DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3089 E. , 2024/835 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3089 Karar No : 2024/835 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 24/05/2022 tarih ve E:2016/57235, K:2022/3473 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbir
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3089 E. , 2024/835 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2022/3089 Karar No : 2024/835 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 24/05/2022 tarih ve E:2016/57235, K:2022/3473 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve yine bu kararlar nedeniyle uğradığını iddia ettiği manevi zararlara karşılık olmak üzere 100.000,00 TL'nin faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 24/05/2022 tarih ve E:2016/57235, K:2022/3473 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-b maddesi uyarınca anılan suçu işlemediğinin sabit olduğu gerekçesiyle beraatine karar verildiği, UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan beraat kararının istinaf edilmeden 02/10/2019 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü, Davacının kendi beyanı yönünden, Dairelerinin 03/12/2021 tarihli ara kararına Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilen 25/02/2022 tarihli cevabî yazıda, davacının oğlu M.B.B.'nin 2008-2009 yılları arasında FETÖ'ye müzahir olduğu gerekçesiyle kapatılan Özel Yılmaz Akansu İlkokulu'na kayıtlı olduğu hususu ile davacının ifade tutanağı incelendiğinde, davacının çocuğunu eğitim amacıyla FETÖ/PDY yapılanmasına ait okula gönderdiğini, üniversite sınavına hazırlanan çocuğu için deneme sınavları vermesi nedeniyle bir yıl süreyle Zaman Gazetesi aboneliği bulunduğunu beyan ettiği görülmüş ise de, davacının eğitim saiki dışında örgütsel tavır ve destek amacıyla çocuğunu 2008-2009 yılları arasında örgüte müzahir okula gönderdiği ve Zaman Gazetesine abone olduğu yönünde davalı idarece dosyaya sunulmuş bir tespitin bulunmadığı görüldüğünden davacının anılan beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, A.B., A.T., H.S. ve S.K. isimli tanıkların davacı hakkında verdikleri beyanların, davacının beyanları ve tanık A.B.'nin davacının yargılandığı ceza mahkemesinde verdiği ifade ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda, tanık beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyacak nitelikte ve yeterlilikte bulunmadığı sonucuna varıldığı, HTS kaydı yönünden, davacı hakkında düzenlenen HTS analiz raporunun davalı idare tarafından dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacı hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarih ve Sor. No:… sayılı iddianamede yer alan tespitlerin değerlendirilmesi sonucunda, belirli bir periyot veya yoğunluk tespiti yapılmaksızın, yalnızca haklarında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma yürütülen bir kısım kişilerle telefon görüşmesinin bulunduğu iddiasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan 03/12/2021 tarihli ara kararına davalı idare tarafından verilen 21/03/2022 tarihli cevabî yazıda, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin … esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 2016/7900 sayılı) soruşturma dosyasının dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı, Sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan diğer delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 03/12/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dava konusu kararlarda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, Davacının dava konusu kararlar nedeniyle uğradığını iddia ettiği manevi zarara karşılık olmak üzere manevi tazminata hükmedilmesi istemi değerlendirildiğinde ise; Manevi tazminatın, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracı olduğu, manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışının manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kıldığı, manevi tazminatın olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayan bir tazmin aracı niteliğinde olması nedeniyle, yargı mercilerince takdir edilecek manevi tazminatın, ilgilinin zenginleşmesine yol açmayacak ve aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak miktarda belirlenmesi gerektiği, Uyuşmazlık konusu olayda, davacının yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisak ve irtibatının bulunduğu ileri sürülerek meslekten çıkarılmasına dair dava konusu kararların hukuka aykırı olduğunun saptanması karşısında, dava konusu kararların sebep unsuru ve davacının üzerinden alındığı kamu görevinin niteliği de göz önüne alındığında, hakkında hukuka aykırı olarak tesis edilen kararlardan dolayı davacının duyduğu elem ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesini temin amacıyla takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın davacıya ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı, Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle, Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, yoksun kalınan parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın davacının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, Dairece davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu noktasında katı bir bakış açısıyla sonuca varıldığı, davacının hâkimlik ve savcılık mesleğinde kalmasının uygun olup olmaması yönünden yapılan değerlendirmede sübut derecesinin aranmasının usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu, Dairenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile işbu dosyadaki gibi verilen iptal kararlarının gerekçelerinde ciddi çelişkiler bulunduğu, davacı hakkında adli yargı mercilerince verilmiş karar dava konusu işlemi kusurlandırmadığından, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olup olmadığına dair uyuşmazlığın dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgeler incelenerek ve resen araştırma ilkesi uyarınca gerekli araştırmalar yapılarak sonuçlandırılması gerektiği, davacı hakkındaki delillere salt davacının beyanları esas alınmak suretiyle itibar edilmediği, oysa bu delillerin rastlantı veya yanlış anlaşılma ile açıklanmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davacının çocuğunun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı okulda eğitim görmesine ilişkin delilin Dairece benzer bazı dosyalarda aleyhe delil olarak kabul edildiği, idarelerinin kişinin iç dünyasındaki bir güdülenmenin aksini ispat etmesinin, bu bağlamda bir tespiti dosyaya sunmasının mümkün olmadığı, Dairenin de bunu öngöremeyeceği, Dairece resen araştırma ilkesi çerçevesinde tüm verilere sahip olunabilinecekken HTS kayıtlarının idarelerince dosyaya sunulmaması gerekçesiyle dikkate alınmamasının ve adli yargı mercilerince ulaşılan tespitlerin karara dayanak yapılmasının hukuka aykırılık oluşturduğu, belirli bir periyot ile Dairenin neyi kastettiğinin bilinmediği, bu davalarda periyot belirlemesi yapılmasının doğru bir yaklaşım olmayacağı ve görüşmelerin yoğunluğunun görüşme hakkında bir veri oluşturmayacağı, ihbar ve şikâyet dilekçelerinin 2802 Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 97. maddesi kapsamında disiplin hukuku bağlamında ele alınarak değerlendirildiğinden salt şikayet dilekçesi üzerine idareleri tarafından verilen karar sonucuna göre hareket etmenin hatalı değerlendirmeye yol açacağı gibi, dilekçede davacı hakkındaki isnatların ve söz konusu dilekçenin iltisak ve irtibat noktasında ne şekilde değerlendirildiğinin kararda tartışılmamasının isabetsiz olduğu, şikayetlere ilişkin herhangi bir değerlendirmeye yer verilmeyerek incelemenin eksik olarak yapıldığı, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, söz konusu taleplerin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceği ve faiz konusunda da yasal faizin dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin de kabulünün mümkün olmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 13/12/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevaba ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Beşinci Dairesi kararının, temyize konu davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmı ile hükmedilen manevi tazminata ilişkin kısmı dışındaki kısımları, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuştur. Her ne kadar davalı idare tarafından, tanık beyanlarına göre FETÖ/PDY'nin etkin olduğu 2010 yılı sonrasında oluşan HSK'yı ve 17-25 Aralık olaylarını destekler/savunur mahiyetteki söz ve davranışlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüş ise de, tanık ifadelerinin incelenmesinden, tanık A.B.'nin, HSK Müfettişlerince alınan ifadesinde, paralel yapılanmayı kastederek diğer meslektaşlarına "asıl hırsız bunlar, 17-25 Aralık 2013 uydurmasını gerçekleştirdiler, dolar fırladı, döviz fırladı, maaşlarımız eridi, cemaat benim cebimden parayı çaldı" dediğini, cemaat ile kastettiğinin paralel yapılanma olduğunu, bunları konuşurken arkasını döndüğünde dört adım gerisinde davacının olduğu ve onu dinlediğini farkettiğini, aniden koluna girerek "cemaatten ne zarar gördün hakim bey, niye böyle konuşuyorsun” şeklinde sorduğunu, diğer meslektaşlarına anlattığı hususları aynen kendisine tekrar ettiğini, dik bir duruş sergileyince kendisinin daha fazla bir şey söylemediğini, 2010 yılı HSYK seçimleri ile oluşan kurul üyelerini eleştirdiğinde yine arkasında üç dört adım geride davacının olduğunu farkettiğini, yine kolundan tutarak 2010 HSYK seçimleri ile oluşan kurulu kastederek "sen bu kuruldan ne zarar gördün” dediğini, yine aynı şekilde o kurul hakkında diğer meslektaşlarına söylediği hususları kendisine tekrar ettiğini, anılan kurul zamanında hakkında haksız olduğunu düşündüğü bir soruşturma açıldığını kendisine ilettiğini, 2014 HSYK seçimlerinin yapıldığı gün, gün boyunca oy sayımı sonrasına kadar seçim alanında bulunduğunu, davacının oy kullanıp kullanmadığını bilmediğini, ancak oy sayımı esnasında orada olmadığını, bağımsız görünümlü olarak seçime girip daha sonra FETÖ irtibatı nedeniyle ihraç edilen adaylar lehine bir kısım meslektaşlarının sandık başında seçim sonuçlarını takip ettiğini, davacıyı bunlar arasında görmediğini beyan ettiği, aynı tanığın davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan beyanında; davacının yapıya mensup kişilerle ortak hareket ettiğini görmediğini, önceki HSK'yı eleştirir mahiyette konuşurken davacının "sen bu kuruldan ne zarar gördün" dediğini, "cemaatten ne zarar gördün" diye bir beyanının olmadığını, 17-25 Aralık 2013'ten sonra bu olayları eleştirdiğini, örgütü kast ederek "cebimizden parayı çaldılar" dediğini, davacının da arkasından gelerek "hayırdır hakim bey niye bu kadar kızgınsınız paranızı kim çaldı" dediğini, diğer tanık A.T.'nin ise, yukarıda ismi geçen A.B.'nin, paralel yapılanmanın 17-25 Aralık 2013 olayları ile ekonomiye darbe vurduklarını, bu yaptıkları işlerin doların yükselmesine neden olduğunu, memurun maaşının doların yükselmesi ile eridiğini, memurun cebinden bu şekilde para çaldıklarını, asıl hırsızın 17-25 Aralık 2013 operasyonunu yapan kişiler olduğunu söylediğini hemen arkalarında da davacının olduğunu farkettiklerini, davacının A.B.'nin koluna girerek "hakim bey niye kızgınsın, kim çaldı paranı” şeklinde söz söylediğini, A.B.'nin konuşmalarını duymuş olması sonrasında bu sözleri söylemesi nedeniyle A.B.'nin paralel yapılanma aleyhine söylediği sözlere tepkisel olarak bu sözleri söylediğini düşündüğünü, davacının bağımsız adı altında seçime girip daha sonra HSYK Genel Kurulunca meslekten çıkarılmasına karar verilen adayları desteklediğine ve bu adayları destekleyen hakim ve savcılarla birlikte hareket ettiğine de şahit olmadığını ifade ettiği anlaşılmıştır. Buna göre, tanık A.B.'nin HSK müfettişlerince alınan ifadesinde, 17-25 Aralık 2013'ten sonra paralel yapılanmaya yönelik yaptığı eleştiri esnasında davacının arkadan gelerek "cemaatten ne zarar gördün hakim bey, niye böyle konuşuyorsun” şeklinde sorduğu beyan edilmişken, tanık A.T.'nin ifadesinde, anılan sorunun "hakim bey niye kızgınsın, kim çaldı paranı” şeklinde olduğu, yine tanık A.B.'nin, davacının yargılandığı ceza mahkemesinde alınan beyanında da, davacının "hayırdır hakim bey niye bu kadar kızgınsınız paranızı kim çaldı" dediğini ifade ettiği görüldüğünden HSK müfettişlerince alınan tanık beyanlarının "cemaat" ifadesi yönünden birbiriyle örtüşmediği; ayrıca tanık ifadelerinde, davacının anılan konuşmaların yapıldığı esnada tanıkların gerisinde olduğuna yer verildiği anlaşılmakla birlikte, kim hakkında eleştiride bulunulduğunun konuşanlardan uzak olan kimse tarafından tam olarak anlaşılamayabilecek olması, yine anılan tanık beyanlarında, yolda yürürken ön tarafında yapılan konuşmalar kendisine anlatıldıktan sonra davacı tarafından FETÖ/PDY terör örgütü lehine beyan edilen herhangi bir ifadeye yer verilmemesi ve tanıklarca davacının 2014 HSK üye seçimleri döneminde, yapıya mensup kişilerle ortak hareket ettiğine şahit olunmadığının belirtilmesi karşısında, salt bu tanık beyanlarıyla davacının, yolda önünde yürüyen kişilerce yapılan eleştiri mahiyetindeki konuşmaları duyar duymaz eleştirilenleri ve eleştirilen konuları bilerek konuşulanlara FETÖ/PDY terör örgütü lehine tepki gösterdiği anlamının çıkarılamayacağı sonucuna varılmış olup, davalı idarece de, 'davacının soruyu "cemaatten ne zarar gördün hakim bey, niye böyle konuşuyorsun” şeklinde sormadığı, kızgınlığının sebebinin ne olduğunu öğrenmek için latife olsun diye neden kızgın olduğunu sorduğu, yine 2010 yılı HSYK seçimleri ile oluşan kurul üyelerine yönelik yapılan konuşmada sorduğu "sen bu kuruldan ne zarar gördün” sorusunu konunun içeriğini merak ettiğinden sorduğu, bu soruların sorulmasıyla FETÖ/PDY yapılanması içerisinde olunduğu sonucunun çıkarılamayacağı yönündeki savunmalarının' aksini ortaya koyacak şekilde herhangi bir bilgi ve belge de dava dosyasına sunulmadığından anılan iddia ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen diğer iddialar, kararın esastan bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Öte yandan, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin düşülmesi gerektiği tabiidir. Daire kararının, davacı lehine hükmedilen maddi haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmına gelince; Faiz, en genel anlamıyla, konusu bir miktar paranının ödenmesinden ibaret olan borçlarda, alacaklının bu paradan yoksun kaldığı süre içinde oluşan zararına karşılık olarak ödenen ve alacağın türüne göre oranı değişen bir bedeldir. Hukuka aykırı işlem veya eylem nedeniyle uğranılan zararların ya da yoksun kalınan maddi ve manevi hakların karşılanması zaman içinde gecikebildiğinden, ilgililerin bu gecikmeden doğan zararının giderilmesi için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekli bulunmaktadır. Yerleşik yargısal içtihatlara göre, hukuka aykırılığı saptanan idari işleme dayalı olarak hükmedilecek maddi ve manevi tazminata yürütülecek faizin başlangıç tarihinin, genel olarak idarenin temerrüde düştüğü tarih de olan işlem tarihi olduğu kabul edilmekle birlikte, davacı tarafından dava dilekçesinde yasal faizin başlangıç tarihinin belirtilmemesi hâlinde, iptal davasının açıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacının dava dilekçesinde yoksun kaldığı maddi haklarına yasal faiz yürütülmesini istediği, ancak bunun başlangıç tarihini göstermediği, bu durumda dava açma tarihi olan 02/12/2016 tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken, Daire kararında meslekten çıkarıldığı tarihin yasal faizin başlangıcı olarak alındığı görülmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda Danıştayın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda, temyize konu Daire kararının hüküm fıkrasının üçüncü sırasındaki "yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadesinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Daire kararının, davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin kısmına gelince ise; Manevi tazminat kişinin manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının bir miktar parayla kısmen de olsa hafifletilmesini sağlamak amacına yönelik olup, bir manevi tatmin aracıdır. Manevi tazminatın bu niteliği dikkate alındığında, belli bir zarar karşılığı olmayan yalnızca olay nedeniyle duyulan üzüntünün kısmen giderilmesi amacını taşımakta ise de, idarenin her hukuka aykırı işlemi nedeniyle duyulan üzüntü karşılığı manevi tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurmaz. Bir idari işlemin mevzuata ve hukuka aykırılığı, kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de; her aykırılığın tazminat sorumluluğunu gerektirmeyeceği de idare hukuku ilkelerindendir. Bir işlemin herhangi bir yönden mevzuata ve hukuka aykırı görülerek iptal edilmiş olması, hizmet kusurunun varlığını kabule yetmez. Hizmet kusurunun oluşabilmesi için saptanan yanlışlık ve aykırılığın, hizmetin iyi kurulmadığını, düzenli işlemediğini gösterecek derecede ağır ve belirgin olması gerekir. Buna göre, idarenin her hukuka aykırı işleminin manevi tazminat ödenmesi sonucunu doğurmayacağı açık olup, davacının dosyadaki durumu ve dava konusu işlemlerin tedbir niteliğinde işlemler olması nedeniyle yukarıda yer verilen manevi tazminata ilişkin şartların oluşmadığı anlaşıldığından, davacının manevi tazminata ilişkin isteminin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen reddine, kısmen kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemlerin iptaline, davacının bu işlemler nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ve 10.000,00 TL tutarındaki manevi tazminatın meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 24/05/2022 tarih ve E:2016/57235, K:2022/3473 sayılı kararının, davacı lehine hükmedilen parasal haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü ve manevi tazminata ilişkin hükmü dışındaki kısımlarının ONANMASINA, 3. Anılan Daire kararının hüküm fıkrasının üçüncü sırasındaki "yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadelerinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek ONANMASINA, 4. Anılan Daire kararının, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile … TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 5. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 6. Kesin olarak, 18/04/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Dava; yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve yine bu kararlar nedeniyle uğradığını iddia ettiği manevi zararlara karşılık olmak üzere 100.000,00 TL'nin faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın 138. maddesinde, hâkimlerin bağımsızlığı vurgulanmış ve vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri gerektiği belirtilmiş, hiçbir organ veya kişinin mahkemelere veya hâkimlere emir veya talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği veya tavsiye ve telkinde bulunamayacağı vurgulanmıştır. 139. maddesinde ise hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; tanık A.B.'nin, 17-25 Aralık 2013 olaylarının hemen akabinde paralel yapılanmayı kastederek "asıl hırsız bunlar, 17-25 Aralık 2013 uydurmasını gerçekleştirdiler, dolar fırladı, döviz fırladı, maaşlarımız eridi, cemaat benim cebimden parayı çaldı" dediği, bunun üzerine davacının "cemaatten ne zarar gördün hakim bey, niye böyle konuşuyorsun” şeklinde sorduğu, 2010 yılı HSK seçimleri ile gelen kurul üyelerini eleştirdiğinde davacının 2010 yılı HSK seçimleri ile oluşan kurulu kastederek "sen bu kuruldan ne zarar gördün” dediği yönündeki beyanı, davacının çocuğunun FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir okulda kaydının olması, örgütün yayın organı olan Zaman Gazetesi abonesi olması, davacı hakkında düzenlenen iddianamede, HTS analiz çalışmaları neticesinde düzenlenen raporda; davacının kullandığı telefon ile haklarında FETÖ kapsamında soruşturma yürütülen bir kısım kişilerle görüşmesinin bulunduğunun belirtilmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varıldığından, meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun dava konusu kararlarında hukuka aykırılık bulunmadığı, dolayısıyla davacının maddi ve manevi tazminat talebinin de kabulünün mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği, bu nedenle de davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.