Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 17/10/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyet haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu şikâyet yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350). Başvurucu, Danıştay tetkik hâkimi olarak görev yaparken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından 24/2/2011 tarihinde Danıştay üyeliğine atanmıştır. Başvurucunun Danıştay üyeliği 17/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanun'la 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'na eklenen geçici madde kapsamında sona ermiştir. Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten çıkarılmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ile ilgili olarak 16/7/2016 tarihinde, örgüte üye olduğu değerlendirilen Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyeleri hakkında cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs etme, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü kurma, yönetme ve üye olma suçlarından 2016/103606 sayılı soruşturmayı başlatmıştır. Başvurucu, Başsavcılığın talimatıyla 27/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucunun ifadesi 29/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta alınmıştır. Başvurucu ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantısının olmadığını ve darbeye karışmadığını belirterek suçlamaları kabul etmemiştir. Başsavcılık başvurucuyu terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle 29/7/2016 tarihinde Ankara Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile herhangi bir şekilde bağlantısının olmadığını ifade ederek suçlamaları kabul etmemiştir. Ankara Sulh Ceza Hâkimliği 29/7/2016 tarihinde başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Şüpheliler Mahmut Ersert, B. ve A.K.nin üzerlerine atılı bulunan silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimallerinin bulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı CMK'nın 2/j. ve 161/, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun , 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun maddelerine göre Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hali söz konusu olduğundan Hâkimliğimizin görevli olduğu da gözetilerek CMK'nın maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİSHS'in maddesindeki tutuklama şartları kapsamında isnat edilen suç ile orantılı olduğu [anlaşıldığından] şüphelilerin ayrı ayrı tutuklanmalarına ... karar verildi." Başvurucunun tutuklama kararına yaptığı itiraz Ankara Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 4/8/2016 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Şüpheliler B., A.K. ve Mahmut Ersert'in üzerlerine yüklenen suçun vasıf ve mahiyetine, mevcut delil durumuna, tutuklanmasını gerektiren sebeplerde değişiklik bulunmaması ve tutuklama kararından beklenen sonucun başkaca tedbire çevrilmekle giderilmesi mümkün görülmediğinden ve Ankara Sulh Ceza Hakimliği'nin kararında bir isabetsizlik bulunmadığından itirazın reddine, tutukluluk hallerinin devamına ... karar verildi." Başvurucu, anılan kararı 21/9/2016 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir. Başvurucu 17/10/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başsavcılık kamu davası açılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben fezleke düzenlemiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 4/12/2017 tarihli iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açmıştır. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. İddianamede ayrıca başvurucuya isnat edilen suçun mütemadi suç olması nedeniyle gözaltına alma tarihi itibarıyla suçüstü hâlinin bulunduğu belirtilmiştir. İddianamede başvurucuya yöneltilen suçlamanın dayandığı olgular özetle şöyledir:i. Bir kısım tanık beyanlarına özet olarak yer verilmiştir. Bu bağlamda;- Tanık H.E.nin başvurucunun FETÖ/PDY'nin Danıştay Dairesi sorumlusu olduğunu,- Tanık B.nin başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olması nedeniyle 2011 yılında Danıştay üyesi seçildiğini,- Tanık B.E.nin başvurucunun örgüte mensup kişilerden olduğunu,- Tanık A.Ş.nin başvurucunun örgüte mensup kişilerden olduğunu ifade ettiğibelirtilmiştir.ii. 10/2/2017 tarihli telefon görüşme kayıtları ve sinyal alınan baz istasyonlarına ilişkin analiz raporuna göre Başsavcılığın 2016/146249 sayılı soruşturma dosyasında haklarında örgütün sivil imamı oldukları iddiasıyla soruşturma yürütülen ve ByLock kullanıcısı oldukları belirtilen kişilerin ve başvurucunun kullandığı telefon hattının ortak baz hareketliliğinin olduğu belirtilerek baz hareketliliğine ilişkin tarih, yer ve zaman bilgilerine yer verilmiştir. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir: "... Şüpheli Mahmut Ersert'in, terör örgütü mensuplarının 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda çoğunluğu ele geçirmelerini müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptıkları toplantılar sonucunda Danıştay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu, örgütün önceden belirlediği amacına ulaşmak için Danıştay'daki yapı içerisinde Danıştay Dairesinin sorumluluğunu üstlendiği, örgütün yargı yapılanmasının sivil kanadında bulunan birçok sivil imam ile değişik tarih ve yerlerde ortak baz hareketliliği meydana getirecek biçimde bir araya geldiği anlaşılmıştır. Bu şekilde şüphelinin hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün üyesi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. " Yargıtay Ceza Dairesi (Daire) iddianameyi kabul etmiş ve E.2017/109 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Daire 27/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında eğitim hayatı boyunca örgütle bağlantılı yerlerde kalmadığını ve örgütle herhangi bir şekilde bağlantısının olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; örgüt listesinden Danıştay üyeliğine seçildiği iddiasının doğru olmadığını, normal koşullar altında üye seçilmek için bütün şartları taşıdığını, dolayısıyla şartları taşıyan kişilerin üye seçilmesinde hiçbir suç unsuru bulunmadığını, bu kapsamda birileri tarafından yapıldığı iddia edilen listelerden haberi olmadığını, B.E. ve İ.O.nun seçimden önce yaptıklarını belirttikleri toplantıları ilk defa buna ilişkin ifadeleri okuduğunda öğrendiğini, tanık İ.O. ile seçilmeden önce onu ziyaretine gittiğinde tanıştığını, bu itibarla iddianın temelsiz kaldığını belirtmiştir. Başvurucu; tanık beyanlarının soyut olup kendisi ile ilgili hiçbir somut olaydan bahsedilmediğini, bu kişilerin aynı suç nedeniyle yargılandıklarını ve itirafçı olarak kendilerini kurtarmaya yönelik ifade verdiklerini ileri sürmüştür. Başvurucu; adına kayıtlı üç adet telefon bulunduğunu, bunlardan birisini kendisinin kullandığını, diğerlerini ise eşinin ve kızının kullandığını belirterek görüşme kayıtları incelendiğinde bunun anlaşılabileceğini, analiz raporunda görüştüğünün belirtildiği kişilerin aynı işyerinde çalışan kişiler veya aynı lojmanda oturan komşuları ve hemşehrileri olduğunu, bu kişilerin eş ve çocuklarının kullandığı telefonların kendisinin eşi ve çocukları tarafından arandığını, telefon hatlarıyla ortak baz hareketliliği olduğu belirtilen ve sivil imam olduğu iddia edilen kişileri tanımadığını, bu kişilerle hiçbir şekilde bir araya gelmediğini, ikamet ettiği yer, işe gidip gelirken kullanılan güzergâh işyeri olan Danıştay binasının yer aldığı bölgenin yoğun trafik durumu ve insan sirkülasyonu dikkate alındığında bu bölgede oturan, çalışan ve bu yolları kullanan kişilerin ve kendi telefon hattının ortak baz hareketliliğinin olmasının doğal olduğunu, eşinin ve kızının kullandığı telefonlara ilişkin ortak baz hareketlerinin de büyük çoğunluğunun ikamet ettikleri lojman ve civarında kaldığını, dolayısıyla hiçbir şekilde görüşmediği sivil imam denen kişilerle herkes için söz konusu olabilecek olan ortak baz hareketliliğinin suçlama konusu olmaması gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucu bir soru üzerine örgüt üyesi kişilerle mesleki ve sosyal ilişkileri dışında hiçbir bağlantısının olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu; Y.Ç. ve A.E. isimli kişiler arasında geçtiği belirtilen ByLock görüşme içeriği ile ilgili bir soruya, görüşmede adı geçen Mahmut isimli kişinin kendisi olmadığını, dolayısıyla görüşme içeriğini de kabul etmediğini, bu konuda görüşmeyi gerçekleştiren kişilerin tanık olarak dinlenebileceklerini ifade etmiştir. Başvurucu, Mali Suçları Araştırma Kurulu raporunun ve dijital veri raporlarının suçlamalarla hiçbir şekilde ilgisinin olmadığını gösterdiğini, iddiaya konu ankesörlü telefon aramasına ilişkin görüşmenin gerçekleşmediğini ve böyle bir iddiayı kabul etmediğini beyan etmiştir. Başvurucu, Danıştay Dairede görevlendirilmesinin FETÖ/PDY ile bir ilgisinin olmadığını, Z.Y.nin bu tür açıklamalarının doğru olmadığını ifade etmiştir. Mahkeme yargılama kapsamında değişik tarihlerde yaptığı duruşmalarda bir kısım tanığı dinlemiştir. Bu bağlamda;- Tanık İ.O. ifadesinde özetle başvurucuyu gıyaben isim olarak bildiğini, FETÖ/PDY ile bağlantısına ilişkin herhangi bir somut bilgiye sahip olmadığını, sadece Danıştay üyesi seçimleri sırasında ismi gündeme gelen kişilerden olduğunu ve cemaat tarafından istenen isimlerden biri diye hatırladığını, 2013 yılında cemaate karşı bir oluşum meydana getirmek için Danıştay üyelerini bir araya getirdiklerinde başvurucuyu çağırmadıklarını beyan etmiştir. - Tanık B. ifadesinde özetle başvurucu ile meslek sicillerinin aynı dönem olduğunu ancak başvurucunun askerde olması veya başka bir nedenden ötürü onunla hiç bir arada bulunmadıklarını, aynı yerde de görev yapmadıklarını, başvurucuyu gıyaben tanıdığını ve farklı bir dinî grubun mensubu olduğunu düşündüğünü ancak Danıştaya geldikten sonra başvurucunun FETÖ/PDY ile bir yakınlığının olduğunu fark ettiğini, buna karşılık ne derece irtibatı olduğunu bilmediğini ifade etmiştir. Bir soru üzerine tanık; başvurucunun bir şekilde iki tarafla da irtibatlı olduğunu düşündüğünü, "HSYK tarafından 2011 yılında Fethullah Gülen cemaati üyesi olmasından dolayı Danıştay Üyeliğine seçilmiştir" şeklindeki beyanın kendisine ait olduğunu ancak üye seçilmesinin sırf örgütle bağlantısı nedeniyle olduğunu net olarak söyleyemeyeceğini beyan etmiştir.- Tanık B.E. ifadesinde özetle başvurucu ile meslek sicili itibarıyla yakın olduklarını, başvurucuyu adaylık sürecinden çok hatırlayamadığını, başvurucunun 1999 yılında Danıştaya geldiğini ve uzun süre tetkik hâkimliği yaptığını, bundan sonra başvurucuyu yakından tanıma fırsatı olduğunu ve muhafazakâr biri olarak tanıdığını belirtmiştir. Tanık, 2011 yılında Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesi sürecinde başvurucunun adının cemaat mensubu üyelerin listesinde ve kendi listesinde de bulunduğunu, başvurucunun bu şekilde Danıştay üyesi seçildiğini ifade etmiştir. Tanık, seçimden sonra hem Yargıtayda hem de Danıştayda yönetim ve seçim işlerinde örgüt mensuplarının organize hareket etmek suretiyle salt çoğunluğu elde etmiş gibi sonuçlar almaya başladıklarını, bu durumun diğer üyeler arasında rahatsızlığa neden olduğunu, bunun üzerine örgüt mensubu olmadığını düşündükleri hâkim ve savcılar ile bir araya geldiklerini, bu doğrultuda toplantılar yaparak durum değerlendirmesi yaptıklarını, bu toplantılar öncesinde kimlerin toplantılara çağrılabileceğine dair öngörüşmeler yapılırken başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerle beraber hareket ettiğinin söylenmesi üzerine söz konusu toplantılara çağrılmadığını belirterek başvurucu hakkında başka özel bir bilgiye sahip olmadığını beyan etmiştir. - Tanık A.Ş. ifadesinde özetle 2010 yılı HSYK seçimlerinden sonra 2011 yılı Şubat ayında Danıştay üye seçimlerinin gündeme geldiğini, o dönemde başvurucunun cemaatin içinde olan arkadaşları dolayısıyla başvurucunun da cemaatin Danıştay listesinden üye seçileceği yönünde hem seçildikten sonra hem de seçilmeden önce bir duyumunun olduğunu beyan etmiştir.- Tanık H.E. ifadesinde özetle başvurucunun ilk elli dört kişilik grupta Danıştay üyesi seçildiği için "cemaatçi" olarak biliniyor diye ismini verdiğini ancak buradaki beyanlarının bir kısmının amacını aştığını, aslında ''Tahmin ediyorum.'' şeklinde ifade verdiğini, ifadesinin alınması esnasında kendisine ''Kimler aktifti?'' diye sorulduğunda kendisinin de "mesela Dairede Mahmut Ersert aktifti" şeklinde beyanda bulunduğunu beyan etmiştir. Tanık 17-25 Aralık olaylarından sonra cemaatçi bildiği kişilere mesafe koyduğunu, bu bağlamda o tarihlerde başvurucu ile yaşadığı ve sonradan hatırladığı bir diyaloğu aktarmak istediğini belirterek başvurucunun bir gün yanına geldiğinde kendisinin cemaate uzak durduğunu ifade etmesinden sonra "ben de dedi senin gibi mesafeliyim" dediğini ifade etmiştir.- Tanık B.Ü. ifadesinde özetle başvurucu ile samimiyetinin çok bulunmadığını, kendisini hemşehrisi olması nedeniyle tanıdığını, söz konusu yapıya mensubiyetine dair bilgi ve görgüye dayalı tespitinin olmadığını, herhangi bir örgütsel faaliyetine de tanık olmadığını ancak başvurucunun bu yapı ile irtibatlı olduğuna dair duyumları olduğunu beyan etmiştir.- Tanık E.Ç. ifadesinde özetle 1995 yılında Danıştay tetkik hâkimliğine başladığını ve yaklaşık on beş yıl Danıştayda tetkik hâkimliği yaptığını, başvurucunun da 1997 ya da 1998 yılında Danıştaya geldiğini ve aynı dönemlerde Danıştayda tetkik hâkimliği yaptıklarını beyan etmiştir. Tanık, "başvurucu bu yapı içerisinde midir?" şeklindeki soruya doğrudan cevap veremeyeceğini belirterek başvurucunun zaman zaman örgüt mensuplarıyla hareket ettiğini, örgüt içinde etkili bir isim olmadığını, sonradan örgütten ayrılıp ayrılmadığı konusunu bilemediğini, ayrıca başvurucunun herhangi bir seçimde kendisinden oy istemediğini ifade etmiştir. Tanık, Danıştay üyeleri Y.Ç. ile A.E. arasında geçtiği belirtilen ByLock görüşme içeriğinin sorulması üzerine konuşma içeriğinde geçen 2015 yılı Aralık ayında yapılan Danıştay Daire seçimleri için başvurucunun kendisine gelmediğini beyan etmiştir. Mahkeme 4/6/2018 tarihinde yaptığı ve bir kısım tanığı dinlediği duruşmanın sonunda başvurucunun tahliyesine ve hakkında yurt dışına çıkamama şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermiştir. Mahkeme 12/6/2019 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Tanık Beyanlarının DeğerlendirilmesiTanıklardan İ.O. 25/6/2003 tarihinden itibaren Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcılığı, Personel Genel Müdürlüğü, Personel Genel Müdürlüğünden sorumlu Müsteşar Yardımcılığı yaptıktan sonra Anayasa değişikliğini takiben 2010 yılında seçimlegelen HSYK üyelerinden biri olarak görev yapmıştır. HSYK'da Daire Başkanlığı görevini üstlenmiştir. Bu anlamda bu tanığın açıklamaları teşkilatı bilmesi açısından ve icra ettiği görevler açısından son derece önemlidir.Tanık B.E. bir anlamda idari yargı kanadından gelen hâkimler grubu açısından adli yargıda İ.O.nun karşılığıdır. Uzun süre Personel Genel Müdürlüğünde çalışmış Personel Genel Müdürlüğü yapmış, 2010 yılında yapılan HSYK seçimlerinde kurul üyeliğine seçilerek Daire Üyesi olarak görev yapmış ve 2011 yılı Ekim ayında Adalet Bakanlığı Müsteşarlığına atanmıştır.... [adı] geçen 2 tanık birbirine benzer ifadelerle aslında hiçbir resmi dayanağı olmayan ve teamül ya da uygulamanın çok dışındaki fiili bir durumu önümüze koyan şekliyle HSYK Genel Sekreteri bir başka dava sanığı K.nın evinde yapılan ve Yargıtay ve Danıştay Üyeliğine seçilecek kişilerin projeksiyon aracılığı ile duvara resimleri yansıtmak suretiyle üzerinde konuşulduğu ev toplantısından ayrıntılı bir biçimde bahsetmektedir. Her iki tanıkta sanığın FETÖ/PDY yandaşı olan grup tarafından ön plana çıkarıldığını ve o grubun seçilmesini istediği bölüm içerisinde yer aldığını açıkça bildirmektedir.FETÖ/PDY'nin Yargı ve Yüksek Yargı içindeki yapılanması örgütün yapısının anlatıldığı bölüm içerisinde ayrıntılı bir şekilde yer almıştır. Örgüt kendi yandaşlarını yüksek yargıya seçtirmek için ağırlık koymuş ve hatta yapılan bu ev toplantısında örgütün lanse ettiği sayının fazlalığı gündeme geldiği zaman toplantıya ara verilmiş bir kısım örgüt yandaşı yetkililer kendi içlerinde konuşmuşlar ve örgütün 140 kişinin altında bir kontenjana razı olmadığını bildirmişlerdir. Bu belirleme tanık beyanlarına göre 'bu işin daha önce hocaya sorulduğu' ve koridorda görüşme yapıp dönenlerin bu durumu tebliğ etmeleri şeklindedir.Bunun üzerine yine yukarıdaki 2 tanığın anlatımına göre yeniden pazarlık yapılmış ve sayı 108'e kadar indirilmiştir. Bu nedenle sanığın FETÖ/PDY örgütü yandaşları tarafından mutlak surette Danıştay'a seçilmek istenmesi yolundaki veri (kaldı ki seçim bu şekliyle gerçekleşmiştir) örgütün niteliği yapısı, amaçları doğrultusunda sanık aleyhine bir delil olarak kabul edilmiştir.Tanık B., A.Ş., B.Ü. ve E.Ç.nin beyanlarının da diğer tanıklar İ.O. ve B.E.nin beyanlarını tamamlayıp örtüşür şekilde olduğu anlaşıldığından sanığın örgüte üye olduğu ya da yakın biri olduğu, onlarla birlikte hareket ettiği yönündeki duyum ve beyanlarının bu hususu destekler mahiyette olduğu kabul edilmiştir.Tanık H.E. ... [ise]; etkin pişmanlıktan faydalanmak talebi ile soruşturma makamlarına başvuran tanığın bu dönem de iki ayrı tarihte birbirini teyid eden ve örgütün Danıştay yapılanmasına ilişkin farklı hususlarda açıklık getiren beyanlarının olduğu görülmüş müdafii huzurunda olayların sıcaklığı devam ederken verdiği bu beyanların dosya kapsamında bulunan diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde gerçekliği yansıttığı kanaati oluştuğundan (örgütün faaliyetlerini; örgütten kopan ya da kopmaya çalışan üyeleri üzerindeki baskı tehdit vs. eylemlerinin halen devam ettiği unutulmamak üzere) heyetçe tanığın soruşturma aşamasındaki beyanlarına üstünlük tanınmış ve itibar edilmiştir, bu bağlamda sanığın Danıştay mahrem yapılanmasında hiyerarşiye dahil olduğu kabul edilmiştir.Tanıkların hukukçu oldukları, bir kısmının Devlette üst düzey görevlerde çalıştığı dolayısıyla tanıklığın önem ve sonuçlarını, anlatımlarının ifade ettiği değeri bildikleri, bu bağlamda tanıklıklarının özel önemi haiz olduğu, sanıkla aralarında yalan söylemelerini, atf-ı cürümde bulunmalarını, iftira atmalarını gerektirir bir husumetin bulunmadığı, tanıkların ifadelerinin genel olarak tüm aşamalarda aynı olduğu, hukuka uygun yöntemlerle alındığı ve sanıklara soru sorma imkanının tanındığı, ifadelerin birbiriyle, diğer deliller ve olayların gelişimi ile de uyumlu olduğu ve birbirlerini doğruladığı görülmüştür.Örgütün yüksek yargıda taşra teşkilatından farklı mahrem bir hücre yapısı oluşturduğu dosya kapsamına yansıyan tanık beyanları ile sabittir, tanık beyanları dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde sanığın örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alan mahrem kişilerden ve örgüt listesinden yüksek yargıya sızdırılan mensuplardan biri olduğu, örgüt adına davranmaya ve hareket etmeye Danıştay'a seçildikten sonraki dönem içinde de devam ettiği ortaya konulmuş olup tüm bu anlatımlar sanık hakkında anılan örgütün üyeliğine dair aleyhe beyanlar olarak kabul edilmiştir.Sanık adının da geçtiği bazı ByLock yazışmalarıDosyaya giren ve CMK'nın Maddesi uyarınca duruşmalarda tartışılan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/6/2018 tarihli yazısı ve eklerine göre FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Danıştay hücre yapılanması içinde yer aldığı soruşturma makamınca belirtilen haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi/yöneticisi olma suçundan soruşturma / kovuşturma bulunan kişilerin ByLock yazışmalarında sanığın isminin geçtiği değerlendirilen mesaj ve mailler: [Danıştay üyeleri Y.Ç. ve A.Ç. arasında geçtiği belirtilen ByLock yazışma içeriğinde:]'E.Ç.yi 12 için iki adaya da işaretlenmiş oy pusulası atarken gördüm''Sence onunla en iyi anlaşacak onun kırmayacağı kim olur''A. bizzat gitse nasıl olur. Başka yerlerden de duydum problem gittikçe büyüyor.''aklıma O. geliyor, A. ya da mahmut da olsa güzel olur.''Arkadaşa ilettim. Bana dönecek. Eğer müsaitlerse A.le Mahmut birlikte olsun dedim'Şeklindeki mesaj içeriğinde verilen ID numaralarının Eski Danıştay üyeleri olduğu iddiası, haklarında Dairemizde farklı esas numaraları alarak haklarında FETÖ / PDY üyeliğinden yada yöneticisi olmaktan yargılamanın bulunması, tanık [H.E.]'nin mahkememizce itibar edilen beyanları bütün olarak değerlendirildiğinde; örgütün Danıştay'daki seçimlere yönelik olarak kimlerin aday olacağı kimlere oy verileceği konusunda talimatların gelmesi, diğer tanık beyanları, eski Danıştay (yargılanan yada soruşturma yapılan) üyeleri arasında sanığın dışında Mahmut isminde başka bir üyenin bulunmaması karşısında ByLock yazışmalarında geçen 'Mahmut' un sanık olduğu kanaati oluşmuş sanığın örgütün amaç ve stratejileri doğrultusunda yüksek yargıda mahrem yapılanma içerisinde faaliyet gösterdiği kabul edilmiş savunmasına itibar edilmemiştir....Yukarıda ayrı başlıklar altında irdelenen tüm deliller birlikte ele alındığında;Yüksek yargı mensubu olan sanığın örgütün içinde olup örgütle yakalanana kadar bağını kesintisiz devam ettirdiği, 24/2/2011 tarihinde FETÖ/PDY mensubu olduğu iddia edilen HSYK üyelerinin desteği ile Danıştay üyesi olarak seçildikten sonra örgütün Danıştay yapılanmasının hiyerarşisi içerisinde yer aldığı, diğer ByLock kullanıcıları arasındaki yazışmalardan da örgütün bir mensubu olduğu, verilebilecek talimatları yerine getirmeye hazır konumda olduğu, dolayısıyla kendi iradesini örgütün iradesine terk ettiği, üzerine atılı silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunun unsurları itibariyle oluştuğu kanaatine varılmıştır.Yukarıda anlatıldığı üzere yıllarca örgütün mahrem yargı yapılanması içerisinde yer alıp 17/25 Aralık'tan sonra da aktif olarak Danıştay yapılanması içerisinde faaliyet göstermesi, yıllarca hakimlik görevinde bulunup Danıştay üyeliği yapmış olması nedeniyle eğitimi ve sosyal durumu, hep gizlilik içerisinde hareket etmiş olması, sanığın üyesi olduğuna karar verilen örgüt tarafından gerçekleştirilen 17/25 Aralık 2013 tarihli operasyonlardan sonra bu yapının terör örgütü olduğuna dair üst seviyede devlet görevlilerince yapılan açıklamalara, 2014 yılı Şubat ayında Milli Güvenlik Kurulu'nca örgütün paralel devlet yapılanması adıyla tehlikeli bir oluşum olarak kamuoyuna açıklanmasına, 2014 yılı 22 Temmuz'dan itibaren özellikle İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok ilde bu örgütle bağlantılı olduğu iddia edilen emniyet görevlileri başta olmak üzere bazı kamu görevlilerinin örgüt üyeliği suçu nedeniyle soruşturulmuş ve tutuklanmış olmasına, kamu görevlisiyken MİT tırlarının durdurulması eylemini gerçekleştiren şüphelilerin de örgüt tarafından sahiplenilip, örgüt medyasında desteklenmesine göre; sanığın içinde bulunduğu örgütün yasa dışı faaliyetlerinin olduğunun farkında olarak nihayet 15 Temmuz 2016 tarihinde TSK içine sızmış mensuplarıyla darbe girişiminde bulunup devletin silahlarıyla halkın üzerine kurşun yağdırıp yüzlerce kişinin ölümüne ve binlercesinin yaralanmasına sebep olmasına rağmen örgütün içinde kalmaya devam ettiği, baştan itibaren örgütün devletin silahlı unsurları olan TSK ve Emniyet içerisine sızdırılmış mensupları tarafından, gerektiğinde kendi kullanımlarına verilmiş silahlarla eylem yapabilecek durumda olduklarını bilebilecek konumda olduğu, dolayısıyla sanığın örgüte bilerek ve isteyerek katıldığı, örgütün niteliği ve amaçlarını baştan itibaren bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve bu amaçla faaliyet gösterdiği, örgüt içerisinde olma iradesinin devamlılık gösterdiği, örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kasıt ve iradesi ile hareket ettiği, böylece sanık açısından atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluştuğu heyetçe kabul edilmiştir." Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyiz mahkemesi sıfatıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulunda derdesttir. 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun "Şahsi suçların kovuşturma usulü" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibi ile ilgili hükümler uygulanır." 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun "Kişisel ve görevle ilgili suçlar" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır. Haklarında inceleme ve soruşturma yapılacakların, inceleme ve soruşturma mercilerinin tayininde son görev ve sıfatları esas alınır. Sıkıyönetim Kanununda sözü edilen yetkili izin mercii, Yargıtay Büyük Genel Kuruludur." İlgili hukuk için ayrıca bkz. İbrahim Okur, B. No: 2016/50394, 27/2/2020, §§ 35-