2. Ceza Dairesi 2023/7498 E. , 2025/180 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1926 E., 2022/1575 K. SUÇLAR : Hırsızlık, kamu malına zarar verme HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama I. Suça Sürülenen Çocuk Hakkında Hırsızlık Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 20.09.2022 tarihli ve 2022/1926 Esas, 2022/1575 Karar sayılı kararının katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön …
**2. Ceza Dairesi 2023/7498 E. , 2025/180 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/1926 E., 2022/1575 K. SUÇLAR : Hırsızlık, kamu malına zarar verme HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama I. Suça Sürülenen Çocuk Hakkında Hırsızlık Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 20.09.2022 tarihli ve 2022/1926 Esas, 2022/1575 Karar sayılı kararının katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü: Suça sürüklenen çocuk hakkında hırsızlık suçundan açılan davada suçtan doğrudan zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakkı bulunmayan katılan vekilinin hükmü temyiz etme hakkı olmadığından; temyiz isteminin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 298. maddesi uyarınca Tebliğname'ye aykırı olarak REDDİNE, II. Suça Sürülenen Çocuk Hakkında Kamu Malına Zarar Verme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-e-f maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Osmaniye Çocuk Mahkemesinin, 31.10.2019 tarihli ve 2019/505 esas, 2019/327 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 01.06.2021 tarihli ve 2020/1568 Esas, 2021/1250 Karar sayılı kararı ile hazır bulunan suça sürüklenen çocuk müdafiisine esas hakkındaki savunması sorulmadan karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, suça sürüklenen çocuğun okul kantininden hırsızlık eyleminin bina içerisinde muhafaza altına alınan eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu ve eyleminin suç tarihi itibariyle daha lehe olan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/1-b maddesinde düzenlenen suçu oluşturmasına karşın olayda uygulama yeri bulunmayan 5237 sayılı Kanun'un 142/1-a maddesi gereğince hüküm kurulması, suça sürüklenen çocuğun ceza ehliyeti bulunup bulunmadığının tespiti açısından üzerine atılı nitelikli hırsızlık ve kamu malına zarar verme suçları belirtilerek bu suçlar yönünden fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediği hususunda rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken hiçbir suç adı belirtilmeden alınan ceza ehliyeti raporuna dayanılarak karar verilmesi, kamu malına zarar verme suçundan ceza verildiği belirtilmesine karşın 5237 sayılı Kanun'un 152/1-a maddesi yerine aynı Kanun'un 151/1. maddesi gereğince cezalandırma yoluna gidilerek hükümde çelişki yaratılması, etkin pişmanlık nedeniyle aynı Kanun'un 168/1. maddesi gereğince indirim yapılması gerekirken 168/2. maddesi gereğince indirim yapılarak fazla cezaya hükmedilmesi, 5237 sayılı Kanun'un 168/2. maddesinin aynı Kanun'un 31/2. maddesinden sonra uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, suça sürüklenen çocuk hakkında 5237 sayılı Kanun'un 151/1. maddesi gereğince ceza verildiğinin belirtilmesine ve teşdit uygulandığı belirtilmemesine karşın alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesi gerekçeleri ile hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak verilen bu bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, bozma nedeni olarak gösterilen ve yukarıda sayılan hukuka aykırılıkların hiç birisinin bu bent kapsamına girmediği anlaşılmakla, buna göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı gözetilerek; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 01.06.2021 tarihli ve 2020/1568 Esas, 2021/1250 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine Osmaniye Çocuk Mahkemesinin, 11.05.2022 tarihli ve 2021/323 Esas, 2022/281 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun ve yok hükmünde olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 280/1-g maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.01.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ 2023/7498 Kamu malına zarar vermek suçundan sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmünün bölge adliye mahkemesi tarafından istinafta bozularak geri gönderilmesi üzerine dava zamanaşımı süresi dolduğundan davanın düşürülmesine karar verilmiş ve bu hükmün de istinaf edilmesi üzerine talebin esastan reddine karar verilmiştir. Sayın çoğunluk ile ihtilafa düştüğümüz konu ilk derece mahkemesinin verdiği hükmü istinafta inceleyen bölge adliye mahkemesinin bozma kararının yok hükmünde olup olmadığı ile buna bağlı olarak dava zamanaşımı süresi dolduğu için verilen ikinci hükmün hukuken geçerliliği konusundadır. Bölge adliye mahkemesinin bilinçli olarak kanuna açıkça aykırı davranıp verdiği ve hukuku ihlal eden hükümleri hukuken yok hükmünde saymak için yeterli değildir. 1-) Ülkemizde alt, üst, ilk veya son fark etmeksizin bütün mahkemeler her zaman iş yükünden muzdariptir. Hukuk sistemindeki aksaklıklar, hep iş yükü bahanesiyle örtülür. Maalesef ülkemizde iki dereceli yargılanma hakkına geçerken uygulamaya başlanan istinaf kanun yolu unutulduğu için birçok zihin sorunu ve uygulamacı engeliyle karşılaşmıştır. İş yükünden dolayı ilk derece mahkemelerinin gereği gibi yargılama yapmayıp üst derece mahkemelerinin işi çözmesi için ortada bırakması nedeniyle yine iş yükünden bunalan bölge adliye mahkemeleri, istinaf kanun yolunu gereği gibi uygulama çabasından uzaklaşarak temyiz incelemesi yapma yolunu tercih etmiştir. Temyiz incelemesi yapması gereken iş yükü ağır olan Yargıtay ise devamlı yetki genişleterek bölge adliye mahkemelerinin yapması gerekenleri üstlenmeye her hukuka aykırılığı düzeltmeye çalışmaktadır. Yargıtay istinaf incelemesine, bölge adliye mahkemeleri de temyiz incelemesine benzer kanun yolu denetimi yapmayı giderek alışkanlık haline getirmektedir. Mantığı anlaşılmayan kanun yolları birbirine karıştırılmaktadır. Böylece keyfiliğin can düşmanı olması gereken muhakeme hukuku ilkeleri, kuralları ve kurumları zarar görmektedir. 2-) Bölge adliye mahkemelerinin iş yükü gerekçesiyle kanun hükümlerinin açıkça dışına çıkarak bilinçli bir biçimde hukuka aykırı kararlar vermesi asla kabul edilebilir bir yol değildir. Bölge adliye mahkemelerinin bilinçli olarak kanunu ihlal etmesi ve devamlı olarak bunu yapması önemli bir mesleki etik sorunudur. Kararı yok hükmünde sayılanlar mantık gereği disiplin incelemesine alınmak zorundadır. Bilinçli olarak kanuna uymamak, devamlı açık kanun hükmüne aykırı karar vermek, emsal Yargıtay kararlarına rağmen uygulamada ısrarcı olmak, hukuk düzenini ihlal etmektedir. Bu konuda yalnızca zayıf not takdiri ile yetinilmeyip ilgililerince gereğinin yapılması gerekir. Hukuk sınırı dışına çıkmanın sıradanlaşması hukuk devletine zarar verdiği gibi hukukun üstünlüğünün yerini keyfiliğin almasına yol açar, denemesi değil düşünülmesi bile korkunçtur, felakettir. 3-) Bölge adliye mahkemesinin 5271 sayılı CMK’nun 280 maddesine aykırı olarak bozduğu ve ilk derece mahkemesine gönderdiği dava dosyasında direnme yetkisi bulunmadığı için yeniden hüküm kurması ve istinaf edilmesi üzerine esastan ret ve düzeltildiği durumda hukuka aykırı olan bozma kararı ve sonrası işlemlerin akıbeti asıl hukuki sorunu oluşturmaktadır. Bu konuda Yargıtay özel daireleri arasında yeknesak bir uygulama birliği yoktur. Bozma kararı yok hükmünde sayılarak sonraki işlemleri geçersiz sayan özel daireler olduğu gibi hukuka aykırılığı kabul etmekle birlikte bozma yapmayarak hükmü inceleyen daireler de vardır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi birinci görüşte iken 9 ve 10 ceza daireleri ikinci görüştedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2021/15983-2022/7579 sayılı 06.07.2022 günlü kararında; “İlk derece mahkemesinin mağdureye yönelik cinsel istismar suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün esastan reddine dair karar yönünden, adı geçen mağdureyle ilgili sanık hakkında verilen 09.03.2018 tarihli mahkumiyet kararının istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince bozulmasından sonra anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün aslında bölge adliye mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, bu tür kararların istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince verilmesi gereken kararlardan olduğu, bu şekilde verilen kararların ilk derece mahkemesi kararı niteliğinde bulunduğunun kabulü halinde esasen tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağının anlaşılması karşısında, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan yeni mahkumiyet hükmünün de temyizi kabil olduğu kabul edilerek gereği görüşüldü…” diyerek ilk derece ve bam kararlarını geçersiz ve yok hükmünde saymayıp esastan kararı incelemektedir. 4-) Yargıtay özel dairelerinden birinin hukuken yok hükmünde saydığı konuda bir başka özel daire hukuka aykırılık olmakla birlikte hukuken geçerli kabul etmektedir. Bu konu asıl içtihat alanı olup bütün ceza dairelerini ilgilendirdiği için ceza daireleri üyelerinin tamamının katılımıyla çözümlenebilir. 5-) Yargıtay, temyiz incelemesinde ağır hukuka aykırılıkları, yokluk yaptırımıyla karşılamıştır. Ancak Yargıtay bozma kararı vererek ortadan kaldırdığı önceden var olan bir karar bulunduğu için artık yokluktan bahsedilemez. Bozulan ve hukuken varlığı kabul edilen elde bir karar olduğu halde, bu karar hukuki varlık aleminde hiç yokmuş sayılması mantıki tutarsızlıktır. Temyiz edilerek Yargıtay’ın önüne gelmiş ve incelemeye değer bulunmuş bir mahkeme kararı artık yok sayılamaz, ancak mutlak butlan ile batıl sayılabilir, hükümsüz kılınabilir. 6-) Şahsi görüş olarak, bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisini kötüye kullanması halinde yine de ortada bir ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararı bulunduğu ve temyiz kanun yolunda bu kararlar inceleme konusu yapıldığı için yok hükmünde sayılmaması gerekir. Eğer bölge adliye mahkemesinin bozma kararı yok hükmünde sayılırsa kötüye kullanma nedeniyle sorunlar doğurur. 5271 sayılı CMK yok hükmünde ağır bir yaptırım ile mahkeme kararının geçersiz sayılmasını istememiş 289 maddesinde kesin hukuka aykırılık olarak görmüştür. İlk derece mahkemesinin ilk kararındaki hukuka aykırılığın ilk derece veya istinaf aşamasında giderilmeye çalışılması yokluk yaptırımına tabi olamaz. Yokluk, mahkemenin yetki alanı dışında kalan idari, yasama veya tamamen ilgisiz yargı alanı konusunda olabilir. Mahkemenin yönetmelik çıkarması, kaymakamın hapis cezası vermesi, sulh ceza hakimin kanunu anayasaya aykırı bulup iptal etmesi gibi hukuken absürt ve abesliklerde olabilir. Yargıtay’a gelmiş bir mahkeme kararı artık yok hükmünde değildir; en fazla olsa olsa mutlak butlan ile hükümsüz, değersiz, geçersiz sayılabilir. Fiili durum da aslında budur. 7-) İncelenen davada ilk derece mahkemesi bozma sonrası kamu malına zarar vermek suçunun dava zamanaşımına uğradığını tespit ederek düşme kararı vermiştir. Dava zamanaşımına uğrayan suçun yargılamasına artık gerek kalmamıştır. İlk derece mahkemesinin verdiği ikinci karar doğru olup hukuken geçerlidir. Bozma kararı veren bölge adliye mahkemesinin şeklen yetkisini aşmış olması ilk derece mahkemesinin ikinci hükmünü hukuka aykırı hale getirmez. Hukuka aykırılıkların ilk derece mahkemesince düzeltilmesi ile bölge adliye mahkemesinde düzeltilmesi gerçekte davanın adilliğine etki etmemektedir. İki dereceli yargılanma hakkını zedelememekte tersine güçlendirmektedir. Bu uygulama bölge adliye mahkemesi karşısında direnme yetkisi olmayan ilk derece mahkemelerini ezen bir duruma yol açsa da yargılama işlemlerini yokluk yaptırımıyla geçersiz saymaya götürecek kadar ağır bir hukuk ihlali de değildir. Sonuç olarak, dava zamanaşımından düşürülen kamu malına zarar vermek suçundan yeni bir yargılama yapılamayacak ve bozma sonrasında aynı hüküm yeniden kurulacaktır. Aynı sonucu verecek hükmün bozulmasının hukuki hiçbir yararı ve sonucu yoktur. Düşme kararı neticesi bakımından hukuka uygun olup temyiz talebinin esastan reddiyle onanmasına karar verilmesi yerine bölge adliye mahkemesinin bozma yetkisi olmadığı için ilk kararı yok hükmünde sayılarak bozmaya ilişkin sayın çoğunluk görüşüne ve sürdürdüğü uygulamaya iştirak etmiyorum.