Başvuru, ceza yargılaması gerekçe gösterilerek uygulanan Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç edilme işleminin ve buna karşı açılan davanın aynı gerekçe ile reddedilmesinin masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ceza yargılaması gerekçe gösterilerek uygulanan Türk Silahlı Kuvvetlerinden ihraç edilme işleminin ve buna karşı açılan davanın aynı gerekçe ile reddedilmesinin masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 25/2/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu,Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. A. Başvuruya Kadar Olan Süreç Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1992 yılında Ankara Kara Harp Okulundan mezun olan başvurucu, 2009 yılında binbaşı rütbesiyle Genelkurmay Elektronik Sistemleri (GES) Komutanlığına; 2011 yılında ise Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığına tayin edilmiştir. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ve kamuoyunda "İstanbul askericasusluk soruşturması" adıyla anılan soruşturma üzerine 28/11/2011 tarihinde açılan kamu davasında sanık olarak yargılanmıştır. Yürütülen bu soruşturma ve açılan dava dikkate alınarak 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun ve 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Subay Sicil Yönetmeliği'nin (Subay Sicil Yönetmeliği) maddeleri çerçevesinde sıralı sicil üstlerince başvurucu hakkında 30/11/2011 tarihinde "...Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunması nedeniyle Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir." ortak kanaati ile sicil belgesi düzenlenmiş ve ayırma süreci başlatılmıştır. Düzenlenen sicile dayalı olarak başlatılan inceleme Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki Komisyon tarafından yapılmış ve başvurucu hakkında 4/1/2012 tarihinde ayırma işlemi tesis edilmesine karar verilmiştir. Bu karar, Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından 6/1/2012 tarihinde onaylanmış ve Genelkurmay Başkanı tarafından 19/1/2012 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanı'nın kararı doğrultusunda işlem yapılması uygun görülmüştür. Bunun üzerine üçlü kararname ile başvurucunun 5/3/2012 tarihli ve 2012/3 sayılı işlemle ve disiplinsizlik gerekçesiyle resen Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) ayrılmasına karar verilmiştir. Söz konusu işlem 14/3/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, bunun üzerine 15/3/2012 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına bilgi edinme başvurusunda bulunmuştur. Başvurusunda; ayırma sicil not, kayıt ve kanaatlerinin, ayırma işlemine esas alınan varsa istihbari bilgilerin, alınan karar ve gerekçesinin bir örneğinin kendisine verilmesini talep etmiştir. Başvurucuya, bilgi edinme başvurusu çerçevesinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianame kastedilerek şu şekilde cevap verilmiştir:" Hakkınızda, ilgi (e) iddianamedeki eylemlerin, tasvir şekline ve toplanan delillere göre nitelik ve nicelik olarak vahim olduğu, bu bağlamda statüsünüz itibariyle kamu görevlisi olma nitelik ve yeterliliğini yitirdiğiniz, bu durum karşısında kamu hizmetinde istihdam edilmenizin kamu yararına açıkça aykırılık teşkil ettiği değerlendirilmiştir...." Ayırmaya esas belgelerden karar sureti EK-A'da, Ayırma Sicil Belgesi Tıpkı çekimi EK-B'de gönderilmiştir. Ayırma işlemine esas teşkil eden ilgi (e) iddianameden başka herhangi bir istihbari bilgi/rapor ve disiplin suçu işlediğinize dair bilgi ve belgeye rastlanılmadığından gönderilmemiştir." Başvurucu, ayırma işleminin iptali talebiyle 17/4/2012 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. Bu arada ceza yargılamasında, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (CMK mülga madde ile görevli), 2/8/2012 tarihli ve E.2011/37, K.2012/166 sayılı kararı ile "devletin güvenliğine ilişkin gizli bilgileri temin etme", "özel hayatın gizliliğini ihlâl etme" ve "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma"suçlarını işlediği gerekçesiyle başvurucuyu toplam 7 yıl 4 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırmıştır. AYİM Birinci Dairesi, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinden dava dosyasına ait gerekçeli kararı talep etmiş; ardından Daire 23/5/2013 tarihli ve E.2012/611, K.2013/606 sayılı kararla oybirliğiyle davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir: "...Kamu hizmetini yürütmekle görevli olan idarenin, bu hizmeti en iyi şekilde yürütebilmesi için gerekli tedbirleri alma yetkisi ile donatılmasının zorunlu olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, idarenin kamu hizmetini yürütecek olan personelini alırken bir takım özelliklere sahip olmasını araması tabii olduğu gibi; statüye alındıktan sonra da bunları verimli biçimde kullanması, hizmeti aksatacak, kendisinden verim alınması imkanı kalmamış, aksine idare mekanizmasına ve kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı olacak personelini bünyesi dışına çıkarması da doğal görünmektedir.Bu açıklamalar ışığında dava konusu re'sen ayırma işlemi değerlendirildiğinde;davacı hakkında düzenlenen iddianamelerdeki tasvir şekillerine ve yine iddianamelerde belirtilen delillere göre davacıya isnat edilen eylemlerin nitelik olarak vahim olduğu, özellikle iddianamede belirtilen olaylarla ilgili soruşturma başladıktan sonra; başvurucunun ikametinde yapılan arama sırasında bulunduğu belirtilen dijitallerde yer alan belgelerin niteliğinin Genelkurmay Başkanlığından sorulması üzerine, söz konusu belgelerin TCK'nın 327/1 maddesi kapsamında devletin güvenliğine ve niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilere ilişkin olduğu yönünde Genelkurmay Başkanlığı tarafından cevap verilmesi ve bu doğrultuda Mahkeme tarafından hüküm kurulması dikkate alındığında; davacının TSK'nın itibarını sarsacak şekilde hareketlerde bulunduğu değerlendirmesinin maddi olgulara dayandığı, davacının statüsü itibariyle kamu görevlisi olma nitelik ve yeterliliğini yitirdiği, bu durum karşısında davacının kamu hizmetinde istihdam edilmesinin kamu yararına açıkça aykırılık teşkil ettiği, sonuç olarak, davacı hakkında "Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir" sicil belgesi düzenlenmesi işlemi ve bu sicil belgesine istinaden 926 sayılı Kanunun 50 ve Subay Sicil Yönetmeliğinin 91'inci maddeleri kapsamında ayırma işlemi tesis edilmesinde takdir yetkisinin ölçülü ve objektif olarak kullanıldığı ve anılan işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır." Karar 14/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 28/6/2013 tarihinde karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Başvurucunun AYİM'e yapmış olduğu karar düzeltme isteminden sonra 26/9/2013 tarihinde başvurucu vekili Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının dosyanın tümü hakkında bozma yönünde görüş bildirdiğini ileri sürerek Yargıtay kararının beklenmesini istemiştir. Bunun üzerine AYİM 13/11/2013 tarihinde, başvurucu hakkında temyiz incelemesi sonucunda bir karar verilip verilmediğinin bildirilmesinin, verilmiş ise bir suretin gönderilmesinin Yargıtay Daire Başkanlığından istenmesine karar vermiştir. Başvurucu hakkında kurulan ceza davasına ilişkin hükümler, Yargıtay Ceza Dairesinin 5/12/2013 tarihli ve E.2013/8851, K.2013/14876 sayılı ilamıyla onanmıştır. Başvurucu bu karara ilişkin 2014/2188 sayılı bireysel başvuruda bulunmuştur. Yargıtay ilamı 16/12/2013 tarihli yazıyla AYİM Birinci Daire Başkanlığına gönderilmiştir. Bunun üzerine AYİM Birinci Dairesi 15/1/2014 tarihli ve E.2013/1048, K.2014/7 sayılı ilamla karar düzeltme istemini reddetmiştir. Bu karar, başvurucuya 30/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, AYİM kararına ilişkin olarak 25/2/2014 tarihinde bakılmakta olan bu başvuruyu yapmıştır.B. Başvuru Yapıldıktan Sonraki Gelişmeler Başvurucunun ceza davasına ilişkin 2014/2188 sayılı bireysel başvurusu 2014/253 sayılı bireysel başvuru ile birleştirilmiştir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 9/1/2015 tarihinde, başvurucunun yargılandığı ve hüküm giydiği ceza davasına ilişkin olarak silahların eşitliği yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir (Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri [GK], B. No: 2014/253, 9/1/2015). Kararın gerekçesi şöyledir:".. Somut olayda, dijital deliller içindeki bilgi ve belgelere dayanılarak başvurucuların mahkûmiyetine karar verilmiştir. Başvurucuların dijital verilerin gerçeği yansıtmadığı yönündeki iddialarının araştırılması amacıyla bu deliller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması veya bunlara ilişkin imajların verilmesi taleplerinin, dijital belgelerin içeriklerinin devlet sırrı kapsamında kaldığından ve dijital delillerin usulüne uygun aramalar sonucu ele geçirildiğinden bahisle reddedilmesi yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder niteliktedir. Mahkemece delillerin bu şekilde gizlenmiş olması, özellikle de devlet sırrı gerekçesiyle delillerin savunma makamına açılmaması ve incelettirilmemiş olması, başvurucuların, dijital delillerin sıhhati konusundaki iddialarını tam olarak ileri sürmesini imkânsız kılmıştır. Oysa Mahkeme, bu dijital delillere göre bir değerlendirme yaparak mahkûmiyet kararı vermiş ve Yargıtay tarafından aynı nedenlerle verilen hüküm onanmıştır (bkz. §§ 25-26). Bu koşullarda Mahkemece izlenen usul ve yöntemin, silahların eşitliği ilkesinin gereklerine uygun olmadığı ve başvurucunun menfaatlerini yeterince koruyan bir güvence içermediği açıktır. Bu şekilde başvurucuların, kendilerine yöneltilen suçlamaların dayanağı olan delillere karşı savunma yapma imkânı ve kovuşturmanın genişletilmesini isteme hakkı kısıtlanmış, ceza yargılamasının, maddi gerçeğin ortaya çıkartılması amacına yönelik olarak “silahların eşitliği” ilkesi ihlal edilmiştir. " Anayasa Mahkemesi kısa kararının bir örneği 12/1/2015 tarihinde Mahkemesine (2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun'la yapılan özel yetkili mahkemelelerin kaldırılmasıyla birlikte değişiklik sonrasıİstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin yerine uyuşmazlığa bakmakla İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesi görevlendirilmiştir.) gönderilmiştir. Dosya, İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/179 numaralı esasına kaydedilmiştir. Mahkeme 29/1/2016 tarihinde yapılan duruşma sonucunda, kapatılan (CMK madde ile görevli) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/37, K.2012/166 sayılı ilamının kesinleşen kısmının iptaline; başvurucularının da aralarında bulunduğu 56 sanığın tamamı hakkında isnat edilen her bir suç sebebiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) maddenin ikinci fıkrasının b bendi uyarınca ayrı ayrı beraatine oybirliğiyle karar vermiştir. 29/1/2016 tarihli duruşma zaptının başvurucuyla ilgili bölümü şöyledir:"Sanık Tamer Karslıoğlu hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş suç örgütüne üye olma suçundan TCK 220/2 maddesi uyarınca,özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan TCK 134/1 maddesi uyarınca 15 kez, haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan TCK 132/1 maddesi uyarınca 2 kez, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme eylemlerinden TCK 327/1 maddesi uyarınca,yineyasaklanan bilgileri temin suçundan TCK 334/1 maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmışsa da dosya kapsamında toplanan deliller, sanık savunması, dijital delillerle ilgili olarak Adli Tıp kurumundan alınan rapor birliktedeğerlendirildiğinde sanığın üzerine atılı suçları işlemediği anlaşılmakla sanığın üzerine atılı suçlardan CMK 223-b maddesi uyarınca her bir suçla ilgili olarak AYRI AYRI BERAATİNE" Gerekçeli kararın tamamı 15/2/2016 tarihinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'ne (UYAP) yüklenmiştir. Gerekçeli karar toplam 639 sayfa olup hüküm bölümü ile duruşma zaptına geçen bölüm arasında bir fark bulunmamaktadır. İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararı temyiz edilmemiş ve hüküm 10/3/2016 tarihinde kesinleşmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/3/2016 tarihli yazıyla başvurucudan; AYİM Birinci Dairesinin 15/1/2014 tarihli kesinleşen kararına ilişkin olarak 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun maddesi kapsamında "yargılamanın iadesi" yoluna başvurulup başvurulmadığını, başvuru yapıldıysa başvurunun yapıldığı tarihe ilişkin bilgi ve ilgili belgelerin, başvuru yapılmayacak ise gerekçenin ne olduğunun bildirilmesini istemiştir. Başvurucu 21/3/2016 tarihinde tebliğ aldığı yazıya cevap olarak 23/3/2016 tarihinde verdiği dilekçede; avukatının eşinin 13/3/2016 tarihinde Ankara'da meydana gelen terör eylemindeşehit olduğunu, avukatının ise ağır yaralandığını ve hastanede yatarak tedavi gördüğünü, anılan ceza mahkemesi kararının sadece gerekçesinin 639 sayfa olduğu gözönüne alındığında yeni bir avukat tutmasının kısa zamanda fayda vermeyeceğini, öte yandan hâlihazırda Anayasa Mahkemesi önünde olağan hukuk yollarını tüketerek yaptığı bireysel başvurusunun bulunduğunu, yargılamanın iadesi yolunun olağanüstü yol olduğunu ve isteminin reddedilmesi hâlinde Anayasa Mahkemesine yeniden yapılacak bireysel başvuruda süresinin geçmiş olacağını, bu durumda telafisi imkânsız hak kaybının söz konusu olabileceğini, tüm bu nedenlerle yargılamanın iadesi yoluna başvurmadığını belirtmiştir. Başvurucu, dilekçesinde bahsettiği hususlara ilişkin belgeleri de dilekçe ekinde sunmuştur. A. Ulusal Hukuk 926 sayılı Kanun'un işlem tarihinde yürürlükte olan maddesinin (c) bendi şöyledir:''Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen subaylar hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.'' Subay Sicil Yönetmeliği'nin işlem tarihinde yürürlükte olan maddesinin birinci fıkrası ve (e) bendi şöyledir:''Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlâkî durumları gereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:e). Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması.'' 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği'nin maddesinin ilgili kısmı şöyledir: ''Asker, kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyle yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır. Her askerde bulunması lâzımgelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır: (h). İyi ahlâk sahibi olmak : Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker...'' 1602 sayılı Kanun’un "Yargılamanın iadesi" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Daireler ile Daireler Kurulundan verilen kararlar hakkında, aşağıda yazılı sebepler dolayısıyle yargılamanın iadesi istenebilir....c) Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün kesin hüküm halini alan bir kararla bozularak ortadan kalkması" 1602 sayılı Kanun'un "Muhakemenin iadesinde süre" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Muhakemenin iadesinde, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun süreye aithükümleri benzetme yolu ile uygulanır." 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesi şöyledir: "(1) Yargılamanın iadesi süresi;...d) Karara esas alınan ilamın bozularak kesin hüküm şeklinde tamamen ortadan kalkmasından haberdar olunduğu,...tarihten itibaren üç ay ve her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır."B. Uluslararası Hukuk İlgili Sözleşme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Sanığı yargılayan mahkemenin veya bu mahkemenin üyelerinin sanığa isnat edilen suçu işlediği ön yargısıyla hareket etmemesini ifade eden ve Sözleşme’nin maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen masumiyet karinesi, birinci fıkrada teminat altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biridir (Minelli/İsviçre, B. No:8660/79, 25/3/1983,§ 27). Masumiyet karinesi, suç isnadının karara bağlandığı yargılamalarda geçerli olduğu için Sözleşme’nin maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar” çerçevesinde değerlendirilen idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin uygulama alanı dışında kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan maddi olayın tespitinde idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza mahkemesinin daha önce verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. X/Avusturya (k.k.), B. No: 9295/81, 6/10/1982; C/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 11882/85, 7/10/1987). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararı sorgulanmadığı sürece aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Ringvold/Norveç, B. No: B. No: 34964/97, 11/2/2003, § 38).