10. Hukuk Dairesi 2023/9781 E. , 2024/3587 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/786 E., 2023/1026 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesi SAYISI : 2012/179 E., 2022/1229 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzer
**10. Hukuk Dairesi 2023/9781 E. , 2024/3587 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/786 E., 2023/1026 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 6. İş Mahkemesi SAYISI : 2012/179 E., 2022/1229 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; kesinlik süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacının, davalıya ait iş yerinde makine operatörü olarak çalıştığını, 18.08.2008 tarihinde testere ile metal keserken iş kazası geçirdiğini, kaza nedeni ile sol elinin kesildiğini ve elindeki damarların ciddi derecede zarar gördüğünü, davacının sol el avuç içinde kesik oluştuğunu, elindeki ve bileğindeki sinirler ve damarlarda ciddi hasar meydana geldiğini, SGK tarafından %8,2 meslekte kazanma gücü kayıp oranının tespit edildiğini, iş kazasında müvekkilinin tamamen kusursuz olduğunu iddia ederek 1.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, yargılamanın devamında sunduğu 10.04.2014 tarihli talep artırım dilekçesiyle maddi tazminat istemini 29.058,17 TL'ye artırmış akabinde maddi tazminat istemini 05.10.2022 tarihli dilekçesiyle ıslah ederek 408.324,96 TL'ye ıslah etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili şirkette makine operatörü olarak çalışmadığını, vasıfsız işçi olarak işe alındığını ve sonrasında gerekli eğitim verilerek sac profil kesme makinesinin kullanımında çalıştırıldığını, davacının tahta kesme makinesinde kaza geçirdiğini, davacının asıl kullanımında olan makinenin sac profil kesme makinesi olup çalıştığı makinenin elle müdahaleye gerek duyulmayan tamamen otomatik olarak çalışan bir makine olduğunu, söz konusu makineyi kullanan personelin görevinin, istenilen ebatlarda kesilecek olan rulo sac bandını makinenin başına koymak ve sacların istenilen ebatta makine tarafından kesiminin yapılması için makinenin kalıp makara ayarlarının programlanmasını yapmak ve makineyi çalışır pozisyona getirmek olduğunu, davacının söz konusu sac kesme makinesinde değil başka bir makine olan tahta kesme makinesinde usta başlarından herhangi bir talimat almadan kendi insiyatifi ile çalışırken kaza geçirdiğini, kazanın oluşumunda davacının kusurlu olduğunu, müvekkili şirket tarafından işçilere çalıştıkları makineler ile ilgili eğitimlerin verildiğini, davacının uğramış olduğu zararlar için iş göremezlik ödeneği aldığını, her türlü tedavi giderinin müvekkili şirket tarafından karşılandığını, bu nedenle davayı açmakta hukuki bir yararının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; kusur bilirkişiden alınan raporda davalı işverenin %80 ve davacının %20 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, SGK kayıtlarında gözüken kaza tarihi ile 2012 yılları arasındaki ücret seviyesine göre; bilinen dönem maddi zararı olarak (13 yıl + 135 gün) geçici iş göremezlik dönemi zararı 3.556,86 TL , bilinen diğer dönem zararı 52.669,93 TL olmak üzere toplam 56.226,79 TL; bilinmeyen dönem maddi zararı olarak (19 yıl 230 gün) 273.446,80 TL; pasif dönem maddi zararı (7 yıl) olarak 152.073,68 TL olmak üzere toplam 481.747,27 TL olduğu, SGK gelirlerinin rücu edilebilecek bölümünün mahsubu neticesinde karşılanmamış maddi tazminatının 408.324,96 TL olduğu tespit edilerek bu miktarın kaza tarihinden faiziyle tahsiline karar verildiği, somut olay, tarafların kusur durumları ve yukarıda belirtilen bilimsel görüşler ve yargı kararlarındaki ilkeler gözetilerek taktiren davacı lehine 15.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf başvurusunda özetle; kazanın tamamen davacının kusurlu davranışları nedeni ile gerçekleştiğini, davacının gerekli eğitimler verildikten sonra sac kesme makinesinin kullanımında çalıştığını, davacının işveren talimatı olmadan kendi insiyatifi ile tahta kesme makinesini kullanırken kaza geçirdiğini, söz konusu iş kazasına dikkatsizliği ve tedbirsizliği sonucu tamamen kendi kusuru ile sebebiyet verdiğinden müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, davacının uğramış olduğu zararlar için iş görememezlik ödeneği aldığından ve her türlü tedavi gideri müvekkili şirket tarafından karşılandığından dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, hesaplamada tedavi giderlerinin işverence karşılandığının nazara alınmadığını, kazadan sonra davacının iş yerinde çalışmaya devam ettiğini, sonrasında kendi istediği ile işi bıraktığını, bu nedenle geçirdiği iş kazası nedeni ile iş bulamayacağı iddiasının yersiz olduğunu, bu nedenle takdir edilecek tazminat miktarlarından takdiri indirim yapılması gerektiğini, bilirkişi tarafından maddi tazminat hesaplamalarının hatalı yapıldığını, bilinen dönem zararının iş kazası tarihi ile rapor tarihi arasındaki tarih aralığı esas alınarak hesaplanması gerekirken 2022 yılı sonu baz alınarak 31.12.2022 tarihine kadar olan dönem için hesaplandığını, 60 yaşından sonra emekli olarak geçireceği 14 yıl için pasif dönem dönem kazancı hesaplanmasının yerinde olmadığını, %19,2 maluliyeti bulunan davacının, yaşlılık aylığına hak kazanması mümkün olduğundan pasif dönem zarar hesabı yapılmaması gerektiğini, geçici iş göremezlik tutarı 2008-2009 yılları arasında ödenmiş olup aradan 10 yıldan fazla süre geçtiği ve Ülkemizin bulunduğu ekonomik süreç nazara alınarak bugüne göre gerekli enflasyon hesaplaması yapılarak güncel tutar belirlenerek mahsup yapılması gerektiğini, davalının kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru bulunmadığından manevi tazminattan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; dosya içeriğinde göre; zararlandırıcı olaya maruz kalan işçi, 18.08.2008 tarihinde davalıya ait iş yerinde daire testere makinasında çalıştığı sırada sol elinin daire testereye çarpması sonucu sol elinin avuç içinin kesilmesi suretiyle iş kazası geçirerek %19,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğramıştır. Mahkemece iş güvenliği uzmanından alınan kusur raporunda, davacı %20 oranında, davalı işveren ise %80 oranında kusurlu bulunmuştur. Davacının kullandığı daire testere tezgahında yeterli ve teknik nitelikte koruyucu olmadığı, testere kısmına elle müdahaleyi engelleyecek, etrafını kapatan, mafsalı kesilecek parçanın dokunmasıyla açılan koruyucu bulması halinde kazanın gerçekleşmeyeceği, davacıya iş sağlığı ve güvenliği hususunda eğitim verildiğine dair belge bulunmadığı gözetildiğinde, olay tarihinde yürürlükte olan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 inci maddesinin öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle iş yerinin niteliğine göre, işverenin, iş yerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususları ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyetini ve oranını hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanarak hazırlanan kusur raporundaki değerlendirmelerin oluşa, dosya kapsamına ve iş güvenliği mevzuatına uygun olduğu, işverence karşılanan tedavi giderleri maddi tazminata mahsuben yapılmadığından maddi tazminat hesabında nazara alınmasının mümkün olmadığı, Mahkemece hükme esas alınan hükme esas alınan ek aktüerya hesap rapor tarihinin 15.07.2022 olduğu, bu nedenle bilinen dönem hesabının 31.12.2022 tarihine kadar yapılmasında isabetsizlik bulunmadığı, sürekli iş göremezlik oranının %60'ın altında olması halinde pasif dönem zararı yapılamayacağına ilişkin Yargıtay uygulaması rücuan tazminat davalarına özgü olup somut olayda uygulama imkanının bulunmadığı anlaşılmakla; davalı tarafından istinaf edilen kararda, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belge ve delillere göre; İlk Derece Mahkemesinin uyuşmazlık konusu hukuki ilişki ve hususları nitelemesi, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitleri, delilleri takdir ve değerlendirmesi, uyuşmazlığın çözümü için gereken hukuk kurallarını uygulaması, uyuşmazlık konusu hususları gerekçelendirmesi isabetli olup kamu düzenine aykırı bir husus da tespit edilmediğinden, yerinde bulunmayan istinaf itirazlarının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.1 ve 355 inci maddeleri uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kazanın tamamen davacının kusurlu davranışları nedeni ile gerçekleştiğini, davacının gerekli eğitimler verildikten sonra sac kesme makinesinin kullanımında çalıştığını, davacının işveren talimatı olmadan kendi insiyatifi ile tahta kesme makinesini kullanırken kaza geçirdiğini, söz konusu iş kazasına dikkatsizliği ve tedbirsizliği sonucu tamamen kendi kusuru ile sebebiyet verdiğinden müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, davacının uğramış olduğu zararlar için iş görememezlik ödeneği aldığından ve her türlü tedavi gideri müvekkili şirket tarafından karşılandığından dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, hesaplamada tedavi giderlerinin işverence karşılandığının nazara alınmadığını, kazadan sonra davacının iş yerinde çalışmaya devam ettiğini, sonrasında kendi istediği ile işi bıraktığını, bu nedenle geçirdiği iş kazası nedeni ile iş bulamayacağı iddiasının yersiz olduğunu, bu nedenle takdir edilecek tazminat miktarlarından takdiri indirim yapılması gerektiğini, maddi tazminat hesaplamalarının hatalı yapıldığını, bilinen dönem zararının iş kazası tarihi ile rapor tarihi arasındaki tarih aralığı esas alınarak hesaplanması gerekirken 2022 yılı sonu baz alınarak 31.12.2022 tarihine kadar olan dönem için hesaplandığını, 60 yaşından sonra emekli olarak geçireceği 14 yıl için pasif dönem dönem kazancı hesaplanmasının yerinde olmadığını, %19,2 maluliyeti bulunan davacının, yaşlılık aylığına hak kazanması mümkün olduğundan pasif dönem zarar hesabı yapılmaması gerektiğini, geçici iş göremezlik tutarı 2008-2009 yılları arasında ödenmiş olup aradan 10 yıldan fazla süre geçtiği ve Ülkemizin bulunduğu ekonomik süreç nazara alınarak bugüne göre gerekli enflasyon hesaplaması yapılarak güncel tutar belirlenerek mahsup yapılması gerektiğini, davalının kazanın oluşumunda herhangi bir kusuru bulunmadığından kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Temyiz sebeplerine göre manevi tazminatın açıkça temyize getirilmediği, uyuşmazlığın iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi tazminat hükümlerine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile "Dava yığılması (objektif dava birleşmesi)" açısından aynı Kanun'un 110 uncu maddesidir. " Tazminat alacağından sorumluluk ve miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanun'un 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 ve 420 nci maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" açısından iş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un 11, 12, 22, 23 ve 26 ncı maddeleri, " İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısında iş yerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi hükmü ile ilgili iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, "usuli kazanılmış hak" açısından 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı ve 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarıdır. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, Kanun açık hükmüne aykırı görülen hususlar re'sen dikkate alınarak, temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenlerine göre aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir 2.Maddi tazminattan yapılacak indirimler hususunda davanın yasal dayanağını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesinin oluşturmakta olup anılan maddede “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe gire 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 21/1 inci maddesinde “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.” 21/4 üncü maddesinde ise “İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir.” düzenlemesi yer almaktadır. 3.Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun'un 2 nci maddesine göre “Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır. 4. Dairemizin 10.05.2023 tarih ve 2021/11002 E-2023/5116 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere; "İlk peşin sermaye değeri ve peşin sermaye değer tablosundaki değerler öncelikle Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan sorulmalı, cevabın olumsuz olması durumunda ise sürekli iş göremezlik oranına göre denetime elverişli olacak şekilde peşin sermaye değerli gelir hesaplaması yapılarak yapılan tazminat hesabında dikkate alınmalıdır" 5. Bilirkişi raporları yönünden ise 6100 sayılı HMK'nın 266 ncı maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı Kanun'un 281/1 inci maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını Mahkemeden talep edebilirler.(Ek cümle:22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde Mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir düzenlemesi yer almaktadır. 6. Bilindiği üzere HMK'nın 30 uncu maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan Usul Ekonomisi İlkesine göre de Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. 7.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E- 2021/111 K sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi " Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, Mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)" 8. Somut olayda; davacının SGK sağlık kurulu raporlarında değerlendirilmeyen bedensel arazlarının Adli Tıp Kurumu raporunda tespit edilerek sürekli iş göremezlik oranının %19,2 olarak tespit edildiği, Mahkemece bu oran maddi tazminat hesabında dikkate alınması yerinde olmuş ise de, davacı tarafın yargılama sırasında hesap bilirkişiden alınan 25.09.2019 tarihli hesap raporuna süresi içerisinde itiraz etmediği anlaşılmakla, bu rapordaki veriler yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu açıktır. Öte yandan yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda SGK tarafından iş kazası sigorta kolundan bağlanması gereken gelirin doğru miktarının tenzili emredici düzenleme niteliğindedir. O halde 25.09.2019 tarihli hesaptan, davacıda tespit edilen %19,2 sürekli iş göremezlik oranı üzerinden bağlanması gereken gelirin ilk peşin sermaye değerinin öncelikle kurumdan sorulması, kurumdan gelen cevabın olumsuz olması durumunda ise bu değerin denetime elverişli olacak şekilde bilirkişiye hesaplatılarak rücuya kabil kısmının tenzili ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bakiye ömür tablosu ve bilinen dönem değişiklikleri içeren 15.07.2022 tarihli hesap raporuna itibarla hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 9. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 10. O halde, Kanun'un açık hükmüne aykırı görülen hususlar ile davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve istinaf itirazlarının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin temyiz itirazları ile Kanun'un açık hükmüne aykırı görülen hususlar re'sen dikkate alınarak; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.