8. Hukuk Dairesi 2023/5471 E. , 2024/6005 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/372 E., 2023/884 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/54 E., 2019/593 K. Taraflar arasında Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince is
**8. Hukuk Dairesi 2023/5471 E. , 2024/6005 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/372 E., 2023/884 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/54 E., 2019/593 K. Taraflar arasında Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin davanın niteliği yönü ile reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R Dava dilekçesinde; davacı ...'nın ... Dede Tekkesi Vakfı'nın vakıf evladı olduğunun tespitini; birleşen davada ise aynı vakfın tevliyetine ehil vakıf evladı olduğunun tespiti istenmiştir. İlk Derece Mahkemesince; yapılan araştırma ve inceleme sonucunda, davacı ile vakıf kurucusu arasında soy bağının kurulamadığı ve kanıtlamadığı, birleşen dava yönünden de; davacının istemi, tevliyete ehil vakıf evladı olduğuna ilişkin olup, bu talebin kabul edilebilmesi için öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması, sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerektiği, birleştirme sonrası birlikte yapılan inceleme, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporuna göre, davacı ile vakfeden arasında kanbağına dayanan soybağı ilişkisi bulunmadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; dosya içeriğine, iddia ve savunma ile toplanan delillere, kararın dayandığı hukuka uygun gerektirici nedenlere, mevcut deliller mahkemece değerlendirilerek takdir edildikten sonra karar verildiğine, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığına, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının vakfedenlerle arasındaki kan bağına dayalı soybağı ilişkisini kurulamadığı belirlenmek ve benimsenmek suretiyle, mahkemece yazılı şekilde asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvuru isteğinin esastan reddine karar verilmiştir. Davacı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepler tekrar edilerek İlk Derece Mahkemesince, Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararında dava açmakta hukuki yarar var denilmesine rağmen hukuki yarar olmadığı gerekçesine yer verilerek bir nevi önceki kararda direnildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporuna yönelik dosyada mevcut itirazlarının Mahkemece gerekçesiz olarak dikkate alınmayarak çelişkili ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesis edildiği, üstelik raporda anlaşılmaz şekilde tanık beyanları ve ... Nüfus Müdürlüğü yazı içeriklerine yer verilmediği ve değerlendirilmediği, dosyayla ve gerçeklerle alakasız ibareler taşıyan, her cümlesi biri biriyle çelişen bilirkişi raporunun hükme esas alındığı, aynı konudaki lehe ibareler ve soy ağacı dikkate alınmadan, sadece aleyhe cümlelerin dikkate alındığı, ... Nüfus Müdürlüğü yazı ve ekleri ve tanık beyanlarına göre davacı ...'nın Şeyh ... ve Şeyh ...’nın torun çocuğu ve torunu olduğunun sabit olduğu ileri sürülerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33 üncü maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir. Asıl dava, vakıf evladı olduğunun tespiti istemine; birleşen dava ise, vakfa mütevelli atanma kararına esas teşkil etmesi yönü ile vakfın tevliyetine ehil vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3 üncü maddesine göre mülhak vakıf, mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (743 sayılı Kanun) yürürlük tarihinden önce kurulmuş olan yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilmiş ve bu kişiler tarafından yönetilen vakıflardır. Tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespitine karar verilebilmesi için öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Tevliyete ehil vakıf evladı olduğunun tespiti mahkemeye, 5737 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesi gereğince atama (tevcih) ise davalı idareye ait bir görevdir. Yani bu tür davalarda incelenecek ilk husus; davacı ile vakfeden arasında iddia edildiği üzere kan bağı yolu ile soybağı mevcut olup olmadığı, eğer soybağı kurulabiliyorsa ikinci aşamada vakfiyelerde tevliyet için öngörülen şartların somut olayda davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması olacaktır. Bir vakfın evladı olunabilmesi için vakfın kurucusuna kadar soy bağının götürülmesi zorunlu olmayıp, daha önceden kesinleşmiş mahkeme kararı ile evlat olduğuna karar verilen kişilerle veya 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına göre tevliyeti evlada bırakılan vakıflarda mütevellilik yapan kişilerle yöntemince kanbağı ilişkisinin kurulması yeterlidir. Dolayısıyla idarenin (... veya Mülhak Vakıf Yönetiminin) tek taraflı olarak evlat listesine yaptığı dayanaksız bir kayıt yeterli olmayıp, açıkça galle fazlasını almaya hak kazanıldığını gösterir bir mahkeme ilamına dayalı olarak vakıf evlat listesine eklenen kişiler, daha sonra açılacak vakıf evlatlığı davalarında kesin hüküm olmasa da güçlü delil olarak değerlendirilebilecektir. Somut olayda davacı ... ile dava konusu ... Dede Tekkesi Vakfı'nın kurucusu arasında kan bağına dayalı olarak soybağı kurulmasının üzerinde durulması gerektiği, öncelikle dava konusu Vakfın, dosya kapsamında vakfiyesi veya vakfiye yerine kaim ilam ve benzeri türden bir belge olmadığından Vakfı kuran kişi ile vakfın kurulduğu tarihin tespit edilmesinin mümkün olmadığı, Vakfın tevliyete dair şahsiyet kayıt örneğinden 14 Safer 1289 H./23 Nisan 1872 M. tarihinde evlâd-ı vakıftan Şeyh ... Efendi'nin mütevelli olarak atandığı, daha sonra ise kebir oğlu ... Efendi'nin 11 Rebiül-evvel 1323 H./16 Mayıs 1905 M. tarihinde mütevelli olarak atandığı, davacı ...'e ait ... ili ... ilçesi ... Köyü C:..., H: ...'deki nüfus kayıtlarına göre, davacının babasının BSN: ...'da kayıtlı ... ve ... oğlu Şeh ... (1917-1985) olduğu, Şeh ...'in babası ...'nın nüfusa kayıtlı olmadığı, dolayısı ile Şeh ... ile babası ... arasında nüfus kayıtlarına göre bağ bulunmadığı, iş bu nüfus kaydı BSN: ...'de ... ve ... oğlu ...'in (1890-1951), BSN:...'de ... eşi ...'nin, BSN: ...'te ... oğlu ...'ın, BSN: ...'te ... kızı ...'nin, BSN: ...'te ise ... ve ... oğlu ...'nın (1904-1964) kayıtlı olduğu, nüfus kayıtlarına göre davacının dedesi ...'nın, Şeyh ... Efendi'nin oğlu olduğuna dair bir kaydın mevcut olmadığı gibi 1905 tarihinde mütevelli atanan ...'nın Osmanlı Devleti döneminde ilk düzenli nüfus kaydının tutulmaya başlandığı 1905 yılı itibari ile nüfus kaydının olmamasının çelişkili olduğu, kaldı ki dava konusu ... Dede Tekkesi Vakfı'nda mütevellilik yapan kişinin nüfus kayıtlarında geçtiği gibi ... değil Şeyh ... Efendi olduğu, dolayısıyla 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararı gereği davacının, vakfeden ile yöntemine uygun olarak bağ kurulması iddiasını ispat edemediği anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, 269,85 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 157,75 TL'nin temyiz edenden alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.