Başvuru, beraatle sonuçlanan bir suç isnadı kapsamında taşınmaza el konulması ve el konulan taşınmazın makul olmayan bir sürede, zarara yol açılarak iade edilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; beraatle sonuçlanan bir suç isnadı kapsamında taşınmaza el konulması ve el konulan taşınmazın makul olmayan bir sürede, zarara yol açılarak iade edilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 27/8/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Başvurucu Hakkında Örgüt Üyeliğinden Açılan Ceza Davası Süreci Başvurucu, İsviçre'de ikamet etmekte iken 5/7/1999 tarihinde Türkiye'ye giriş yapmıştır. Sonrasında 26/7/1999 tarihinde İstanbul ili Kartal ilçesine bağlı Çavuşoğlu Mahallesi'nde bulunan 2370 ada 562 parsel sayılı taşınmazı H.A.dan tapuda satın almıştır. Bu taşınmazın üzerinde tek katlı villa niteliğinde bir yapı bulunmaktadır. Başvurucu daha sonra -başvuru formu ve eklerinde belirtilmeyen bir tarihte- ülkeden ayrılmıştır. Hizbullah terör örgütüne yönelik olarak yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında 17/1/2000 tarihinde, söz konusu villada kolluk görevlilerince dokuz erkek cesedi bulunmuştur. Bu olaydan sonra başvurucu 13/1/2007 tarihinde yeniden Türkiye'ye giriş yapmıştır. Başvurucu ülkeden çıkarken 25/1/2007 tarihinde yakalanarak terör örgütü üyesi olma suçundan gözaltına alınmış ve aynı tarihte bu suçtan tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun Hizbullah terör örgütüne üye olma suçunu işlediği yönünde yeterli şüphenin bulunduğu belirtilerek bu suçtan cezalandırılması istemiyle 31/1/2007 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede, başvurucunun evinde bulunan belgelere göre örgüte öz geçmiş raporu verdiği, suç tarihi ve öncesinde örgüt lideriyle yakından görüştüğü, operasyon yapılan hücre evinin başvurucuya ait olduğu belirtilmiştir. İddianamenin kabul edilmesiyle başlanan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ilamıyla başvurucunun terör örgütü üyeliği suçunu işlediği sonucuna varılmıştır. Mahkeme, başvurucunun 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin (2) numaralı fıkrası, ve maddeleri ile maddesinin (9) numaralı fıkrası uygulanarak 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun operasyon sırasında hücre evinde ele geçirildiği belirtilen fotoğrafı ve öz geçmiş raporunu kabul ettiği ancak bunları başka bir derneğe verdiğini söylediği belirtilmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun satın aldığı bu evi görmeyip kiracıları tanımaması ve bu durumdan haberdar olmaması hayatın olağan akışına uygun değildir. Mahkeme 28/1/2001 tarihinde evin bahçesinde yapılan kazıda dokuz erkek cesedinin ele geçirildiğine ve bu tarihten önce evin boşaltılmış olduğuna dikkat çekmiştir. Mahkeme ayrıca, öz geçmiş raporunda başvurucuyu örgütle tanıştıran kişinin adına yer verildiğini ve bu kişinin ise örgüt üyeliği suçundan arandığını vurgulamıştır. Bununla birlikte gerek iddianamade gerekse de mahkûmiyet kararında hücre evi olarak nitelendirilen söz konusu villanın müsaderesine ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. Temyiz edilen hüküm, Yargıtay Ceza Dairesinin 29/9/2009 tarihli ilamıyla onanmıştır.B. El Koyma ve Kara Paranın Aklanmasına İlişkin Ceza Davası Süreci Başvurucu hakkında ayrıca, söz konusu taşınmazı örgüt üyesi olarak kanun dışı yollarla elde edilen para ile satın aldığı iddiasıyla kara paranın aklanması suçundan ceza soruşturması başlatılmıştır. Bu ceza soruşturması kapsamında Kartal Sulh Ceza Mahkemesinin 8/11/2000 tarihli ve 2000/175 Müteferrik sayılı kararı ile başvurucu adına tapuda kayıtlı bulunan taşınmaza el konulmasına karar verilmiştir. Mahkeme, bu taşınmaz üzerindeki her türlü tasarruf yetkisinin tamamen yasaklanmasına ve el koyma tedbirinin tapuya şerh edilmesine karar vermiştir. Ayrıca bu olay nedeniyle taşınmaz, kolluk görevlilerince mühürlenmiştir. Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 29/3/2001 tarihli iddianamesi ile başvurucunun ve H.A.nın kara paranın aklanması suçundan 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı mülga Kara paranın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun'un maddesinin ikinci fıkrası ile aynı maddenin üçüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında cezalandırılması istemiyle Kartal Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede, örgüt üyesi olan H.A.nın örgütün kanun dışı yollarla elde ettiği parayla söz konusu taşınmazı edindiği belirtilmiştir. İddianamede ayrıca, bu evin alındığı para ile kaynağının gizlenmesi amacıyla aynı evin 1999 yılında başvurucu tarafından satın alındığı ileri sürülmüştür. Yapılan yargılama sırasında Mahkeme 28/9/2005 tarihinde, el konulan taşınmaz üzerinde bulunan yapının başvurucuya teslimine karar vermiştir. Kolluk görevlilerince 6/10/2005 tarihinde düzenlenen bir tutanak ile söz konusu taşınmaz üzerinde bulunan yapı, başvurucu adına avukatına teslim edilmiştir. Teslim tutanağında, binanın kapılarında herhangi bir mührün bulunmadığı, binanın ise bütün kapı ve pencerelerinin sökülmüş, harabe bir durumda bulunduğu belirtilmiştir. Başvurucu 22/1/2007 tarihli sekizinci oturuma müdafii ile birlikte katılmış ve kendisinin savunması alınarak sorgusu yapılmıştır. Mahkemece başvurucu hakkında kara paranın aklanması suçu ile ilgili olarak gözaltına alma ya da gıyabi bir tutuklama kararının mevcut olmadığı bildirilmiştir. Yargılama devam ederken 11/10/2006 tarihli ve 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun'un maddesinin birinci fıkrası ile 4208 sayılı mülga Kanun'un maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Mahkeme bu kanun değişikliği nedeniyle başvurucuya isnat edilen fiilin artık bir suç teşkil etmediği gerekçesiyle 22/12/2011 tarihinde başvurucunun beraatine karar vermiştir. Aynı kararda, el koyma tedbiri konulan taşınmazın tapu kaydındaki şerhin de kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkemece düzenlenen 13/2/2012 tarihli kesinleşme şerhinde, başvurucunun beraatine ilişkin hükmün temyiz edilmeksizin 24/1/2012 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. Mahkeme 28/2/2012 tarihinde, başvurucuya ait el konulan taşınmazın tapu kaydına konulan tedbir şerhinin kaldırılması hususunda Kartal Bölge Tapu Sicil Müdürlüğüne yazı yazmıştır. Bununla birlikte söz konusu beraat hükmü katılan sıfatıyla Hazine tarafından 7/5/2014 tarihinde temyiz edilmiştir. Temyiz dilekçesinde kararın sonradan öğrenildiği belirtilmiş ve hükmün bozulması talep edilmiştir. Mahkeme 16/5/2014 tarihinde Hazinenin temyiz talebini katılan sıfatının bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Bu karar da Hazine tarafından 28/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Öte yandan başvurucu müdafii de hükmü, vekâlet ücreti verilmesi gerektiğini belirterek temyiz etmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 4/2/2016 tarihli ilamıyla başvurucunun temyiz talebini süre yönünden reddetmiştir. Daire, Hazinenin temyiz talebi yönünden ise suçtan doğrudan zarar gördüğünden bahisle Hazinenin katılan sıfatının bulunduğunu belirterek temyiz talebinin reddine ilişkin Mahkeme kararını kaldırmıştır. Aynı ilamda, kanunda öngörülen zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın düşürülmesine; dava konusu taşınmaz üzerine konulan tedbirin ise kaldırılmasına karar verilmiştir. Tazminat Davası Süreci Başvurucu, haksız yere yakalanıp gözaltına alındığı ve taşınmazına el konulduğunu belirterek bu tedbirler nedeniyle uğradığı zararların tazmini istemiyle Maliye Hazinesi aleyhine İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde 24/4/2012 tarihinde tazminat davası açmıştır. Mahkeme, İsviçre'de ikamet ettiği bildirilen başvurucunun ülkemizdeki yerleşim yeri adreslerinin Mahkemenin yetki alanı içinde kalmadığı gerekçesiyle 10/5/2012 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir. Aynı kararda, yetkisizlik kararının kesinleşmesiyle birlikte dava dosyasının görevli ve yetkili Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine gönderileceği belirtilmiştir. Karara yapılan itiraz, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 21/6/2012 tarihli kararıyla reddedilmiş; dava dosyası Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Başvurucu, zararının tespiti için dava konusu taşınmazın başında keşif yapılmasını talep etmiş; Mahkemenin 28/3/2013 tarihli üçüncü oturumunda başvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Mahkeme 28/3/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan düzenlemeye dayanılmıştır. Mahkeme, tazminata hak kazanmadığı hâlde sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren Kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hâle dönüşenlere bu kanun hükmü gereği tazminat verilemeyeceğini belirtmiştir. Mahkeme, başvurucunun kara paranın aklanması suçundan yargılanmakta iken bu suçun düzenlendiği 4208 sayılı mülga Kanun'un maddesinin yürürlükten kaldırıldığı için beraat ettiğini tespit etmiştir. Mahkemeye göre bu sebeple başvurucunun durumu, lehe düzenlemeler getiren Kanun hükmü gereğince sonradan tazminat istemeye uygun hâle dönüşmüştür. Başvurucu tarafından temyiz edilen hüküm, Yargıtay Ceza Dairesinin 20/5/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır. Bu karar, başvurucu vekiline 26/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 5271 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,...e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,...j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler. ....3) (Ek:18/6/2014-6545/70 md.) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir." 5271 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Kanuna uygun olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerden aşağıda belirtilenler tazminat isteyemezler:...b) Tazminata hak kazanmadığı hâlde, sonradan yürürlüğe giren ve lehte düzenlemeler getiren kanun gereği, durumları tazminat istemeye uygun hâle dönüşenler..."