(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/15402 E. , 2007/420 K. MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.06.2005 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 12.04.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar ver…
**(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/15402 E. , 2007/420 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.06.2005 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 12.04.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: \_K A R A R\_ Davacı, davalıya ait bina çatısından akan suların taşınmazına zarar verdiğini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur. Mahkemece yargılama aşamasında elatma sona erdiğinden davanın konusu kalmadığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulmuştur. Hükmü taraflar temyiz etmiştir. 1-Yapılan yargılamaya toplanan delillere davalının davanın açılmasına sebebiyet vermiş olmasına göre yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasında usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemiş, temyiz isteminin reddi gerekmiştir. 2-Davacının temyiz itirazlarına gelince; Dava, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesi isteğine ilişkindir. Medeni Kanunun 683 maddesi “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.” hükmü ile malikin mülkiyet hakkının hukuksal sınırlar içinde kullanabileceğini düzenlemiştir. Anılan Kanunun taşınmaz mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “Komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. (önceki Medeni Kanunun 661.) maddesi “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşuların etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle; taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır.” hükmü ile de malike, mülkün kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek, yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir. Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır. Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise, mahkemece, kurulacak hükümde, zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur. Eldeki davada da, davalının yaptığı binanın yağmur sularının tahliyesi için saçağa koyduğu plastik boruların ucunu davacı taşınmazına yönelttiği, yargılama aşamasında boruların çatıya zarar vermeyecek şekilde toprak zemine yönlendirildiği saptanmıştır. Mahkeme bu saptama nedeniyle elatmanın sona erdirildiği kabul edilmiştir. Ne var ki, bilirkişinin düzenlediği 5.12.2006 tarihli raporda tahliye borularının zemine verilmesinin davacı taşınmazına zarar vermeye devam edeceği belirtilerek bu zararın giderim şekli de gösterilmiştir. O halde, komşuluk hukuku ilkeleri de gözetildiğinde, davalının davacıya zarar veren eyleminin devam ettiğinin kabulü ile bilirkişi raporunda açıklandığı şekilde bu eylemin giderim şeklinin hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle davalının temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. bentte yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, davacı tarafından peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 23.01.2007 tarihinde oybirliği ile karar veridi.