11. Ceza Dairesi 2018/75 E. , 2020/647 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgede sahtecilik HÜKÜM : Mahkumiyet 1-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı kararında açıklandığı ve Dairemizin benzer birçok kararında vurgulandığı üzere: belgelerde sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmelidir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek kullanan fail de mağdura zarar vermek bilinci bulunm
**11. Ceza Dairesi 2018/75 E. , 2020/647 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Resmi belgede sahtecilik HÜKÜM : Mahkumiyet 1-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı kararında açıklandığı ve Dairemizin benzer birçok kararında vurgulandığı üzere: belgelerde sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmelidir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek kullanan fail de mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura herhangi bir zarar vermeyeceği kanısı ile hareket ettiği sabit olmalıdır. Mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler, böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimsede suç kastının varlığı kabul olunamaz. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, suça konu çekleri anne ve babasına ait keşideci şirket adına yetkisi olmaksızın imzalayıp, katılana vermek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddia ve kabul edilen olayda, sanığın fotokopi halinde vekaletname ibraz edip, suçlamaları kabul etmeyerek, katılana verilen toplamda 4 adet olan çeklerden bedelleri ödenenler dışındaki ikisinin suça konu edildiğini, çeklerin verildiği tarihte yetkili olduğunu, anılan vekaletname ve sağladığı yetkiye binaen suça konu çekler dışında piyasaya bir çok çek keşide ettiğini beyan ettiği, ticaret sicili kayıtlarına göre, sanığın 16.02.2015 tarihine kadar olan şirket yetkisinin 07.09.2005 tarihli şirket kararına göre kaldırıldığı, yetki kaldırma kararının 14.09.2005 tarihli Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı, dosya içerisindeki 14.07.2010 tarihli ...yazısına göre sanığın yetkisi kalktıktan sonra da başka tarihlerde keşideci şirket adına çek keşide ederek ödeme yapıldığı, keşideci şirket ortağı ...‘in keşideci şirketin işlerini oğlu sanığın manevi olarak takip ettiğini belirttiği, keşideci şirket karar defterinde 05.06.2006 tarih ve 7-8 sayılı kararlarında sanığın babası ...‘e vekaleten imza attığının anlaşılması karşısında, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; katılan ve sanıktan suça konu çeklerin tam olarak ne zaman verildiğinin sorulması ve ayrıca suça konu çeklerin dayanağı olan katılan ile sanık arasındaki varsa anlaşmanın bir örneğinin dosya içerisine alınması, anlaşma belgesi ve yeni alınan beyanlara göre suç tarihinin net bir şekilde tespit edilmesi, öncelikle sanık ile katılan arasında suça konu çekler dışında verildiği söylenen 2 adet çekin, sonrasında bunların dışında katılan adına ve başka kişiler adına keşide edilmiş ve ödenmiş çekler bulunup bulunmadığının, banka kayıtlarından araştırılması, dosya içerisindeki vekaletname fotokopisinin aslının temini ile sanığın, suça konu çeklerin düzenlendiği tarihte yetkisinin bulunup bulunmadığının ve bu yetkinin daha sonradan kaldırılıp kaldırılmadığının tespit edilmesinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulmuş olması, 2- Belgede sahtecilik suçlarında aldatma yeteneği bulunup bulunmadığı konusundaki takdirin hakime ait olması karşısında, suça konu çek asıllarının duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, yasal unsurları taşıyıp taşımadığının ve aldatma özelliğine sahip olup olmadıklarının tartışılması ile belge asıllarının denetime olanak verecek şekilde dosya içine konulması, 3-Kabule göre de; 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun‘un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.