldığını beyan ederek Anayasa’nın , , , , , ve maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 16/9/2015 tarihli kararıyla 2013/6129 sayılı bireysel başvuruyu, başvurucunun görev yerinde birtakım mobbing uygulamalarına maruz kaldığı ve yaptığı suç duyurusu üzerine yürütülen soruşturma sonucu verilen kararın adil olmadığı hususları çerçevesinde Anayasa’nın ve maddeleri yönünden incelemiştir. Mahkeme, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz, şiddet ve yıldırma türünden davranış grubu olarak kabul edilen ve başvuruya konu eylemlere benzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne müdahale edildiği iddiasının bulunması durumunda hukuk davası yoluyla etkin bir giderim sağlanmasının mümkün olduğu, başvurucunun ise etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma yoluna gitmediği için başvurunun Anayasa’nın maddesine ilişkin kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, S.K.Y. hakkındaki suç duyurusu üzerine yürütülen soruşturma sonucu verilen kararın adil olmadığı iddiasıyla ilgili olarak ise bir ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişilerin adil yargılanma hakkının koruma alanı dışında kaldığı gerekçesiyle başvurunun Anayasa’nın maddesine ilişkin kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Başvurucu 26/9/2011 tarihli dilekçesiyle üniversite rektörü ve diğer ilgililerin görev ve yetkilerini kötüye kullanmak suretiyle lehine olan yargı kararlarının kasten ve keyfî olarak etkisiz kılınmaya çalışıldığını belirterek İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararı verilerek dosyayı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına (YÖK) göndermiştir. YÖK Denetleme Kurulunca düzenlenen 18/3/2013 tarihli inceleme raporunda ilgililer hakkında lüzum-u muhakeme veya men-i muhakeme kararı verilmeden iddianın sübut bulmadığı sonucuna varılmış ve bu husus başvurucuya bildirilmiştir. Başvurucu 17/5/2013 tarihli dilekçesiyle söz konusu işlemin incelenerek kaldırılması istemiyle Danıştaya başvuruda bulunmuştur. Danıştay Birinci Dairesi 2/7/2013 tarihli ve E.2013/944, K.2013/963 sayılı kararı ile rektör ve diğer görevliler hakkında 2547 sayılı Kanun'un maddesine göre verilmiş bir lüzum-u muhakeme veya men-i muhakeme kararı bulunmadığı gibi hukuken başvurucunun men-i muhakeme kararına itiraz hakkının da bulunmadığı gerekçesiyle itirazın incelenmeksizin reddine karar vermiştir. Bu karar 23/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş ve 12/8/2013 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır. B. İlgili Hukuk 2547 sayılı Kanun’un maddesi. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez…”