10. Hukuk Dairesi 2012/14407 E. , 2013/8635 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi Davacı Kurum, 2009 yılında tutulduğu meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma güç kaybına uğrayan sigortalı ... için Kurumca yapılan ... sigorta yardımlarının 506 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca davalıdan rücuan ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, taraflar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz ist…
**10. Hukuk Dairesi 2012/14407 E. , 2013/8635 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi Davacı Kurum, 2009 yılında tutulduğu meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma güç kaybına uğrayan sigortalı ... için Kurumca yapılan ... sigorta yardımlarının 506 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca davalıdan rücuan ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, taraflar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 01.03.1990-15.10.1992 tarihleri arasında aynı mahiyetteki dava dışı ... isimli işyerinde ve sonrasında da 01.09.1994-03.07.2005 tarihleri arasında davalı işverene ait baskı işleri ve ... boya ve ... ... kullanılan matbaada, sigortalının çalışmaları sonucu meslek hastalığına yakalanmış ve davacı Kurum tarafından gelir bağlanmış ve hastane gideri ödenmiştir. Davacı Kurum bağlanan gelirler ile, yapılan giderlerin davalılardan tahsilini talep etmiştir. 1-Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasanın 26. maddesinde; “iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve işgüvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya haksahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22'nci maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı (…)(2) Kurumca işverene ödettirilir (Ek cümle: 29/7/2003-4958/28 md.). İşçi ve işveren sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Meslek hastalığı,işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işyerinde işin yürütüm şartları yüzünden ortaya çıkan ve sigortalıyı geçici veya sürekli şekilde hasta, sakat veya ruhen arızalı bırakan bir olgu olup, işveren bu konuda her türlü tedbiri almış olsa bile, işin ve işyerinin niteliği sebebiyle bu hastalığın ortaya çıkması muhtemel olduğundan, belli orandaki bir kaçınılmazlıktan söz edilmesi gerekeceği tartışmasızdır. Bu sebeple meslek hastalığındaki kaçınılmazlık kavramı ile, iş kazasında söz konusu olabilen kaçınılmazlık birbirinden farklı olup, buna ilişkin bilirkişi incelemesi de farklıdır. Eldeki davada, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmakta ise de, bu kararın eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Zira, sigortalının iş göremezlik derecesi kesinleştirilmemiş, kontrol kaydı gözetilmemiş, her işverenin kendi dönemindeki çalışmaları yönünden sorumlu olacağından davadışı işyerinde çalışılan dönem içerisinde o işverenin kusur araştırması yapılmamış ve tazminat dosyasının kesinleşmesi halinde güçlü delil oluşturacağı hususları dikkate alınmaksızın karar verilmiştir. Mahkemece, öncelikle, davalı işverene ait işyerinden daha önce sigortalının nerede hangi işlerde çalıştığı da tespit edilerek; bu işyerlerinde, hangi ortamda çalıştığı, bu tür işyerlerindeki çalışmaların, sigortalıdaki meslek hastalığı sonucu oluşan sürekli iş göremezlik oranına etkisi olup, olmadığı belirlenmeli, gerekirse, çalışma yerlerinde keşif de yapılarak bu eksiklikler giderilmeli; meslek hastalığının engellenmesinde, iş güvenliği mevzuatına göre işverence hangi önlemlerin alınması gerekeceği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalının uyup uymadığı irdelenerek; işverenin, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, sigortalıların tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştıkları takdirde, önlem alınması gerekmeyeceği gibi bir düşünceyle önlem almaktan çekinemeyeceği, çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığının da işverenin önlem alma ödevini etkilemeyeceği, işverenin, çalıştırdığı sigortalıların beden ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlü olduğu gerçeğinden hareketle, meslek hastalığının oluşumunda davalının kusurunun belirlenmesi için, konunun uzmanı bilirkişilerden, bu doğrultuda kusur raporu alınmalı; kusur irdelemesinde, meslek hastalığında, işverenin bu konuda her türlü tedbiri almış olsa bile, işin ve işyerinin niteliği sebebiyle, bu hastalığın ortaya çıkması ihtimali nazara alınarak, belli orandaki bir kaçınılmazlıktan söz edilmesi gerekeceği göz önünde bulundurulmalıdır. Kusur irdelemesinde, dava dışı işverenler yanındaki çalışmaların sigortalıdaki sürekli iş göremezlik oranına etkisi de belirlendikten ve davalı işyerindeki çalışmaları ile, hastalığın oluşması ve ilerlemesi bakımından, illiyet bağı olup olmadığı ve çalışılan işverenlerin kusurlu olduğu sonucuna varılacak olursa, birlikte kusurları olmayıp, ayrı zamanlarda ve ayrı ortamlarda meslek hastalığının oluşmasına birbirleriyle irtibatlı olmaksızın katkılarının bulunması nedeniyle, her işverenin sadece kendi kusuru oranındaki maddi zarar miktarından sorumlu tutulması gerektiği göz önünde bulundurulmak suretiyle, yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmelidir.Ayrıca, meslek hastalığı hallerinde işveren, sigortalının işten ayrıldığı tarihteki meslekte kazanma güç kaybı oranı esas alınarak işverenlerin kusurunun belirlenmesi gerektiği husus da gözetilerek mahkemece, konunun uzmanı bilirkişilerden bu doğrultuda kusur raporu alınarak, hüküm verilmesi gerekirken, yetersiz ve bağlayıcılığı olamayan kusur raporuna dayanılarak karar vermesi isabetsizdir. 2-506 sayılı Yasanın 26. maddesinde düzenlenmiş bulunan rücu davaları, sigortalının, yada, hak sahiplerinin alacağından bağımsız, kanundan doğan basit rücu hakkına dayalı olup; sigortalı veya haksahipleri tarafından tazmin sorumluları aleyhine açılan tazminat davalarında alınan, kusur tespitine ilişkin bilirkişi raporuyla ulaşılan sonuçlar, rücu davasında bağlayıcı nitelikte bulunmamakta; 506 sayılı Yasanın 26. maddesi çerçevesinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları yönünden ayrıntılı irdeleme içermesi halinde güçlü delil olarak kabul edilebilmektedir. Eldeki davada sigortalının açtığı tazminat davası olduğu ve bu davanın kesinleşip kesinleşmediği hususu belli değilse de, burada sigortalının YSK’ya gönderildiği anlaşılmakta, sigortalıya bağlanan peşin değerli gelire ilişkin kararda sürekli iş göremezlik derecesinin henüz kesinleşmediği, kurumca %48.20 oranı üzerinden gelir bağlanmış ise de,bu kararda 16.01.2010 tarihinde kontrol kaydı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece sigortalının iş göremezlik derecesinin değişip değişmediği hususu ve tazminat dosyasında kesinleşen bir oran olup olmadığı net olarak belirlenmeksizin karar verilmesi isabetsizdir. 3-Kabule göre de; mahkemece kabul edilen tutar üzerinden hesaplanan vekalet ücretinde hesap hatası yapılması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalıya iadesine, 29.04.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.