3. Ceza Dairesi 2023/22451 E. , 2025/2947 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/361 E., 2023/57 K. SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme,Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, kasten öldürmeye teşebbüs etme,silahlı terör örgütüne üye olma, HÜKÜM : 1- I-) Sanıklar .…
**3. Ceza Dairesi 2023/22451 E. , 2025/2947 K.** **"İçtihat Metni"** İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/361 E., 2023/57 K. SUÇ : Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme,Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, kasten öldürmeye teşebbüs etme,silahlı terör örgütüne üye olma, HÜKÜM : 1- I-) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... , ..., ..., ..., ..., ... ve...'in üzerlerine atılı sübut bulan "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek" suçundan; TCK'nın 309/1, 3713 sayılı TMK'nın 5/1, TCK'nın 39. maddesinin 2-c maddesi delaletiyle 39/1, 53, 62/1, 58/9, 63 maddeleri uyarınca ayrı ayrı mahkumiyet, II-) Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlarından; ayrı ayrı ceza verilmesine yer olmadığı, III-) Sanık ...'nın üzerine atılı mağdur ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan; TCK'nın 82/1-g-h, 266/1, 3713 sayılı TMK'nın 5/1, TCK'nın35/2, 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet, IV-) Sanık ...'nın üzerine atılı mağdur ... e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan; TCK'nın 82/1-g-h, 266/1, 3713 sayılı TMK'nın 5/1, TCK'nın 35/2, 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet, V-) Sanık ...'nın üzerine atılı mağdur ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan; TCK'nın82/1-g-h, 266/1, 3713 sayılı TMK'nın 5/1, TCK'nın 35/2, 53, 58/9, 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet Temyiz edenlerin sıfatları, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü; Bir kısım sanıklar ile müdafilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin, İlk Derece Mahkemesinde silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkeleri doğrultusunda savunmaya yeterli imkan sağlanıp bu hakkın etkin şekilde kullandırılmış olması, istinaf aşaması ve temyiz denetiminde sınırsız şekilde yazılı savunma imkanının kullanılabilme olanağının bulunması karşısında savunma hakkının kısıtlanması söz konusu olmadığından 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik CMK'nın 299. maddesi gereğince takdiren REDDİNE, GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: I-A) Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ..., ... ve İçişleri Bakanlığının sanıkların üzerine atılı tüm suçlar; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığının Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme; katılan ... Başkanlığının Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçları dışında kalan suçlar bakımından doğrudan doğruya zarar görmemeleri nedeniyle davaya katılma hakları bulunmadığı gibi davaya katılmalarına ilişkin verilen kararın da hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden; B) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... yönünden Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme; suçlarından kurulan ceza verilmesine yer olmadığına dair hükümler CMK’nın 286/2-h maddesi uyarınca mahiyeti gereği temyiz edilemez nitelikte olmasından; Belirtilen konularla ilgili temyiz istemlerinin CMK'nın 298. maddesi gereğince ayrı ayrı REDDİNE, II- Katılanlar Türkiye Cumhuriyeti ... ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının temyiz istemlerinin, Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu ile sınırlı olduğu belirlenerek, anılan katılanlar vekilleri ile sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde; Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; III- HUKUKİ AÇIKLAMALAR: Ayrıntıları Dairemizin 22.03.2019 tarih ve 2018/7103 Esas 2019/1953 sayılı kararında açıklandığı üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen Anayasa'yı ihlal suçunun maddi unsuru/tipik eylem, cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye elverişli vasıtalarla teşebbüs etmektir. Suçun bu amaçla kurulmuş bir örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, korunan amaçlara matuf fiillerin elverişliliğinin değerlendirilmesi bakımından önem taşımakta ise de, bu husus suçun unsuru değildir. Suç, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmak, bu düzen yerine başka bir düzen getirmek veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemek amacına matuf doğrudan genel kast ile işlenebilen bir suçtur. Suç tanımında belirtilen amaçları gerçekleştirmeye yönelik bir fiil işlenmesi hususunda iştirak iradeleri bulunan sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 309. maddesinde düzenlenen Anayasa'yı ihlal suçu yönünden iştirakin her şeklinin uygulanması mümkündür. Suça iştirakten söz edebilmek için amaca yönelik bir fiil işleme hususunda iştirak iradelerini ortaya koyan kişilerin hepsinin bu amaçla kurulmuş bir örgütün üyesi olması da gerekmez. 15 Temmuz 2016 günü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve ... Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş, 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır. Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylemler vasfını aşarak, Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi gereğince ve iş bölümü doğrultusunda bulundukları mahal ve konumlarına uygun, amaca hizmet eden ve katkı sunan icrai harekette bulunanların, icra aşamasına geçerek amaç suç yönünden somutlaştığında ve elverişliliğinde tartışma bulunmayan bu fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurdukları gözetilerek TCK'nın 37. maddesi kapsamında "doğrudan fail" olduklarının kabulünde zorunluluk vardır. Mensup olduğu örgütle kurduğu bağ nedeniyle örgütsel faaliyet kapsamında işlenen Anayasa'yı ihlal suçuna ilişkin planlama, hazırlık ve icra organizasyonundan haberdar olmak suretiyle darbeye teşebbüs suçunu sevk ve idare edenler tarafından verilen emirleri/görevleri kabullenerek ülke çapındaki icra hareketleriyle illi bir değer taşıyan icra hareketlerini gerçekleştirenlerin ya da görev paylaşımı bağlamında henüz sırası gelmemiş icra hareketleri için gerekli hazırlıkları yapanların bu suç yönünden müşterek fail olarak sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Doğrudan kanuni tanımda öngörülen cebir ve şiddet içeren icrai hareket niteliğinde olmayan, somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde -faillerle birlikte- fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımayan, suç organizasyonu içinde bir iş bölümünün gereği olarak görevlendirilmeleri nedeniyle ika edildiği kanıtlanamayan ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradesini açıkça ortaya koyan, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelen hareketleri gerçekleştiren sanıkların eylemlerinin, 5237 sayılı TCK’nın 309/1 ve 39/2-c maddeleri kapsamında Anayasa'yı ihlale teşebbüs suçuna yardım etmek suçunu oluşturacağı gözetilmeli, hukuki durumları buna göre tespit edilmelidir. TCK'nın 309. maddesinde düzenlenen suç bir somut tehlike suçu olduğundan suçun oluşması için ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır. Bu itibarla sanığın amaca matuf eylemi ve/veya işlediği elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Suça teşebbüsün kabulü için aranan elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı araştırılırken ve vasıtanın elverişliliği takdir edilirken tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemez. Ancak her halükarda ülke genelinde gerçekleştirilmek istenen amaca matuf cebri/icrai fiilin, sanığın bulunduğu mahalde/sorumluluk sahasında da doğrudan doğruya ya da araç suçlar yönünden icrasına başlanması aranmalıdır. Sanığın bu icrai fiile yine icrai bir hareketle katılması mümkün olduğu gibi garantörlük yükümlülüğünü ihmal etmek suretiyle de iştirak edebileceği görülmektedir. Bağlayıcı emrin yerine getirilmesi kapsamında astların hukuki sorumluluğu: Ayrıntılarına Dairenin 09.12.2019 tarih ve 2019/6765 Esas - 2019/8453 sayılı kararında açıklandığı üzere: 5237 sayılı TCK'nın benimsediği suç teorisine göre: tipe uygun ve hukuka aykırı fiil, failin kusurlu olması halinde ceza yaptırımı uygulanmasını gerektirir. Her ceza hukuku normu, temelde bir hakkı/bir değeri korur. Bu nedenle ceza hukuku normlarının belirlediği davranış modellerine aykırı düşen her fiil haksızlık içermektedir. Kast suçun subjektif unsurunu, kusur ise iradenin oluşum süreci ile ilgili olarak, failin işlediği hukuka aykırı fiilden dolayı kınanabilirliğine ilişkin bir değer yargısını ifade etmektedir. Kınanabilirlik, failin hukuka uygun davranmak, haksızlık yapmamak imkan ve yeteneği varken, hukuka aykırı davranması, haksızlığı tercih/irtikap etmesi halidir. İnsan ... iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle, haklı olan bir davranışla haksızlık arasında bir tercih yapma veya haklı olan davranış lehine karar verme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme, hukuk düzenin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğini haizdir. Kusur yargısının temelini oluşturan insanın irade özgürlüğü ise, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranışları ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve ... iradesiyle haksız olan bir davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Şu halde kasten işlenmiş, tipe uygun/haksızlık içeren fiil, olayda bir hukuka uygunluk sebebi varsa suç teşkil etmeyecek, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep varsa, suç oluşturmasına rağmen yaptırıma tabi tutulamayacaktır. Hukuka aykırılık genel bir ifadeyle, hukuka (hakka) karşı gelmek (Heinrich l kn 305) onunla çatışma halinde olmak demektir. Suçun unsuru olarak hukuka aykırılık ise işlenen fiile hukuk düzeni tarafından cevaz verilmemesi, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması anlamına gelmektedir (Koca-Üzülmez, age, s. 252; Prof. Dr. Fatih Selami Mahmutoğlu, Av. Serra Karadeniz-LLM, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, s. 450). 5237 sayılı TCK'da yer alan hukuka uygunluk nedenleri; kanunun hükmünü yerine getirme (TCK 24/1. m.), meşru savunma (TCK 25/1. m.), hakkın kullanılması (TCK 26/1. m.) ve ilgilinin rızası (TCK 26/2. m.)dır. TCK'nın 24. maddesinin 2, 3 ve 4. fıkralarında hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi, kusurluluğu ortadan kaldıran bir sebep olarak düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde işaret edildiği üzere hukuka aykırı olan ve emri verenin hukuki sorumluluğunu kaldırmayan bir emrin yerine getirilmesinin hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de, Devlet tarafından yerine getirilen kamu hizmetinin yürütülmesinde amirin emrini yerine getirmek durumunda kalan ast yönünden bu durumun bir sorumsuzluk nedeni olarak kabul edilmesinde zaruret bulunmaktadır. Kural olarak hukuka aykırı emre muhatap olan kamu görevlisinin bu emri denetlemesi, sorgulaması, hukuka aykırı olduğu kanaatinde ise amirin yazılı emri ve ısrarı olmadan yerine getirmemesi gerekir. Ancak Anayasının 137/3. maddesinde "Askeri hizmetlerin görülmesi ve acele hallerde kamu düzeni ve kamu güvenliğinin korunması için kanunda gösterilen istisnaların saklı" olduğu belirtilerek, yapılan işin mahiyeti, kamu düzeni ve kamu güvenliği nedeniyle bazı istisnalara yer verildiği de görülmektedir. Muadil düzenleme TCK'nın 24/4. maddesinde de yer almaktadır. Keza bir hukuk devletinde prensip olarak konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (1982 Anayasası'nın 137/2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 24/3. maddesi). Askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse bu suçun işlenmesinden emri veren mesuldür. Ancak amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise, maduna da faili müşterek cezası verilir (1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu 41/3-B). Amiri tarafından “askeri hizmete müteallik hususlarda verilen emrin, bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum” olan ast, işlemekte olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmekte ise cezai sorumluluğu ne olacaktır? Amirin emrini icra sureti ile işlenen suçlardan dolayı hukuka uygunluk meselesi, Askeri Ceza Hukukunda büyük bir önem taşır. Gerçekten askerlik hizmeti, diğer hizmetlerden farklı olarak, fertlerden daha tam, daha kesin ve daha çabuk bir itaat bekler, hatta böyle bir itaate askerleri zorlar. Nitekim 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 14. maddesine göre: “Ast, amir ve üstüne umumi adap ve askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeğe, amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdur. Ast, muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştirmez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mes’uliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur.” İşte askerlik hizmetinin bu özelliğini nazara alan Anayasa'mız, “kanunsuz emir” kenar başlığını taşıyan 137. maddede, kanunsuz emrin yerine getirilemeyeceğini ve böyle bir emri alan memurun ne suretle hareket etmesi gerekeceğini belirttikten sonra “Askeri hizmetlerin görülmesi… için kanunla gösterilen istisnalar saklıdır” dediği gibi, AsCK da amir tarafından verilen emrin yerine getirilmesine ilişkin olmak üzere, şöyle bir hüküm sevk etmiştir: “Hizmete müteallik hususlarda verilen emir bir suç teşkil ederse, bu suçun işlenmesinden emir veren mesuldür. Aşağıdaki hallerde maduna da faili müşterek cezası verilir; kendisine verilen emrin hududunu aşmış ise; amirin emrinin adli ve askeri bir suç maksadını ihtiva eden bir fiile müteallik olduğu kendisince malum ise” Bu düzenlemelere göre, emri veren amir ise kesin itaat kuralı her bakımdan geçerlidir; ast emre mutlak surette itaat edecektir. Üst ise kanun ve nizamlara göre kendisine böyle bir emir vermeğe yetkili olup olmadığını araştıracak, yetkili olduğuna kanaat getirirse itaat edecektir. İç Hizmet Kanununa göre, amir makam ve memuriyet yönünden emretmek yetkisine sahip kimse iken (m. 9); üst, rütbe ve kıdem büyüklüğünü ifade eder (m. 10). Mevzuat, konusu suç teşkil eden emir müstesna, amir tarafından verilen emrin muhteva itibari ile kanuna uygunluğunu araştırmaktan astı yasaklamıştır. Emrin hizmete ilişkin olması halinde, emri yerine getiren kimsenin prensip itibari ile hiçbir ceza sorumluluğu yoktur ve bütün sorumluluk sadece emri verene aittir. Özel nitelikte olmayan ve bu özel niteliği ilk bakışta anlaşılmayan her emir, hizmetle ilgili sayılmak gerekir. Ast kendisinden verilen emrin bir suç işlemek maksadı ile verildiğini biliyorsa ve buna rağmen emri yerine getirmişse kendisi de amirle birlikte ceza görecektir. Dikkat edileceği veçhile, astın bu hususta sadece bir şüpheye kapılması cezalandırılması için yeterli değildir, zira her asker, amiri tarafından verilen emrin kanuni olduğunu farz ve kabul etmek zorundadır ve bu konuda ast lehine bir karinenin varlığı kabul edilebilir (AsCK 41, f. 2 ve 3)(Prof, Dr. Sahir Erman Askeri Ceza Hukuku Syf 176 vd.). Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır. Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK 30/1), suçun nitelikli hallerinde (TCK 30/2), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK 30/1-3) hata halleri kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK 30/3) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK 30/4) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK 27/1) (Dairenin 24/4/2017 tarih ve 2015/3-2017/3 sayılı kararı). TCK'nın 30/3. maddesinde "ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanır." denilerek hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu etkileyen haller birlikte düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarındaki hatayı bu kapsamda değerlendirmek gerekecektir. Hatadan yaralanmak için kaçınılmaz olması gereklidir. Failin hukuk düzenince tanınmayan bir hukuka uygunluk nedeninin var olduğu (Bestandsirrtum/Erlaubnisnormirrtum) ya da hukuken tanınan bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki sınırında yanılgı içinde (Grezirrtum Erlaubnisgrenzirrtum) olduğu durumda izin yanılgısı (Erlaubnisirrtum) ya da dolaylı haksızlık yanılgısından (der indirikte Verbotsirrtum) söz edilmektedir. Bu durumda somut vakıaya değil, münhasıran norma dayalı bir değerlendirme söz konusu olduğundan, haksızlıkla doğrudan bir ilgisi bulunmayan bu yanılgının haksızlık yanılgısı (TCK m. 30/4) kapsamında mütalaa edilmesi gerekmektedir. Bu yanılgı türünün haksızlıkla doğrudan bir ilgisinin bulunmaması nedeni ile kast üzerinde herhangi bir etkisi de yoktur. Fiil kasten icra edilen bir haksızlık olma özelliğini korur. Hukuka uygunluk nedenlerini düzenleyen normların da bir hukuk normu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu yanılgı norma dayalıdır. Ancak bu norm bir suç tipine dayanak oluşturan yasak normu değil, bu normun yasakladığı davranışa izin veren bir normdur. Failin izin normunu bilmemesine ya da yanlış bilmesine dayalı bir değerlendirme yanılgısı mevcuttur. Fail, hukuk düzeninde mevcut olmayan bir hukuka uygunluk nedenini var saydığı veya hukuki sınırında yanılgıya düştüğü için hukuk düzeninin fiiline izin verdiği kanaati ile hareket etmektedir. İzin yanılgısının kaçınılmaz olması durumunda, failin haksızlık bilinci ile hareket ettiği söylenemez. Failin içinde bulunduğu izin yanılgısı, yasak normunun uyarı fonksiyonunu tamamen işlevsiz bırakmaktadır. Yasak normu ile izin normunun çatıştığı bir durumda, uygulanma önceliği izin normuna aittir. Buna bağlı olarak izin normu, yasak normunun fiilin icrasından kaçınmak yönündeki uyarısını tümüyle etkisiz bırakmaktadır. Kaçınılmaz izin yanılgısı halinde, kusuru tamamen ortadan kalkacağı için faile ceza verilemez (TCK m. 30/4; CMK m. 223/3-d) (Neslihan Göktürk Haksızlık Yanılgısının Ceza Sorumluluğuna Etkisi sh.125 vd.). Failin, gerçekte olmamasına rağmen işlemiş olduğu fiili hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğu düşünerek hareket etmesi hali haksızlık yanılgısının ikinci görünüm şeklini oluşturmaktadır. Bu ihtimalde fail işlediği fiilin yasaklılığına ilişkin tam bir bilgiye sahiptir, ancak somut olayda işlemiş olduğu haksızlığı hukuka uygun hale getiren bir sebebin bulunduğunu düşünmektedir. Kısaca fail bir hukuka uygunluk nedeninin hukuki varlığında hataya düşmektedir (Koca-Üzülmez, age s.344). Failin hataya düşmesindeki kişisel kusurun değerlendirilmesi ile ilgili olması hasebiyle hatanın kaçınılamaz olup olmadığı, ex ante bir değerlendirme ile failin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, yaşı, rütbe ve görevi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenecektir. IV- SOMUT OLAY: Dava dışı sanıklar öğrenci alay komutanı ... , yaşanan çatışmada öldürülen 4. Filo komutanı kurmay binbaşı ... , ... ile ...’nın; 14.07.2016 tarihinde gece geç saatlere kadar toplantı yaptıkları, çay servisinde dahi kimseyi yanlarına yaklaştırmayıp, çayları kendilerinin uzaktan aldıkları; öğrenci alay komutanı dava dışı sanık ... tarafından, Taşköprü Belde Belediye Başkanı ...’den, 15 Temmuz Cuma gününü cumartesiye bağlayan gece sabah 04.00'da hazır olacak şekilde 4-5 otobüs istendiği, özel bir otobüs firmasının sahibi olan ...'ün beyanına göre "Hava Meydan Komutanlığından ... isimli bir kişi tarafından arandıkları, Taşköprü Belediyesi vasıtasıyla aradığını belirterek, Bursa iline yapılacak gezi için 16.07.2016 Cumartesi sabahı en geç 02.45’e kadar 2 otobüse ihtiyaçlarının olduklarını" söylediği, Hava Harp Okulu öğrencilerinin önceden belirlenen takvim çerçevesinde Yalova Hava Meydan Komutanlığında 13.07.2016 çarşamba gününden itibaren kampa katıldıkları, kampta teçhizatlı veya teçhizatsız, planlı veya plansız faaliyetler icra edilebildiği, cep telefonlarının Cumartesi ve Pazar günleri 09:00-12.00 saatleri arasında çadırlar bölgesinde kullanılmasının serbest olduğu, diğer zamanlarda kullanılmasına izin verilmediği, birlik dışına çıkışlarda komutan izniyle kullanılabileceği, öğrenci alay komutanı dava dışı sanık ... tarafından, her cuma yapılan Bayrak töreni ve alay koşusunun iptal edilerek 15 Temmuz cuma günü yaptırılmadığı, aynı gün saat 22.00 sıralarında Hava Harp Okulu komutanı albay rütbesindeki ... 'in, binbaşı rütbesindeki ...'yı aradığı, saat 03.00 olarak belirlenen darbe harekatının öne çekildiği ve harekete geçilmesi talimatını verdiği, ...'nın Yalova İndirme Alayında bulunan tüm filo ve kol komutanlarına bu durumu ilettiği, yat içtiması sonrası çadırlarda bulunan askeri öğrencilerin içtima alanına çağrıldıkları, içtima alanında askeri öğrencilerin isimlerinin belirlendiği, Sürücülüğünü er rütbesindeki sanıklar ... , .... ve ...'nun yaptığı ..., .... ve ... resmi plakalı otobüslere yüzbaşı rütbesindeki ...'nın, üsteğmen rütbesindeki ... ve ... ile askeri öğrenciler ......, ...,, ... , ..., ... ve ...'nin bindikleri, otobüslere içerisinde 3000 adet G3 mermisi bulunan üç mermi sandığının getirildiği ve bu G3 mermilerinin askeri öğrenci olan sanıklara dağıtıldığı, sanıkların darbe kalkışmasında belirlenen hedef noktaya gitmek üzere Yalova Meydan Komutanlığından saat 00:00 sıralarında çıkış yaptıkları, güzergah üzerinde bulunan Osmangazi Köprüsünden geçiş yaptıkları, yol aldıkları sırada aynı gün saat 01:00 sıralarında Mehmetçik Vakfı Tesislerine ulaştıkları, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin güvenlik önlemleri almaları, karayolunu ulaşıma kapatılması ve yine vatandaşların gişeler bölgesinde toplanmaları üzerine sanıkların araçlarla ilerleyemedikleri, rütbeli ve öğrenci asker olan sanıklardan bir kısmının kendilerine karşı koyan vatandaşlar ile polis memurlarını havaya ateş ederek yere yatırıp silahlarını alıp etkisiz hale getirdikleri, kullanımlarında olan otobüsün geçişi için müşteki ve mağdurlara ait araçları devirmek suretiyle karayolunu açtıkları ve yollarına devam ettikleri, ancak Sultanbeyli İlçesine geldiklerinde vatandaşlarca karayolunun trafiğe kapatılması nedeniyle ilerleyemedikleri ve hedeflenen yere ulaşamadıkları, yine bir kısım sanıkların eylemleri sonucunda emniyet görevlileri olan müştekiler ..., ...ve . ... ile olay yerinde bulunan sivil vatandaşlar olan müştekiler ..., , ... , ..., ... ve ...'un yaralandıkları, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğüne tahsisli zırhlı araç ile sivil vatandaş olan müştekiler ..., ... ve ...'ın kullanımındaki araçlarda zararın meydana geldiği, sanıkların aynı gün sabah vaktine kadar otobüslerden inip vatandaşlarla konuşup emniyet görevlilerinin talimatları ile tekrar otobüslerine dönüp silah, mühimmat ve malzemeleriyle gözaltına alındıkları, Anlaşılmıştır. V- DAİREMİZİN BOZMA KARARI SONRASI MAHKEMENİN KABULÜ: Eylemler Yönünden Sanıkların Hukuki Durumları A) Cebir ve Şiddet Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Öngördüğü Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme Suçu Yönünden: Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda rütbeli ve öğrenci askeri şahıs olan sanıkların Yalova Hava Meydan Komutanlığındaki hazırlıkları, ülke genelinde saat 22:00 sıralarında medya ve diğer iletişim araçlarıyla darbe kalkışmasının öğrenilmesine rağmen 16.07.2016 günü saat 00:00 sıralarında kamp alanından çıkış yapmaları, rütbeli ve öğrenci asker olan sanıkların tam teçhizat otobüslerle hareket etmeleri, otobüs içerisinde mermilerin dağıtılması, ışıkların kapatılması, keplerin çıkartılması ve silahların namlu ucunun aşağıya indirilmesi şeklinde emir ve talimat verilmesi, Mehmetçik Vakfına intikalleri sonrası rütbeli ve askeri öğrenci sanıkların trafik akışının olmaması ve yolun kapalı olmasına rağmen fiili eylemde bulunarak karayolunu açıp ilerlemeleri, emniyet görevlilerinin ve vatandaşların uyarılarına rağmen teslim olmayarak emniyet görevlilerine karşı silah kullanmaları, Mehmetçik vakfında karayolunun trafiğe kapalı olmasına, silah ve mühimmatları ile güvenlik güçlerine teslim olma imkanlarının bulunmasına rağmen eylemlerini ısrarlı bir şekilde devam ettirmeleri, eylemlerinin sonucu yaralanma ve zarar olaylarının meydana gelmesi, sanık ....'a ait “Herşey yolunda arkadaşlar kesinlikle taviz yok”. “Liderlik zor zamanlarda gösterilir”, “Canavar gibiyiz”, “Yavaş yavaş ilerliyoruz halkı galeyana getirmişler” ve “Yalova nasıl" şeklinde eylemlerindeki kastlarını gösterir WhatsApp gurup mesajları, ülke genelinde darbe kalkışmasının bastırılması sonrası sabah saatlerinde teslim olmak zorunda kaldıkları anlaşılan olay kapsamında, Sanıklar savunmalarında suçlamayı kabul etmemişler ve savunmalarında skrumble (tatbikat) eğitimi için toplandıklarını, terör tehdidi nedeniyle kamptan tam teçhizatlı ayrıldıklarını, İstanbul'daki Hava Harp Okuluna dönüşe geçtiklerini, Tuzla bölgesinde herhangi bir ateş açma eylemlerinin olmadığını ve havaya açtıkları ateşin Sultanbeyli bölgesinde gerçekleştiğini, herhangi bir polisi etkisiz hale getirme gibi bir eylemlerinin olmadığını ifade etmiş iseler de; darbe girişimi ile ilgili haberlerin internet üzerinden yayılması, ulusal televizyonlarda Başbakanın ve Cumhurbaşkanının açıklama yapma saatleri, sanıkların Yalova Kampında ilk toplanma ve ayrılma saatleri, intikal öncesinde ve sırasında herhangi bir güvenlik birimine bildirimde bulunulmaması ve güvenlik biriminden yardım istenilmemesi, bulundukları yerde yeterli düzeyde teçhizatın bulunmasına rağmen güvenlik önlemi olarak askeri mevzuata ve talimatlara aykırı olarak kamp alanının dışına çıkmaları, Mehmetçik Vakfına intikalleri sonrası trafik akışının olmaması ve yolun kapalı olmasına rağmen fiili eylemde bulunarak karayolunu açıp ilerlemeleri, emniyet görevlilerinin ve vatandaşların uyarılarına rağmen silah ve mühimmatları ile güvenlik güçlerine teslim olma imkanlarının bulunmasına rağmen eylemlerini ısrarlı bir şekilde devam ettirmeleri, dosya içerisinde mevcut sanık ...'a ait “Herşey yolunda arkadaşlar kesinlikle taviz yok”. “Liderlik zor zamanlarda gösterilir”, “Canavar gibiyiz”, “Yavaş yavaş ilerliyoruz halkı galeyana getirmişler” ve “Yalova nasıl" şeklindeki WhatsApp gurup mesajları bir bütün halinde ele alındığında sanıkların darbe girişiminden haberdar olmadıklarına yönelik savunmalarının muteber kabul edilemeyeceği, nitekim havaya ateş açma yerleri açısından belirtilen Tuzla bölgesinde değil Sultanbeyli bölgesinde havaya ateş açıldığına yönelik savunmaları kapsamında sanıkların darbe girişiminden haberdar olmadıklarına yönelik savunmalarının muteber kabul edilmemiş olması nazara alınarak ateş açılan yerin dosya kapsamına göre ilgili suç açısından bir farklılık ve önem arz etmeyeceği, bu haliyle sanıkların kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu kanaatine varılan savunmalarına mahkememizce itibar edilmemiştir. Her ne kadar Yargıtay bozma ilamında öğrenci askeri şahıs olan sanıkların, örgütsel faaliyet kapsamında gerçekleştirilen Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna ilişkin planlanan hazırlık ve icra organizasyonundan önceden haberdar olduklarının kanıtlanamadığı, sanıkların olay günü kendilerine karşı koyan vatandaşlar ile polis memurlarını havaya ateş ederek yere yatırıp silahlarını almak suretiyle etkisiz hale getirme ve yine müşteki ve mağdurlara ait araçları devirerek karayolunu açmak şeklindeki eylemlerinin somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte-fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımadığı ancak suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradelerini açıkça ortaya koyan, sanıkların bu eylemlerinin zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptıkları katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelik olduğu belirtilmiş ise de, Sanıkların söz konusu suça ilişkin planlanan hazırlık ve icra organizasyonundan önceden haberdar olduklarının kanıtlanamadığının kabulü ile birlikte, olay günü üstleri tarafından kendilerine terör tehdidi nedeniyle kamptan ayrılmaları ve İstanbul'daki Hava Harp Okuluna doğru hareket etmeleri gerektiğinin bildirilmesi üzerine verilen emir doğrultusunda bulundukları yerden hareket edip dışarı çıktıkları, içtima alanında askeri öğrencilerin özel olarak isimlerinin belirlendiği, askeri öğrenci olmalarına rağmen tam teçhizat olacak şekilde otobüs içerisinde mermilerin dağıtıldığı, ışıkların kapatılması, keplerin çıkartılması ve silahların namlu ucunun aşağıya indirilmesi şeklinde emir ve talimat verildiği, Mehmetçik Vakfına intikalleri sonrası sanıkların trafik akışının olmaması ve yolun kapalı olmasına rağmen fiili eylemde bulunarak karayolunu açıp ilerlemeleri, yol güzergahında halkın kendilerine askeri bir kalkışma olduğunu söylemeleri üzerine gerçekleşen kalkışmadan haberdar oldukları, buna rağmen verilen emre uyarak ve yönlerini belli ederek yollarına devam etme gayreti göstermeleri, silah ve mühimmatları ile güvenlik güçlerine teslim olma imkanlarının bulunmasına rağmen eylemlerini ısrarlı bir şekilde devam ettirdikleri, sanık ...'a ait “Herşey yolunda arkadaşlar kesinlikle taviz yok”. “Liderlik zor zamanlarda gösterilir”, “Canavar gibiyiz”, “Yavaş yavaş ilerliyoruz halkı galeyana getirmişler” ve “Yalova nasıl" şeklinde darbe kalkışmasından tam ve net bir şekilde haberdar olduklarını ve eylemlerindeki kastlarını gösterir WhatsApp gurup mesajlarının bulunması, ülke genelinde darbe kalkışmasının bastırılması sonrasına kadar üstleri tarafından suç işlenmesi amacıyla verilen ve içeriğinin suç teşkil ettiği bilinç ve iradesine sahip olarak emirlerini yerine getirdikleri ve ancak sabah saatlerinde teslim olmak zorunda kalmış olmaları bir bütün halinde değerlendirildiğinde; suçun icrasına başlanmasından sonra katılma iradelerini açıkça ortaya koyan hareketlerinin, zaman, nitelik ve yakın zarar tehlikesine yaptığı katkı itibariyle bütün olarak darbenin icrasını kolaylaştırmaya yönelik olduğu ve elverişli nitelikteki icra hareketlerine katkı sunduğu, ancak sunduğu katkıların tek başına vahamet arz etmediği ve neticenin/somut zarar tehlikesinin gerçekleşmesini sağlayacak biçimde faillerle birlikte fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmalarını temin edecek fonksiyonel bir mahiyet taşımadığı, bu kapsamda fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurduklarından bahsedilemeyeceğinin anlaşılmasına nazaran, zarar tehlikesi bakımından illi bir değer taşıdığında kuşku bulunmayan eylemlerinin işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak (TCK'nın madde 39/2-c) suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek suçuna yardım etmek kapsamında kaldığına dair kanaate varılmış; hususen olay günü kendilerine karşı koyan vatandaşlar ile polis memurlarını havaya ateş ederek yere yatırıp silahlarını almak suretiyle etkisiz hale getirme ve yine müşteki ve mağdurlara ait araçları devirerek karayolunu açmak şeklindeki eylemlerinin ise doğrudan ve tek başına söz konusu darbeye yardım suçunun unsurlarını oluşturmadığı ancak söz konusu suça yapılan yardımın niteliği ve suçun işlenişine olan katkısı gözönüne alınarak TCK'nın 61. maddesi gereğince cezanın belirlenmesi açısından teşdit unsuru olarak kabul edilmiştir. Bu şekilde sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in üzerlerine atılı sübut bulan "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek" suçundan eylemlerine uyan TCK'nın 309/1 maddesi uyarınca cezalandırılmalarına, Sanıkların üzerine atılı suçun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinde sayılan terör suçlarından olması nedeniyle, aynı Kanun'un 5/1 maddesi uyarınca sanıklara verilen cezadan ayrı ayrı yarı oranında artırım yapılmasına, Sanıkların yardım eden sıfatıyla suçu işledikleri anlaşıldığından yapılan yardımın niteliği ve suçun işlenişine olan katkısı gözönüne alınarak TCK'nın 39. maddesinin 2-c maddesi delaletiyle 39/1 maddesi uyarınca takdiren ve teşdiden cezalandırılmalarına, Sanıkların yargılama sırasında gözlemlenen tutum ve davranışları, verilen cezanın gelecekleri üzerindeki olası etkisi göz önüne alınarak TCK'nın 62/1 maddesi uygulanmak suretiyle cezalarından 1/6 oranında indirim yapılmasına, Sanıklar hakkında hükmedilen cezalarda başkaca arttırım ve indirim yapılmasına yer olmadığına dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. B) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek , Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olmak suçları yönünden: Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlarından TCK'nın 311/1, 312/1, 314/2 ve 3713 sayılı TMK'nın 5/1 maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılması istemiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca kamu davası açılmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 311. maddesinin gerekçesinde; "Anayasa'yı ihlal suçu, Anayasa düzenine hakim olan ve sistemleri koruma amacını güderken; bu madde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik unsurunun oluşturduğu üç güçten birini ve yasama gücünü oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anayasa kurallarına uygun bir biçimde görevlerini yerine getirilebilmesi yeteneğini korumaktadır. Anasaya düzenini ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirme veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önleme amacını gerçekleştirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelen saldırılar, Anayasa'yı ihlal suçunu oluşturur. Bu madde kapsamında tanımlanan suç, bu amaçlar dışında Türkiye Büyük Millet Meclisinin Anayasa'ya uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmesini engelleme hallerinde oluşacaktır." şeklinde açıklamaya gidilmiştir. Aynı hukuki değerleri koruyan ve kapsamı itibariyle eylemlerin haksızlık muhtevasını tamamen ortadan kaldıran Anayasayı ihlal suçunun tüm unsurlarıyla gerçekleştiği durumlarda sanıkların ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 311, 312 ve 314. maddesinde düzenlenen cezalandırılmaları cihetine gidilemeyecektir. Bu nedenle Mahkememizce sanıklar hakkında "cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan TCK'nın 309/1 maddesi uyarınca mahkumiyetlerine karar verilmesi nedeniyle, 5237 sayılı TCK'nın 311/1, 312/1 ve 314/2 maddelerinde tanımlanan suçların "geçitli suç" kuralları çerçevesinde bu suçun içinde eridiği kanaatine varılmış ve sanıklar hakkında atılı suçlardan ayrı ayrı ceza verilmesine yer olmadığı yönünde karar verilmiştir. C) Kasten öldürmeye teşebbüs suçları yönünden: 1- Mağdurlar ..., ... ve ...'a yönelik "kasten yaralama" suçu nedeniyle: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık ... hakkında mağdurlar ..., ... ve ...'a yönelik kasten yaralama eylemi nedeniyle kamu davası açılmıştır. Müşteki ...'in Tuzla Devlet Hastanesinin 16.07.2016 tarihli 4175 sayılı ve İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 28.09.2017 tarihli 2017/3362-3402 sayılı raporuna göre; ASY ifadesi ile geldiği, sağ femur 1/2 orta kısım anterolateral de lx2cmlik giriş, arka postero İateral de 2x3cm çıkış delikleri olduğu, kemik damar patolojisi düşünülmediği, arızasının; Kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı anlaşılmıştır. ...'in alınan beyanlarında; "... Kamera çekimi yaptığım için ... ayağıma doğru ateş ederek beni yaraladı. Telefonu alıp uzaklara doğru attı. Telefonum kayboldu. Yolu açmadığım ve çekim yaptığı ... tarafından sol bacağımdan hedef gözetilerek yaralandım. ..." şeklinde ifadede bulunmuştur. Müşteki ...'ın, Marmara Üniversitesi Pendik E.A. Hastanesinin 16.07.2016 tarihli 7281 sayılı raporunda; ASY ifadesi ile geldiği, sağ fibula hizasında girişi, sağ gastroknemiustan çıkışı olan ateşli silah yaralamaları olduğu, tetkiklerinde sol fibula parçalı kırık saptandığı saptanmıştır. Kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı, Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisi orta (3) derece olduğu anlaşılmıştır. Müşteki ...'ın alınan beyanlarında; "...Olay yerinde vatandaşları korkmamaları konusunda uyarıyordum. Silah sesi gelen yere doğru yöneldiğim sırada 40-45 yaşlarında bir asker silahı kafama dayadı ve beni tehdit etti. Daha sonra yanımdan uzaklaşmıştı. ama fazla uzaklaşmadan uzun namlulu tüfeği ile ateş ederek beni sağ bacağımdan yaraladı ...." şeklinde ifadede bulunmuştur. Müşteki ...'un Sultanbeyli Devlet Hastanesinin 16.07.2016 tarih 25285 sayılı ve İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 06.04.2017 tarihli 2016/5675-5677 sayılı raporlarına göre; ASY ifadesi ile geldiği, sağ diz medial ön yüzde 1 cm çaplı giriş deliği, arka yüzde lcm çaplı çıkış deliği ve hematom olduğu, ek patoloji bildirilmediği, arızasının; Kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı anlaşılmıştır. ...'un alınan beyanlarında; "... Olay yerinde vatandaşla tartışan askerin resimlerini çekerken ... fark etti. Sağ bacağıma ateş etti ..." şeklinde ifadede bulunmuştur. Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda dosya arasında yer alan mağdurlara ait adli raporlarda mağdurların vücutlarında ateşli silahtan kaynaklanan mermi yaralanmalarının bulunduğunun belirtilmesi, sanığın ikrarını içerir savunması ve kamera görüntüleri ile sanığın olayın başlangıcından darbe kalkışmasının ülke çapında bastırılması anına kadar iştirak halinde eylemlerine devam etmesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/-649 Esas, 2015/22 Karar ve 03.03.2015 tarihli kararındaki "...aynı anda, etkili mesafeden, ölüm sonucunun kaçınılmaz olduğunu bile bile, maktullerin içinde bulunduğu grubun üzerine doğru ateş etmesi, olayın başında ve olaydan sonra bu sanıklarla birlikte hareket etmesi karşısında adı geçen sanıkların maktullerin kasten öldürülmesinden müşterek fail olarak birlikte sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir..." açıklamalar birlikte değerlendirilmiş, bu haliyle tüm dosya kapsamına göre 15 Temmuz gecesi darbe teşebbüsüne katılan sanık ...'nın yakın mesafeden, hedef gözeterek, silahla ateş etme şeklindeki eylemleriyle, ..., ... ve ...'un hayatlarına kast ettiği, sanığın mesleği gereği o mesafeden yapılan atışların öldürücü nitelikte olduğunu bildiği, bu sebeple müştekileri öldürmek niyetiyle silahla yakın mesafeden hedef gözeterek ateş ettiği ancak elinde olmayan sebeplerle kastın gerçekleşmediği nazara alındığında eylemlerinin kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu kanaatine varılmış ve sanık ...'nın mağdurlar ..., ... ve ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs eylemi sabit olup eylemine uyan TCK'nın 82/1-g,h maddesi gereğince üç kez ayrı ayrı cezalandırılmasına, Sanığın kamu görevlisi olup, görevi gereği elinde bulunan araç ve gereçleri bu suçların işlenmesinde kullandığı anlaşılmakla, cezası TCK'nın 266/1 maddesi gereğince 1/3 oranında artırılmasına, Sanığın üzerine atılı suçun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 3. maddesinde sayılan terör suçlarından olması nedeniyle, aynı Kanun'un 5/1 maddesi uyarınca sanığa verilen cezadan yarı oranında artırım yapılmasına, Sanığın eylemi teşebbüs aşamasında kaldığından TCK'nın 35/2 maddesi gereğince mağdurda meydana gelen zarar ve oluşan tehlikenin ağırlığı nazara alınarak cezalandırılmasına, Sanığa verilen hapis cezasında geleceği üzerindeki olası etkileri, duruşmadaki tutum ve davranışları, pişmanlık göstermemesi nazara alınarak TCK'nın 62/1 maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına, Bozma öncesi sanık hakkında hükmolunan kasten yaralama suçuna ilişkin aleyhe temyiz olmaması nedeniyle CMK'nın 307/5. maddesi uyarınca ceza yönünden kazanılmış hakkı saklı tutulmak kaydıyla, önceki hükümde belirlenmiş cezadan daha ağır olamayacağından sanığın cezasının bozma öncesi hapis cezası üzerinden infazına dair karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Her ne kadar sanıklar hakkında TCK'nın 58/9. maddesi uyarınca tekerrür hükümleri uygulanmasına karar verilirken hüküm fıkralarında tatbik imkanı bulunmayan aynı Kanun'un 58/6. maddesi de yazılmış ise de, ilgili hususun sehven hüküm fıkrasına işlendiği ve aslen uygulama fıkralarının "örgüt mensubu olan sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının, TCK'nın 58/9 maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına" şeklinde gözetilmesi gerektiği anlaşılmış, ancak hüküm ile gerekçeli karar arasında çelişki oluşturmamak adına burada değinilmekle yetinilmiştir. D-)HUKUKİ AÇIKLAMALAR, SOMUT OLAY, DAİREMİZİN BOZMA KARARI SONRASI MAHKEMENİN KABULÜ ÇERÇEVESİNDE HÜKÜMLERİN İNCELENMESİ: Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, sanık ... Hakkında mağdurlar ..., ... ve ...'a yönelik kasten öldürmeye teşebbüs, suçlarından hükmedilen mahkumiyet kararları yönünden yapılan incelemede: Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların her bir sanık ve suç yönünden ayrı ayrı temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmakla sanıklar müdafilerinin, katılanlar Türkiye Cumhuriyeti ..., Cumhurbaşkanı ..., ..., ... ve ... vekillerinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davalarının esastan reddiyle mahkumiyet kararlarına dair hükümlerin ayrı ayrı ONANMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 304/1. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. #########