Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2019/927 E. , 2024/3428 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2019/927 Karar No:2024/3428 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ... Turizm Otelcilik ve Petrol Sanayi Ti…
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2019/927 E. , 2024/3428 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2019/927 Karar No:2024/3428 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Vergi Dairesi Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ... Turizm Otelcilik ve Petrol Sanayi Ticaret A.Ş. (...) Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun (Kurul) ... tarih ve ... sayılı kararıyla verilen idari para cezasının 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca, kanuni temsilci sıfatıyla davacıdan tahsiline yönelik olarak düzenlenen... tarih ve ... takip numaralı ödeme emrinin 599.866,50-TL'lik idari para cezasına ilişkin kısmının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi uyarınca, tüzel kişilerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının, kanuni temsilcilerin şahsi mal varlıklarından tahsil edileceği, olayda söz konusu borcun tahsili amacıyla davacının 28/11/2011-17/04/2012 tarihleri arasında yönetim kurulu başkanlığı yaptığı ... adına düzenlenen ödeme emrine karşı herhangi bir dava açılmayarak kesinleştiği, bahse konu idari para cezasının şirkettin mal varlığından tahsil olanağının bulunmadığı, bu durumda; kanuni temsilcisi olduğu şirket adına kesilen ve şirket mal varlığından tahsil olanağı bulunmadığı anlaşılan kamu alacağının davacıdan tahsili amacıyla 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca düzenlenen dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; 02/12/2011 tarih 7953 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, davacının 14/11/2011 tarihinde asıl boçlu ...'in yönetim kurulu üyeliğine seçildiğinin ilan edildiği, 24/04/2012 tarih ve 8054 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ise; şirketin yönetim kurulu üyesi olarak M.S.B. ile M.A.'nın seçildiğinin ilan edildiği, bu haliyle davacının dava konusu ödeme emri ile sorumlu tutulduğu idari para cezasının vade tarihi itibarıyla (11/05/2012) anılan şirketi temsil ve ilzam yetkisinin bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu ödeme emrinde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davada, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: MADDİ OLAY : Bayilik lisansı sahibi ...'e ... tarih ve... sayılı Kurul kararıyla verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren 60 günlük süre içerisinde ödenmemesi üzerine 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili amacıyla şirket adına ... tarih ve ... sayılı ödeme emri düzenlenmiştir. Anılan şirket adına yapılan mal varlığı araştırması sonucunda şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılan söz konusu borcun 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca davacıdan tahsiline yönelik olarak ... tarih ve ... sayılı ödeme emri düzenlenmiş, bu ödeme emrinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesinin birinci fıkrasında, "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. ", 54. maddesinin birinci fıkrasında, "Ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. (...)"; 55. maddesinin birinci fıkrasında, "Amme alacağını vadesinde ödemiyenlere, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumu bir 'ödeme emri' ile tebliğ olunur."; 58. maddesinin birinci fıkrasında, "Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. (...)" düzenlemeleri yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinde öngörülen sorumluluk hali kusursuz sorumluluktur. Yani mükerrer 35. madde kapsamında sorumlu tutulacak olan kanuni temsilci kusursuzluğunu ispatlayarak sorumluluktan kurtulamayacaktır. Kamu alacağının doğduğu ya da ödenmesi gerektiği zamanda kanuni temsilci olarak görev yapması, kanuni temsilcinin amme alacağından sorumlu tutulması için yeterlidir. Ancak bu madde kapsamında kanuni temsilcinin sorumluluğuna gidilebilmesi için öncelikle asıl borçluya başvurulacak ve borcun asıl borçludan tahsil edilememiş ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması gerekecektir. Bu bakımdan 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi, kamu alacağını güvence altına alan, sorumluluğu genişleten bir yapıya sahiptir. Kanuni temsilci, kamu alacağının doğmasına yol açan işlem veya fiilin nihai sorumluluğunu taşıyan kişi olup sahip olduğu imkan ve gücü kullanarak, alacağı doğuran işlem veya fiilin ortaya çıkmasını önleyebilecek veya doğan kamu alacağının ödenmesini temin edebilecek en etkin konumdaki kişidir. Bu nedenle, ticari şirketleri yöneten, şirketi temsilen iş ve işlemler yapan kanuni temsilcilerin şirketten tahsil imkanı bulunmayan kamu alacaklarından müteselsil sorumluluk esasına göre sorumlu tutulmaları gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi 19/03/2015 tarih ve E:2014/144, K:2015/29 sayılı kararı ile 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine 5766 sayılı Kanun'la eklenen 5. ve 6. fıkraları iptal etmiş olup Anayasa Mahkemesi'nin bu iptal kararı itiraz yoluyla yapılan başvuruya konu olayla ilişkilendirilerek değerlendirilmelidir. Sözü edilen olayda kanuni temsilcilik görevinde bulunan şahsın şirketi temsil ettiği dönemde vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiği, ancak kanuni temsilcilik görevinden ayrıldıktan sonra vergi borçlarından sorumlu tutulduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesi ise, " ... amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanunî temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mâlî ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanunî temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır." gerekçesiyle 5. fıkrayı iptal etmiştir. Ancak, anılan kararda kamu alacağının doğuşuna kendi kusuruyla sebebiyet veren kanuni temsilcinin sorumluluğuna ilişkin bir değerlendirme yapılmamıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, kanuni temsilcilerin kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olmasının adalet ve hakkaniyetle bağdaşmayacağını vurgulamıştır. Anayasa Mahkemesinin mükerrer 35. maddenin 5. fıkrasını iptal etmiş olması, zarara kendi kusuruyla sebep olan fiil tarihindeki kanuni temsilcilerin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Zararı doğuran olayın gerçekleştiği tarihte görev yapan kanuni temsilci, kamu alacağının doğmasına yol açan işlem veya fiilin sorumluluğunu taşıyan kişi olup, sahip olduğu imkan ve gücü kullanarak, alacağı doğuran işlem veya fiilin ortaya çıkmasını önleyebilecek en etkin konumdaki kişi olduğundan, kamu alacağından sorumlu tutulması gerekmektedir. Bu itibarla, kamu alacağının doğmasına sebep olan fiil tarihindeki kanuni temsilci amme alacağının ödenmesinden sorumludur. Uyuşmazlıkta, dava konusu ödeme emrinin dayanağı idari para cezasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı Kurul kararı ...'in 2008 yılı içerisinde 27/06/2007 tarih ve 1240 sayılı Kurul kararının 4. maddesinin (a), (d) ve (ğ) bentlerinde yer alan yükümlülükleri yerine getirmediğinden bahisle tesis edilmiştir. Anılan Kurul kararında fiil tarihinin net olarak belirtilmemesi sebebiyle Dairemizin 26/03/2024 tarihli ara kararıyla Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan; "söz konusu Kurul kararında belirtilen eyleme ilişkin fiil tarihinin gün, ay, yıl şeklinde net olarak açıklanarak, bu hususa ilişkin tüm bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine" karar verilmiştir. Ara kararına verilen 11/06/2024 tarihli cevapta; "... Konuya ilişkin yapılan incelemede; Petrol Piyasası Dairesi Başkanlığınca tarafımıza gönderilen 04/02/2009 tarih ve 1117 sayılı yazıda, 1240 sayılı Kurul kararının 4. maddesi ile dağıtıcı lisansı sahiplerine tescilli markası altında piyasaya sunulan akaryakıta ilişkin kalite kontrol izlemesini etkin biçimde yapma ve bayilerinde kaçak petrol satışının yapılmasını önleyen teknolojik yöntemleri de içeren bir denetim sistemi kurma ve uygulama yükümlülüğü getirildiği ve bu kapsamda ilgili dağıtıcı lisansı sahiplerine yükümlü oldukları faaliyetlere ilişkin olarak hazırlanan tablonun doldurularak (en geç 01/01/2009 tarihine kadar) Kurum'a gönderilmesinin talep edildiği, bu kapsamda ... A.Ş.'nin 1240 sayılı Kurul kararının 4. maddesinin (a), (d) ve (g) bentlerine aykırı hareket ettiğinin belirtildiği görülmüştür. 30/01/2012 tarih ve 684 sayılı müzekkere ve 23/02/2012 tarih ve 3709/12 sayılı Kurul kararı incelendiğinde söz konusu fiil tarihinin 2008 yılının son tarihi olan 31/12/2008 olarak değerlendirildiği anlaşılmıştır." denilmiştir. ... A.Ş.'ye ait Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanlarına bakıldığında, 25/09/2008 tarih ve 7157 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, davacının "yönetim kurulu üyeliğine seçildiği" ve "müştereken şirketi her konuda temsil ve ilzam etmesine oy birliği ile karar verildiği" hususunun 22/09/2008 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği; 24/04/2012 tarih ve 8054 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, "yönetim kurulu başkanı K.B.'nin şirket unvanı altında atacağı münferit imzası ile şirketi her konuda temsil ve ilzam edeceği" hususunun 17/04/2012 tarihinde tescil edildiği ilan edilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, kamu alacağının doğmasına sebep olan 31/12/2008 tarihinde şirket müdürü sıfatıyla kanuni temsilci olan davacının, şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılan söz konusu kamu alacağının ödenmesinden 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu işlemde hukuka aykırılık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalının temyiz isteminin kabulüne; 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 19/09/2024 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. (X)KARŞI OY: 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinde, "Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanunî temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir." kuralına yer verilmiştir. Bu maddeye göre kanunî temsilcinin sorumluluğuna gidilebilmesi için iki şartın gerçekleşmesi gerekecektir. Bunlar; kamu alacağının asıl borçlunun mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması hâlleridir. Dolayısıyla kanunî temsilciler için kusursuz sorumluluk hâli kabul edilmiştir. Madde metnine göre amme alacağından sorumlu tutulabilmek için alacağın asıl borçlunun ödeme yükümlülüğünün doğduğu anda kanuni temsilcilik görevinde bulunmak sorumluluk açısından yeterli olacaktır. Kanunî temsilcinin sorumlu tutulabilmesi için görev yaptığı dönemde doğmuş veya ödenmesi gereken bir borç bulunmalıdır. İdarî para cezalarında ise borç idarî para cezasının tebliği ile doğmaktadır. İdarî para cezasına konu fiilin işlendiği tarihte ise henüz doğmuş bir borç bulunmamaktadır. Kamu alacağının doğuşuna kusuru ile yol açan kanunî temsilcinin sorumlu tutulmasını gerektiren hukukî bir neden de söz konusu olmadığından fiil tarihindeki kanunî temsilcinin sorumluluğunun kabulünün hukukî bir dayanağı bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin 19/03/2015 tarih ve E:2014/144, K:2015/29 sayılı kararıyla 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur." düzenlemesi; "Ancak amme alacağının doğduğu veya ödenmesi gerektiği zamanlarda kanunî temsilcilerin farklı kişiler olabileceği gerçeği göz önüne alındığında, kural ile getirilen düzenleme vergi ve diğer mâlî ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanunî temsilcilerin, sonradan kendilerinin görevde olmadığı ve müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurmaktadır. Adalet ve hakkaniyet ilkeleri karşısında, bireyin bu şekilde belirsiz ve güvencesiz bir biçimde kendi kusurundan kaynaklanmayan bir nedenle, başkalarının eylem veya ihmali sonucu oluşacak sorumluluğa ortak olması adalet ve hakkaniyetle bağdaşmaz. Dolayısıyla, itiraz konusu kural hukuk devleti ilkesine aykırıdır." gerekçesiyle iptal edilmiştir. Söz konusu iptal gerekçesine göre de fiil tarihi itibarıyla kanunî temsilciden amme alacağının tahsil edilmesini beklemek imkânsızlaşmaktadır. Çünkü fiil tarihi itibarıyla henüz ödenecek bir borçtan söz edilemeyeceğinden kanunî temsilcinin amme alacağını ödeme noktasında müdahale şansı bulunmamaktadır. Uyuşmazlıkta, dava konusu ödeme emrinin dayanağı idari para cezasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı Kurul kararı 31/12/2008 tarihli fiil sebebiyle tesis edilmiş, anılan Kurul kararı şirkete 11/05/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. ... A.Ş.'ye ait Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanlarına bakıldığında, 25/09/2008 tarih ve 7157 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, davacının "yönetim kurulu üyeliğine seçildiği" ve "müştereken şirketi her konuda temsil ve ilzam etmesine oy birliği ile karar verildiği" hususunun 22/09/2008 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği; 24/04/2012 tarih ve 8054 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde, "yönetim kurulu başkanı K.B.'nin şirket unvanı altında atacağı münferit imzası ile şirketi her konuda temsil ve ilzam edeceği" hususunun 17/04/2012 tarihinde tescil edildiği ilan edilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu ödeme emrinin dayanağı Kurul kararının tebliğinden önce 17/04/2012 tarihi itibarıyla şirketi temsil yetkisi bulunmadığı anlaşılan davacının, kanuni temsilciliği sona erdikten sonra şirkete tebliğ edilen davaya konu kamu alacağının ödenmesinden 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi uyarınca kanuni temsilci sıfatıyla sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.