Başvuru, ahlaki durum gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri TSK) ile ilişiğin kesilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ahlaki durum gerekçesiyle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilişiğinkesilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 24/12/2013 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 15/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/8/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 21/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 2/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta iken yapılan idari bir tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından 16/4/2012 tarihinde düzenlenen ayırma sicil belgesiyle hakkında “Türk Silahlı Kuvvetlerinde Kalması Uygun Değildir” ortak kanaati bildirilmiştir. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/6/2012 tarihinde başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar 20/6/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay Başkanının onayına sunulmuş, Genelkurmay Başkanı tarafından da 21/9/2012 tarihinde uygun bulunmuştur. Bunun üzerine hazırlanan ayırma kararnamesinin 27/9/2012 tarihinde Millî Savunma Bakanı tarafından onaylanması ile ayırma işlemi tamamlanmıştır. Başvurucu 23/1/2012 tarihinde, TSK’dan çıkarılmasını gerektiren bir disiplinsizliği olmadığı hâlde hukuka aykırı olarak yapılan bir sorgulama neticesinde ilişiğinin kesildiğini, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığını ve hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptali istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde dava açmıştır. Yargılama sırasında davalı idarenin 25/12/2012 tarihli yazısının ekinde gönderilen savunmasında TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu anlaşılan başvurucunun ilişiğinin 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca kesildiği, başvurucunun ahlaki durumunun TSK’da görev yapmasını engelleyecek vahamet derecesine gelmiş olduğu, dava konusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir. Davalı idare, savunma ekinde Mahkemeye ayrıca4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesi kapsamında gizli bilgi ve belge göndermiştir. AYİM Başsavcılığı, başvurucunun cinsel hayatının ve yaşayış şeklinin, kamu görevi ve asker kişilik sıfatı ile bağdaşmayacak bir yönünün bulunmadığını, başvurucunun yaşadığı cinsel birlikteliklerin, tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içerisinde değerlendirilmesi gereken mahiyet arz ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzı nedeniyle başvurucu hakkında ayırma sicili tanzim edilmesinin ölçülülük ilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statü dışına çıkarılması işleminin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir. AYİM Birinci Dairesi 26/6/2013 tarihli ve E.2012/1345, K.2013/761 sayılı kararı ile oyçokluğuyladavayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:" ...Davacının sicil, taltif ve disiplin durumunun ayrıntılarına bakıldığında; sicil ortalamasının üst sınırda 'iyi' düzeyde gerçekleştiği, herhangi bir sicil döneminde hakkında menfi kanaat bildirilmediği, şimdiye kadar 12 adet takdirname ile taltif edildiği, askeri mahkemeler ya da adliye mahkemelerinden ceza almadığı, buna karşın disiplin amirlerince çeşitli disiplinsizlikleri nedeniyle 1989 yılında 5 gün izinsizlik, şiddetli tevbih ve 4 gün izinsizlik, 1990 yılında 3 gün izinsizlik, 14 gün oda hapsi, 2 gün izinsizlik ve 7 gün izinsizlik, 1991 yılında 2 gün izinsizlik, 1992 yılında 5 gün izinsizlik, 1995 yılında 2 gün oda hapsi, 1998 yılında 7 gün oha hapsi, 2007 yılında uyarı ve 2009 yılında uyarı disiplin cezalarıyla cezalandırıldığı, bunların yanında;...1995 tarihinde ... önceki kayın pederi ...tarafından silahla yaralandığı, bu olaydan sonra sınıf değişikliğine tabi tutularak muharebe sınıfından levazım sınıfına geçirildiği, olay nedeniyle kayın pederi hakkında adam öldürmeye teşebbüs suçundan dava açıldığı, ayrıca aynı olay kapsamında davacı hakkında da 1995 tarihinde kayın pederine yönelik hareketleri nedeniyle ... 'silahla müessir fiile tam teşebbüs, silahla şartlı tehdit, silahla konut dokunulmazlığını bozmak ve hakaret' suçlarından kamu davası açıldığı, dosyasında bu davaların akıbetine ilişkin olarak da başkaca bilgi bulunmadığı anlaşılmakta, ancak davacı hakkındaki ayırma işleminin bu disiplin durumundan ziyade Hv.K.K.lığı İstihbarat Başkanlığı tarafından yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen bilgilere ve hazırlanan istihbarat raporuna dayandığı görülmektedir. ...Davalı idare tarafından ... gönderilen bilgi ve belgeler ... incelendiğinde ise; davacının karşı cinse olan düşkünlüğünü gösterir bir takım tespit ve değerlendirmeler yapıldığı, kendisi evli olduğu halde, evli/bekar/dul, yerli/yabancı pek çok bayanla cinsel ilişkiye girdiği, ilişkiye girdiği bayanların çoğunun, davacının astsubay olduğunu bildikleri, keza davacının yaşadığı cinsel ilişkileri her ortamda etrafındaki insanlara anlattığı, dolayısıyla davacının bu tutum ve davranışının aleniyet kazandığı alınan ifadesinde davacının da bu ilişkilerini ikrar ettiği, keza ifadesine başvurulan bir başka personel tarafından da davacının karşı cinse olan düşkünlüğünün belirtildiği, bunun yanında kendisine askeri hizmet için tahsis edilmiş olan bilgisayarı hizmet dışı kullanarak, gerek Telekomünikasyon Başkanlığı ve gerekse Yönerge hükümleriyle yasaklanmış sitelere erişim sağladığı anlaşılmaktadır....... somut olay incelendiğinde; davacının meslek hayatı süresince askeri disipline uyum konusunda belli bir zafiyet içinde olduğu ve askerlik mesleğinin değerlerini sergilemede istenen düzeye erişemediği, keza TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 86'ncı maddesinin aradığı anlamda 'iyi ahlak sahibi olmak' vasfını da taşımadığı, karşı cinse olan düşkünlüğü nedeniyle ilk eşinin babasıyla karşılıklı fiil ve hareketleri yüzünden sanık durumuna düşmelerine ve devamında boşanmasına, ikinci eşiyle de benzer sebeplerle evlilik birliğinin devamı konusunda sorunlar yaşamasına rağmen tavır ve davranışlarını düzenleyemediği, kendisine askeri hizmet için tahsis edilmiş bilgisayarı emir ve talimatlara aykırı şekilde kullanmak suretiyle erişimi yasaklanmış, cinsel içerikli internet sitelerine girdiği, davacının bu disiplin ve ahlaki yapısının Silahlı Kuvvetlerin disiplinini esastan sarstığı gibi itibarını da zedelediği, bu haliyle 'astsubay statüsünde' kamu görevlisi olma nitelik ve yeterliliğini kaybettiği, daha fazla statüde tutulmasının yürütülen özellikli kamu hizmetine zarar vereceği, aynı değerlendirmelerle davacıyı statü dışına çıkaran davalı idarenin takdir yetkisini objektif ve kamu yararı-birey yararı dengesini gözeterek kullandığı, işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır." Karara katılmayan bir üyenin karşıoy yazısında aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir:" ...Davacı hakkında tesis edilen ayırma işlemine esas alınan olguların davacının kendi ifadesine ve başka bir personelin ifadesine dayandırıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, davacının genel durumu ile birlikte, ifadelere dayandırılarak esas alınan olguların ve yürütülen kamu hizmetini olumsuz etkilemesi durumunun irdelenmesi gerekmektedir. ...Davalı idarenin, ayırma işlemindeki tek dayanağını, iki adet ifade ve bunların içinde de özellikle davacıya ait ifade oluşturmaktadır. Gerçekte, davacının kendisine ait ifade dışında diğer personelin ifadelerinde, ayırma işlemine esas alınacak olgulardan söz etmek bile mümkün değildir. Bu bağlamda, ayırma işlemine esas alınan tek dayanak olarak davacının, somut bilgi, belge ve olgularla desteklenmeyen soyut ifadesi kalmaktadır. Davacının ifadesinde soyut olarak geçen olguların, somuta yansımasını ortaya koyamayan idarenin (kaldı ki hizmet açısından somut yansıma olarak gözüken tek şey davacının üst sınırda iyi seviyedeki sicil ortalamasıdır.) sadece davacının ifadesine dayanarak ayırma işlemi tesis etmesini, hukuk sınırları içinde görmek mümkün değildir. Diğer yandan, yer ve zaman belirtilmeden ifadede ve istihbarat raporunda geçen olguların esas alınması, tesis edilen işlemi 'ölçülülük ilkesi' açısından da hukuka aykırı hale getirmektedir. ...... Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacının ifadesi, davacıya atfedilen belirli bir eylem veya eylemlere yönelik olarak değil, davacının tüm yaşantısının (özel hayatı dahil) sorgulayan bir çerçeveyi kapsamaktadır. Böyle geniş çerçeveli bir ifade alım tarzını, disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirmek mümkün olmadığı gibi, tabiri caizse, bu tür bir ifade alma tarzı, davacı hakkında sonradan tesis edilmesi planlanan bir işleme dayanak alınma zeminini oluşturmaktadır. Başka bir anlatımla, geçmişte olduğu varsayılan ancak davacının ve başka bir personelin ifadeleriyle şimdiki zamana taşınmaya çalışılan olguların, davacının kendi ifadesiyle kanıtlanması ve ayırma işlemine dayanak alınması çabası gibi gözükmektedir. Bu durum alınan ifadeyi disiplin hukuku çerçevesinde bile şüpheli kılmaktadır...." Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 19/11/2013 tarihli ve E.2013/1136, K.2013/1111 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Anılan karar, başvurucuya 4/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 24/12/2013 tarihinde süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin 15/10/2015 tarihli yazısıyla yargılama dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun TSK ile ilişiğinin kesilmesi işlemine dayanak oluşturan belgelerin gönderilmesi istenmiştir. Hava Kuvvetleri Komutanlığının 5/11/2015 tarihli yazısında idari işlemin dayanağını oluşturan belgelerin, yürütülen idari tahkikat kapsamında temin edilen ifade tutanaklarından ibaret olduğu, bu belgelerin bazı bölümlerinin karartılması suretiyle sunulduğu belirtilmiştir. Anılan belgelerin incelenmesinden Hava Kuvvetleri Komutanlığınca yürütülen bir idari tahkikat kapsamında 7/7/2011 tarihinde istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Ankara Karargahında başvurucunun ifadesinin alındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz konusu metnin “ifadeyi alan” kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu anlaşılamamıştır. Anılan ifade metninde, başvurucuya nerelerde görev yaptığı ve kimlerle ikamet ettiği, ilişki yaşadığı bayanların kendisinden TSK hakkında bilgi almaya yönelik bir girişimde bulunup bulunmadığı, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıp kullanmadığı, herhangi bir ticari faaliyette bulunup bulunmadığı hususlarının sorulduğu görülmüştür. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikte olduğu bayanlara ilişkin olarak geçmişte flört veya cinsel birliktelik yaşadığı tüm ilişkileri açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Başvurucu dışında bir rütbeli askerin ifadesinin 6/7/2011 tarihinde alınmış olduğu, bu kişiye ilişki yaşadığı bayanların kendisinden TSK hakkında bilgi almaya yönelik bir girişimde bulunup bulunmadığı hususunun sorulduğu ve ayrıca başvurucu hakkında bildiklerini anlatmasının istendiği görülmüştür.B. İlgili Hukuk 926 sayılı Kanunu’nun “Çeşitli nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem” kenar başlıklı maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası şöyledir: “Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır. Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi astsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.” 28/12/1998 tarihli, 23567 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlâkî durumları gereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmen ıslah olmaması,b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen düzenleyememesi,c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,...e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,...” Yönetmelik’in işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklı maddesinin ilgili bölümü şöyledir:“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinin düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temel nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri, sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olan kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarını belirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden sıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler....Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelerce karargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir ve bunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbarat ve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekli gördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlî müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bu komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, ekli belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir değerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri alınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğu inceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar ve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin sicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerleri değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay Başkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel başkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına sunulup sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısında gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır. Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerek görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi astsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikali sakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil düzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler. Komisyon, inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar...Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile Genelkurmay Başkanı tarafından ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.” 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun “Disiplin” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir. Askerliğin temeli disiplindir. Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.” 211 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine bilhassa itina olunur.Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.” 6/9/1961 tarihli, 10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır: …(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”