Başvuru, taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında bırakılması nedeniyle mülkiyet hakkının; bunun üzerine açılan davanın husumet yönünden reddedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında bırakılması nedeniyle mülkiyet hakkının; bunun üzerine açılan davanın husumet yönünden reddedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 6/4/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1948 yılında doğmuş olup Antalya ilinde ikamet etmektedir. Başvurucu Antalya ili Manavgat ilçesi Gündoğdu beldesinde bulunan 000 m2 yüz ölçümlü 508 parsel sayılı taşınmazı 16/2/1978 tarihinde satın almıştır. 508 parsel sayılı taşınmaz 18/8/1983 tarihinde ifraz görmüş ve 020 m2lik kısmı 1131 parsel ve 980 m2lik kısmı ise 1132 parsel numaralarını almıştır. Başvurucu 1131 parsel sayılı taşınmazı 22/8/1983 tarihinde ve 1132 parsel sayılı taşınmazı da 10/5/1984 tarihinde üçüncü kişilere satış yoluyla devretmiştir. Başvurucu 9/12/2010 tarihinde Antalya Valiliğine (Valilik) başvurarak 508 sayılı parselin 10/5/1982 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisi içinde ne kadar kısmının kaldığının bildirilmesini istemiştir. Valilik tarafından verilen 5/1/2011 tarihli cevapta 1/1000 ölçekli ve 10/5/1982 tarihli paftada parselin yaklaşık 74 m2lik kısmının kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında (kıyı bandında) kaldığı belirtilmiştir. Ekinde sunulan krokide kıyı kenar çizgisi sınırının 23/11/1983 tarihinde onaylandığı anlaşılmaktadır. Başvurucu 11/1/2011 tarihinde Manavgat Malmüdürlüğüne başvurarak 508 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle el atılan kısmı için eş değer taşınmaz verilmesini veya taşınmazın bedelinin ödenmesini istemiştir. Malmüdürlüğünce verilen 16/2/2011 tarihli cevap yazısında; kıyıların özel mülke konu olamayacağı, kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atmadan söz edilemeyeceği ve bu nedenle yapılacak bir işlem olmadığı bildirilmiştir. Başvurucu 7/5/2012 tarihinde yeniden Valiliğe başvurmuştur. Bu başvuruda, 508 parsel sayılı taşınmazın 000 m2sinin kıyı kenar çizgisi içinde kaldığını ve bu kısma kamulaştırma yapılmaksızın el konulduğunu belirterek arsa bedelinin ödenmesini istemiştir. Valiliğin talebine istinaden Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca verilen 26/6/2012 tarihli cevap yazısında, kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında oldukları, kıyıda kalan özel mülkiyete tabi taşınmazlar hakkında tapu iptali tescil davası açılarak devletin hüküm ve tasarrufu altına alınmaya yönelik işlemler yapıldığı ve tapu iptalinden dolayı taşınmaz sahibinin tazminat talebinde bulunabileceği belirtilmiştir. Başvurucu 10/5/2011 tarihinde Maliye Hazinesi aleyhinde Manavgat Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmış ve kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat isteminde bulunmuştur. Mahkeme 15/2/2012 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi özetle şu şekildedir:i. Mahkeme kamulaştırmasız el atma ile ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yapmıştır. Mahkemeye göre olayda davalı idarenin başvurucunun malını elinden alması söz konusu olmadığı gibi bir el koyma eylemi de bulunmamaktadır. Mahkeme dava konusu parselden kıyı kenar çizgisinin geçirilmesinin ve onanmış hali hazır haritasına işlenmesinin idari bir karar olduğunu ve kamulaştırmasız el atmanın gerçekleşmediğini belirtmiştir. Temyiz edilen karar Yargıtay Hukuk Dairesince (Daire) 20/11/2012 tarihinde değişik gerekçeyle onanmıştır. Dairenin onama kararı özetle şu şekildedir:i. Başvurucu 000 m2lik taşınmazın tamamına 16/2/1978 tarihinde sahip olmuştur. Taşınmaz 020 m2 yüz ölçüm ile 1131 parsel ve 980 m2 yüz ölçüm ile 1132 parsellere ifraz görmüştür. Başvurucunun hiçbir alan kaybı olmadan bu şekilde taşınmazlarını şahıslara sattığı anlaşılmıştır.ii. Kamulaştırmasız el atma davası açabilmesi için ise el atıldığı ileri sürülen taşınmazın tapu maliki olunması veya mülkiyetinin başvurucuya ait olduğuna ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararı bulunması gerekir.iii. Bu nedenle taşınmazın üçüncü şahıslara satışlarından sonra taşınmazların bir kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı gerekçesiyle açtığı davada başvurucunun aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle sonucu itibarıyla davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan karar düzeltme istemi Daire tarafından 23/9/2013 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar 6/4/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 6/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Mevzuat Hükümleri 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Sahipsiz yerler ve yararı kamuya ait mallar" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sular ile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler ve bunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz.Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait malların kazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanun hükümlerine tâbidir." 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun ''Tanımlar'' kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunda geçen deyimlerden;Kıyı çizgisi:Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, taşkın durumları dışında, suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgiyi,Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırını,Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı,...ifade eder."3621 sayılı Kanun'un''Genel esaslar'' kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Kıyılar ile ilgili genel esaslar aşağıda belirtilmiştir:Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır,Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur.Kıyı kenar çizgisinin tespit edilmediği bölgelerde talep vukuunda, talep tarihini takip eden üç ay içinde kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur.Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Sahil şeritlerinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşabilir.Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Yaklaşma mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanlar, ancak yaya yolu, gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçla kullanılmak üzere düzenlenebilir.Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Sahil şeritlerinin derinliği, 4 üncü maddede belirtilen mesa-feden az olmamak üzere, sahil şeridindeki ve sahil şeridi gerisindeki kullanımlar ve doğal eşikler de dikkate alınarak belirlenir.Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Taşıt yolları, sahil şeridinin kara yönünde yapı yaklaşma sınırı gerisinde kalan alanda düzenlenebilir.Ek : (1/7/1992 - 3830/2 md.) Sahil şeridinde yapılacak yapıların kullanım amacına bağlı olarak yapım koşulları yönetmelikte belirlenir." 3621 sayılı Kanun'un ''Kıyı kenar çizgisinin tespiti'' kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümleri şöyledir: " Kıyı kenar çizgisi, valiliklerce, kamu görevlilerinden oluşturulacak en az 5 kişilik bir komisyonca tespit edilir....Komisyonca tespit edilip valiliğin uygun görüşü ile birlikte gönderilen kıyı kenar çizgisi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylandıktan sonra yürürlüğe girer...." Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/4/2017 tarihli ve E.2007/5-233, K.2007/221 sayılı kararının ilgili kısımları şu şekildedir:"...Öncelikle belirtilmelidir ki, bir davada taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Dolayısıyla davacı sıfatı (aktif husumet) dava konusu hakkın sahibine; davalı sıfatı (pasif husumet) o hakka uymakla yükümlü olan kişiye aittir.Bu noktada, mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir.Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir.Görüldüğü üzere, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Bu nedenle taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir....Bu noktada, mal sahibi el atmanın önlenmesi veya bedel davası açmaktaki seçimlik hakkını dava açarken kullanabileceği gibi, el atmanın önlenmesi davası açtıktan sonra da davasını bedel davasına dönüştürebilir (Ali Arcak, Kamulaştırmasız El koyma ve Yeni Hükümler, Ankara 1987, s:40).Türleri gösterilen davalardan hangisi olursa olsun, ister, el atmanın önlenmesi, ister bedel davası açılsın; dava açmanın ilk şartı, o yerin tapu ile maliki veya mirasçısı olmaktır....''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini istemek hakkına sahiptir..."