Başvuru, sosyal medyada sarf edilen sözler hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle şeref ve itibar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, sosyal medyada sarf edilen sözler hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle şeref ve itibar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/2/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca kabul edilebilirlik konusunda oybirliği sağlanamadığından başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, şikâyet konusu olayın gerçekleştiği tarihte bir meslek birliğinin yöneticisidir. 2017 yılı Aralık ayında yapılacak başkanlık seçimi dolayısıyla başvurucu ile bir röportaj yapılmış, bu röportaj ulusal bir gazetede haber olarak yayımlanmıştır. 19/11/2017 tarihinde, üçüncü bir kişi tarafından sosyal paylaşım sitelerinden birinde başvurucu hakkındaki söz konusu haber paylaşılmış ve haberle birlikte başvurucuyla ilgili birtakım yorumlarda bulunulmuştur. Başvurucu, hakkında hakaret ve iftira içeren ifadeler kullanıldığını ileri sürerek söz konusu paylaşımı yapan kişinin adını vermiş ve bu kişi ile birlikte sosyal medya üzerinden paylaşımda bulunan kişi veya kişiler hakkında 20/11/2017 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) suç duyurusunda bulunmuştur. Suç duyurusu dilekçesinde, şüpheli olarak başvurucu tarafından ismi verilen kişinin meslek birliğinde gerçekleşecek başkanlık seçimindeki adaylardan birinin akrabası olabileceği, bu nedenle başvurucuya karşı hakaret edildiği ve iftirada bulunulduğu, şüphelinin başvurucu veya meslek birliği ile herhangi bir bağı bulunmadığından söz konusu beyanların mesleki faaliyetten dolayı verilmiş bir tepki olarak kabul edilemeyeceği, paylaşımın tüm kullanıcıların erişimine açık olduğu belirtilmiştir. Dilekçede ayrıca paylaşım sayfasının bağlantı adresine (URL) yer verilmiş ve öncelikle IP adreslerinden şüphelilerin tespit edilerek haklarında kamu davasının açılması talep edilmiştir. Başsavcılık 30/11/2017 tarihli kararı ile şüpheli hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; sosyal ağ profillerinin herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın girilen bilgilerle oluşturulabileceği, açık kaynaklı bu bilgilerin gerçek sahibine ait olup olmadığının tespitinin kullanıcı profiline yapılan bağlantı IP numarası üzerinden internet servis sağlayıcısından alınan bilgi ile mümkün olduğu, bu kapsamda müştekinin şikâyetine konu internet sitesinin ülkemizde herhangi bir servis sağlayıcısının olmaması, diğer taraftan bu tür suçlara ilişkin adli yardımlaşma taleplerinin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) adli makamlarınca, ABD mevzuatı uyarınca bu tür fiillerin ceza davasına konu olmadığı, yalnızca hukuki ihtilaf olarak kabul edildiği gerekçesiyle reddedilmesi nedenleriyle kullanıcı kimliğini tespite yarar bilginin temin edilemediği, dolayısıyla soruşturmaya konu olay bakımından soruşturma evresi sonunda kovuşturma olanağının bulunmaması hâlinin söz konusu olduğu, müştekinin ifadesinde ve ekinde ibraz ettiği bilgi ve belgelerde de şüphelinin kimliğini tespite yarar bilgi ve bulgunun yer almadığı belirtilmiştir. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiştir. İstanbul Sulh Ceza Hâkimliği 28/12/2017 tarihinde usul ve yasaya aykırılık olmadığı gerekçesiyle itirazı reddetmiştir. Nihai karar 15/1/2018 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu ayrıca söz konusu paylaşıma erişimin engellenmesi istemiyle 30/11/2017 tarihinde İstanbul Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuştur. Hâkimlik 1/12/2017 tarihli kararıyla ilgili sayfadaki içeriğe erişimin engellenmesine karar vermiştir. Karar gerekçesinde; talep konusu paylaşımda başvurucuya hakaret içeren ifade ve anlatımlara yer verildiği, başvurucunun doğrudan hedef alınarak kişilik haklarının ihlal edildiği, paylaşılan içerikte küçük düşürücü ve incitici sözcüklerin bulunduğu, bu sözlerin fikir ve düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, eleştiri sınırını aşan ve başvurucuyu kamuoyu nezdinde karalayıcı, aşağılayıcı ve toplumdaki güven duygusunu sarsıcı nitelikte zarar verme amaç ve kastı ile yazıldığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir. İlgili hukuk için bkz. Mustafa Sezgin Tanrıkulu, B. No: 2017/22818, 8/9/2020, §§ 13, 14).