Ceza Genel Kurulu 2024/244 E. , 2025/30 K. İtirazname No : 2022/113973 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 32-30 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 302/1, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 109/3-a-b, 3713 sayılı Kan…
**Ceza Genel Kurulu 2024/244 E. , 2025/30 K.** **"İçtihat Metni"** İtirazname No : 2022/113973 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 3. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 32-30 I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanığın Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 302/1, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 109/3-a-b, 3713 sayılı Kanun'un 5/1 ve TCK'nın 62. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, her iki hüküm bakımından TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluğuna, mahsuba ve cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesince (CMK'nın mülga 250. maddesiyle görevli) verilen 25.11.2011 tarihli ve 32-30 sayılı hükümlerin, sanık ve müdafii ile Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.10.2012 tarih ve 1585-11196 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 20.12.2022 tarih ve 113973 sayı ile; "A- Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun TCK'nın 302. maddesinde düzenlenen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu ile geçitli olduğu da göz önüne alınarak ...'ın iştirak ettiği hürriyetten alıkoyma eyleminin amaç suçu işlemeye elverişli (vahim) kabul edilmesi hâlinde TCK'nın 302. maddesi gereğince hüküm kurulması gerektiği, aksi hâlde ise eyleminin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacağı nazara alınarak ...'ın katıldığı mağdur ...'ı hürriyetinden alıkoyma eyleminin TCK'nın 302. maddesinin uygulanmasını gerektirecek 'vahim eylem' niteliğinde olup olmadığının belirlenmesi için yapılan değerlendirmede; TCK'nın 302. maddesinde 'Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymaya veya Devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.' şeklinde bir düzenleme yapılmış ve işlenen fiilin TCK'nın 302. maddesi kapsamında olup olmadığının tayin ve tespiti hususunda hâkime takdir hakkı tanınmıştır. Somut olayda terör örgütünün amacı olan ülkenin bir bölümünü ayırarak ayrı bir devlet kurma çabası içerisinde bu amacı gerçekleştirmek için kullanabileceği silahlı terör örgütü üyelerini temin etmeye yönelik faaliyetleri kapsamında kişiyi hürriyetinden alıkoyma eylemlerinin cebir ve tehditle ve mümeyyiz olmayan kişilere karşı işlenmesi durumunda her hâlde vahim eylem kabul edilebilecekleri açık ise de mağdur ...'ın, kendi rızası ile örgüte katıldığı anlaşılan mümeyyiz kızının bu katılımını engellemeye gayret etmesi üzerine örgüt tarafından 'sorgulanmak' üzere kırsal alana götürülmesinin ve sorgulandıktan sonra ceza adı altında örgütsel bir yükümlülük yüklenerek serbest bırakılmasının sonuçta ...'ın örgüte katılımının amaçlanmaması ve ...'ın 18 yaş içerisindeki mümeyyiz kızı üzerindeki toplumsal ve geleneksel aile yapısına dayalı nüfuzunun bir noktaya kadar etkili olması sebebiyle sınırlı olacağı gözetildiğinde vahim olarak kabulüne imkân bulunmamaktadır. B- ...'ın katıldığı mağdur ...'ı hürriyetinden alıkoyma eylemindeki rolünün vahim olup olmadığının belirlenmesi için yapılan değerlendirmede; ...'ın katıldığı mağdur ...'ı hürriyetinden alıkoyma eylemi ile ilgili sübutun kendi ikrarı ve mağdurun beyanlarına dayandığı, ...'ın 'Örgüte katılan bir kızın babası olan Kürtçe ismi ... köyünden bir şahsı almak için önce özellikle gitmedik, malzeme almaya gittiğimiz köy yakınlarında iken malzeme gelmediği için grup lideri ... 'Köyden bir şahıs alınacaktı, onu alalım.' dedi, benim yanımda silah yoktu ancak arkadaşlarda kalaşnikof tüfek vardı, bu şahsın evine gittik, şahıs kendiliğinden bizimle geldi, daha önce de birkaç defa daha gelmiş, zor kullanmamız olmadı, hatta şahıs 'Keşke gelmeseydiniz, ben yarın gelecektim.' dedi, şahıs bizimle birlikte yola çıktı, yola çıkması için herhangi bir tehdidimiz veya vurmamız olmadı, elini bağladığımız veya benzer bir şey yapmamız olmadı, şahıs kendi rızası ile bizimle yaklaşık üç saat yaya yürüdü, yol boyunca diğer arkadaşlar ile birlikte bu şahsa herhangi bir kötü davranışımız olmadı, gittiğimiz yerde bölge sorumlusuna şahsı teslim ettik, orada iken kaçmasın diye ellerini bağladılar, benim gördüğüm süre içerisinde dövme veya kötü muamele olmadı, ben yeni katılan olduğum için bana verilen görev çay ve yemek yapma gibi işlerdi, bu şahıs ile görüşen, konuşan, sorgulayan kişi ben değildim, şahsı orada tutma ile ilgili bana verilmiş bir görev olmadı, bu süre içerisinde kendi aralarında yaptıkları konuşma sonrasında şahıs serbest bırakıldı, benim orada duyduğum konuşmalardan anladığım kadarı ile bu şahıs eşini ve kızını dövüyormuş, bu nedenle bölge sorumlusu buna silah getirme cezası kesmiş, bu da ifademde belirttiğim gibi silah ve mühimmatları vermiş, sonra serbest bırakıldı, kendisi bulunduğumuz yerden ayrıldı, bizim bulunduğumuz süre içerisinde kızı ile bir görüşmesi olmadı, benim bildiğim kadarı ile bu şahsın kızı o zamana kadar örgütün dağ kadrosuna katılmamıştır, babası katılmasına izin vermedi şeklinde söyleniyordu, dövdüğü söyleniyordu, bu nedenle babasının bizimle dağa gelip konuştuklarını biliyorum, bildiğim kadarı ile bu kız biz örgütten kaçtıktan sonra dağa katılmış.' şeklindeki beyanının mağdur ...'ın beyanlarıyla da ana hatlarıyla örtüştüğü ve mağdurun ...'dan şikâyetçi olmadığını beyan ettiği nazara alındığında ...'ın ve bu eyleme katılan diğer sanıkların eylemdeki rollerinin her sanık yönünden ayrı ayrı değerlendirilip vahamet arz edip etmediğinin takdir edilmesinin ceza yargılamasının amacına ve hakkaniyete daha uygun olacağı ve ...'ın bu eylemde üstlendiği rolün vahim sayılmaması gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. Dosyanın gönderildiği Yargıtay 9. Ceza Dairesince 13.03.2023 tarih ve 16468-1340 sayı ile; 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 14. maddesi ve Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 26.01.2022 tarihli ve 2022/1 sayılı iş bölümü kararı uyarınca görevsizlik kararı verilmiş ve dosya Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 29.02.2024 tarih ve 16507-2961 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Mağdura yönelik işlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen mahkûmiyet kararı Özel Dairece onanarak kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanığın eylemlerinin Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu mu yoksa kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yanında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu mu oluşturduğu, 2- Silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde TCK'nın 221/4. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, Hususlarının belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Mağdur aşamalarda; dağa gitmesini istememesine rağmen kızının PKK terör örgütünün ... kırsalındaki kadrosuna katıldığını, kızının geri dönmek istediğine ve sürekli ağladığına dair kendisine haber geldiğini, onu geri getirmek için uğraştığını, bu nedenle örgüt tarafından sorgulandığını, nitekim iki ay kadar önce akşam evindeyken ikisinde Kalaşnikof silah, diğerinde ise markasını bilmediği uzun namlulu bir silah olan kamuflajlı üç kişinin geldiklerini, onları görür görmez kendisini almaya geldiklerini anladığını, zira öncesinde bu yönde bilgisi bulunduğunu, hiçbir şey demeden evden çıktığını, ... kod isimli örgüt üyesinin evin arkasına geçmesini söylemesi üzerine bir şey söylemeden oraya geçtiğini ve gelen grubun önüne düştüğünü, adı geçen örgüt üyesinin "Seni bırakacağız." dediğini, vardıkları yerde şahısların dört gün eli bağlı şekilde kendisini tuttuklarını, sorular sorduklarını, hakaret ve tehdit ettiklerini, kendisine fotoğrafları gösterilen sanığın sadece 3.200 metre yüksekliğe çıktıklarında yorulduğu için dinlenmek istemesi sebebiyle kendisine kızdığını, ... kod isimli kişinin kendisine kötü davrandığını ve tekme attığını, ... olarak hitap edilen şahsın kendisini tekmelediğini, ... kod adlı örgüt üyesinin ise sorular sorduğunu ve kendisine yönelik tehdit ve hakaret içerikli sözler söylediğini, kendisine yönelik doğrudan bir eylemde bulunmayan sanıktan şikâyetçi olmadığını beyan etmiştir. Sanık aşamalarda; ... . isimli arkadaşının söylemesi üzerine dağda ölen bir örgüt mensubunun cenazesine katıldığını ve burada bulunan ... ve ... kod isimli şahıslarla birlikte örgüte iştirak etmek üzere ... Dağı'nın aşağısında bulunan... köyüne gittiklerini, ... kod isimli şahsın kendilerini karşıladığını, brandadan yapılan bir sığınağa girdiklerini, akşam saatlerinde ... köyünün üst kısmına çıktıklarını, yeni katılan başka kişilerle buluştuklarını, kendisine örgüt kıyafetlerinin giydirildiğini, ertesi gün silah eğitimi verilmeye başlandığını, birkaç gün eğitim aldıktan sonra Kalaşnikof tüfekle atış talimi yaptırıldığını, bir hafta kadar silahlı ve siyasi eğitim gördüklerini, bu eğitimleri ... ve ... kod isimli şahısların verdiğini, yeni katılanların üç gruba ayrıldıklarını, kendisinin de aralarında olduğu grubun ... kod isimli şahsın emrine verildiğini, akabinde ... mevkiinin alt kısmındaki bölgeye gittiklerini, bir iki hafta boyunca burada ... kod isimli şahıs tarafından eğitim verildiğini, daha sonra gelen ... kod isimli örgüt üyesinin kendilerini ... bölgesine götürdüğünü, birkaç gün sonra ... Dağı'na gerçekleştirilecek tırmanış nedeniyle gelecek olan askerlere ve valiye pusu atmak için hazırlık yapıldığını, üçer üçer karşılıklı mevzi kurduklarını, akşama kadar pusuda beklediklerini ancak gelen olmayınca geri döndüklerini, nöbet tuttuğu bir gün ismini bilmediği, 16-17 yaşlarında daha önceden babasını sorguladıkları ... kod isimli bir kızın kendisine doğru geldiğini, örgüte katılmak istediğini söyleyince onu ... kod isimli üyenin yanına götürdüğünü, ... kod isimli şahsın ... köyünde oturan babasını köyde huzursuzluk çıkarması, ailesine kötü davranması, devlete çalışması ve kızının örgüte katılmasını engellemesi nedeniyle ... ve ... kod isimli şahıslarla birlikte gidip evinden aldıklarını, ... mevkiine getirip bağladıklarını, mağdurun üç gün boyunca ... ve ... kod isimli şahıslar tarafından sorgulandığını, kendisine ajan olduğu, kızının dağa katılmasını engellediği ve insanları rahatsız ettiği şeklinde suçlamalarda bulunulduğunu, sorgulama neticesinde mağdurun suçunu kabul ettiğini, mağdura iki adet kalaşnikof silah getirme cezası verildiğini, mağdurun elinde bir adet G3 ve bir adet pompalı tüfek olduğunu söylemesi üzerine örgütün bu teklifi kabul ettiğini, ardından da mağdurun bir adet G3 tüfek, beş adet şarjör, bir adet hücum yeleği ve 250 adet mermiyi örgüte verdiğini ve bunun üzerine serbest bırakıldığını savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Her devlet siyasal fonksiyonunun gereği olarak, ülke, egemenlik ve millet/ulus unsurlarını, Anayasal düzenini ve bu düzenin işleyişini koruma altına alır. 5237 sayılı TCK’nın 302. maddesinde düzenlenen "Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak" suçunun konusunu da devletin ülkesi, egemenliği ve milli birliği oluşturmaktadır. Suçla korunan hukuki değer, devletin ülkesinin bütünlüğü/milli birliği ve egemenliğidir. Suç, 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi gereğince mutlak terör suçudur. Kanun gerekçesinde de ifade edildiği üzere, bu suçun oluşabilmesi için belli amaca yönelik/matuf fiillerin işlenmesi gerekir. Bu amaç, madde metninde; 1-Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak, 2-Devletin birliğini bozmak, 3-Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmak, 4-Devletin bağımsızlığını zayıflatmak, olarak belirlenmiştir. Korunan değerlerin önemi ve kanun metninde sayılan amaçlara ulaşıldığında suçun cezalandırılabilirliğindeki güçlük/imkânsızlık nedeniyle suç bir teşebbüs suçu olarak düzenlenmiş hatta suçun hazırlık hareketleri de yaptırıma bağlanmıştır (TCK’nın 314. maddesi gibi). Söz konusu suçun oluşabilmesi için, işlenen fiilin cebrî nitelikte olması ve bu amaçları gerçekleştirmeye elverişli bulunması gerekir. Bu hâliyle suç, aynı zamanda bir somut tehlike suçudur. Ancak maddede yazılı hedeflerin gerçekleşmesine ihtiyaç yoktur (CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 103-22 sayılı kararı). Belirtilen amaçlara yönelik fiillerin işlenmesi yeterlidir. Cezalandırılan hareket devletin hayatını tehlikeye koyan icra hareketleridir. Diğer birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de devletin birliğine ve bütünlüğüne karşı işlenen fiiller, bu amaçla kurulmuş terör örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenmektedir. Bu tür terör örgütlerinin araç fiil olarak ifade edilen ve maddede belirtilen amaçlara yönelmiş olan adi suç niteliğindeki kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, mala zarar verme vb. fiilleri işlemelerindeki gaye; kamu düzenini bozmak, kamu otoritesini zayıflatmak, toplumda kargaşa yaratmak, toplumun şiddet yoluyla siyasallaşması ve kutuplaşmasının yolunu açmak, toplumun karşı koyma gücünü felce uğratmaktır. Fail için işlenen araç suçla ortaya çıkan somut zarar neticesi değil (yakın netice), bu fiilin toplum üzerinde meydana getirdiği etki (uzak netice) önem arz etmektedir. Fail, işlediği araç fiillerle devlet otoritesinin, ülkesinde yaşayan halkın güvenliğini koruma görevini gerçekleştiremediği, zayıfladığı ve işlerliğini yitirdiği imajını yaratmaya çalışarak devlete olan güveni sarsmayı amaçlar. Ülkede yaşanan kaos ortamı ve toplumda yaşanan korku ve endişe, yöneticilerde ve halkta istenileni vererek kaos ortamını bitirme iradesini doğurur, yöneticileri belli kararları almaya ya da politikalarını değiştirmeye zorlar ve bu da idari, siyasi, ekonomik ve toplumsal sistem değişikliklerini sonuçlar. Bu suretle de fail, esas gayesi olan devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma amacına ulaşmaya çalışır (N. K. Topçu, Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, s. 89-90; Dönmezer, Tedhişçilik, s. 56). Söz konusu düzenlemeyle esas itibariyle cezalandırılmak istenen, amaçların gerçekleştirilmesine yönelik araç fiil ile ortaya çıkan yakın netice değil, araç fiilin işlenmesi ile suçun konusunun zarara uğraması tehlikesidir. Kanun koyucunun düzenlemenin ikinci fıkrasında amaca yönelik araç fiillerinin ayrıca cezalandırılacağını kabul etmesi de bu hususu desteklemektedir. Söz konusu düzenleme dikkate alındığında; araç fiilin işlenmesine yönelik icra hareketinin, hem zarar ya da tehlike suçu niteliğindeki araç fiilin (TCK 302/2) hem de tehlike suçu niteliğindeki amaç suçun (TCK 302/1) "fiil" unsurunu teşkil ettiği görülmektedir. (Topçu, s. 89-90). Buna göre elverişli/vahim eylemin diğer tabirle araç suçun, hazırlık hareketi aşamasından icra hareketi safhasına geçmesi, en azından teşebbüs boyutuna ulaşması, "amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi" gerekir. (CGK'nın 09.02.2010 tarihli ve 103-22 sayılı kararı). Kanuni tanımda yer alan araç fiilin, suç olması gerektiğinde kuşku yoktur. Müstekar uygulamaya göre araç suç, zarar ya da tehlike suçu (Yargıtay 9. CD 26.06.2012 tarihli ve 2855-8069 sayılı, 15.01.2014 tarihli ve 12441-614 sayılı, 30.03.2010 tarihli ve 8654-3632 sayılı, 09.06.2011 tarihli ve 4202-3296 sayılı vb.) olabilir. Ancak suç teşkil eden her fiilin de amaç suçu oluşturmak için yeterli/elverişli olmadığı açıktır. Fiilin bu niteliği taşıyıp taşımadığı ise her olayın özelliğine göre; fiilin niteliği, işleniş biçimi, işlenme zamanı, toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı, faaliyet alanı, ülke genelindeki organik bütünlüğü gibi ölçütler değerlendirilerek takdir edilecektir. Toplumda kaos ve tedirginlik oluşturacak, devlet otoritesine olan güveni sarsacak, kamu düzenini ve toplum barışını bozarak devletin ülkesi, milleti ve egemenliği bakımından somut tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyetteki eylemlerin amaç suç yönünden elverişli olduğu kabul edilmektedir. Güdülen amacın gereği olarak bu eylemlerin belli bir kişi ya da kitleye tevcih edilmesi gerekmez. Amaç, tedhiş ortamı oluşturmak olduğuna göre hedefin muayyen veya gayrımuayyen olmasının da bir önemi yoktur. Özellikle vurgulamak gerekir ki; uygulamada amaca elverişli/vahim eylem olarak kabul edilen suçların her biri müstakil olarak değerlendirildiğinde, anılan suçun koruduğu değer bakımından somut tehlike oluşturmaktan uzak görülebilir. Bu nedenle olaysal değerlendirme yapılırken, sanığın üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün, Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak; tedhiş ortamı oluşturmak, terörizmin karakterini yansıtan sistematik, sürekli, belirsiz hedefli ve belli ağırlıkta şiddet olay(lar)ı gerçekleştirdiği gözetilerek, sübutu kabul olunan eylemin de amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ve ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte/ağırlıkta olup olmadığı belirlenmelidir. Normun koruduğu değerlere matuf ve örgütsel faaliyet kapsamında işlenen kasten öldürme, nitelikli yaralama ve yağma gibi mahiyeti itibarıyla da ağır ve sansasyonel tesiri haiz suçların kural olarak, amaç suçlar için de elverişli/vahim eylem kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamakta ise de TCK’nın 109. maddesinde düzenlenen "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçu gibi diğer suçların, a priori/kategorik olarak elverişli olup olmadıklarını kabul etmek mümkün değildir. Zira örgütün faaliyetleri kapsamında ya da örgüt adına işlenen her suç, netice itibarıyla aynı amaca hizmet etmekle birlikte, bu amaç yönünden belli ağırlığı olmayan suçların TCK'nın 314/3 ve 220/4-6. maddeleri delaletiyle ayrı bir sorumluluk rejimine tabi tutulduğu da gözetilmelidir. Bu tür suçların elverişlilik nitelikleri belirlenirken, olaysal değerlendirmeye tabi tutularak; tedhiş ortamı oluşturmak amacı bakımından, fonksiyonel ve sansasyonel etki ve ağırlığı nazara alınarak bir sonuca ulaşılmalıdır. Her hâlde suçun oluşması için, failin amaca yönelik işlediği vahim eylem/elverişli araç suç ile suçun konusu üzerinde meydana gelen somut tehlike arasında illiyet bağının bulunması gerekir. İşlenen araç suçun vahim/elverişli eylem kabul edilmesi ve failin ayrıca amaç suçtan (TCK 302 md.) da cezalandırılabilmesi için, eylemin bireysel bir amaçla/saikle değil, kanun maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirmek üzere kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında ika edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenledir ki failin, geçitli/müterakki suçlardaki özellik nedeniyle, TCK’nın 302. maddesinde tanımlanan amaç suçu sabit görülüp cezalandırıldığı durumda ayrıca TCK’nın 314/1-2. maddesi gereğince cezalandırılamayacağı istikrar kazanan bir uygulama hâline gelmiştir (Yargıtay 9. CD. 15.06.2009 tarihli ve 6277-7540 sayılı vb). Suç yolunda gerçekleştirilen hazırlık hareketlerinin tamamlanmış suç kabul edilip cezalandırılmadığı hâllerde eylemin hangi şartlarda icra hareketi sayılacağı sorunu ile karşılaşılır. Sorunun çözümü bağlamında ortaya konan ve TCK’nın 35. maddesinin gerekçesinde "Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık – icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunlu haline getirmektedir. Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine 'doğrudan doğruya icraya başlama' ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır." denilmekle benimsenen, (Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, (7), s.569-570; Centel/Zafer Çakmut,(4), s.455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, (15), s.423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s.20.- Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s.408) Yargıtay tarafından da uygulanagelen (CGK'nın 19.10.2010 tarihli ve 153-206 sayılı vb.) objektif teori-Frank formülüne göre; suçun kanuni tarifinde unsur veya nitelikli hâl olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi durumunda icra hareketlerinin başladığını kabul etmek gerekir. Gerçekleştirilen bir hareketin icra hareketi teşkil edip etmediğinin belirlenmesinde, hareketin harici olarak değerlendirilmesiyle yetinilmemeli, özellikle bu hareketin suçun konusuyla yakın bağlantı içerisinde olup olmadığı ve suçun konusu bakımından tehlikeye sebebiyet verip vermediği de araştırılmalıdır. Bir hareket kısmi olarak tipik olmasa da mahiyeti itibarıyla yapılan değerlendirmeye göre tipik harekete zorunlu olarak bağlı ise icra hareketi sayılmalıdır (Fatih Selami Mahmutoğlu - Serra Karadeniz, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümleri Şerhi, s. 792-794; İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler s. 503 ve devamı, Artuk/Gökçen/Yenidünya, Genel Hükümler, s. 569-570; Centel/Zafer Çakmut, s.455; Öztürk/Erdem, kn. 359; Hakeri, Ceza Hukuku, s. 423 vd.; Özbek, Teşebbüs ve Kusurluluğa, s. 20; Koca-Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümleri s. 408). PKK/KCK silahlı terör örgütünün Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak yıllardır vahamet arz eden şiddet olayları gerçekleştirdiği bilinen bir vakıadır. Terör örgütüne üye olma suçuna gelince; örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi, örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir. Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyeliğin mütemadi bir suç olması nedeniyle de faaliyetlerde bir süre devam eden yoğunluk, çeşitlilik ve süreklilik aranır. Uyuşmazlık konusuyla bağlantılı TCK'nın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ise kişilerin istekleri ve serbest iradeleriyle hareket edebilme özgürlüğünü korumakta olup bir kimsenin bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılması hareketlerinden herhangi birisinin veya her ikisinin birlikte gerçekleştirilmesiyle oluşan seçimlik hareketli bir suçtur. Suç konusu eylemle, kişinin kendi arzusuna göre bulunduğu yerde kalma ya da oradan ayrılma, yer değiştirme ve istediği yere gidebilme yani serbestçe hareket etme veya kendi iradesiyle hareket etmeme hakları ihlâl edilmektedir. Maddenin birinci fıkrasında suçun temel şekli düzenlenmiş; üçüncü fıkrasında diğer bazı artırım nedenlerinin yanında, suçun çocuğa karşı işlenmesi hâlinde, beşinci fıkrasında ise cinsel amaçla işlenmesi durumunda failin cezasında artırım yapılması öngörülmüştür. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Araç suç niteliğindeki kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu sebebiyle amaç suç olarak kabul edilen Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan dolayı cezalandırılabilmesi için failin eyleminin TCK'nın 109/2. maddesi kapsamında cebir, tehdit veya hile içerecek şekilde gerçekleştirilmesi ve somut olayın özelliklerine göre vahamet oluşturacak boyuta ulaşması gerektiği nazara alındığında; sanığın, üç örgüt mensubu ile birlikte Kalaşnikof tüfekli ve kamuflajlı olarak bir akşam vakti mağdurun evine gitmesi ve örgüt tarafından alınacağını kendisine gelen haberler nedeniyle önceden bildiği için kendilerine karşı koymayan mağduru ... mevkiindeki sözde örgüt kampına götürmesi, mağdurun burada dört gün boyunca elleri bağlı hâlde tutularak sorgulanması ve darp edilmesi, verilen ceza nedeniyle örgüte silah ve mühimmat sağlaması sonrasında da serbest bırakılması şeklindeki, TCK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamında kalan eylemlerinin, aynı zamanda üyesi bulunduğu silahlı terör örgütünün Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz etmesi ve amaç suçun işlenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelik taşıması sebebiyle Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçunu da oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.12.2024 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 15.01.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.