Başvurucu, ulusal ölçekte yayın yapan bir gazetede köşe yazarı olan davalının yazdığı bir köşe yazısında kullandığı ifadelerin kişilik haklarını zedelediğini belirterek, Anayasa’nın 17. , 25. , 26. , 28. , 36. , 40. ve 90. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama ve tazminat talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, ulusal ölçekte yayın yapan bir gazetede köşe yazarı olan davalının yazdığı bir köşe yazısında kullandığı ifadelerin kişilik haklarını zedelediğini belirterek, Anayasa’nın , , , , , ve maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama ve tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 28/1/2013 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 30/9/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 6/11/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 9/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 15/1/2015 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 27/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 7 yıl adli yargıda hâkimlik, 14 yıl adalet müfettişliği, başmüfettişliği ve ayrıca Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği yapmıştır. Başvurucu halen Yargıtay Ceza Dairesinde üye olarak görev yapmaktadır. Ulusal bir gazete olan Star Gazetesi’nin 19/7/2009 tarihli nüshasında yayımlanan “Hürriyet haberi nasıl vermişti” başlıklı gazete makalesinde, Özdemir Sabancı'nın silahlı saldırı sonucu öldürülmesinden sonra gerçekleşen olaylardan bahsedilmiş ve dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü'nün, Cumhurbaşkanı tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyasıyla ödüllendirilen başvurucu Ali Suat Ertosun olduğu bilgisine yer verilmiştir. Söz konusu gazete yazısında şu ifadeler yer almıştır:“Takvimler 9 Ocak 1996’yı gösterirken, Sakıp Sabancı’nın kardeşi Özdemir Sabancı ve iki holding çalışanı Türkiye’nin en iyi korunan binalarından birinde, Sabancı Center’da silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Olayı terör örgütü DHKP-C üstlendi. Suikastte tetiği çeken Mustafa Duyar, bir yıl sonra sürpriz bir şekilde teslim oldu ve Afyon Cezaevi’ne konuldu. Ne hikmetse, Nuri ve Vedat Ergin kardeşler (Karagümrük Çetesi) de bir süre sonra adamlarıyla birlikte aynı cezaevine nakledildi. Ve gene ne hikmetse, bir isyan çıktı, 15 Şubat’ta Sabancı’nın katili Duyar öldürüldü. Bu dönemde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’du... 16 Şubat 1999 tarihli Hürriyet Gazetesi’nin bu haberi şu dikkat çekici saptamalarla verdiğini gördüm: ‘Sabancı suikastinin tetikçisi olan devlet güvencesindeki Mustafa Duyar, kendilerini Afyon Cezaevi’ne naklettiren Karagümrük çetesi tarafından kafasına 3 kurşun sıkılarak öldürüldü. ...Mustafa Duyar’ı öldürmek için DHKP-C’den ‘infaz ihalesi’ almış olabileceği ihtimali üzerinde duruluyor.’ Haberde cinayeti işleyen Karagümrük Çetesi’nin ‘kim’ tarafından Afyon’a nakledildiği yoktu, bunun yerine ‘kendilerini naklettiren’ vurgusu vardı. Cinayet nedeni olarak ise ‘DHKP-C’den ‘infaz ihalesi’ alınmış olabileceği ihtimali’ gösterilmekteydi... Hálbuki... Ekim 2000’de Uşak Cezaevi’ndeki isyan sırasında çekilen video kaydında Nuri Ergin, devletin emriyle Sabancı suikasti sanığı Mustafa Duyar’ı öldürdüğünü açıklıyor... Ve Nuri’nin ardından sahneye çıkan kardeşi Vedat Ergin ise kendilerini ‘Veli ağabey’ diye bahsettiği Veli Küçük’e sormalarını söylüyordu... Ergenekon İddianamesi’nde yer alan bu görüntüler FOX Haber tarafından yayınlandı. İddiaya göre, Sabancı Center’daki cinayetleri Ergenekon Terör Örgütü organize etti ve bunu terör örgütü DHKP-C’ye yaptırdı. Daha sonra ise Karagümrük Çetesi aracılığıyla tetikçi Mustafa Duyar ortadan kaldırıldı. Mustafa Duyar’ın, Afyon Cezaevi’nde kaldığı hücrede suçu üstlendiği ifadesini değiştirmek istediğinden; ‘bildiğim bütün sırları açıklamaya hazırım’ dediği günün akşamı çıkartılan bir isyan sonucu çete sanıklarına öldürtüldüğünden söz edildiğine de rastladım... Uşak E Tipi Cezaevi’nde 2000 yılında hükümlü Nizamettin Dal’ın işkence edilerek öldürülmesiyle ilgili açılan davanın ikinci duruşmasında ifade veren Nuri Ergin, ‘Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz, Sabancı suikastıyla ilgili bir şeyler ortaya çıkarmak istiyorsa Ali Suat Ertosun’un neden Mustafa Duyar’a yakınlık gösterdiğini sorgulasın’ demişti. 15 Şubat 1999’daki Mustafa Duyar cinayeti ertesinde... 19 Aralık 2000 tarihinde Türkiye ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ yaşadı. 30’u tutuklu 32 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Bu dönemde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun’du... 2004 yılında, Ertosun, dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in önerisi üzerine, bu operasyondaki büyük katkısı nedeni ile Bakanlar Kurulu Kararı ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in onayı ile Devlet Üstün Hizmet Madalyası’yla ödüllendirildi. Katledilenlerin yakınları tarafından, Eyüp Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 23 Haziran 2008 tarihindeki oturumunda, sanıkların ifadesi dahi henüz alınmamış iken, her benzeri davada olduğu gibi davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildi.Ergenekon ve faili meçhul cinayetleri araştıran savcı ve hákimlerin görevlerinden alınması için uğraştığı iddia olunan zihniyetin ardına, şöyle bir on yıl geriye doğru giderek bakınca, ürkütücü bir umacıyla karşılaşıyorsunuz... Ve Türkiye’yi sarsan resmi ‘cinayet ve katliamlara’ bulaşanların sırtlarının hiçbir şekilde yere gelmediğini, sürekli korunup kollandıklarını görüyorsunuz. ‘Ergenekon Terör Örgütü’ olduğu iddia olunan anlayış sanki ‘devlet’... Ama böyle bir ‘devlet anlayışı’ olamayacağına göre, ‘yeni devlet’ şimdi bu örgütlenmeyi temizlemekle uğraşıyor... Hayatın değiştiğini hiç anlamayan, hayata cinayet ve katliamlar üzerinden bakan ‘eskiler’ de çaresizce direnmeye çabalıyor...” Başvurucu bu yazı üzerine, kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla 12/7/2010 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde haberi kaleme alan köşe yazarı Mehmet Altan aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. İlk Derece Mahkemesi, 5/4/2011 tarihli kararla davanın reddine karar vermiştir. İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi şöyledir:“... (O)layların gerçekleştiği tarihlerde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olan davacının, Sabancı suikastinden sonra cezaevlerinde gerçekleşen ve ölümle sonuçlanan olaylarda görevini kötüye kullandığına ve ihmal ettiğine dair herhangi bir ifade kullanılmadığı, olaylardan kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyen ifadeler kullanılarak bahsedildiği, basın özgürlüğü sınırları aşılmaksızın eleştirel nitelikte yazı yazıldığı, davacıyı incitici ve rencide edici ifadelere yer verilmediği, davalıların manevi tazminat sorumluluklarının doğmadığı sonucuna varıl(mıştır.)” Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi, 9/4/2012 tarihli ilamla usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar vermiştir. Onama kararına karşı yapılan karar düzeltme başvurusu, Yargıtay aynı dairesince 3/12/2012 tarihli kararla reddedilmiştir. Başvurucu, ret kararını, vekiline 27/12/2012 tarihinde tebliğ edilmesiyle öğrenmiştir. Bireysel başvuru, 28/1/2013 tarihinde yapılmıştır. B. İlgili Hukuk 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı maddesinin şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”