Başvuru, yakınlarının, hakkında bir ceza soruşturması bulunmadığı hâlde kolluk tarafından gözaltına alınıp bu süreçte işkenceye maruz bırakılması, gözaltında tutulduğu İl Emniyet Müdürlüğü binasında şüpheli bir şekilde ve kamu görevlilerinin sorumluluklarını ihmal etmeleri sonucu yaşamını yitirmesi ve akabinde bu olaya ilişkin ceza soruşturmalarının etkili yürütülmemesi nedeniyle işkence yasağı ile yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; yakınlarının, hakkında bir ceza soruşturması bulunmadığı hâlde kolluk tarafından gözaltına alınıp bu süreçte işkenceye maruz bırakılması, gözaltında tutulduğu İl Emniyet Müdürlüğü binasında şüpheli bir şekilde ve kamu görevlilerinin sorumluluklarını ihmal etmeleri sonucu yaşamını yitirmesi ve akabinde bu olaya ilişkin ceza soruşturmalarının etkili yürütülmemesi nedeniyle işkence yasağı ile yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 6/5/2013 ve 11/3/2014 tarihlerinde Samsun Ağır Ceza Mahkemesi ve Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmışlardır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/5/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, 05/06/2015 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. 11/3/2014 tarihinde yapılan 2014/4612 sayılı başvurunun konu bakımından aynı nitelikte bulunması nedeniyle 2013/2943 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve başvurunun bu dosya üzerinden incelenmesine karar verilmiştir. Bakanlığın 29/6/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı bilişim sistemi aracılığıyla erişilen başvuruya konu ceza soruşturması dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan Mukadder Aksoy’un eşi, Deniz Bayraktar ve Hüseyin Oğuz Aksoy'un ise babası olan A.A. 9/2/1982 tarihinde tutulduğu Samsun Emniyet Müdürlüğünde yaşamını yitirmiştir. Olay hakkında başlatılan soruşturma sonucunda Erzincan 3'ncü Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık), 23/2/1982 tarihli ve K.1982/141 sayılı kararıyla şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"Maktul A.A. hakkında 12 Eylül 1980 tarihinden önce Samsun il merkezinde gerçekleştirilen siyasi içerikli suçlardan dolayı bir çok yargılamanın bulunduğu, kendisinin TÖB-DER İl Başkanı olduğu, TCK 142 ve dernekler kanununa muhalefet suçlarından Ankarada 40 gün tutuklu kaldığı, ancak hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar nedeniyle serbest bırakıldığı, Samsun ilinde ''K...'' isimli bir örgütle bağlantısı olması nedeniyle maktulün 22/1/1982 tarihinde Samsun Sıkıyönetim Komutanlığınca gözaltına alınarak 1982/19 müteferrik sayılı evrak üzerinden Samsun Sulh Ceza Mahkemesince tutuklandığı ve aynı gün Samsun Kapalı Cezaevine konulduğu, tutuklama kararından sonra örgütle ilgili araştırma devam ettiği için 4/2/1982 tarihinde 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunun maddesi ve 2 .1981 tarihli Samsun Garnizon Komutanlığının 1981/6208 sayılı emirleri uyarınca tekrar sorgulanmak üzere tutuklu bulunduğu cezaevinden Samsun Emniyet Müdürlüğü sorgu odasına getirildiği, sorgu esnasında kendi el yazısı ile ifadesinin alındığı, bu ifadeden sonra R. ve A.T. isimli kişilerin evlerinden alınarak Emniyet binasına getirildikleri, bu kişilerin maktul ile aynı ortamda olmaması için maktulün nezaret odası dışında başka bir odaya konulduğu, bu odada uyulması gerken kuralların ve talimatların ilgililere tebliğ edildiği, ayrıca sorgulama yerlerinin demir parmaklık olacağının yetkililere bildirildiği, hal böyle iken ;soruşturma bürosunun geçici nezarethanesinde kalan maktul A... A...'un 9/2/1982 sabahı nöbetçi Piyade er B.K.'yı çağırarak tuvalet ihtiyacı olduğunu söylediği, Piyade Er'in maktulü dışarı çıkartıp tuvalete götürdüğü esnadadiğer Piyade Er Z.K.'nın yatmakta oldukları koğuşun parmaklık olmayan penceresini açarak içeriyi havalandırdığı ve paspas yaptığı, tuvaletten çıkan Maktul A...'in ani bir hareketle Piyade Er B.K.'yı iteleyerek açık olan pencereden aniden atlamak suretiyle Emniyet Müdürlüğü bahçesinde bulunan kuruma ait 55 ... plakalı aracın üzerine ayak üstü düştüğü, ancak hızın kesilmesi üzerine beton zemine kafasının çarması neticesinde beyin harabiyeti sonucu olay yerinde öldüğü, Samsun Cumhuriyet Savcı yardımcısı ve 2 tabip tarafından baş-göğüz -karın bölgelerinin açılması suretiyle klasik otopsi yapıldığı, cesette düşme harici her hangi bir darp cebir ve ateşli silah yaralarına rastlanmadığı, sonuç olarak maktulün 12 Eylül sonrası kurulan 'K...Örgütünün yeniden toparlanmasına verdiği katkı nedeniyle yakalanmış olması, emniyette vermiş olduğu ifadelerde örgüt yandaşlarını ele vermiş olmasının kendisinde yarattığı suçluluk duygusu ve ezikliğin etkisi ile ve yine bulunduğu katın zemine olan seviyesinden habersiz olması nedeniyle ''kaçmak veya intihar'' için ani karar vererek camdan atlamış olmasında, başkalarına atfı kabil kasıt, kusur veya suç unsuru tespit edilemediğinden, 353 Sayılı kanunun maddesi uyarınca ölüm olayı nedeniyle 23/2/1982 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına (karar verilmiştir)." Anılan karara başvurucu Mukadder Aksoy tarafından itiraz edilmesi üzerine Erzincan 3 ncü Ordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi (Askerî Mahkeme), başvurucunun ölümünü engellemek adına gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı konusunda soruşturmanın eksik bırakıldığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına karar vermiştir. Askerî Savcılık tarafından, Askerî Mahkemece eksik görülen hususlara ilişkin olarak soruşturma genişletilmiş ve soruşturmada bu kapsamda ifadesi alınan Samsun Emniyet Müdürlüğünden sorumlu Sıkıyönetim Müşahit Subayı Üsteğmen H.K. ve Samsun Piyade Alay ve Garnizon Komutanı Piyade Albay K.S. ifadelerinde ölüm olayının gerçekleştiği nezarethane ve koğuş kısmında bu konuda bir emir olmasına rağmen olay tarihi itibarıyla demir parmaklıklar taktıramadıklarını, olay tarihinden sonra bu eksikliğin giderildiğini, demir parmaklık takılmasının gecikmesinin sebebinin işçi temini, soruşturmaların yoğunluğu, Samsun Belediyesinin malzemeleri temin etmesini beklemeleri gibi hususlar olduğunu beyan etmişlerdir. Askerî Savcılık,soruşturma sonucunda yeniden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş, anılan karara başvurucu Mukadder Aksoy'un itirazı, Askeri Mahkemenin 27/4/1982 tarihli ve K.1982/3 sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucular 7/2/2012 tarihinde Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) bir dilekçe ile başvurmuş ve özetle; ölenin 1982 yılında Samsun İşitme Engelliler Okulunda öğretmenlik yaptığını ve bu dönem içerisinde TÖB-DER (Tüm Öğretmenler Birliği Derneği) Samsun İl Teşkilatı Başkanlığını yürüttüğünü, 1980 yılı askerî müdahalesi sonucunda ölenin, bu başkanlık sıfatı ve siyasi sürecin etkisi ile hakkında daha evvelden yürütülen bir soruşturma olmamasına rağmen Samsun Emniyet Müdürlüğü görevlilerince 1982 yılı Ocak ayında gözaltına alındığını, gözaltı süresince ölenle bir kaç kez görüşebildiklerini; gözaltında bulunan diğer kişilerden duyduklarına göre ölenin bu süreçte işkenceye tabi tutulduğunu 9/2/1982 tarihinde Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin, ölenin sabah saat 00 sıralarında kendini Emniyet Müdürlüğünün katından atmak suretiyle intihar ettiğini söylediklerini, ölümün şüpheli olması ve yapılan Anayasa değişikliği sonucunda, olayda sorumlulukları bulunduğunu düşündükleri kişilerin yargılama sürecinin başlatılmış olması gözönüne alınarak ölüme sebebiyet veren kurum, kuruluş ve kişilerden şikâyetçi olduklarını beyan ederek olay hakkında yeniden suç duyurusunda bulunmuşlardır. Başvurucular, söz konusu suç duyurusunu içeren şikâyet dilekçelerinde olay hakkında bilgi ve görgüleri olduğunu ileri sürdükleri tanıkların açık kimliklerine de yer vermişlerdir. Anılan şikâyet üzerine olay tarihinde Sıkıyönetim Sorgu Bürosunda Müşahit Subay, Emniyet Amiri ve Piyade Er olarak görev yapan kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sırasında, başvurucu Mukadder Aksoy'un müşteki sıfatıyla alınan 7/2/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir: "Cumhuriyet Başsavcılığınıza sunmuş olduğum şikâyet dilekçesi bana aittir. Söz konusu beyanlarımı aynen tekrar ederim. Müteveffa A... A... benim eşim olur. Eşim 1982 yılında Samsun ilinde işitme engelliler okulunda öğretmen olarak görev yapmakta iken Samsun Emniyet Müdürlüğü tarafından 1982 yılının Ocak ayı başlarında göz altına alınmıştır. Eşimin o dönemde adli makamlar tarafından ne ile suçlandığını tam olarak öğrenemedik, ancak 1980 yılında yapılmış olan askeri darbeden sonra milli güvenlik konseyinin yönetim faaliyetleri kapsamında eşim o tarihte bildiğim kadarıyla TÖBDER (Tüm Öğretmenler Birliği Derneği) başkanlığı yapması sebebiyle gözaltına alınmıştı. Eşim yaklaşık olarak 35 gün kadar Samsun Emniyet Müdürlüğü binasında göz altında tutulmuştu. Bu gözaltı süresi boyunca ben Emniyet Müdürlüğü binası içerisinde eşimle bir kaç kez görüşebilmiştim ancak bu görüşmelerimiz aramızda 5-6 metre mesafe olduğu halde gerçekleşiyordu. Ayrıca eşimin yanında sürekli olarak bir görevli bulunuyordu. Bu sebeple eşim bana gözaltında işkence gördüğünü ve darp edildiğini söyleyemiyordu. Eşim çok yorgun ve bitkin halde benim yanıma gelebiliyordu ve benimle bu halde görüşebiliyordu. Bu gözaltı süresi sonunda eşim A... 09/02/1982 tarihinde Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde vefat etti. Ben Emniyet Müdürlüğüne gittiğimde bana eşimin Emniyet Müdürlüğünün katından pencereden aşağıya atarak intihar ettiğini söylediler. Ancak bana hiç bir görevli olayın meydana geldiği yeri göstermedi ve olayın meydana geliş şeklini anlatmadı. Eşimin ölüsünü bana göstermediler. Ayrıca eşimin cesedine otopsi yapıldığını söylediler, ancak ben cesede otopsi yapılıp yapılmadığını da bilmiyorum. Çünkü otopsiye ben veya herhangi bir yakınım katılmadı. Bana herhangi bir teşhiste yaptırılmadı. Eşimin cesedini bize teslim ettiler. Ben çok üzüldüğüm için defnedilmeden önce eşimin cesedine de bakamadım, yani yüzünü de görmedim. Sadece benim annem Emine Keskinsoy bu konuda çok ısrarda bulunduğu için defnedilmeden önce eşimin cesedine bakabildi ve yüzünü teşhis edebildi. Daha sonra eşim güvenlik görevlilerinin de nezaretinde Çarşamba Güzpınar köyünde bulunan aile mezarlığına defnedildi. Defin işleminden üç gün kadar sonra emniyet müdürlüğü görevlileri beni emniyet müdürlüğüne çağırdılar. Ben Emniyet Müdürlüğüne gittiğimde bana Erzincan Sıkıyönetim Mahkemesi Savcılığından geldiklerini beyan eden 3 savcı benim ifademi aldılar. Ancak bu olayla ilgili olarak bana ayrıntılı bilgi verilmedi. Bu adli soruşturmanın sonucunun ne olduğunu bilmiyorum. Ben bu konuyla ilgili olarak bu güne kadar her hangi bir adli makama şikayette bulunmamıştım. Ancak sadece avukatım A... G... aracılığıyla Samsun İdare Mahkemesine idare aleyhine tazminat davası açmıştım. Ancak bu davamızda reddedilmiştir. Ben eşimin göz altı süresince gördüğü işkenceden dolayı öldüğünü düşünüyorum. Bu konudaki delillerimi ve bulgularımı da şikayet dilekçemde açıkca belirttim. Bu sebeple eşimin gözaltına alındığı ve gözaltında tutulduğu tarihte Samsun Emniyet Müdürlüğü görevini yapan kişi ile emniyet müdür yardımcılarından ve bu olaydan sorumlu diğer emniyet görevlilerinden ayrıca, o tarihte Samsun Valisi olarak görev yapan kişiden şikayetçiyim Bu kişilerin açık kimlik ve adreslerini şu an bilmiyorum. Ancak savcılığınız tarafından bu kişilerin tespit edilerek cezalandırılmalarını talep ediyorum." Soruşturmada, başvurucuların ifadelerinin alınmasını talep ettikleri tanıkların da beyanları tespit edilmiş olup tanık H.nin 16/10/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir: "Ben ölen A... A... ile ilgili ilk kez ifade veriyorum. Ancak daha evvel o tarih itibariyle TKP davası şüphelisi olduğumdan dolayı ifade verdiğimi hatırlıyorum. Ancak benim gözaltına alındığım olayla A... A...'un olayı birbirinden farklıdır. Ben emniyette nezarethanede yatarken A... A...'la parçalar halinde toplam 15-20 gün kaldığımı hatırlıyorum. A... A...'la bu vesileyle tanıştım. Daha evvelden tanımazdım.Kendisi bana daha evvelden gözaltına alındığını, yaklaşık 1 aydır gözaltında olduğunu söylemişti. Şubat ayının 9'unda yine akşam birlikte aynı hücrede kalıyorduk. Yanımızda yine Ö... Ş...'te vardı. Yan tarafımızda bir banyo vardı. Bu banyoda R... .. isimli sonradan tanıdığım kişiye soğuk su tuttuklarını ve işkence yaptıklarını duyduk. Bu su tabandan bizim yattığımız hücreye sızınca biz yerde yattığımız için uyandık. Sonra sabah 00 gibi gelip A... A... ve Ö... Ş...'ü temizlik yapmak amacıyla hücreden çıkarttılar . Ben hücrede tek kaldım. Saat 00 gibi yan odaya bir polis girdi. Ben hücrenin deliğinden takip ediyordum. Polis memuru bir pencereyi açarak kendi kendine "şerefsiz buradan atladı" dedi. Ben ne dediğini anlamadım. Daha sonra içeriye bir asker geldi. Yüzü kızarık bir şekilde A... A...'unkaçtığını söyledi. Ben bir şey diyemedim. Bir müddet sonra birlikte gittiği Ö... Ş... geldi. Ö...'e A... nerede diye sorduğumda ters istikamette bize temizlik işi verdiler nerede olduğunu bilmiyorum dedi. Biz o ana kadar A... A...'un intihar edip etmediğini, kaçıp kaçmadığını bilmiyorduk. Bir müddet sonra beni rütbeli bir subayın yanına götürdüler. Bu konuda ne biliyorsun diye sorunca ben de hangi konuda deyince benim olay hakkında bilgim olmadığını anlayıp dışarı çıkarttılar.Sonra beni başka bir hücreye götürdüler. Hücrede bulunan diğer kişiler A... A...'un pencereden atıldığını söylediler. Ancak ben bizzat pencereden atladı mı atıldı mı görmedim. Benim bilgim bundan ibarettir. Ayrıca ben bana yapılan işkenceden dolayı da Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına 2012/10592 soruşturma numarası üzerinden şikayetçi oldum. " Tanık Ö.Ş.nin 16/10/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir: "Ben ölen A... A... ile ilgili ilk kez ifade veriyorum. Daha evvel ifade vermemiştim. Ben ölen A... A...'un Töbder Samsun İl Başkanı olmasından dolayı tanıyordum. TKP davası nedeniyle 1982 yılının 25 Ocak tarihinde gözaltına alınarak emniyette bir hücreye konuldum. Yaklaşık 9 gün A... A... ile aynı hücrede kaldık. A... A...'a benim yanımda ve benim kaldığım hücrede hiç işkenceyapmadılar. Zaten hücrede işkence yapmıyorlardı. 8 yada 9 Şubat 1982 tarihinde sabahleyin kaldığım hücreye polisler gelerek beni ve A... A...'u temizlik yapacaksınız diye götürüler. Her ikimizin eline paspas vererek koridorları temizlememizi istediler. Başımızda herhangi bir kimse yoktu. Biz de birimiz sağ koridorda, birimi de sol koridorda paspas yapıyorduk. Ben bir odanın paspasını yaparken odada 2 tane takım elbise gördüm.Ancak odada kimse yoktu. Ben de içime bir kurt düştü. Şahısların elbisesi buruda olduğu halde odada kimsenin olmadığını görünce tekrar koridora çıkarak A...'i aradım Ancak koridorda A... de yoktu. Ben de odalara bakarken odanın birisinin içerisinde şu anda hayatta olmayan R... ..'yi ve A... T...'i filistin askısı dediğimiz askıda bağlı olarak gördüm. Yanlarında da kimse yoktu. Bana herhangi bir şey söylemediler. Biz 5 katta temizlik yapıyorduk. Bir müddet sonra biz başka bir hücreye götürüldük. Hücredeki diğer kişiler A... A...' un kattan atıldığını söylediler. Ben atılıp atılmadığı görmedim. Bu dönem içerisinde ne ben ne de A... tutuklu değildik. Sadece gözaltındaydık. Mahkemenin huzuruna bile çıkmamıştık. Benim bilgim bundan ibarettir." Tanık A.T.nin 5/10/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:"Ben ilk defa ölen A... A... ile ilgili ifade veriyorum. Daha evvel ifade vermemiştim. Ben ölen A... A... Töbder Samsun İl başkanı olmasından dolayı tanırım. O tarihte ben de öğretmendim. 8 Şubat 1982 günü geceleyin saat 00 sıralarında evimden sivil polisler tarafından alınarak kafama çuval geçirilmek suretiyle götürüldüm. 14 gün boyunda kafamdan bu çuval çıkmadı. Ancak alındığım gece hissettiğim kadarıyla beni bir lastik tekerin içerisine oturttular. Orada işkence gördüm. Bayıldığımı hissettim. Kafamda çuval olduğundan dolayı ölen A... A...'u görmedim. Ancak bir ara sesini duydum. Sesinden A... olduğun anladım. O dönem içeresinde işkence bağırtı sesini duyuyordum. Ancak kime yapıldığını bizzat görmüyordum. Daha sonra beni tutuklayarak cezaevine gönderdiler. 13-14 gün sonra da A... A...'un öldüğünü duydum. Oysaki benim emniyete götürüldüğüm tarihte ölmüş. Benim olduğum nezarethanede dışardankonuşma sesleri duyuyordum. Seslerden bir tanesinde A... kaçmış gibi laflar söylediler. Bunu yine nezarette yatan R.....'ye sormuşlar. R... .. şu anda hayatta değildir. R... .. bu olayları Amasya Askeri Mahkemesinde anlattı. Ben de Töbder davası olduğundan dolayı bana yapılan işkencelere ve olayların hepsini anlatmıştım. Ben bizzat A... A...'un pencereden kaçarak ne atladığını gördüm. Ne de kaçtığını gördüm. Benim bilgimbundan ibarettir." Tanık N.B.nin 5/10/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:"Ben ilk (kez) ölen A... A... ile ilgili ifade veriyorum. Daha evvel ifade vermemiştim. 1982 yılında Tekelde muhasebede çalışıyordum. 04/01/1982 tarihinde Samsun Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alındım. Beni emniyet müdürlüğüne götürdüler. 4 tane yan yana hücre vardı. Ben A... A...'u o tarihlerde Töbder Başkanı olmasından dolayı tanıyordum. Benim yattığım hücrenin bitişiğinde A... A... tek başına kalıyordu. Ancak aramızda mesafe olduğundan dolayı sesimizi yükselterek bazen mazgaldan konuşuyorduk. 22/01/1982 tarihinde bizi adliyeye getirdiler. Kalabalık bir guruptuk. A... A... adliyedeki hakime" bize işkence yapıyorlar, vücudumuzda yara bere var deyince hakimde "tutuklandıktan sonra revire gider muayenenizi yaparsınız " dediğini hatırlıyorum. Daha sonra bizi emniyete götürdüler. O tarihten 5 Şubata kadar ben A... A...'u hiç görmedim. 5 Şubatta ben tutuklandım ve Cezaevine gönderildim. 8 Şubatta da A... A...'un öldüğünü öğrendim. Ben A... A...'un pencereden atladığını ve atıldığını görmedim. Ancak tanıdığım kadarıyla hayat dolu bir insandı. Ben kendisiyle birebir aynı hücrede kalmadım." Tanık R.K.nın 17/5/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:"Ben olayı hatırlıyorum. Bana sormuş olduğunuz A... A... beni kız kardeşimin eşiydi.O tarihlerde Samsun Emniyet müdürlüğünde göz altında bulunuyordu. Bana emniyetten telefon ettiler." Enişteniz intihar etti, kendisini attı, şu an morgda emniyet müdürlüğünegelin" dediler. Ben Emniyet Müdürlüğünegittiğimde bir binbaşı vardı. Cesedin morga gönderildiğini söylediler. Bunun üzerine kız kardeşim Mukadder Aksoy'u da alarak devlet hastanesinin morguna gittik. Morg kalabalıktı. Morga girmedim. Kız kardeşimi bırakıp ayrıldım. Ancak 4-5 gün sonra emniyette çağrıldım. Oradaki bir binbaşı bana ne düşünüyorsundiye sordu. Bana A...'in atladığı yeri de gösterdi. Gösterdiği yerde yeni demir parmaklıklar yapılmıştı. Daha sonra ben bir evrak imzaladım. Ancak evrakın ne olduğunu bilmiyorum. Muhtemelen imzaladığım evrak ceset teşhis zabtıdır. Şu anda bana göstermiş olduğunuz ceset teşhis zabtı bana okunmuş değildir. Ancak ben böyle bir evrak imzaladığımı hatırlıyorum. Ayrıca teşhis tutanağında yazıldığı gibi ben cesedi görüp bu ceset kız kardeşimin kocasına aittir deyi bir şey söylemedim. Ben cesedi de hiç görmedim. Daha sonra cenaze askeriye eşliğinde kimse yanaştırılmadan köy mezarlığına gömülmüş. Ben mezarlığa gitmedim. Çünkü ölenin kardeşleri de ilgileniyorlardı. Benim bilgim bundan ibarettir." Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma sonucunda 28/12/2012 tarihli ve K.2012/15046 sayılı kararıyla A.A.nın yaşamını yitirdiği olaya ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığını ve ölüm olayının kamu görevlilerinin ihmâli sonucu meydana geldiğini tespit etmiş ancak gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle şüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermiştir. Karardaki kamu görevlilerinin ihmâli sorumluluğunun olduğuna ve ölüm olayına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığına dair tespitler şöyledir: "...Olay tarih itibariyle Samsun Emniyet Müdürlüğünden sorumlu olduğu anlaşılan Sıkıyönetim Müşahit Subayı şüpheli Üsteğmen H.K.'nın vermiş olduğu ifadelerde, maktul A... A...'un 12 Eylül 1980 tarihinden önce Samsun il merkezinde siyasi içerikli suçlardan hakkında bir çok yargılamasının bulunduğunu, kendisinin TÖB-DER İl Başkanı olmasından dolayı siyasi eylemlerde bulunmasından dolayı 1982 tarihinde Samsun Sulh Ceza Mahkemesince tutuklanarak Samsun Kapalı Cezaevine konulduğunu, daha sonra 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunun geçici maddesine istinaden soruşturmaları derinleştirmek için ifadesi alınmak üzere 1982 tarihinde maktul'ün Samsun Emniyet Müdürlüğüne getirilmesi talimatının verildiğini ve devamında 1982 tarihinde maktul'ün intihar etmek suretiyle kendisini öldürmüş olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır. Tanık Sıkıyönetim Müşahit Subayı Üsteğmen H.K.'nın bahsettiği kanunun ilgili fıkralarına göre Cezaevinden tutuklu çağırma yetkisi verilen kişilerin aynı gün Cezaevine götürülmek yerine, günlerce Samsun Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde bekletildiğini açıklayamadıkları da anlaşılmıştır. Yine müşteki beyanları, maktulün cezaevine götürülmediği, günlerce Samsun Emniyet Müdürlüğünde gözaltında tutulduğu ve işkence edildiği yönündedir. Dosyada tanık olarak dinlenen Ö.Ş., H.Ç. ve A.T.'nin Savcılığımıza vermiş oldukları ifadelerinde, maktul A...in iddia edildiği gibi bir kaç gün değil uzun süredir Emniyet Müdürlüğünde gözaltında olduğunu, yine eşi müşteki Mukadder'in beyanında da maktul'ün hiç cezaevinde kalmadığını, yine olay saatinde Piyade Erler Z.K. ve B.K.'nın beyanlarının aksine maktulün tuvalete gitmek için nezaretten çıkartılmadığını, Emniyet Müdürlüğü koridorlarının temizliği ve koridorları paspaslamaları için Ö.Ş. ile birlikte maktulün görevlendirildiğini, maktulün paspas yaparken birden ortadan kaybolduğunu, daha sonra maktulün kendisini aşağıya attığı söylentisini duyduklarını beyan ettikleri anlaşılmıştır. Şüphelilerce maktulün gözaltına alındığı tarihte Samsun Kapalı Cezaevine konulduğu ve daha sonra ifadesine başvurulmak üzere Samsun Emniyet Müdürlüğüne getirtildiği iddia edilmişse de; Cumhuriyet Başsavcılığımızca Samsun Cezaevi Müdürlüğü ile yapılan yazışmada, adı geçen maktulün olay tarihleri itibariyle hiç bir şekilde Samsun Kapalı Cezaevinde Kaldığına dair kayıt olmadığı yönünde cevabi yazı gönderdikleri anlaşılmıştır. ... Olayın gerçekleştiği tarihin olağanüstü bir yönetim şeklinin hüküm sürdüğü bir dönem olması, maktulün askeri bir suçtan gözaltına alınmamış olmasına rağmen Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca sadece olay yeri tespit tutanağı ve otopsi raporu düzenlenilmekle yetinildiği ve evrakın soruşturmasının ve sonuçlandırılmasının Ordu Komutanlığına bağlı Sıkıyönetim Askeri Savcılığınca yapıldığı anlaşılmıştır. Olay tarihi itibariyle maktul A... A...'un askeri makamlarca sağ bir şekilde gözaltına alındığı ve gözaltının devam ettiği bir süreçte Askeri ve Emniyet güçlerinin gözetiminde olan bir binada intihar ederek öldüğü de maddi bir gerçekliktir.... Askeri Mahkemenin vermiş olduğu karar aslında yapılması gereken etkin soruşturmanın yapılmamış olduğunu gösteren ilginç ve isabetli bir karardır. Mahkeme ölüm olayında idarenin sorumluluğunun olup olmadığının incelenmemesini eksik soruşturma olarak görmüş, gözaltına alınan kişilerin güvenliklerinin neden sağlayamadıklarının, intihara meyilli kişilerle ilgili ne gibi çalışmalar yapıldığının da araştırılmasını istemiştir. Her ne kadar Askeri Mahkeme bu eksik yönlerin araştırılmasını yine aynı soruşturmayı yapan Askeri Savcılıktan istemişse de, Askeri Savcılık sadece maktulün bulunduğu yerdeki pencerelere olay tarihi itibariyle demir parmaklıklar takılmadığını tespit etmiş, ayrıca Samsun Cezaevinde tutuklu olarak bulunduğu iddia edilen maktulün Samsun Emniyet Müdürlüğünde gözaltında bulunma gerekçesini araştırdığı, bunun dışında başka bir işlem yapmadığıanlaşılmıştır. Askeri savcılıkça intihara yönelik iddialar suçluluk psikolojisi veya kaçma güdüsü olarak izah edilmeye çalışılarak aynı gerekçelerle yeniden kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiği anlaşılmıştır. Yine verilen bu karar üzerine 3 ncü Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi genişletilmesini istediği Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı bu kez onamıştır. ... Askeri mahkemenin vermiş olduğu son kararda intihar olayında sorumlular olduğunu ancak bu sorumluların şikayet konusu yapılmaması ve Askeri Savcılıkça da resen yürütülen bir soruşturma olmadığı için kendilerince yapılacak bir işlem olmadığının dile getirilmiş olduğu da bir gerçekliktir. Bu aşamada Askeri Savcılığın etkin soruşturma ile sorumlulara yönelik bir çaba sarfetmediği anlaşıldığı gibi, olay tarihinden sonra maktul vekilleri tarafından da yeniden bir suç duyursunda bulunmadığı müşteki tarafından verilen evraklardan ve soruşturma evrakları içeriğindenanlaşılmıştır. Soruşturma konusu intihar olayında AİHM içtihatları kapsamında sorumluların cezalandırılmalarına yönelik etkin soruşturmanın tam olarak yapılamaması yanında, dosyada ifadeleri alınan Samsun Garnizon Komutanı ile Samsun Emniyet Müdürlüğü Sıkıyönetim Müşahit Subayı Üsteğmen H.K.'nın ifaderinde, koğuşa bu konuda emir olmasına rağmen parmaklık taktıramadıklarını beyan etmeleri ve maktulün intihar edebileceğini de düşünebilmeleri gerekirken gerekli önlemleri almamanın da sorumluluk doğuracağı aşikardır.... Müştekiler tarafından her ne kadar maktul A... A...'un uzun süreli gözaltı süresince kendisine işkence yapıldığı iddia edilmişse de dosyada alınan ifade tutanakları ve sistematik otopsi raporuna göre maktule resmi görevlilerce işkence yapıldığına dair delil elde edilemediğinden bu konuda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verme gereği hasıl olmuştur. Maktul A... A...'un Askeri yönetimin hüküm sürdüğü ve 45 güne kadar gözaltı süresi verildiği bir süreçte gözaltına alındığı. mahkeme kararlarına göre tutuklanıp Samsun Kapalı Cezaevine konulmuş olmasına rağmen yeniden ifadesi alınmak üzere Sıkıyönetim Komutanı veya Askeri Savclığın emri olmadan Samsun Emniyet Müdürlüğü binasının nezarethanesinde günlerce tutulduğu ve tanık ifadelerine göre temizlik işlerinde bile kullanıldığı ve delilden süpheliye ulaşmak yerine şüpheliden delillere ulaşıldığı bir ortamda sağlıklı bir şekilde bir nevi yetkililerin zimmetinde olan maktulün olay tarihinden yaklaşık 1 yıl evvel verilmiş talimatlar olmasına rağmen nezarethane ve koğuş olarak kullanılan pencereye demir parmaklık takılmaması nedeniyle yine iddiaya göre yüksekten atlayarak intihar etmesi yetkililerin sorumluluğunu doğurmaktadır. Askeri ve emniyet mensuplarının ifadelerine göre, olay gecesi maktulün arkadaşlarını ihbar ettiği ve bu nedenle suçluluk duyduğu gözlemlendiği ifade edilmiş olmasına rağmen bu konuda intiharı engellemeye yönelik bir girişimde bulunmamaları, sorgulamasının tamamlandığı dile getirilen maktulün gerektiğinde tekrar Samsun Cezaevine götürerek intihar olayının oluşumunu engelleyebilecekleri mümkünken bu davranışda bulunmamaları da sorumluluk gerektiren davranışlardandır..." Başvurucular Mukadder Aksoy ve Deniz Bayraktar'ın bu karara 24/1/2013 tarihinde itirazı, Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesinin 18/3/2013 tarihli ve 2013/308 Değişik İş sayılı kararıyla başvurucu Hüseyin Oğuz Aksoy'un anılan karardan daha sonradan haberdar olması nedeniyle 2/12/2013 tarihindeki itirazı ise 30/12/2013 tarihli ve 2013/1524 Değişik İş sayılı kararıyla -incelenen evrak kapsamına göre- kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Anılan nihai karar, başvurucular Mukadder Aksoy ve Deniz Bayraktar'a 8/4/2013 tarihinde, başvurucu Hüseyin Oğuz Aksoy'a ise 13/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular otuz günlük yasal süresi içinde 6/5/2013 ve 7/3/2014 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın geçici maddesi şöyledir: “12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır. ” 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve maddeleri şöyledir:“Madde 102 - Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene, 2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,6 - Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbedyahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur. Madde 104 - Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun "Zaman bakımından uygulama" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”