Başvuru, ulusal yayın yapan Star gazetesinde yayımlanan köşe yazısında kullanılan ifadelerin başvurucunun kişilik haklarını zedelediği, itham edici ve gerçeğe aykırı olduğu, bu kapsamda açılan tazminat davasında taleplerin gerekçesiz kararlarla reddedilmesi nedeniyle örgütlenme özgürlüğü, düşünceyi açıklama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, ulusal yayın yapan Star gazetesinde yayımlanan köşe yazısında kullanılan ifadelerin başvurucunun kişilik haklarını zedelediği, itham edici ve gerçeğe aykırı olduğu, bu kapsamda açılan tazminat davasında taleplerin gerekçesiz kararlarla reddedilmesi nedeniyle örgütlenme özgürlüğü, düşünceyi açıklama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 18/2/2013 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 1/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 1/2/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. OLAYLAR VE OLGULARA. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Danıştay tetkik hâkimi olarak görev yapmakta ve başvuruya konu olay tarihinde Yar-Sav isimli derneğin genel sekreterlik görevini yürütmektedir. Başvurucu, Yar-Sav Yönetim Kurulunca ve “yargı bağımsızlığına yönelik her türden müdahale ile siyasi amaçlı yıpratma, kuşatma ve egemen olma çabalarının eleştirilmesi” amacıyla hazırlanan basın açıklamasını 24/2/2010 tarihinde dernek genel merkezinde okumuştur. Ulusal yayın yapan Star gazetesinde 25/2/2010 tarihinde, başvurucu ve basın açıklaması hakkında “Ben Korktum Bu Yargıçtan!” başlıklı bir köşe yazısı yayımlanmıştır. Bahse konu yazı içeriği şöyledir:“Muhammet Önder Tekin... Danıştay Tetkik Hâkimi imiş... İsmini ilk kez duyuyorum. Ama galiba bundan sonra daha sık duyacağız. Değerli Hâkim Muhammet Önder Tekin, eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun “güvensizlik” nedeniyle liste dışı bırakıldığı Genel Kurul’da, YARSAV Genel Sekreterliği’ne seçilmiş. Hayırlı olsun... Daha önce de, “Genel Sekreter” sıfatıyla bazı açıklamalar yapmıştı ama, bunlar pek dikkat çekici değildi. Ya da Muhammet Bey’in açıklamalarına biz yeterli dikkati veremedik. Neyse... Dün bir açıklama daha yaptı... Bir hukukçudan, bir yargıçtan, bir meslek kuruluşu mensubundan duymaya alışık olmadığımız türden, sert, öfkeli, (militan tavırlı demek istemiyorum), “dik duruşlu” bir açıklama. Kızıyor Muhammet Bey... Her şeye kızıyor. İktidara, siyaset kurumuna, bir kısım yargıya, medyaya, Ergenekon soruşturmasına. Her şeye... Bazı konularda haklı... “Hukuk devletinde tutuklama bir önlemdir ve asla ceza niteliğine bürünmemelidir. Tutukluluğun devamında sürenin azlığına değinilmesi ise sadece ve sadece tutuklamanın bir ceza olarak kabul edildiğine delalet edebilir” cümlesi, sanırım, pek de itiraz görmeyecektir. Muhammet Bey bazı şeylere kızarken, “kızılması iktiza” bazı konuları da, niyeyse, es geçiyor. Mesela, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’i aramış olmasını eleştiriyor, ama İlhan Cihaner’in gözaltına alınması sırasında HSYK Başkan Vekili Kadir Özbek’in aynı Cihaner’i ve aramayı gerçekleştiren savcıyı aramasını hiç sorun yapmıyor... “Gizli tanık” uygulamasını anayasaya aykırı buluyor, ama “anayasaya aykırı” olarak elde edilmiş gizli tanığa yönelik ana muhalefet partisi CHP’nin özel ilgisinden hiç rahatsızlık duymuyor. Muhammet Bey, birçok konuda, bir önceki başkan Ömer Faruk Eminağaoğlu gibi düşünüyor. En az onun kadar celadetli... İtiraz kalemleri de Eminağaoğlu’nunkilere benziyor... Mesela, Türkiye’de uzun zamandan beridir “anayasal yargı erkine karşı planlı, kapsamlı ve dozu artan oranda yıpratma, kuşatma ve egemen olma çabalarının sürdürüldüğünü” iddia ediyor. Bunu kim yapıyor? Muhtemelen siyaset kurumu... Eminağaoğlu da siyaset kurumundan şekvacıydı... Bir Başbakan’a sallıyordu... Dönüp, bir parlamentoya... Bir bakanlara... Bir Cumhurbaşkanı’na... Herkes payını alıyordu söylediklerinden. Muhammet Bey daha da öteye geçiyor, “siyaset kurumunun hesaplaşmasının sadece sandıkla olamayacağını” söylüyor. Nasıl mı? Buyurun okuyalım: “Hiç kimse bize, siyaset kurumunun hesaplaşmasının sadece sandıkta yapılacağı gibi çağdışı bir anlayışı dayatmaya kalkmasın. Bugün millet iradesi diye ortaya çıkanlar, bağımsız yargıyı yok etme girişimi ile demokrasiye verdikleri telafisi imkânsız zararların her seçim döneminde sandığa giderek hesabını verebileceklerini mi sanıyorlar?”Sizi bilmem ama, ben korktum bu açıklamadan. Ne demek istiyor Muhammet Bey? Siyaset kurumunun hesaplaşması sandıkta olmayacak da, nerede olacak? Memlekette (ve bu arada yargıda) ne olup biteceğine parlamento karar vermeyecek de, kim karar verecek? Muhammet Bey’in, konuşmasının sonunda, “Cübbelerimizi çıkarmamızı isteyenler, YARSAV cübbesine daha sıkı sarılacağımızı bilmeliler” şeklinde bir meydan okuyuşu var ki, bütün korkularımıza tuz biber ekiyor. Bütün mesele de bu zaten... Hukukçunun kuşanacağı şey “hukuk cübbesi” mi olmalı, YARSAV cübbesi mi olmalı?” Başvurucu 4/6/2010 tarihli dava dilekçesiyle Star gazetesinin sorumluları aleyhine yazıda yer alan bilgilerin doğru olmadığı, basın açıklamasını çarpıtan bir yazı olduğu, hakkında ithamlarda bulunularak kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 21/12/2010 tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"… Davaya konu Star Gazetesi'nin 2010 tarihli davalı Ahmet Kekeç'in köşesindeki "Ben Korktum Bu Yargıç'tan" başlıklı yazıda; davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiası ile iş bu manevi tazminat davasının açıldığı, dava konusu yazının içeriğinde "bir hukukçudan, bir yargıçtan, bir meslek kuruluşu mensubundan duymaya alışık olmadığımız sert, öfkeli (militan tavırlı demek istemiyorum) dik duruşlu bir açıklama. Kızıyor Muhammet Bey......her şeye kızıyor........Herkes payını alıyordu söylediklerinden. Muhammet Bey daha da öteye geçiyor "Siyaset kurulunun hesaplaşmasının sadece sandıkla olamayacağını" söylüyor.....Sizi bilmem ama ben korktum bu açıklamadan, ne demek istiyor Muhammet Bey ? siyaset kurulunun hesaplaşması sandıkta olmayacak da nerede olacak? Memlekette (ve bu arada yargıda) ne olup biteceğini parlamento karar vermeyecek de kim karar verecek......şeklindeki ifadelerin yer aldığı, dava konusu yazıda kullanılanifade şeklinin olayın gösterdiği özelliklere ve anlatılmak istenen amaca uygun olduğu, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, yazıda eleştiri sınırlarının aşılmadığı, davacının kişilik haklarına doğrudan bir saldırının bulunmadığı, toplumsal eleştiri hakkının kullanıldığı anlaşıldığından belirtilen nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiştir." Anılan karar, başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesinin 20/3/2012 tarihli ve E.2011/2384, K.2012/4451 sayılı ilamıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 5/12/2012 tarihli ve E.2012/9777, K.2012/18568 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Nihai karar 17/1/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 1/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddesinin şöyledir: “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”