Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Karşıyaka 2. İş Mahkemesinde açtığı alacak ve tazminat davasının reddedildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitini ve yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir.
Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Karşıyaka İş Mahkemesinde açtığı alacak ve tazminat davasının reddedildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitini ve yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir. Başvuru, 10/7/2013 tarihinde İzmir İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 28/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. İkinci Bölümün 22/11/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığı, 22/1/2014 tarihli yazı ile yargılamanın makul sürede sonuçlandığını ve diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu bildirmiş, başvurucu vekili 6/2/2014 tarihli dilekçesinde, Adalet Bakanlığı görüşüne katılmadığını belirterek başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 1/7/1997 tarihinde Çukurova A.Ş.’de işçi olarak çalışmaya başlamıştır. Anılan şirket 26/11/2001 tarihinde başka bir şirket tarafından devralınarak Ege Çelik Endüstri San. Tic. A.Ş. unvanı altında faaliyetine devam etmiştir. 25/12/2002 tarihinde başvurucunun iş akdi feshedilmiş, 26/12/2002 tarihinde asıl işverene bağlı olarak taşeron şirkette çalışmaya başlamış, 26/1/2003 tarihinde tekrar asıl işveren nezdinde işe başlamıştır. Başvurucunun iş akdi işveren tarafından 21/4/2009 tarihinde feshedilmiştir. Başvurucu, 15/5/2009 tarihinde Karşıyaka İş Mahkemesinde Ege Çelik Endüstri San. ve Tic. A.Ş. aleyhine işe iade istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, 10/8/2010 tarih ve E.2009/262, K.2010/532 sayılı kararla; “iş sözleşmesi feshedilen işçilerin tamamına yakınının toplu iş sözleşmesi fark alacakları için işveren aleyhine dava açan kişiler olduğu, davalının kısa çalışma ödeneği başvurusunda ücretsiz izin uygulamasında aleyhine dava açan işçiler ile açmayan işçiler arasında dolaylı ayrımcılık yaptığı, iş sözleşmesinin feshinde de, aynı işçileri işten çıkararak aynı uygulamaya gittiği ve ücretsiz izni kabul edip etmediği beklenmeden iş sözleşmesinin feshedildiği, feshin geçerli nedene dayanmadığı” gerekçesiyle feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 1/11/2010 tarih ve E.2010/40152, K.2010/31168 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır. Başvurucu, 1/6/2009 tarihinde Karşıyaka İş Mahkemesinde Ege Çelik Endüstri San. ve Tic. A.Ş. aleyhine açtığı alacak davasında; “işe girdiği 1/7/1997 tarihinde itibaren kesintisiz çalıştığını, Türk Metal-İş Sendikasına aidat ödemek suretiyle Toplu İş Sözleşmesi (TİS) hükümlerinden yararlandığını, 2002 yılında davalının görev yeri değişikliği yaptığını, bunu kabul etmediği için iş akdinin işçi tarafından feshedilmiş gibi gösterilerek taşeron kayıtları üzerinden kısa bir süre çalışmış olarak gösterildiğini, daha sonra tekrar davalı şirket kayıtlarına geçirildiğini, bu süre içerisinde gerçekte başvurucunun çıkışı olmadığını, sendika üyeliğinde de herhangi bir kesintinin bulunmadığını, davalı işverenin bu muvazaalı işlemi, işten çıkarma tehdit ve baskısı altında gerçekleştirdiğini, muvazaalı işlem sonrası işverenin asgari ücret ödemeye başladığını ve TİS'in orantısal zamlarını asgari ücrete uyguladığını ileri sürerek, muvazaalı giriş çıkış işleminin yapıldığı 2002 yılından bu yana eksik ödenen ücret, fazla çalışma, ikramiye, gece çalışma, izin ücreti ve kıdem tazminat farkı yönünden 000,00 TL'nin faiziyle davalıdan tahsilini” talep etmiştir. Mahkemece, 17/12/2010 tarih ve E.2009/320, K.2010/792 sayılı kararla, “davacının, irade fesadına yönelik herhangi bir iddiasının bulunmadığı, Borçlar Kanunu'nun maddesi irade fesadı halinde bir yıllık bir süre öngörmüş olup davacının bu süreyi geçirdikten sonra işten atılma baskı ve tehdit iddialarına dayanarak talepte bulunmasının Kanun’a aykırılık teşkil ettiği, muvazaa hükümlerinin de uygulanamayacağı, ayrıca söz konusu işlem 2002 yılında gerçekleşmiş olup, dava tarihine kadar öngörülen yeni ücretler bakımından davacının herhangi bir itirazı kayıt ileri sürmediği, bu süre zarfında birkaç TİS'in imzalandığı, bu hususun TİS hükümlerinde dahi düzenlenmediği, dolayısıyla TİS’te olması gereken düzen ilkesi gereği davacının önceye dayanan iddialarından vazgeçtiği ve kurulan yeni iş şartlarını kabul ettiği, TİS hükümlerine dayalı fark alacaklarını talep etmesinin hukuken mümkün olmadığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/5/2013 tarih ve E.2011/9648, K.2013/13849 sayılı kararıyla hüküm onanmıştır. Karar, 12/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri uygulanır.” 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.” 5521 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanır. İlk oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve taraflar veya vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam olunarak esas hakkında hüküm verilir.” 5521 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Bu Kanunda sarahat bulunmayan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.” 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun maddesi şöyledir:“Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder.Hile ve haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir akde icazet, zarar ve ziyan talebinden feragati istilzam etmez.”