Aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, ticari hükümlerle yasaklanmış işlemler ve şartlar batıldır. Ancak, sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır; sınırı aşan edimler hata ile yerine getirilmiş olmasa bile, geri alınır. Bu sınırlarda, Türk Borçlar Kanununun 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uygulanmaz.Ticari işletmeler arasında mal ve hizme
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tıbbi malzeme tedarikinden dolayı dava dış...Uygulama ve Araştırma Hastanesi (Döner Sermaye İşletmesi)'nden toplam 369.573.10 TL alacaklı olduğunu, borçlunun, ödemelerinden yaşanan gecikmeler sebebiyle, müvekkili şirketin finansman sıkıntısı içine girdiğini ve bunu aşmak için davalı bankadan kredi talebinde bulunduğunu, davalı banka açacağı krediyi teminat altına almak için, müvekkilinin dava dışı kurumdaki alacağının teminaten temlikini istediğini, bunun üzerine müvekkili şirket, dava dışı ...Uygulama ve Araştırma Hastanesinden olan 12.05.2014-24.06.2014 arası tarihli 17 adet toplam 369.573.10 TL'lık fatura alacaklarının 25.08.2014 tarih ve 10546 yevmiye numaralı Temlik Sözleşmesi ile kullanmış olduğu kredinin teminatı olarak davalı bankaya temlik ettiğini, TBK 189. md. yer alan hüküm gereği, temlik edilen asıl alacakla birlikte işlemiş faizleri de devrettiğini, aynı kanunun 190. md. uyarınca da, temlike konu alacak hakkına ilişkin tüm belgeler ve bilgiler temlik sözleşmesi ile birlikte davalı bankaya teslim edildiğini, bu temliklerin, davalı bankanın müvekkili şirkete açmış olduğu kredi borçlarının ifası amacıyla ve ifa yerine değil; krediden doğan asıl borç ifa edilince müvekkili şirkete iade edileceği inancıyla (teminat amacıyla) temlik edildiğini, bu sebeple "teminaten temlik sözleşmeleri" ile taraflar arasında bir inanç ilişkisi kurulduğunu, davalı banka inanç sözleşmesine istinaden kendisine devredilen alacak hakkını özenle idare ve muhafaza etme, krediden doğan alacağını temlik edilen alacaktan karşılama, varsa aşan kısmını iade etme (iadeten temlik) borcu altında olduğunu, müvekkili şirketin, davalı bankaya teminat amacıyla temlik sebebiyle borçlu kurumun, temlik keyfiyetinin bildirilmesi üzerine, davalıya temerrüt tarihinden sonra aşağıda gösterildiği şekilde gecikmeli olarak ödemeler yaptığının tespit edildiğini, bu ödemelerin davalı banka tarafından kredi borcuna sayıldığını, müvekkil şirketin, davalı bankanın ... Şb. 18.09.2014 tarihli Genel Kredi Sözleşmesi ile açmış olduğu krediden kaynaklanan asıl borcu ve bu sözleşmeye bağlı diğer borçlarının yukarıda gösterilen ödemeler ve davalıya müvekkili şirketin doğrudan yaptığı ödemelerle tamamen ifa edildiğini, müvekkili şirketin kredi sözleşmelerinden dolayı davalı bankaya bir borcu kalmadığını, dolayısıyla alacağın teminat amacıyla temlikine ilişkin inanç sözleşmesi, asıl borcun ifa edilmesiyle sona erdiğini, temlik edilen alacağın teminat olma İşlevi gerçekleşmediğini, bu hukuki durum karşısında müvekkili şirketin, borçlu kurum tarafından temlik sebebiyle dâvâlı bankaya temerrütten sonra yapılan ödemelerin, öncelikle gecikme faizi ve masraflardan sayılmış olması lazım geldiğini belirterek, kredi borcunun ifa ile sona ermiş olması sebebiyle temlik ettiği alacağın bakiyesinin iadaten temlikini davalı bankadan 19.07.2017 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname ile talep ettiğini, davalı banka ihtara bugüne kadar cevap vermediğini, iadeten temlikten kaçındığını, oysa, borçlu kurumun teyit yazılan ile fatura içeriklerine bir itirazlarının bulunmadığını bildiğini, teminat amacıyla olsa da, alacağın temliki halinde alacağı devralan, devraldığı alacağın aslı ve ferilerini birlikte kazanmış olduğunu, TBK 189. md. yer alan hüküm gereğince de ister yasal, ister sözleşmeden doğsun sadece işlemekte olan faizler değil, işlemiş faizler de asıl alacakla birlikte devredilmiş sayılacağını, temlikle, devredenin alacak üzerinde tasarruf yetkisi kalmaz, "alacaklı sıfatını" devralan iktisap eder ve alacak aslı ve ferileriyle birlikte ona ait olur, temlikin teminat amacıyla yapılmış olması bu hukuki durumu değiştirmeyeceğini, temerrüde düşen borçlunun yaptığı ödemeleri ana borçtan saymaya ilişkin bir tercih hakkının olmadığını, bu hakkın alacaklıya ait olduğunu, dolayısıyla davalı bankanın temlikle devraldığı alacakla ilgili, borçlunun temerrüde düştükten sonra yukarıda gösterilen tarihlerde yaptığı ödemeleri öncelikle gecikme faizinden ve masraflardan saymış olması gerekirken, böyle yapmayarak, temlik sebebiyle borçlunun kendisine yaptığı ödemeleri ana borçtan düşmesi teminaten temlik aldığı alacağı korumaya ilişkin özen borcuna aykırılık teşkil ettiğini, bu ise TKB. 112. md. gereğince, alacağını teminaten temlik eden (inananın) varsa bundan doğan zararının tazminini gerektirdiğini borçlunun temerrütten sonra yaptığı ödemeler sebebiyle, müvekkili şirketin borçlunun gecikmeli ödemelerinden dolayı faiz alacağının mevcut olduğunu, davalı bankanın açmış olduğu kredi sözleşmesinden doğan temlike konu alacağın teminat altına aldığı asıl borç ifa ile sona erdiğine göre, borçlu kuruma karşı bakiye alacaklarının ve sözleşmeden doğan sair yasal haklarını ileri sürebilmeleri ancak teminat amacıyla temlik ettikleri alacaktan geriye kalanın müvekkili şirkete iadeten temlik edilmesi halinde mümkün olacağını, bu sebeple davalının kusurlu olduğunu, müvekkili şirket ile dava dışı Üniversite döner sermaye işletmesi arasındaki alacağı doğuran ilişki, tıbbi malzeme tedarikinden kaynaklanmakta olup, her iki tarafın ticari işletme olması sebebiyle, zararın kapsamı belirlenirken temerrüt ve temerrüt faizi konusunda 6102 sayılı TTK 1530. md. 2. fıkrasında yer alan hükmün uygulanacağı ve zararlarının kapsamının bu hükümden gösterilen esaslar çerçevesinde hesaplanacağının açık olduğunu, taleplerinin bu yönde olduğunu, TTK 1530. md. göre Merkez Bankasınca her yıl Ocak ayında belirlenen temerrüt faiz oranlan değiştiği ve asıl borçlu temlik ettikleri alacaklarını bu maddeye göre farklı tarihlerde temerrüde düştüğünden, teminat miktarını daya tarihinde tam ve kesin olarak belirleyebilmeleri mümkün olmamış, bu sebeple davanın belirsiz alacak olarak açıldığını iddia ederek yukarıda açıklanan sebeplerle; tahkikat sonucu tazminat alacaklarının tam ve kesin olarak belirlendiğinde, HMK 107/2. md. Uyarınca taleplerini artırma haklan bulunduğu dikkate alınarak, asgari olarak 10.000.- TL tazminatın, ihtar tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, yargılama giderleri ve vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.