Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2024/1375 E. , 2025/3669 K. T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2024/1375 Karar No : 2025/3669 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Kurulu / ... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptali ile bu ka…
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2024/1375 E. , 2025/3669 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2024/1375 Karar No : 2025/3669 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Kurulu / ... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Davacı tarafından, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı tüm mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük ve sosyal haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu meslekten çıkarma işleminin adaletsiz, haksız ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu, sosyal paylaşım sitelerinde yazmış olduğu yazı ve yorumlar nedeniyle üçüncü kez meslekten çıkarma cezası verildiği, dava konusu işleme dayanak olan eylemlerin zaman aşımına uğradığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği, yazmış olduğu yazı ve yorumlarda kişi ve kurumların hedef gösterilmediği, yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına vurgu yapılarak olası tehlikelere dikkat çekildiği, Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu kararıyla yaşanan hukuksuzluğun ortaya konulduğu ileri sürülmektedir. DAVALININ SAVUNMASI: Davacının başka bir nedenle görevine son verilmiş olmasının disiplin suçu teşkil eden işlem veya eylemleri nedeniyle hakkında disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmediği, herkese açık bir ortamda paylaşım yapmak suretiyle icra ettiği kamusal faaliyetin önemi sebebiyle uluslararası evrensel etik kurallarına bağlı olarak meslek hayatında veya özel yaşantısında doğruluk, dürüstlük ve tarafsızlık görüntüsünü zedeleyecek söz ve davranışlardan kaçınmadığı ve mesleğin vakarını muhafaza etmesi gerektiği, bahse konu paylaşımların içeriğinde siyasi görüş içeren, hakim ve savcıların dürüstlük, doğruluk ve tarafsızlığını zedeleyen ifadeler olduğu, ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını aşacak nitelikte paylaşımlar yaptığı, davacı hakkında terör örgütü üyeliği suçundan yapılan yargılamada mahkumiyet kararı verildiğinden dava konusu işlemde tespit edilen ve ileri sürülen hususların teyit edilmiş olduğu, dava konusu işlem tesis edilirken gerek soruşturma aşamasında gerekse karar verme aşamasında her bir kişi hakkında ayrı ayrı değerlendirme yapıldığı, hakkında beraat kararı verilmesinin hâkimler ve savcılar hakkında verilecek disiplin cezaları bakımından bağlayıcılığının bulunmadığı, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 69. maddesinin son fıkrası gereğince davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı ve davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI ...'İN DÜŞÜNCESİ : Dava; davacının 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin kararına karşı yapılan yeniden inceleme başvurusunun reddine dair anılan Dairenin kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69.maddesinin 1. fıkrasında "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir." hükmü; anılan maddenin son fıkrasında da, "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükümlerine yer verilmiştir. Hâkimlik ve savcılık mesleğini ifa eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerektiği, toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebinin, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı ve güvenden de kaynaklandığı, yargı görevini yerine getiren kişilerin, adaleti gerçekleştirdikleri kadar bunu görüntü olarak da sağlamalarının icap ettiği, yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği, hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile doğru orantılı olduğu, hâkimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarları olduğu, bu mesleğin saygınlığı ve onuru hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade ettiği, Hukuk Devletinin, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve saygınlığını korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumlu olduğu, bu nedenle, yasa koyucunun, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından, meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır. Dosyanın incelenmesinden, davacının FETÖ/PYD örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda planlı ve sistematik biçimde bir organizasyonla hukuka aykırı eylemlerde bulunmaları nedeniyle mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görülen eylemleri sübut bulduğundan bahisle mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görülen eylemleri sübut bulduğundan bahisle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69' uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği ve bu karara karşı açılan dava ve temyiz başvurularının reddedildiği, ceza davasında da aynı suçtan dolayı hüküm giydiği belirlenmiştir. Dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, olayın tarihi, gelişim şekli gözönüne alındığında yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında görev gereklerine aykırı hareket eden ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu kabul edilerek 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra, davacı tarafından, dava dilekçesinde soruşturma konusunu teşkil eden eylemleri yönünden 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesinde öngörülen zamanaşımı sürelerinin dolduğu iddia edilmiş ise de, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile UYAP üzerinde davacı hakkında yürütülen ceza davalarına ilişkin yapılan inceleme sonucunda, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin davaya konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacının soruşturmaya konu eylemleri nedeniyle kovuşturma izni verilmesine de karar verilmesi üzerine silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan dolayı hakkında dava açıldığı, ... Ağır Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasında soruşturmanın mükerrer nitelik arz ettiği gerekçesiyle son soruşturma açılmasına yer olmadığına karar verildiği görüldüğünden, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 72. maddesinin son fıkrasında yer alan düzenleme uyarınca davacının iddiaları yerinde görülmeyerek işin gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile daha önce meslekten çıkarılmalarına karar verilen bazı yargı mensuplarının sosyal paylaşım sitelerinde yapmış oldukları paylaşımları hakkında soruşturma yapmak üzere soruşturma izni verilmesi teklifinde bulunulmuştur. Anılan soruşturma iznine Kurul Başkanı tarafından "Olur" verilmesi üzerine, ... Cumhuriyet Savcısı iken meslekten çıkarılmasına karar verilen davacı hakkında; 24/09/2014 tarihinde, ... sosyal paylaşım sitesinde, "Değerli meslektaşım adalet için dik durma zamanı. Çirkefleşmek için fosseptik havuz medyasını ve devletin imkânlarını seferber edenler 12 Ekim de hak ettikleri cevabı alacaklardır…" şeklinde paylaşımda bulunduğu, HSYK 2. Dairesinin 12/05/2015 tarihli ihraç kararlarından sonra aynı gün www.adalet.org ve www.facebook.com sosyal paylaşım sitesinde, "KELEPÇELİ YARGIDAN İHRAÇ EDİLMEK" başlıklı, "HSYK 2. Dairesi, savcılar ..., ..., ... ve ... ile hakim ...'ü meslekten ihraç etti. Aslında karar verme yetkisi elinden alınmış, imza atan ellerine kelepçe takılmış "Yeni Türkiye'nin Yürütmeye Bağımlı Yargısında" bu koşullar altında HSYK'dan başka bir şey beklemek de hayal olurdu. Ancak unutulmasın ki, Ferhat Sarıkaya'nın geri geldiği ve onu ihraç edenlerin ise tarihin karanlık sayfalarında yerini aldığı bir sürece hep birlikte şahit olduk... Ve emin olun bu süreç tekrar yaşanacak ve bugün ihraç edilen meslektaşlarımız onurlarıyla tekrar bu mesleğe geri dönecek ve kaldıkları yerden görevlerinin gereklerini yapmaya devam edeceklerdir. İşte o gün "Yeni Türkiye'nin muktedirleri" siz ne yapacaksınız? Bu hukuk cinayetini ve yargıya yapılmış olan bu darbeyi nasıl savunacaksınız? O günleri anlama adına bugün Kenan Evren'in cenaze töreni ve insanların tavırları çok şey anlatıyor... O da yaptıklarını "vatan, millet, Sakarya" gerekçeleriyle anlatmaya çalışmıştı. Ama vicdanlar bu söylemleri yemedi ve bugün yapayalnız son yolculuğuna uğurlandı... Anlayacağınız tarih boyunca yapılan hukuk cinayetleri ve zulümler mağdurlardan değil mağrur ve muktedirlerden çok şey götürmüştür... Bugün "muktedir olabilirsiniz", "Herkes şunu kafasına soksun ki, yürütmenin önünde yatan bir yargı olmayacağız... Birileri buna meraklı olsa ve can atsa da..." ve "biz yaptık oldu" diyebilirsiniz ancak son sözü mutlaka "Adalet" söyleyecektir" şeklinde paylaşımda bulunduğu, 08/05/2015 tarihinde, www.adalet.org sitesinde, "YENİ TÜRKİYE'NİN ADALETTEN KORKAN MUKTEDİRLERİ" başlığı ile "Yeni Türiye’nin adaletten korkan muktedirleri, yargı mensuplarının görevlerini yapmalarının ve kendi istek ve iradeleri dışında karar verilmesinin önüne geçmek, hukuka aykırı iş ve işlemlerinin yargısal denetime tabi olmasını engellemek amacıyla hukuk dışı yollarla meslektaşlarımızı, açığa almak, tutuklanmasını sağlamak gibi yöntemlerle baskılamaya çalıştıkları açıktır. Burada yapılan açığa almalar ve tutuklamalar yalnızca ilgili meslektaşlarımıza değil 13000 hakim ve savcının tamamı için verilmiş bir hukuka aykırı ve baskı amaçlı mesajdır. Hakim ve savcılar hakkında yapılacak soruşturma ve kovuşturmaların nasıl yapılacağı mevzuatta açık olmasına karşın, meslektaşlarımızın bir algı çalışmasının parçası olarak kullanılmaları hukuk devletinde kabul edilecek bir durum değildir. Bunun kabulü sarı öküzün kurban edilmesi meselesindeki gibi yürütmeye yargıyı tutuklama konusunda yol verme anlamına gelecektir. Adalet dağıtanları adaletsizlikle engellemeye çalışanlar bilmelidir ki, adalet bir dönem işlemese de bu aziz topraklarda varlığını ilelebet sürdürecek ve bir gün muhakkak tecelli edecektir. Ve o gün sıfırlamak istediğiniz adaletin bütün ihtişamıyla karşınıza dikileceğini ve aslında yaptığınız zulümlerle kendinizi sıfırladığınızı anlayacaksınız. Bu nedenle her türlü baskı ve zülme rağmen biz yine adalet adamı duruşumuzu bozmayacağız. Ayrıca düne kadar kendilerinden olanlar için "adalet" haykıranların bugün yapılan zulüm ve hukuksuzluklara karşı attıkları “padişahım çok yaşa” nidalarının yargıya ve adalete yapılan en büyük ihanet olduğunun da unutulmaması gerekir. Geçmişte yapılan bir kısım yanlışlıkları gerekçe göstererek ve bunları adeta “oh olsun” söylemiyle bayraklaştıranların bilmesi gereken şudur ki; önceki hataları yaptıran "büyük ortak" şimdi sizin büyük ortağınızdır. Onun için kapı önüne konulacağınız günü beklemeye başlayabilirsiniz ve tabiî ki bu dönemde size yaptırılan hukuka aykırı işlerin ihalesinin de size kalacağını da unutmayın… Ve gelinen noktada geçmişte ... için yeri göğü inletenlerin şimdi "oh olsun" sessizliğine bürünmesi ne kadar samimiyetsiz olduklarını göstermenin yanında o gün tutuklanan ... değil de ... olsaydı yine bugün ki gibi o derin sessizliğe bürüneceklerini göstermektedir. Evet sessiz kalarak aslınızı bize gösterdiğiniz için teşekkürler. Belik de bu dönemin en büyük faydası sizin gerçek resminizin ortaya çıkmış olmasıdır. Ancak o gün dosdoğru ve çekinmeden konuşan ve bugün de çekinmeden konuşan, dik duran ... bize hukuk adamlığı dersini en güzel şekilde vermektedirler. İnanıyorum ki bu meslektaşların duruşu hepimize ders olacaktır. Ayrıca bir "fikri birliktelik" sevdası ile yürütmenin yargı içerisinde taşeronluğunu yapan zavallılar, "devlet" diye sahiplendiğinizin aslında devletin "derin" kısmı olduğunu ve "milli irade" diye bayraklaştırdıklarınız ise "yürütmenin iradesi" olduğunu “saf” olduğunuz için siz bilmeseniz de cümle alem bilmektedir. Bu yaşanan ayıplar da sizin zihniyetin “kapak resmi” olsun… EYYY BUGUNÜN MUKTEDİRLERİ; UNUTMAYI Kİ, ZALİMLERE RAĞMEN ADALET HER ZAMAN TECELLİ ETMİŞTİR VE EDECEKTİR… VE BUGÜN ADALETE TAKTIĞINIZ KELEPÇLER BU DÜNYADA DA ÖTE DÜNYADA DA BOYNUNUZDAKİ "ADALETE ve MİLLETE İHANET" YAFTANIZ OLACAKTIR… BU VESİLEYLE ŞU AN TUTUKLU OLAN ve TUTUKLANACAK OLAN TÜM MESLEKTAŞLARIMA GEÇMİŞ OLSUN DİYORUM…" şeklinde paylaşımda bulunduğu, 15/01/2015 tarihinde, www.adalet.org sitesinde açtığı "TÜRK YARGISININ HSYK İLE İMTİHANI" başlığı altında "Altına imza attıkları "etik ilkeleri" esas alacakları vaadiyle ve geçmişte yapıldığı iddia edilen hataların tekrarlanmayacağı iddia ve söylemleriyle gündeme gelen ve Türk yargısının değerli mensuplarından bu amaçla oy talep edenler şimdi işe muktedir olunca verilen sözler ve dile getirilen etik ilkeleri yok saymakta ve "devletin bekası" nakaratı eşliğinde vatanseverlik aşkıyla yaptıkları/yapacakları her şeyi meşru görmektedirler...Çıkarılan son kararname göstermektedir ki, HSYK kendinden olmayan hiç kimseye hayat hakkı tanımayan, etik ilklerini ve verdiği sözleri sadece kendinden olana uygulayan bir kurum haline gelmiştir. Samimi olarak bu Kurul’a oy verenlerin bu Kuruldan sorması ve talep etmesi gereken şey: "Biz geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması için sizlere oy vermedik mi? Şimdi sizin onlardan farkınız ne olacak?" Bu soruları sormanın yargı mensubunun "adalete" ve "hakka" sadakatin bir gereği olduğu unutulmamalıdır. Evet, ben inandıklarım ve ilkelerim gereği bu kurula oy vermedim ve her ortamda yargının geleceğine ilişkin endişelerimi haykırdım. Ancak bugünün muktedirlerine oy veren samimi meslektaşların bu soruları sorması gerekmez mi? Eğer siz bugün bu soruları sormazsanız adalet, liyakat ve eşitlik sloganlarıyla sizlerden oy alanlar, "intikam" nidalarıyla keyfiliğin esas alındığı bir mantıkla görev yapmaya devam edeceklerdir. Şu ana kadar ki, üye seçimi dahil olmak üzere, intikam ve hesaplama kültürü üzerine hazırlanmış olan kararnameler ve diğer icraatlarla bu kurul seçim öncesi dile getirdiğimiz endişeleri teyid etmektedir. Gerek hiçbir gerekçe gözetilmeyerek "geçici görev"le görev yerleri değiştirilen ve gerekse görevden uzaklaştırılan meslektaşlarımızın durumu ve çıkan son kararname de dahil olmak üzere hiçbir ilke ve kuralın gözetilmediği kararnameler Türk yargısının nasıl bir tehlike/imtihan ile karşı karşıya olduğunu net ortaya koymaktadır. Belki çıkan kararname ile bir kısım meslektaşlarımız sevinecek bir kısım meslektaşlarımız ise üzülecektir ancak emin olun bu sürecin kazananları her şeye rağmen hukukçu duruşunu sergileyen meslektaşlarımız olacaktır. Kendinden olmayana hakkı hayat tanımayanların varlıkların devam ettikleri görülmemiştir. Evet adalet ve liyakati esas alan bir Kurul mu yoksa keyfilik ve intikamı esas alan bir Kurul mu istiyoruz???... Karar verme zamanı... Size adaletli günler diliyorum..." şeklinde paylaşımda bulunduğu, 22/06/2015 tarihinde, www.adalet.org sosyal paylaşım sitesinde, "HUKUKSUZLUĞA KARŞI MÜCADALE ÇAĞRISI" başlığı altında, "12 Haziran’da açıklanmış olan yaz kararnamesi en hafif tabirle, bir sürgün, bir mobbing, bir fişleme kararnamesidir. Şöyle ki; HSYK seçim sürecinde başlayıp ve hız kesmeden daha sonra da devam eden süreçte "..." denen müfterinin twitter hesabında, yürütme yanlısı sosyal paylaşım hesaplarında, havuz medyasında asılsız itham, iftira ve karalamalara maruz kalan meslektaşların herhangi bir mesaj gönderilmeden ve tercih hakkı tanımadan bu kararnamede tayin görünümü altında sürgüne tabi tutuldukları görülmektedir. Özellikle 7 Haziran seçimleri öncesi "Kuşçu" denen müfterinin twitter hesabında iftiraya uğrayan meslektaşların kararnameye tabi tutulmaları bu kararnamenin vahametini ortaya koymakta ve haklı olarak şüphelerimizi arttırmaktadır. Dolayısıyla bu kararnamenin bu yönüyle birçok hakim ve sacının mağduriyetine neden olan bir sürgün ve fişleme kararnamesi olduğu açıktır. Ayrıca sadece meslektaş dayanışması boyutuyla insani bir görev olarak tutuklu meslektaşlarını ziyaret ettikleri için kararname kapsamına alınanlar bakımından söylenecek bir söz bulunmamaktadır. Diğer taraftan herhangi bir tercih hakkı tanınmadan kararnameye tabi tutulan ve görev alanları değiştirilen meslektaşların açık bir mobbing uygulamasına tabi oldukları da görülmektedir. Zira hiçbir taleplerinin olmamasına rağmen mesleğe adli hakim olarak başlayanların Cumhuriyet savcısı, idari hakim olarak başlayan meslektaşların ise vergi mahkemesi hakimi olarak atandıkları görülmektedir. Yani adli yargı bakımından konuşmak gerekirse yılların hukuk ve ceza hakimleri bir sabah uyandıklarında Cumhuriyet savcısı oldular. Burada başsavcılar eliyle bu meslektaşların sicillerinin bozdurulmak ve böylelikle sıkıntıya sokulmak istendiği yönünde kuvvetli şüpheler bulunmaktadır. Bu mobbing uygulamaları ile bu mesleğin meslektaşlara sıkıntı kaynağı yapılmak istendiği, verilecek sicil notlarıyla terfilerinin geri bırakılacağı ve soruşturmaya tabi tutturulacakları endişeleri haklı olarak ortaya çıkmaktadır. Bütün bu hususlar bu kararnameye alınan bu meslektaşların nasıl bir "mobbing"le karşı karşıya olduğunu ortay koymaktadır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti, Anayasada yazdığı şekilde tam bir hukuk devleti olduğunda ve Anayasa’ya, kanunlara, ilke kararlarına aykırı bu eylemlerden dolayı hukuki yolların işletilmesine başlandığında hukuka aykırı işlemlere imza atanların meslektaşlarının yüzüne bakacak halleri kalmayacaktır. Yapılan haksız ve hukuksuz işlemlerin hukuki ve vicdani sorumluluğu, ebediyen bu işlemlere imza atanların üzerinde olacaktır. Ebeden ve daimen muktedir olacaklarını sanan dönemin muktedirlerine hatırlatmakta fayda var. Bir yılık bir süreçte 5 defa yetki değişikliği mobbingine uğramış biri olarak oluşturulmak istenilen korku ve mobbinglerden hakim ve savcıların etkilenmediğinin bilinmesi gerekir. Zira birilerine korku veren şeyler, adaleti tesis etme görevi olan kişiler için bir anlam ifade etmez. Hangi mobbing tasarrufunda bulunulursa bulunulsun, bu ülkeye ve adalete olan sadakatlerinin ve bu aziz millete olan sevdalarının bir gereği olarak hakim ve savcılar işlerini en iyi şekilde yapacaklardır. Ve birileri aleyhe malzeme ararken, karşılarında "adalet insanlarından" tezahür etmiş adaletin izlerini göreceklerdir. Bu noktada HSYK’nın kararname görünümü altında adeta zulmüne uğrayan bütün meslektaşlarımı, yaşanan hukuksuzlukları ve haksızlıkları bütün dünyaya duyurmaya; bu hukuksuzlukların ve haksızlıkların sorumlularına karşı ulusal ve uluslararası yargı nezdinde hukuk mücadelesine çağırıyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi ve yerel mahkemeler nezdinde gerekli girişimlerde bulunalım. Herhangi bir kanun, yönetmelik ve ilke kararı gözetmeyen, onları yok sayan ve Kurul teamüllerini alt üst eden bu uygulamalar kurumsal tasarruflar değildir. Onun için kurumsal bir tasarruf olmaktan ziyade kişisel tasarruf halini alan kararlardan dolayı ilgililerden bireysel olarak hak talebinde bulunalım. Hukuksuzluğu yol bilenlere bu ülkenin "yol geçen hanı" olmadığını ve muktedirlerin "adalet" karşısında ne kadar "küçük" olduklarını ve hiç kimsenin yaptığının yanına "kar kalmadığını" cümle aleme gösterelim ki bir daha hiç kimse bu topraklarda adaletsizliği hak olarak görmesin, yargı üzerinden zulüm yapmayı aklından geçirmesin. Onun için gelin "Adalet için adalet mekanizmasını çalıştıralım ve "adaletsizliğin arkasına" sığınanlara "adaletin önünde" hesap soralım. Gelin adaletin ve hakkın büyüklüğünü herkese gösterelim. Bu vesileyle kararnameye tabi olan bütün meslektaşlara yeni yerlerinin hayırlı olmasını diliyorum… SAYGILARIMLA…" şeklinde paylaşımda bulunduğu, 03/07/2015 tarihinde, www.adalet.org sosyal paylaşım sitesinde; Hâkim Onur Demir tarafından açılan "YARGIDA YENİ SORUNLU DÖNEM" başlıklı yazının "...Görüldüğü üzere yargıda dört yıllık bir tahakkümden çıkmışken genel sekreterlik merkezli yeni bir tahakkümün altına girmiş bulunmaktayız. Genel sekreterlik merkezli oluşum (Büyük Ortak) bugün paralel yapı dediklerinin eski ortağı olup,17-25 Aralık sonrası ortağını terk ederek kendine yeni ortak olarak sosyal demokratları ve milliyetçileri seçmiştir. Büyük ortak, yanına yeni ortakları alırken sanki cemaatin her şeyi tek başına yaptığı ve kendisinin masum olduğu havasını yaratmaya çalışmıştır. Oysa biliyoruz ki Ergenekon davasında, Balyoz davasında ve Şike davasında büyük ortak hep cemaatle kol kolaydı. Ortaklığı bozan büyük ortak, her dönemim mağruru oldu. Büyük ortak, yanına aldığı cemaatle bir önceki dönemde sosyal demokratları ve milliyetçileri ezdi,bu dönemde eski ortağını ezmeye çalışmaktadır. Yarın? İşte can alıcı nokta bu. Yarın büyük ortak kimi ezecek? Kim veya kimlerle ittifak kuracak?..." kısmını alıp "Türk yargısında yaşanan sürecin özeti…Elinize ve yüreğinize sağlık…Bu yazınızı da şimdi koştura koştura üyelere yetiştirmişlerdir. Bizim yazılarımızı yetiştirdikleri gibi…Ama devran dönünce kim bunların yardımına yetişecek onu merak ediyorum…" yorumunu ekleyerek paylaşımda bulunduğu, iddiaları nedeniyle soruşturma başlatıldığı, davacıya isnat olunan eylemlere ilişkin soruşturma dosyasının incelenmesi sonucunda Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile; "Hakim ve cumhuriyet savcılarının, meslek hayatı boyunca yaptığı iş ve davranışlarında, yaptığı mesleğin önemi nedeniyle bağlı olduğu bir takım evrensel etik kurallar vardır. Nitekim 2001 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Hindistan' ın Bangalor kentinde kabul edilen Yargı Etiği İlkeleri ile 2005 yılında kabul edilen Budapeşte ilkeleri, uluslararası belgelerden istifade edilip hazırlanan, yargı mensuplarına yönelik uyması gereken evrensel etik kurallar içermektedir. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun 27.06.2006 yılında 315 sayılı kararıyla kabul ettiği Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde yer alan tarafsızlık değeriyle ilgili bölümde, "hakimin mahkeme içinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hakim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak davranışlar içerisinde olmalıdır, hakim kamuya açık olsun veya olması, herhangi bir şahıs veya mesele hakkında adil yargılanmayı etkileyecek yorum yapmamalıdır." Dürüstlük değeri ilkesiyle ilgili "hakim tüm faaliyetlerinde uygunsuz davranışlardan ve uygunsuzluk görüntüsü oluşturmaktan kaçınmalıdır. Sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hakim, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumundadır, bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapmalıdır." şeklinde düzenlemeye yer vermiştir. 2005 yılında Avrupa Savcıları Konferansında kabul edilen ve ülkemiz için de bağlayıcı olan "Budapeşte İlkeleri" olarak bilinen bildirgede, "Savcıların her zaman ve her koşulda görevlerini adil ve tarafsız yerine getirirler, mesleki gizliliği korumalıdır, özel yaşamlarındaki faaliyetleri nedeniyle savcılık hizmetinin fiili dürüstlüğünü, adilliğini, tarafsızlığını veya buna ilişkin makul algıları zedelememelidir." şeklinde evrensel etik ilkeler düzenlenmiştir. Disiplin dosyasında ilgili hakim ve cumhuriyet savcıları, www.adalet.org, facebook ve twitter adlı sosyal paylaşım sitelerinde değişik tarihlerde bazı paylaşımlar yapmıştır. Bu paylaşımların içeriklerinde özetle; 2014 Ekim ayında yapılan HSYK' ya üye seçimi, HSYK' nın yapısı, HSYK' nın 2015 ocak ayında yapmış olduğu tayinler, hakimlerin müstemir yetkileri ve diğer idari tasarrufları, kamu oyunda 17/25 Aralık kumpas dosyası, Selam ve Tevhid kumpas dosyası, Mit Tırları olarak bilinen soruşturma dosyaları ile bu soruşturma dosyalarında görev alan yargı mensuplarının soruşturma dosyasından içeriği ile siyasal iktidarın yapmış olduğu tasarrufların ağır bir şekilde eleştirilmesi ilgili yapmış oldukları paylaşımlar veya bu paylaşımların benimsendiğine dair yorumlar olduğu tespit edilmiştir. İlgili hakim ve savcıların paylaşımları ile yargı alanında etik kuralları düzenleyen uluslararası belgeler ve mesleki teamüller ile birlikte değerlendirildiğinde; çağdaş demokratik toplumların üç saç ayağından biri yargı erki olduğu, yargı mensuplarının icra ettiği kamusal faaliyetin önemi sebebiyle uluslararası evrensel etik kurallarına bağlı olarak meslek hayatında veya özel yaşantılarında doğruluk, dürüstlük ve tarafsızlık görüntüsünü zedeleyecek söz ve davranışlardan kaçınmaları ve mesleğin vakarını muhafaza etmesi gerektiği, bahse konu paylaşımların içeriğinde siyasi görüş içeren, hakim ve savcıların dürüstlük, doğruluk ve tarafsızlığını zedeleyen, FETÖ/PDY terör örgütünün lehine, planlı ve sistematik olarak terör örgütünün amacına hizmet eden, FETÖ/PDY örgütüne irtibat ve iltisak nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hakim ve savcılar tarafından yapılan paylaşımlar yer almaktadır. İlgililer her ne kadar savunmalarında özetle; düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında paylaşımları yaptıklarını söylemiş ise de; bu paylaşımlarla, mağduriyet algısını oluşturmak amacıyla, kamu oyu baskısı oluşturmak ve FETÖ/PDY lehine sistematik ve planlı bir şekilde, yürütülen organizasyonun parçası olarak, etik ilkelere aykırı olarak doğruluk, dürüstlük, bağımsızlık ve tarafsızlıklarını yitirecek şekilde olduğundan, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında kabul edilmesi mümkün olmadığından savunmalarına itibar edilmemiştir. İlgililerin sosyal medyadaki paylaşımların amacı, içeriği bir bütün olarak bakıldığında evrensel etik kurallarına aykırı, seçilen meşru hükumetin yıpratılması, FETÖ lehine mağduriyet algısının oluşturulması, hükumet aleyhine yapılan soruşturmaların kamu baskısı kurularak meşruiyet kazandırılması amacıyla yapıldığı, eylemlerin mesleğin şeref ve onurunu bozan, mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte olduğu anlaşıldığından,.." şeklinde yer verilen gerekçe ile davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı yapılan itiraz talebi, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... E:..., K:... sayılı kararıyla reddedilerek kesinleşmiştir. Bunun üzerine, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptali ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kaldığı tüm mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük ve sosyal haklarının iadesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. Öte yandan, ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, davacının yargı mensubu olarak görev yapmakta iken 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir. Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapığı yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptali talebiyle açılan davada Dairemizin 15/11/2021 tarih ve E:2017/927, K:2021/3704 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş, anılan kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 10/11/2022 tarihli ve E:2022/1682, K:2022/3211 sayılı kararı ile davacının temyiz isteminin reddine, anılan kararın onanmasına kesin olarak karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin 1. fıkrasında, "... Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir."; 2. fıkrasında, "Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir."; son fıkrasında ise, "Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir. " hükmüne yer verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti hâkimleri ve savcılarının takip edecekleri etik ilkeleri belirleyen ve bağlayıcı bir belge olan Türk Yargı Etiği Bildirgesi'nin 3.1. maddesinde, "Adil yargılamanın gereği olarak, herhangi bir tarafa iltimas göstermeden ve ayrımcılık yapmadan tarafsız bir şekilde hareket ederler."; 3.2. maddesinde, "Tarafsız hareket etmekle yetinmez, objektif bir bakış açısıyla tarafsızlıklarına ilişkin her türlü kuşkuyu bertaraf edecek bir duruş sergilerler. Yargıya güvenin sağlanması ve sürdürülebilmesi için tarafsız olmak kadar, tarafsız görünmenin de önemli olduğu bilincindedirler."; 3.3. maddesinde, "Mesleki ve sosyal hayatlarında tarafsızlık ilkesine aykırı düşebilecek her türlü ayrımcı söylem ve davranıştan kaçınır; konuşma ve beden dilini tarafsızlıklarını ihlal etmeyecek biçimde kullanmaya özen gösterirler."; 3.4. maddesinde, "Sosyal medya başta olmak üzere, kitle iletişim araçları vasıtasıyla yapacakları yorum, değerlendirme ve paylaşımların kolaylıkla amacını aşan sonuçlar doğurabileceğini ve tarafsızlıklarını sorgulanır hale getirebileceğini öngörerek hareket ederler."; 5.1. maddesinde, "Kendilerine duyulan güvenin, yargıya olan güvenle doğrudan ve ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunun bilinciyle bütün işlem, eylem ve kararlarında yargıya güveni temin eder ve güçlendirirler."; 5.5. maddesinde, "Özel hayatlarında, mesleki güvenilirliklerine gölge düşürebilecek davranışlarda bulunmamaya hassasiyet gösterirler."; 5.6. maddesinde, "İfade özgürlüklerini, yargıya duyulan güveni sarsmayacak ve siyasi tarafgirliğe düşmeyecek biçimde kullanırlar."; 7.1. maddesinde, "Mesleklerinin yaşamlarına kattığı değer ve yüklediği sorumluluğun bilinciyle görevlerinin gerektirdiği hassasiyetle davranırlar."; 7.3. maddesinde, "Toplumun kendilerinden yargı hizmetinin kaliteli sunulmasının yanı sıra erdemli olmalarını da beklediğinin bilincindedirler."; 7.7. maddesinde, "İfade özgürlüğü kapsamında yazılı, görsel, işitsel ya da sosyal medyada düşüncelerini açıklarken veya paylaşımlarda bulunurken, mesleğin gerektirdiği etik ilkelere uygun hareket ederler." şeklinde ilkelere yer verilmiştir. Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararıyla kabul edilip benimsenen ve tüm hakim ve savcılara duyurulan Bangalor Yargı Etiği İlkeleri'nin 2.1. maddesinde, "Hakim, yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir."; 2.2. maddesinde, "Hâkim, mahkemede ve mahkeme dışında, yargı ve yargıç tarafsızlığı açısından kamuoyu, hukuk mesleği ve dava taraflarının güvenini sağlayacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmalıdır."; 3.2. maddesinde, "Hakimin hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır. Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir.", 4.2. maddesinde, "Kamunun sürekli denetim sujesi olarak hâkim, normal bir vatandaş tarafından sıkıntı verici olarak görülebilecek kişisel sınırlamaları kabullenmeli ve bunlara isteyerek ve özgürce uymalıdır. Hâkim, özellikle yargı mesleğinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmalıdır." şeklinde ilkelere yer verilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: Hâkimlik ve savcılık mesleği, kariyer bir meslek olup, bu görevi ifa eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerekir. Toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebi, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan güvenden de kaynaklanmaktadır. Yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği, hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile eş orantılıdır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarlarıdır. Bu mesleğin onur ve şerefi; hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade eder. Hukuk Devleti, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve itibarını (saygınlığını) korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumludur. Bu nedenle, kanun koyucu, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır. Bakılan uyuşmazlıkta, yukarıda ayrıntısına yer verilen davacıya ait yorum ve paylaşımların, sözde bağımsız görünümlü FETÖ terör örgütü mensubu adayların 2014 HSK seçimlerinde yargıyı ele geçirmemesi adına bir araya gelmiş olan hakim ve savcılardan oluşan platformun adaylarını, herkesin önünde küçük düşürmek ve dolaylı olarak destek oldukları FETÖ terör örgütü mensubu adayların kazanmasının önünü açmak adına yapıldığı, bu haliyle söz konusu paylaşımların, içerik olarak Anayasa ile güvence altına alınan ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını aşarak hâkimlik ve savcılık mesleği ile bağdaşmayacak nitelikte söylemler içerdiği görülmektedir. Bu durumda, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile davacı hakkında yürütülmüş olan soruşturma kapsamında ortaya konulan deliller bir bütün olarak incelendiğinde davacının, kendisine isnat edilen eylemleri ile FETÖ/PDY terör örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda eylem ve işbirliği içerisinde hareket ettiği ve bu yönüyle eylemlerinin kendi kişisel saygınlığını yitirmesi durumundan daha ağır bir şekilde hakimlik-savcılık mesleğinin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kalınan tüm mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi, özlük ve sosyal haklarının iadesi istemiyle açılan DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinden davacı tarafından peşin ödenen ... TL vekalet harcının davacının üzerinde bırakılmasına, vekalet harcının mahsubu sonrasında kalan ve davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ... TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 26/03/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.