Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2021/2838 E. , 2024/1074 K. T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2021/2838 Karar No : 2024/1074 DAVACI : … Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … DAVALILAR : 1- … - … 2- … Bakanlığı … İdaresi Başkanlığı / … VEKİLİ : Av. … DAVANIN KONUSU : Eskişehir ili, Odunpazarı ilçesi, … (… yıl) Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 22.10.2020 tarih v…
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2021/2838 E. , 2024/1074 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2021/2838 Karar No : 2024/1074 DAVACI : … Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … DAVALILAR : 1- … - … 2- … Bakanlığı … İdaresi Başkanlığı / … VEKİLİ : Av. … DAVANIN KONUSU : Eskişehir ili, Odunpazarı ilçesi, … (… yıl) Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 22.10.2020 tarih ve 3131 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planının iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : 1/25.000 ölçekli nazım imar planında mevcut konut alanına (seyrek 50 ki/ha) isabet eden uyuşmazlık konusu taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planında yüksek yoğunlukta gelişme konut alanı, sağlık alanı ve park alanı ve yol, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında E:1.20, Yençok: 5 kat yapılaşma koşullu yüksek yoğunlukta gelişme konut alanı, E:0.50, Yençok: 3 kat yapılaşma koşullu sağlık alanı, park alanı ve yol olarak planlandığı, bu durumun üst ölçekli plana aykırı olduğu, konut alanı olarak planlanan alana getirilen 251-400 ki/ha yoğunluğun bölgeye ek nüfusuda beraberinde getireceği ancak dava konusu imar planlarına ait plan açıklama raporlarında konut alanlarında önerilen bu nüfusa ilişkin hiçbir hesaplamaya rastlanılmadığı gibi artırılan nüfusun ihtiyacı olan sosyal ve teknik altyapı alanlarının da ayrılmadığı, 26.07.2002 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planında sağlık tesis alanı olarak planlanan parselde imar planları ile kaldırılan bu alana karşılık hizmet etki alanı içerisinde eşdeğer yeni bir alan ayrılmadığı, planlama alanına komşu adalarda yapılaşma koşullarının E:0.30 ve E:0.70 olduğu, dava konusu 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile parselde planlanan konut alanı için çevre emsal değerlerin çok üzerinde E:1.20 yapılaşma koşulu getirildiği, bu yapılaşma koşulunun bölgenin siluetini bozacağı ve diğer alanlara da emsal teşkil edeceği, plan değişikliği tekliflerinde hazırlanması gereken sosyal ve teknik altyapı etki değerlendirme raporunun plan dosyasında yer almadığı, plan dosyasında plan işlem numarasının yer almadığı, dava konusu imar planı değişikliklerinin trafik akışını olumsuz etkileyeceği, plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini, ulaşım sistemini bozacak nitelikte olduğu, teknik ve nesnel gerekçelere dayandırılmadığı, sadece mülkiyet durumu gözetilerek yapıldığı, kamu yararına, planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine ve imar mevzuatına aykırı olduğu, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALI İDARELERİN SAVUNMASI : Davanın süresinde açılmadığı, uyuşmazlık konusu taşınmazın Eskişehir Defterdarlığı’nın 06.07.2000 tarihli kararı ile 250 yatak kapasiteli Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi yapılmak üzere Sağlık Bakanlığı’na tahsis edildiği, daha sonra uyuşmazlık konusu taşınmazın da içerisinde yer aldığı 16 adet taşınmazın Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ‘’Sağlıkta Dönüşüm Programı’’ kapsamında ihtiyaç fazlası olarak bildirilmesi üzerine 06.07.2015 tarihli Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alındığı, bu işleme karşı herhangi bir dava açılmadığı, 08.12.2015 tarihli Defterdarlık kararı ile bu taşınmazdaki Sağlık Bakanlığı tahsislerinin kaldırıldığı, daha sonra Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak … tarih ve … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği ile uyuşmazlık konusu taşınmazın önceki kullanım kararı ''gelişme konut alanı (E:2,50, Yençok:10 kat), park ve yaya yolu'' olarak değiştirilmiş, bu plan değişikliklerine askı süresi içinde yapılan itirazlar üzerine ise Özelleştirme Yüksek Kurulunun … tarihli, … sayılı kararıyla yeniden onaylanan imar planı değişiklikleri ile gelişme konut alanları için öngörülen yapılaşma koşulu ''E:2,00, Yençok:10 kat'' olarak değiştirilmiş, ancak anılan plan değişikliğine karşı açılan davada; plan değişikliği yeniden askıya çıkartılmadığı için dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle iptali yolundaki Danıştay Altıncı Dairesi'nin 10/10/2018 tarih ve E:2017/6238, K:2018/7616 sayılı kararı üzerine yeniden yapılan plan çalışması kapsamında 22.10.2020 tarihinde onaylanan dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile taşınmaza ‘’gelişme konut alanı (E:1,20, Yençok:13 kat), sağlık tesis alanı, park alanı ve yaya yolu’’ kullanımları getirildiği, bu plan değişikliklerine yapılan itirazlar reddedilerek planların kesinleştiği, planlama alanına getirilen maksimum nüfusun 359 kişi olduğu, parsele getirilen nüfus yoğunluğunun iddia edildiği gibi yüksek değil düşük yoğunluk (118 ki/ha) aralığında kaldığı, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ‘’Sağlıkta Dönüşüm Programı’’ kapsamında ihtiyaç fazlası olarak nitelendirilen parselin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği’nin 26. Maddesine tabi olmadığı, önceki imar planı değişikliklerine askı süresi içerisinde Belediye tarafından yapılan itirazlar ile kurum görüşü değerlendirilerek parselin %12,10’luk kısmının (3.689,21 m2) ‘’sağlık tesis alanı’’ olarak ayrıldığı, konut alanı olarak planlanan kısmına emsal olan yapı adalarının 1,20, 2,00 ve 2,50 yapılaşma koşullarına sahip olduğu, dava konusu imar planı ile emsallerinin en düşük değeri olan 1,20 emsal verildiği ve yine çevresine uygun olarak kat yüksekliğinin 3 kat ile sınırlandırıldığı, plan işlem numarasının sistemden kaynaklanan sorun nedeniyle alınamadığı, ancak Belediyece askı süresi içerisinde bunun alınabileceği, planlama alanının 13.687,89 m2’lik kısmının (%44,90) sağlık tesis alanı, park alanı ve yol olarak planlandığı, bu durumun mevzuatta yer alan maksimum düzenleme ortaklık payı oranına uygun olduğu, dava konusu imar planlarının mevzuata, planlamanın temel ilke ve esaslarına, çevre imar bütünlüğüne ve kamu yararına uygun olduğu, davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ : Uyuşmazlık konusu taşınmazda öngörülen tüm kullanımlar yönünden dava dosyası, plan açıklama raporları ve bilirkişi raporundaki tespitler birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu imar planları ile getirilen kullanım kararları sonucu gelecekte bu alanda yaşaması öngörülen kalıcı nüfusun ihtiyacı olan donatı alanlarının neler olduğu, plan bütünü içerisinde dava konusu imar planları ile öngörülen nüfusa yeterli donatı standartlarının bulunup bulunmadığı, aynı şekilde parseller içerisinde getirilen sosyal ve teknik donatı alanlarının mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olarak ayrılıp ayrılmadığı ve ulaşım altyapısının yeterli olup olmadığı hususlarında mevzuatta öngörülen şekilde bir çalışma ya da analizin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Davalı idarelerce, taşınmazın yaklaşık %44,90'lık kısmının sağlık tesis alanı, park alanı ve yol (sosyal donatı alanı) olarak ayrıldığı belirtilmekte ise de, sosyal donatı ihtiyacının sadece park, sağlık tesis alanı ve yol kullanımlarından ibaret olmadığı; uyuşmazlıkta, önceki 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planında "sağlık tesis alanı", olarak öngörülmüş bir alanın kaldırılarak, büyük bir kısmının ''konut alanı'' olarak belirlendiği de göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu planlar yapılırken, sosyal ve teknik donatılar yönünden bütüncül bir yaklaşım izlenerek, alanda öngörülen nüfüs ve ihtiyaç olan altyapı alanlarına yönelik ayrıntılı bir araştırma ve incelemenin ortaya konulması gerektiği kuşkusuzdur. Bu doğrultuda, dava konusu imar planları ile alanda getirilen nüfusun ihtiyacı olan sosyal ve teknik donatı alanı miktarının mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, alanda bu ihtiyacın karşılanması mümkün ise sosyal ve teknik altyapı alanlarının ayrılması, mümkün değil ise nerede ve nasıl karşılanacağına ilişkin araştırma ve analizlerin yapılması sonucunda dava konusu imar planlarının hazırlanması gerekirken, bu hususlar yerine getirilmeksizin onaylanan söz konusu imar planlarının, bu haliyle çevre imar bütünlüğünü bozmadığından söz edilebilmesine olanak bulunmadığından, dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı olup özelleştirme kapsam ve programında bulunan Eskişehir ili, Odunpazarı İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak 22/10/2020 günlü, 3131 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planının iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarelerin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir. Dosyanın incelenmesinden, 06.07.2000 tarihinde hastane yapılmak üzere Sağlık Bakanlığına tahsis edilen uyuşmazlığa konu taşınmazın, ihtiyaç fazlası olduğu, sağlıkta dönüşüm programı kapsamında özelleştirme kapsam ve programına alınarak değerlendirilmesinin istenilmesi üzerine parselin … günlü, … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK) Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alındığı, 08.12.2015 tarihli olurla Sağlık Bakanlığına yapılmış olan tahsisin kaldırıldığı, taşınmaza ilişkin olarak 28.12.2016 günlü ÖYK kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişiklikleri ile taşınmaza "Gelişme Konut Alanı (E:2.50, Yençok:10 kat), park ve yaya yolu kullanım kararı getirildiği, askı süresi içerisinde planlara yapılan itirazlar sonucunda 15.08.2017 günlü ÖYK kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği ile taşınmazın "Gelişme Konut Alanı (E:2.00, Yençok:10 kat), park ve yaya yolu olarak planlandığı, bu plan değişikliklerinin iptali istemiyle açılan dava sonucunda, Danıştay Altıncı Dairesinin 10/10/2018 günlü, E:2017/6238, K:2018/7616 sayılı kararıyla askıya çıkarılmayan dava konusu imar planı değişikliklerinde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle iptallerine karar verilmesi üzerine dava konusu planların onaylandığı ve taşınmazın "Gelişme Konut Alanı (E:1.20, Yençok:5 kat), Sağlık Tesis Alanı (E:0.50, Yençok:3 kat), park alanı ve yaya yolu kullanımlarına ayrıldığı anlaşılmaktadır. Danıştay Altıncı Dairesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda sonuç olarak özetle; uyuşmazlığa konu taşınmazın Eskişehir Büyükşehir Belediye Meclisinin … günlü, … sayılı kararı ile onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında "Mevcut Yerleşik Alan" kullanımında, 1/25.000 ölçekli Eskişehir Metropolitan Alanı Merkez Bölgesi 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planında "Seyrek Yoğunlukta Mevcut Konut Alanı" kullanımında kaldığı, 26.07.2002 tarihli 1/5000 ölçekli nazım imar planında ve 15.02.2007 tarihli 1/1000 ölçekli uygulama imar planında sağlık tesis alanı olarak planlanmış olduğu, dava konusu planlarla taşınmaz için öngörülen kullanım kararında üst ölçekli planlara aykırılık bulunmadığı, ancak getirilen yapı yoğunluğunun üst ölçekli planlarda belirtilen seyrek yoğunluklu konut alanına aykırı olduğu, taşınmazın yüzölçümüne göre seyrek yoğunluklu konut alanında yaklaşık 152 kişilik bir nüfus öngörülmesi beklenirken 359 kişilik nüfus planlandığı, bu yönüyle planların kademeli birliktelik ilkesine uygun olmadığı, planlarla öngörülen emsal ve kat yüksekliğinin çevredeki parsellerden farklı olmamakla birlikte parsel büyüklüğü ve emsal değeri ilişkisi açısından tutarsızlık yarattığı, taşınmazın sınırından geçen 20 metrelik taşıt yolunun güneyi ve batısında kalan parseller için yapılaşma koşullarının iç kısımlardan farklılaşarak 2 katlı ayrık nizam konutlar olarak planlandığı, taşınmazın da bulunduğu bu bölgenin mahallenin ve kentin sonlandığı, yapılı çevrenin bittiği bir bölge olduğu, parselde öngörülen yapılanmanın bölge ile uyumsuz olduğu, mahalle genelindeki sağlık hizmet kapasitesi ve ilave nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanlarına yönelik değerlendirme yapılmamasının eksiklik olduğu, plandaki ulaşım şemasının yetersiz kaldığı, dava konusu işlemlerin plan değişikliği olarak tanımlanmayıp nazım ve uygulama imar planları olarak adlandırılmasının planlama esas ve tekniklerine aykırı olduğu, belirtilmiştir. Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde ilgili kuruluşlardan gerekli görüşler alınmak suretiyle her ölçekteki imar planı değişikliklerini yapmak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığının yetkisinde olmakla beraber; bu planların çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak şekilde yapılması gerektiği kuşkusuzdur. Dosyadaki bilgi ve belgelerle bilirkişi raporunda yer verilen değerlendirmelerden; dava konusu imar planlarıyla uyuşmazlığa konu taşınmaza getirilen kullanım kararlarının üst ölçekli planlara aykırı olmadığı, planlarla düşük yoğunluklu bir yapılaşma öngörüldüğü, öngörülen emsal ve kat yüksekliğinin çevredeki parsellerden farklı olmadığı görülmekle birlikte, 20 metrelik taşıt yolunun güney ve batısında kalan, kentsel yerleşik alanın sonlandığı bölgenin yolun kuzeyinde iç kısımdaki bölgelerden farklı olarak seyrek yoğunluklu ve düşük katlı (ayrık nizam 2 katlı konut kullanımı) planlandığı göz önünde bulundurulduğunda, bu bölgede yer alan uyuşmazlığa konu taşınmaz için getirilen E:1.20, 5 katlı konut kullanımının çevresi ile uyumlu olmadığı, bu nedenle dava konusu planlarda şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, 22/10/2020 günlü, 3131 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile onaylanan dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planının iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir. . TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun Yasanın 20/A maddesi uyarınca dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Mülkiyeti maliye hazinesine ait, 06.07.2000 tarihinde kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesi yapılmak üzere Sağlık Bakanlığı'na tahsis edilen uyuşmazlık konusu taşınmaz, Eskişehir Büyükşehir Belediye Meclisince 08.05.2006 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında; ''mevcut kentsel yerleşik alan'', 20.09.2016 tarihinde onaylanan 1/25.000 ölçekli nazım imar planında; ''seyrek yoğunlukta (50 ki/ha altı) mevcut konut alanı'' 26.07.2002 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli revizyon nazım imar planında; ''sağlık tesis alanı'', 15.02.2007 tarihinde onaylanan 1/1000 ölçekli uygulama imar planında; ''sağlık tesis alanı'' olarak planlanmıştır. Uyuşmazlık konusu taşınmaz, Sağlık Bakanlığı'nın ''Sağlıkta Dönüşüm Programı'' kapsamında Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Daha sonra, Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak … tarih ve … sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği ile uyuşmazlık konusu taşınmazın önceki kullanım kararı ''gelişme konut alanı (E:2,50, Yençok:10 kat), park ve yaya yolu'' olarak değiştirilmiş, bu plan değişikliklerine askı süresi içinde yapılan itirazlar üzerine Özelleştirme Yüksek Kurulunun … tarihli, … sayılı kararıyla yeniden onaylanan imar planı değişiklikleri ile gelişme konut alanları için öngörülen yapılaşma koşulu ''E:2,00, Yençok:10 kat'' olarak değiştirilmiştir. Ancak anılan işleme karşı açılan davada; dava konusu imar planı değişikliklerinin yeniden askıya çıkartılmadığı gerekçesiyle iptali yolunda Danıştay Altıncı Dairesince verilen 10/10/2018 tarih ve E:2017/6238, K:2018/7616 sayılı karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 03/04/2019 tarih ve E:2018/4423, K:2019/1483 sayılı kararı ile onanmıştır. Bunun üzerine, Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 22.10.2020 tarih ve 3131 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile uyuşmazlık konusu taşınmazların önceki kullanım kararları ''gelişme konut alanı, park alanı, sağlık alanı ve yaya yolu'', 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile ''gelişme konut alanı (E:1.20, Yençok:5 kat), sağlık alanı (E:0.50, Yençok:3 kat), park alanı ve yaya yolu'' olarak değiştirilmiş, 1/5000 ölçekli nazım imar planı Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 10.11.2020-09.12.2020 tarihleri, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ise Odunpazarı Belediye Başkanlığı tarafından 11.11.2020-12.12.2020 tarihleri arasında askıya çıkarıltılmış, bu planlara davacı tarafından yapılan itirazın zımnen reddi üzerine de 10.03.2021 tarihinde bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 5. maddesinde nazım imar planı; varsa bölge planlarının mekâna ilişkin genel ilkelerine ve varsa çevre düzeni planlarına uygun olarak halihazır haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen ve arazi parçalarının; genel kullanış biçimlerini, yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklüklerini, nüfus yoğunlukları ve eşiklerini, ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plan olarak, uygulama imar planı ise; tasdikli halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak nazım imar planı esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plan olarak tanımlanmıştır. 3194 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, mekânsal planların, kapsadıkları alan ve amaçları açısından mekânsal strateji planlarına uygun olarak; “çevre düzeni planları” ve “imar planları” kademelerinden oluşacağı, imar planlarının ise nazım imar planı ve uygulama imar planı olarak hazırlanacağı, her planın bir üst kademedeki plana uygun olarak hazırlanacağı hüküm altına alınmıştır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 4. maddesinin "Tanımlar" başlıklı 1. fıkrasının c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı, (...) ifade eder." tanımına, yine aynı Yönetmelik'in 26. maddesinde, "İmar planı değişikliği; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yaran amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak yapılır." hükmüne yer verilmiştir. 3194 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 2. fıkrasında, "Belediye hudutları ve mücavir alanlar içerisinde bulunan ve özelleştirme programına alınmış kuruluşlara ait arsa ve arazilerin, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş, (Belediye) alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak imar tadilatları ve mevzi imar planlarının ve buna uygun imar durumlarının Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer ve ilgili Belediyeler bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını 5 yıl değiştiremezler. İlgili belediyeler görüşlerini onbeş gün içinde bildirir." hükmüne, Ek 3. maddesinde, "Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir (…)(1) yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır (…) Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir" hükmüne yer verilmiştir. 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunu'nun 1. maddesinde: "Bu Kanunun amacı; A) Bu maddede belirtilen ve Kanunun uygulanmasında "kuruluş" adı ile anılacak olan; a) İktisadi devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının, b) Kamu iktisadi teşebbüsleri statüsü dışında kalmakla beraber sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası devlete ve/veya diğer kamu tüzelkişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu payları ile bu kuruluşlara ait müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, iştiraklerindeki kamu paylarının, c) Devletin diğer iştiraklerindeki kamu payları ile Hazineye ait payların, d) Genel ve katma bütçeli idareler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların ve kamu iktisadi teşebbüslerinden kamu iktisadi kuruluşlarının gördükleri kamu hizmetleri ile doğrudan doğruya ilgili olmayan varlıklarının ve iştiraklerindeki paylarının, e) Belediye ve il özel idarelerine ait ticari amaçlı kuruluşlar ile pay oranlarına bakılmaksızın her türlü iştiraklerindeki paylarının, f) Genel ve katma bütçeli idarelerle bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların, mal ve hizmet üretim birimleri ve varlıkları (baraj, gölet, otoyol, yataklı tedavi kurumları, limanlar ve benzeri diğer mal ve hizmet üretim birimleri) ile bu Kanunun 35 inci maddesinin (B) fıkrasında belirtilen kamu iktisadi kuruluşlarının temel kuruluş amaçlarına uygun mal ve hizmet üretim birimlerinin işletilmesi haklarının, ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemektir." kuralına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Usul Yönünden: Süre itirazına ilişkin olarak; Anayasanın temel hak ve hürriyetlerin korunması başlıklı 40. maddesinin 2. fıkrasında yer alan hüküm ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline geldiği maddenin gerekçesinde belirtilmiştir. İdari işlemden hak ve menfaati etkilenen kişilere, bu işleme karşı başvurulabilecek tüm idari ve yargısal yolların ve merciilerin gösterilmesi mahkemeye erişim hakkının etkin kullanımı, dolayısıyla hak arama hürriyetinin sağlanması bakımından önem arz etmektedir. Bilindiği üzere, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 7. maddesinde genel dava açma süresi düzenlenmiş, 11. maddesinde ise dava açmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesinin üst makamdan üst makam yoksa işlemi tesis eden makamdan istenilmesine izin veren idari başvuru yolu öngörülmüş, söz konusu idari başvurunun ise dava açma süresini durduracağı ve kalan sürede dava açabileceği belirtilmiştir. Ancak nitelikleri gereği bazı idari işlemlere karşı yasalarla özel dava açma süreleri getirilmiş ve söz konusu 11. madde kapsamında yapılacak başvurunun dava açma süresini etkilemeyeceği düzenlenmiştir. 2577 sayılı Kanunun 20/A maddesinde öngörülen ivedi yargılama usulü de bu kapsamda yer almaktadır. Anılan maddede ivedi yargılama usulüne tabi işlemlere karşı dava açma süresinin genel dava açma süresinden farklı olarak 30 (otuz) gün olduğu ve Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla ivedi yargılama usulüne tabi işlemlerin ilgililere bildirilmesi sırasında, söz konusu işleme karşı 30 gün içinde dava açılması gerektiğinin ve dava açmadan önce 11. madde kapsamında yapılacak başvurunun işlemeye başlayan dava açma süresini etkilemeyeceğinin işlemde açıkça belirtilmesi yukarıda aktarıldığı üzere anayasal bir zorunluluktur. Bu bağlamda, davacıların, kendilerine bir bildirim yapılmadığı sürece, ivedi yargılama usulüne tâbi olan bir işlemi öğrendiklerinde, kaç gün içinde dava açılacağını, anılan Kanun'un 11. maddesi uyarınca idari merciye başvurulup başvurulamayacağını, başvuruya verilen cevap ya da zımni ret işlemi üzerine kalan sürede dava açıp açılamayacağını bilmeleri beklenilmemelidir. Başka bir ifadeyle, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, ivedi yargılama usulüne tabi işlemin iptali istemiyle 30 gün olan özel dava açma süresi içinde dava açılabileceğinin ve anılan usulde 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinin uygulanmayacağı hususunun idari işlemde açıklanması durumunda, idari işlemin tebliğ tarihinden itibaren, anılan özel dava açma süresi içerisinde dava açılması gerektiği kabul edilmelidir. Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15.03.2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararında; “özel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda, vergi mahkemelerinde 30, Danıştay ve idare mahkemelerinde 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği; aynı şekilde genel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde dava açma süresi gösterilmemiş olsa da, 30 ve 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği” hükme bağlanmıştır. Uyuşmazlık bu çerçevede ele alındığında, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Eskişehir ili, Odunpazarı ilçesi, … (…. yıl) Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza yönelik olarak Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanarak 22.10.2020 tarih ve 3131 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planının, 2577 sayılı Kanunun 20/A maddesi uyarınca ivedi yargılama usulüne tabi olması nedeniyle, bu işlemlere karşı dava açma süresinin 30 gün olduğu ve 2577 sayılı Kanunun 11. maddesinin uygulanmayacağı hususunun imar planlarının ilan-askı tutanağı ve her türlü ilan araçları vasıtasıyla ilgililere açıkça bildirilmesi gerekmekte iken, uyuşmazlıkta söz konusu bildirimin yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken ivedi yargılama usulünde öngörülen 30 günlük özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin gözetilmesi ve dava açma süresi içerisinde 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca yapılan itirazın dava açma süresini durduracağının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 10.11.2020-09.12.2020 tarihleri, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin ise Odunpazarı Belediye Başkanlığı tarafından 11.11.2020-12.12.2020 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, davacı tarafından askı süreleri içerisinde 09.12.2020 tarihinde planlara itiraz edildiği görüldüğünden yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğine yönelik askı tarihinin son günü olan 09.12.2020 tarihini, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğine yönelik olarak ise askı süresinin son günü olan 12.12.2020 tarihini izleyen işlem tarihi itibariyle 60 günlük süre içerisinde cevap verilmeyerek zımnen reddi üzerine, zımni ret tarihinden itibaren 60 günlük yasal dava açma süresi içerisinde, 10.03.2021 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu anlaşıldığından, davalı idarelerin süre aşımı itirazında isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Esas yönünden; Dava konusu taşınmaz açısından geçmişten itibaren belirlenen fonksiyonların değerlendirilmesi suretiyle, uyuşmazlık konusu edilen nazım ve uygulama imar planı ile getirilen kullanım kararlarının ve yapılaşma koşullarının çevre-imar bütünlüğünü ve sosyal donatı dengesini bozucu nitelikte olup olmadığının, bozuyor ise sosyal donatı dengesini hangi yönlerden bozduğunun, üst ölçekli imar planları ile imar planlarının kademeli birlikteliği ilkesine uygun olup olmadığının, taşınmaza verilen fonksiyonların yer seçiminin uygunluğunun, uyuşmazlık konusu alanda belirlenen fonksiyonlar açısından alanın kendi içerisinde ve çevresi ile birlikte ulaşım kademelenmesi yönünden incelenerek, belirlenen yol kullanımlarının planlama esasları ve şehircilik ilkeleri yönünden uygunluğunun, imar planlarının imar mevzuatı uyarınca zorunlu olup olmadığının tespiti amacıyla Naip üye … tarafından re'sen seçilen bilirkişiler Prof. Dr. …, Prof. Dr. … ve Doç.Dr. …'nın katılımıyla yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 10.07.2023 tarihli bilirkişi raporu alınmıştır. Bu itibarla dosyada yer alan bilgi ve belgeler, bilirkişi raporuna davalı idareler tarafından yapılan itirazlar ve davacının beyanları birlikte değerlendirilerek dava konusu nazım ve uygulama imar planı aşağıda başlıklar halinde incelenmiştir. Dava konusu nazım ve uygulama imar planının; - Üst ölçekli planlara uyum, imar planlarının kademeli birlikteliği ilkesi bakımından incelenmesinde, Bilirkişi raporunda; '' Davaya konu plan değişikliği işlemleri, önerilen kullanım kararları açısından üst ölçekli planlar olan 1/100.000 ölçekli Eskişehir İl Çevre Düzeni Planına ve Eskişehir Metropoliten Alanı Merkez Bölgesi 1/25.000 Ölçekli Nazım İmar Planında aykırılık teşkil etmemektedir. Ancak önerilen konut alanı büyüklüğü, yapı yoğunluğu ve buna bağlı olarak oluşacak nüfus yoğunluğu Eskişehir Metropoliten Alanı Merkez Bölgesi 1/25.000 Ölçekli Nazım İmar Planında bu bölge için belirlenen nüfus yoğunluğunun üzerindedir ve bu yönüyle anılan üst ölçekli plana aykırılık taşımaktadır. Yukarıda belirtilen nedenle planların kademeli birlikteliği ilkesi de sağlanamamıştır.'' tespitlerine yer verilmiştir.Davalı idareler tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek; 1/25.000 ölçekli nazım imar planı ile düşük yoğunluklu bir yapılaşma öngörüldüğü, bu plandaki seyrek yoğunluk ifadesinin ada/parsel bazında değerlendirilebilecek bir durum olmadığı, bölgenin düşük yoğunluklu yapısı dikkate alınarak uyuşmazlık konusu taşınmazın da 1/5000 ölçekli nazım imar planında ''düşük yoğunluklu gelişme konut alanı'' olarak belirlendiği, dava konusu imar planlarının üst ölçekli plan kararlarına aykırı olmadığı ileri sürülmüştür. Dairemizce yapılan değerlendirme; Yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerine göre, alt ölçekli planların üst ölçekli planlarda belirlenen planlama ana ilkelerine, kararlarına uyumlu olması gerektiğine kuşku bulunmamaktadır. Planların kademeli birlikteliği ilkesi çerçevesinde her alt ölçekli planlama kademesinin bir üst ölçeğin ana kararlarını korumakla birlikte üst ölçektekinden daha fazla bilgi ve ayrıntı içermesi gerekir. Bu nedenle, nazım imar planları çevre düzeni planlarının, uygulama imar planları da nazım imar planlarının, büyütülmüş kopyaları olmayıp soyuttan somuta inen plan kararlarının alındığı farklı özellikleri ve ayırıntıları içeren belgeler olduğu bilinmektedir. Alt ölçekli planları denetleyen, yönlendiren ve esneklik çerçevesini çizen üst ölçekli planlar, kentin ana gelişme kararlarını ve arazi parçalarının kullanış biçimlerini ilke düzeyinde veren belgelerdir. Üst ölçekli plan niteliğinde olan çevre düzeni planında da bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirilmekte ve getirilen bu kararlar çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı bir çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak nitelikte olmaktadır. Bu yönüyle söz konusu çevre düzeni planı, bu plana dayanılarak yapılacak ve arazi kullanımlarının fonksiyonel dağılımı ile genel yoğunluğunun belirlendiği nazım imar planı ve nazım imar planları esaslarına göre çizilen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunun belirlendiği uygulama imar planı ile öngörülen arazi kullanım kararlarından farklılık arz etmektedir. Bu itibarla, alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan genel arazi kullanım kararlarının üretildiği çevre düzeni planının nazım ve uygulama imar planları gibi değerlendirilmesi mümkün değildir. Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ve 1/25.000 ölçekli nazım imar planı plan notları ile planlama ilke ve esasları çerçevesinde yapılan değerlendirmede; 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile 1/25.000 ölçekli nazım imar planının ölçekleri göz önünde bulundurulduğunda parsel bazında kararların üretilmesi mümkün olmayacağı, bu planlarda gösterilemeyen kullanımların alt ölçekli imar planlarında yer alabileceği, üst ölçekli planlarda yer verilemeyen ayrıntıların ya da teknik olarak gösterimi imkansız fonksiyonların alt ölçekli planlarda yer almasının üst ölçekli plana aykırılık oluşturmayacağı, bu planlarda şematik veya sembol olarak gösterilen kullanımlara ilişkin yer seçimlerinin ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda alt ölçekli planlarda kesinleştirileceği, dolayısıyla 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında "mevcut kentsel yerleşik alan", 1/25.000 ölçekli nazım imar planında; ''seyrek yoğunlukta (50 ki/ha altı) mevcut konut alanı'' olarak belirlenen bir alanda alt ölçekli dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile fonksiyon belirlemesi yapılmasının, ''gelişme konut alanı (E:1.20, Yençok:5 kat), sağlık alanı (E:0.50, Yençok:3 kat), park alanı ve yaya yolu'' fonksiyonlarının getirilmesinin üst ölçekli planlara aykırılık oluşturmayacağı, parsel bazlı küçük bir alanda yapılan dava konusu imar planları ile getirilen kullanım kararlarının üst ölçekli planlarda bölgesel nitelikteki büyük bir alan için belirlenen koruma-kullanma dengesini ve ana plan stratejisini bozacak nitelikte olmadığı, dava konusu imar planları ile taşınmaz için getirilen kullanım kararlarının üst ölçekli planlarla belirlenen fonksiyonlara uygun olduğu, planlar arasında kademeli birlikteliğinin sağlandığı sonucuna ulaşılmıştır.- Çevre ve imar bütünlüğü etkileri bakımından incelenmesinde, Bilirkişi raporunda; '' Davaya konu taşınmazda öngörülen konut alanı emsal değeri ve kat yüksekliği, çevrede öngörülenler ile çok farklılaşmasa da bazı yapılı çevre ölçütleri açısından uyumsuzluklar barındırmaktadır. Parsel büyüklüğü ve emsal değeri ilişkisi açısından çevre ve imar bütünlüğüyle tutarlı olmayan bir yaklaşım söz konusudur. Ayrıca, mahallenin sonlandığı bu konumda yer alan benzer parseller açısından düşük katlı yapılaşma öngörülürken, davaya konu parselde bunun yapılmamış olması da çevre ve imar bütünlüğü açısından tutarsızlık yaratmaktadır. Dolayısıyla, yer seçimi açısından konu ele alındığında da, bu konumda davaya konu yapılaşma koşulları (1.20 emsal ve 5 kat) barındıran konut kullanımının mahallenin ve kentin sonlandığı bu nokta için doğru bir planlama yaklaşımı olmadığı; hatalı bir yer seçimi kararı olduğu değerlendirilmektedir.'' tespitlerine yer verilmiştir. Davalı idareler tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek; plan onama sınırı itibariyle 25 metrelik kuzey-güney hattı boyunca planlanan konut alanlarında ana yoldan itibaren doğu ve batı yönünde kademeli olarak emsal değerin azaldığı, parselin konut alanı olarak planlanan kısmına emsal yapı adalarında yapılaşma koşullarının E:1.20, 2.00, 2.50, ve 3.00 olarak belirlendiği, anılan alanda planlanacak konut alanı sınırı itibariyle söz konusu kademelenme de dikkate alındığında parsele verilebilecek emsalin 1.20 oranına denk geldiği, parselin emsallerine göre en düşük değer olan E:1.20 olarak planlandığı ve yine çevreye uygun olarak yüksekliğinin 5 kat ile sınırlandırıldığı, sonuç olarak dava konusu imar planlarında kat ve emsal kademelenmesinin dikkate alındığı, gerek kullanım gerekse yapılaşma koşullarında çevre imar bütünlüğünü bozmayacak ve mevcut planlar ile entegre olacak şekilde bir planlama yaklaşımı benimsendiği ileri sürülmüştür. Dairemizce yapılan değerlendirme; Dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planına ait plan hükümlerinin 5 ve 6 sayılı maddeleri ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planına ait plan hükümlerinin 3 ve 4 sayılı maddelerinde; gelişme konut alanlarında; E:1.20, Yençok:5 kat yapılaşma koşulları tanımlandığı görülmüştür. Uyuşmazlık konusu taşınmazın yakın çevresinde genellikle konut alanlarının yer aldığı, bu alanlarda topografik yapı ile kuzey-güney istikametindeki 25 metre enkesitli yol hattı dikkate alınarak kademeli şekilde E:0.30, 0.70, 1.20, 2.00 ve 2.50 yapılaşma koşullarının belirlendiği, uyuşmazlık konusu parselin planlama alanındaki konumu da göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu imar planlarında parsele çevresi ile benzer fonksiyon ve yapılaşma koşulları getirildiği görüldüğünden, anılan hususların çevre ve imar bütünlüğünü bozmadığı sonucuna ulaşılmıştır. - Sosyal donatı ve teknik altyapı alanlarının standardına ve dengesine etkileri bakımından incelenmesinde, Bilirkişi raporunda; '' Dava konusu plan değişikliği sürecinde, plana askı süresinde yapılan itirazlar sonucunda sağlık tesisi alanının tamamen kaldırılmayıp, burada sağlık hizmeti sunumunu sağlayacak bir plan öngörüsünün bulunması ilk plan değişikliği ile karşılaştırıldığında olumlu değerlendirilmektedir. Ancak, bu alanın mahalle genelindeki sağlık hizmetlerinin mevcut/planlı kapasitesiyle karşılaştırılarak planlama yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirmenin Plan Araştırma Raporunda ve Plan Açıklama Raporunda yer almaması önemli bir eksikliktir. Sosyal donatı alanlarına yönelik değerlendirme yapılırken, plan değişikliği ile buraya ilave nüfus getirildiği ve bu ilave nüfusun gereksinimi olan sosyal donatı alanlarının da plan değişikliğinde dikkate alınması gerektiği unutulmamalıdır. Böyle bir değerlendirme de yapılmamış olup, bu da önemli bir eksikliktir ve Plan Araştırma Raporu ile Plan Açıklama Raporunu yetersiz kılmaktadır. Plan değişikliği işlemi ile getirilen ilave nüfusun gereksinimi olan yeterli yeşil alanın davaya konu plan değişikliğinde ayrılmış olduğu görülmektedir. Öte yandan sosyal donatı alanları sadece yeşil alandan ibaret değildir. İlave nüfus için yeşil alan öngörülmüş olsa da, ilave nüfus nedeniyle mahallede eğitim, sosyo-kültürel tesis alanı ve ibadet alanı yönünden sosyal donatı dengesinin değişmesi kaçınılmazdır. Bu yönde değerlendirmelerin ve mevcut durumun yeterliliğine ilişkin analizlerin plan değişikliği işleminde dikkate alınmamış olması önemli eksikliklerdir.'' tespitlerine yer verilmiştir. Davalı idareler tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek; Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen sağlıkta dönüşüm programı uyarınca ihtiyaç fazlası olarak nitelendirilen parselin Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 26. maddesine tabi olmadığı, anılan Bakanlıkça planlama alanında herhangi bir sağlık tesis alanı ihtiyacının kalmadığının belirtildiği, alanın yaklaşık 7 km kuzeyinde … Şehir Hastanesi, 450 metre kuzeyinde …Aile Sağlığı Merkezi bulunmasına karşın Belediye Başkanlığı'nın mahalle ölçeğinde bir sağlık tesis alanına ihtiyaç olabileceği yolundaki görüş yazısı dikkate alınarak 3.689,21 m2 bir sağlık tesis alanı planlandığı, planlama sürecinde alanın konumu, genel özellikleri, kadastro bilgileri, jeolojik durumu, ulaşım bağlantıları, çevresinde yer alan fonksiyonlar ve yapılaşma koşullarına ilişkin incelemeler yapıldığı, planlama alanının yakın çevresinde ilköğretim alanı, ortaöğretim alanı, lise alanı, cami alanı, pazar yeri, tiyatro ve kütüphane gibi kültürel tesis alanları ile çok sayıda park alanının yer aldığı ileri sürülmüştür. Dairemizce yapılan değerlendirme; Planlama alanının (Toplam: 30.481,00 m2) bir kısmının sosyal altyapı alanı olarak ayrıldığı görüldüğünden, (7.815,62 m2 park alanı, 3.689,21 m2 sağlık tesis alanı ve 2.183,06 m2 yol), dava konusu imar planı değişiklikleri ile alana getirilen 359 kişilik ilave kalıcı nüfusun çevredeki sosyal donatı dengesini bozmadığı, donatı alanları açısından ilave bir artış gerektirmediği ve ihmal edilebilir boyutta olduğu, yine önceki imar planlarında ''sağlık tesis alanı'' olarak planlı olan uyuşmazlık konusu taşınmaza Sağlık Bakanlığı'nca artık ihtiyaç olmadığının belirtilmesi üzerine, taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alınarak dava konusu planlamanın konusu yapıldığı, anılan Bakanlığın görüşüne karşın plan kapsamında mahalle ölçeğinde ''sağlık tesisi'' ihtiyacının karşılanması amacıyla taşınmazın bir kısmının yine ''sağlık tesis alanı'' olarak ayrıldığı, ayrılan bu alanın Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin Ek-2 tablosuna uygun asgari büyüklükte olduğu, planlamada bu yönüyle de aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. - Ulaşım sistemine etkileri bakımından incelenmesinde; Bilirkişi raporunda; '' Plan değişikliği kararları ve değiştirilen (kaldırılan ve yeni getirilen) kullanımlar incelendiğinde, mahalle genelinde dolaşım sistemine ve erişilebilirliğe etki eden önemli değişikliklerin söz konusu olmadığı görülmektedir. Bununla beraber plan değişikliği işlemi ile konut alanı içinde veya çevresinde yeni bir taşıt yolunun planlanmamış olması; konut alanını batı yönünden sınırlayan 10 metre genişliğindeki yolun bir yaya yolu olarak planda vurgulanması taşıtla erişim gerekleri açısından yetersiz kalabilecek bir ulaşım öngörüsüne işaret etmektedir. Taşıt sistemi ve dolaşımı açısından plandaki ulaşım şeması yetersiz kalmaktadır.'' tespitlerine yer verilmiştir. Davalı idareler tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek; düşük yoğunluklu bir yerleşim yeri olarak planlanan bölgeye dava konusu imar planları ile 359 kişilik ek nüfus getirileceği, bölgeye günlük düzenli yolculuk yapılmasını gerektirecek ve bölgede trafik yoğunluğu yaratacak turizm-ticaret gibi fonksiyonlar öngörülmediği, planlama alanında sosyal donatı alanları ile konut alanları arasında 10 metre enkesitli, park alanı ile sağlık tesis alanı arasında 7 metre enkesitli toplam 2.183,06 m2'lik yol alanı planlandığı, bu yaklaşım ile ada içerisindeki ulaşım sisteminin hiyerarşik olarak sağlandığı, ayrıca planlama alanının doğusunda 25 metre enkesitli taşıt yolu ile şehir merkezi, kuzeyinde yer alan 20 metre enkesitli taşıt yolu ile konut alanları arasında ulaşım bağlantısının sağlandığı, alanda ulaşım sistemi ile ilgili herhangi bir sorun olmadığı ileri sürülmüştür. Dairemizce yapılan değerlendirme; Dava konusu imar planları ile sosyal donatı alanları ile konut alanları arasında 10 metre enkesitli, park alanı ile sağlık tesis alanı arasında 7 metre enkesitli toplam 2.183,06 m2'lik alanın yol olarak planlandığı, ayrıca dava konusu 1/1000 ölçekli uygulama imar planına ait plan hükümlerinin 7 sayılı maddesinde; kullanım alanlarında otopark ihtiyacının Otopark Yönetmeliğine uygun olacak şekilde yapı adaları içerisinde karşılanacağının düzenlendiği görüldüğünden, yeni belirlenen bu yolların ilave nüfusun getireceği ek trafik yükünü karşılayabilecek mahiyette olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dava konusu çevre düzeni planı, nazım ve uygulama imar planının yapılmasının imar mevzuatı uyarınca zorunlu olup olmadığı yönünden yapılan incelemede; Bilirkişi raporunda; '' Sağlık Bakanlığı tarafından burada bu kullanıma gereksinim olmadığı yönünde bilgi verildiği ve “Sağlıkta Dönüşüm Programı” kapsamında kent genelinde sağlık alanlarının yer seçimine ilişkin bir başka planlama süreci devreye girdiği için, bu kullanımın buradaki konumunun yeniden değerlendirilmesi ve bir plan değişikliğinin yapılması planlama esaslarına aykırılık taşıyan bir yaklaşımı olarak değerlendirilmemektedir. Öte yandan, plan değişikliği yapılırken buradaki mahallenin bir yaşam alanı olarak kendi içindeki bütünlüğü ve gereksinim duyduğu donatı alanlarının azalmadan sürdürülmesi de son derece önemli planlama konularıdır. Bu mahallede hiçbir sağlık tesisine gereksinim olmadığı saptaması yapılması durumu söz konusu olsa bile burada bir konut bölgesi geliştirilmesi yönünde bir zorunluluk bulunmamaktadır. Son olarak, davaya konu işlemlerin, ilgili raporlarında plan değişikliği olarak tanımlanmayıp, yeni yapılan nazım ve uygulama imar planları olarak adlandırılması hatalıdır. Davaya konu işlemlerin isminde ve ilgili plan raporlarının içeriğinde bunların “plan değişikliği” olduğu ifadesi bulunmamaktadır ve bu durum planlama esas ve tekniklerine aykırıdır.'' tespitlerine yer verilmiştir. Davalı idareler tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek; Sağlık Bakanlığı'nın Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında özelleştirme kapsam ve programına alınan uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin plan değişikliklerinin süreç içinde ihtiyaçların değişmesi göz önünde bulundurularak yapıldığı, planlama alanının %44,90'lık kısmının sağlık tesis alanı, park alanı ve yol olarak planlandığı, planlamanın rant amaçlı yapılmadığı, maksimum düzeyde kamusal amaçlı hizmet tesislerini ön planda tutacak şekilde yapıldığı, 15.08.2017 tarihinde Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanan imar planlarının iptali yolunda Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın onanarak kesinleşmesi sonucu taşınmazın plansız kaldığı, dolayısıyla 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı bulunmayan parsele yönelik yeniden plan çalışması yürütüldüğü, bu sebeple dava konusu imar planlarının ''değişiklik'' olarak adlandırılmasının mümkün olmadığı ileri sürülmüştür. Dairemizce yapılan değerlendirme; Uyuşmazlık konusu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alındığı, davacılar tarafından bu kararlara karşı dava açılmadığı, dava konusu planlara ait açıklama raporlarında özelleştirme kapsam ve programına alınan parselin etkin ve verimli kullanılabilmesi amacıyla dava konusu imar planlarının yapıldığı belirtilerek planlamanın temel gerekçesinin ortaya konulduğu, planlama için gerekli koşulların oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 5. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 20/02/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.