Başvuru, 1994 yılında meydana gelen ölüm olayı hakkında etkin soruşturma yürütülmediği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, 1994 yılında meydana gelen ölüm olayı hakkında etkin soruşturma yürütülmediği iddiasına ilişkindir. Başvuru 28/8/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvuruculardan Remziye Cingöz ve Behcet Cingöz 1994 yılında öldürülen F.nin annesi ve babası, diğer başvurucu Hanife Tanriverdi ise aynı olayda öldürülen E.T.nin annesidir. Başvurucuların beyan ve iddialarına göre 21/3/1994 yılında Diyarbakır'ın Lice ilçesi Zengi köyüne gelen çok sayıda asker tarafından başvurucuların oğulları gözaltına alınmıştır. Askerler tarafından gözaltına alınan kişilerin cesetleri Yolçatı köyüne bağlı Hanyat mezrasında köylüler tarafından bulunmuştur. Ölenler, kolluk birimlerine bildirilmeksizin köylüler tarafından aynı tarihte defnedilmiştir. Bu olayla ilgili başvuruculardan Behcet Cingöz 4/9/2001 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığı ile Lice Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık)şikâyette bulunmuştur. Başvurucu aynı zamanda 30/11/2001 tarihinde Başsavcılıkta ifade vermiştir. Başvurucu ifadesinde; olay tarihinde operasyon yürüten askerlerle geçici köy korucularının köylerine geldiğini, oğluna geçici köy korucularından R.B.nin tokat attığını, ardından olay tarihinde 17-18 yaşlarında olan oğlunun rütbeli askerlerin beyanına göre serbest bırakılmak üzere götürüldüğünü, daha sonra oğlunu aramaya çıktığını fakat bulamadığını, iki gün sonra oğlunun diğer köylüler tarafından ölü olarak bulunduğunu, cesette üç kurşun izi olduğunu, öleni köye defnettiklerini, korkularından dolayı hiçbir yere şikâyette bulunamadıklarını beyan etmiştir. Başvurucu Hanife Tanriverdi verdiği ifadesinde köylerine gelen askerlerin evlerine baskın yaptığını, evlerinde yaptıkları aramanın ardından askerden yeni dönen oğlu F.T. ile köy sakinlerinden 5-6 kişiyi götürdüklerini, diğerlerinin serbest bırakılmasına rağmen oğlunun serbest bırakılmadığını, birkaç gün sonra oğlunun cesedinin diğer başvurucuların oğlu ile birlikte başka bir mezrada bulunduğunu, otopsi yapılmaksızın cenazeleri defnettiklerini, olayla ilgili olarak herhangi bir yere müracaat etmediklerini ifade etmiştir. Başsavcılık yapılan müracaat üzerine 28/5/2002 tarihinde, ölen F.nin mezarında fethikabir (mezar açma) işlemi gerçekleştirerek bulunan kemik parçalarını Adli Tıp Kurumu Başkanlığına göndermiştir. Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu Başkanlığının raporuna göre F.nin ölümünün '' .. boyun omurunda orpus sağ alt kısmında defekt olduğu, processus spinosusun kırılarak ikiye yarılmış olduğu, sağ arkus vertebraliste kırık olduğu, boyun omuruna ait kırık 3 adet parça bulunduğu, korpus sağ kısmında defekt olduğu, sırt omurunun sağ preocessus spinosunda ve sağ arkus vertabliste kırık olduğu, ...kişinin [bu bulgular karşısında] ölümünün mandibula kırığı ve servikal 6- (boyun omurları) ve torakal bir (göğüs omuru) vertabra kırıklarına neden olan ateşli silah yaralanması sonucu meydana geldiği'' anlaşılmıştır. Başsavcılık olayla ilgili olarak başta başvurucunun ifadesinde geçen ve oğluna tokat attığı iddia edilen R.B. olmak üzere çok sayıda kişinin tanık sıfatıyla ifadesine başvurmuştur. Genel olarak bu kişiler, başvurucuların yakınlarının askerler tarafından götürüldüğü yolunda beyanlarda bulunmuşlardır. Başsavcılık 5/1/2004 tarihinde olayın faillerinin asker olması nedeniyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Kolordu Komutanlığı Askerî Savcılığına (Askerî Savcılık) göndermiştir. Görevsizlik kararında suç, adam öldürmek olarak nitelendirilmiştir. Askerî Savcılık dosyasına fiziksel olarak ulaşılamamakla birlikte Başsavcılık dosyasının içindeki belgelerden Askerî Savcılığın Jandarma Bölge Komutanlığı ile çok sayıda yazışmanın yaptığı anlaşılmıştır. Bu belgelere göre ''güvenlik kuvvetlerince Lice ilçesinde 1993 yılı Haziran ayında Güldiken Köyünde, 31 Mayıs 1993 tarihinde Çeper köyünde, 1993 yılı Mart ayında ve sonbahar aylarında Dolunay, Yalaza, Kabakaya ve Yolaçtı köylerinde operasyon icra edilip edilmediği, operasyonicra edilmişse tarihler ile katılan birliklerin belirtilmesi, F. isimli şahsın gözaltına alınıp alınmadığı'' sorulmuştur. Komutanlık tarafından düzenlenen 29/4/2004 tarihli yazıdan anılan tarihlerde planlı bir faaliyetin olmadığı, F. isimli şahsın gözaltına alınmadığı, F.Ö.nün ölümü ile ilgili olarak herhangi bir belgenin olmadığı, 1993 yılında terör faaliyetlerinin yoğun olması nedeniyle Lice ilçesi haricinde bulunan birliklerden de görevlendirme yapıldığı ancak hangi birliklerin söz konusu köylere gittiğinin resmî olarak tespit edilemeyeceği anlaşılmıştır. Askerî Savcılık ayrıca çok sayıda kişinin ifadesine başvurulmak üzere ilgili Cumhuriyet savcılıkları ve askerî savcılıklarla yazışmalar yapmıştır. Bu kapsamda olay tarihinde muhtarlık görevini ifa eden İ.Ç. 27/7/2004 tarihinde, aynı köyde bulunan Ş.P. 9/2/2005, korucu olarak görev yapan A.B. 8/3/2005 tarihinde ifade vermiştir. Askerî Savcılık 1993 yılında görev yapan tüm personel ile ilgili birlik ve komutanlıkların yetkililerinin tespit edilmesini de istemiştir. Askerî Savcılığın 1993 yılında görev yapan bazı askerî personelin ifadesine başvurduğu ve bu kapsamda 4/7/2005 ila 12/11/2008 tarihlerinde bu kişilerin ifadelerini aldığı anlaşılmıştır. İfadelerinde bu kişiler, olaya ilişkin bilgilerinin olmadığını ve ölenleri tanımadıklarını söylemişlerdir. Askerî Savcılık 30/30/2009 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:''...[Ş]ikayetçinin 1998 yılında Nüfus Müdürlüğüne başvurarak oğlunun 21/3/1994 tarihinde öldüğüne dair tescil yaptırdığı anlaşılmıştır. Yasanın amir hükmü gereğince fail lehine olan dava zamanaşımı süresi gözönünde bulundurulmalı ve olay(suç) tarihinden itibaren dava zamanaşımının kesintiye uğramasını veya durmasını gerektiren herhangi bir işlem yapılmadığı takdirde bu sürenin bitiminde soruşturmaya son verilmelidir. Bu itibarla her ne kadar olayın 1993 yılında gerçekleştiğine dair anlatımlar mevcut ise de resmi belge niteliğindeki ''nüfus kaydı'' esas alınıp, olayın (suçun) 21/3/1994 günü gerçekleştiğinin kabulüyle hesap yapılaral onbeş yıllık dava zamanaşımı süresinin kesintiye uğramasını veya durmasını gerektiren herhangi bir işlem icra edilmediği dikkate alınıp 21/3/2009 tarihinde dava zamanaşımı süresinin dolduğu kanısına varılmıştır. '' Askerî Savcılığın son kararı ile dosya içinde yer alan belgelerde soruşturmanın sadece F. isimli kişinin ölümüne hasredildiği görülmüş, diğer başvurucunun oğlu olan E.T.nin ölümüne ilişkin olarak herhangi bir araştırma yürütüldüğüne dair bir belgeye rastlanmamıştır. Askerî Savcılığın anılan kararına yapılan itiraz 2'nci Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin kararı ile reddedilmiştir. Başvurucular, vekilleri aracılığı ile 20/6/2013 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (TMK madde ile görevli) (özel yetkili Başsavcılık) şikâyet dilekçesi vermişlerdir. Başvurucular verdikleri dilekçelerinde F.Ö. ve E.T.nin 1994 yılında askerler tarafından yakalandıktan iki gün sonra ölü olarak bulunduğunu, ayrıca olay tarihinde er olarak görev yapan bir tanıklarının da bulunduğunu ifade etmişlerdir. Özel yetkili Başsavcılık başvuruculardan Hanife Tanriverdi'nin ifadesine başvurmuştur. Başvurucu ifadesinde köylerine gelen askerlerin evlerinin yakınlarında yangın çıkardığını, evlerinde arama yaptıklarını, oğlu ile birlikte 5-6 köylünün askerler tarafından tutulduğunu, altı kişinin bırakılmasına rağmen iki yıllık evli ve 6 aylık kızı olan oğlunun serbest bırakılmadığını, askerler gittikten sonra oğlunu aramaya başladıklarını, iki gencin öldürüldüğü bilgisi kendilerine ulaştıktan sonra Henyat köyü yakınlarında önce F.nin, ardından oğlunun cenazelerine ulaştıklarını, her ikisinin de otopsileri yapılmaksızın köy mezarlıklarına defnedildiğini beyan etmiştir. Gizli tanık, özel yetkili Başsavcılıkta 11/3/2013 günü ifade vermiştir. Gizli tanık ifadelerinde özetle Hazro ilçesinde bulundukları sırada Lice ilçesine sık sık gittiklerini, olay tarihinde operasyon için gittikleri köyden iki gencin önce dövüldüğünü, ardından köyden bu gençleri alarak ayrıldıklarını, Tabur Komutanı İ.E. ile Binbaşı A.nın telsizle görüştüğünü, Binbaşı'nın Tabur Komutanı'na ''Bu çocukları ne yapacağız?'' diye sorduğunu, Tabur Komutanı İ.E.nin ise ''Gereğini yapın.'' dediğini, akşama yakın bir saatte Binbaşı A.nın gençlerden birinin başına silah doğrultarak ona arkadaşlarının nerede olduğunu sorduğunu, gencin cevap vermemesi üzerine çocuğu başından vurarak öldürdüğünü, silah sesleri üzerine Üsteğmen E.nin koşarak geldiğini, Binbaşı ile tartışmaya başladığını hatta Üsteğmen E.nin askerlere ''Çocuklar beni koruyun.'' diye çağrıda bulunduğunu, Binbaşı'nın Tabur Komutanı ile askerlerin isyan ettiğine dair bir konuşma yaptığını, ardından Binbaşı A.nın diğer genci de ölen gencin yanına yolladığını, PKK'lı arkadaşlarının nerede olduğu sorusu üzerine bilmediğini beyan eden ve gözleri kapatılan gencin de göğüs bölgesinden Binbaşı A. tarafından vurulduğunu, Tim Komutanı Teğmen T.nin de "Çorbada bizim de bulunsun." diyerek kafasına ateş ettiğini, bu olaylar nedeniyle bazı tutanakların düzenlenmesinde de sorunlar çıktığını, Üsteğmen'in imza atmadığını öğrendiğini beyan etmiştir. Ayrıca bir gazetede çıkan haberde yer alan fotoğrafların kendisine gösterilmesi üzerine gizli tanık, başvuruculardan Hanife Tanriverdi'nin oğlu olan E.T.nin öldürülen ilk kişi olduğunu beyan etmiştir. Başvurucu Hanife Tanriverdi'nin ifadesi üzerine gizli tanığın ifadesine yeniden başvurulmuştur. Bu ifadesinde gizli tanık, başvurucunun ifadesinde geçen ve çelişkili gibi görünen bazı hususlara dair beyanlarda bulunmuştur. Gizli tanık, başvurucunun torunlarının asker ve polis olduğu, bu kişilerin zarar görmemesi için doğruyu söylemediğini iddia etmiştir. Gizli tanığın ifadesi sırasında olay tarihinde kendisi gibi asker olan iki kişiyi aradığı ve bu kişilerin de hoparlör vasıtası ile telefonda benzer şekilde beyanlarda bulunduğu ifade tutanağına yansıtılmıştır. Gizli tanık ayrıca kendisine gösterilen bazı fotoğraflardan Binbaşı ile bazı kişileri teşhis ederek ad ve soyadlarını da vermiştir. Özel yetkili Başsavcılık, ifadelerde isimleri geçen kişilerden İ.E., Teğmen T. ve Binbaşı A.nın açık kimlikleri ile hizmet bilgilerinin tespiti için 15/7/2013 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına (Komutanlık) yazı yazmış; Komutanlık 6/8/2013 tarihinde İ.E.nin 30/8/2008 tarihinde tuğgeneral olarak emekli olduğunu, Teğmen T.nin T.G. olabileceğini ve hâlen görev yaptığını, Binbaşı A. hakkında ise bir bilgi ve belge bulunmadığını bildirmiştir. Özel yetkili Başsavcılık ayrıca 16/9/2013 tarihli yazısı ile Komutanlığa 1994 yılında İstanbul Zırhlı Tugay Komutanlığında görev yapan ve aynı yıl mart ayında geçici görevle Diyarbakır'ın ilçelerine gönderilen yüzbaşı ve üzeri rütbeye sahip personelin kimlik bilgilerini sormuştur. Başsavcılık bunun yanında 1994 yılı Şubat-Mart aylarında geçici görevle Diyarbakır'ın ilçelerine gönderilen er ve erbaşların açık kimlik bilgilerinin gönderilmesini de 21/1/2014 tarihinde talep etmiştir. Komutanlık son yazıya 12/2/2014 tarihinde, herhangi bir bilgiye veya belgenin bulunmadığı şeklinde cevap vermiştir. Özel yetkili Başsavcılık, başvuruculardan Behçet Cingöz'ün dilekçesi üzerine 2001 yılında Başsavcılık tarafından başlatılan fakat görevsizlik kararı ile Askerî Savcılığa gönderilen dosyayı incelemek için Başsavcılıktan 15/7/2013 ve 16/9/2013 tarihinde olmak üzere iki kez talep etmiştir. Bunun yanında Başsavcılık 17/9/2013 tarihinde başvuruculardan Hanife Tanriverdi'nin oğlunun ölümü ile ilgili soruşturma bulunup bulunmadığını sormuştur. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) ortamında yapılan incelemelerden ve Başsavcılık tarafından gönderilen dosyadan özel yetkili Başsavcılık tarafından en son 21/1/2014 tarihinde er ve erbaşların kimliklerinin tespit edilmesine yönelik yazılar yazıldığı anlaşılmıştır. 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'la özel yetkili mahkemeler ile başsavcılıkların kaldırılması üzerine özel yetkili Başsavcılık dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Terör Suçları Soruşturma Bürosu) 20/3/2014 tarihli görevsizlik kararı ile göndermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 11/4/2014 tarihinde Askerî Savcılıktan dosyayı talep etmiştir. Bu tarihten sonra olayla ilgili olarak herhangi bir işlem yapılmadığı, sadece iç yazışmaların yapıldığı anlaşılmıştır. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 9/3/2015 tarihli yetkisizlik kararı ile suçun işlendiği yerin Lice ilçesi sınırlarında olduğu gerekçesiyle dosyayı Lice Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Lice Cumhuriyet Başsavcılığı 20/3/2015 tarihinde zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının söz konusu kararının ilgili bölümünde, T.G. ve İ.E. isimli kişilerin yanında rütbesinin binbaşı olduğu belirtilen A.nın ismi de şüpheli olarak yer almıştır. Bu karara yapılan itiraz Diyarbakır Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/5/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucular vekiline 30/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucular 28/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Konuyla ilgili ulusal ve uluslararası hukuk Anayasa Mahkemesinin Adle Azizoğlu ve Sadat Azizoğlu (B. No: 2014/15732, 24/1/2018, §§ 32-69) başvurusu hakkında verdiği kararda yer almaktadır.