Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Birinci başvurucu, doğum sancılarının başlaması üzerine İstanbul Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) başvurarak 17/2/2012 tarihinde normal doğum yapmış ve 120 gram ağırlığındaki ikinci başvurucuyu dünyaya getirmiştir. Birinci başvurucu ve eşi (baba), doğum esnasında meydana gelen omuz takılması ve bu esnada gerçekleştirilen müdahalelere bağlı olarak bebeğin engelli olarak doğduğunu bilirkişi aracılığıyla tespit ettirdiklerini belirterek iş göremezlik ve güç kaybına ilişkin maddi tazminat ile manevi tazminat taleplerinin karşılanması için Sağlık Bakanlığına (İdare) 2/8/2012 tarihinde başvuruda bulunmuştur. Söz konusu başvuruya altmış günlük süresi içinde cevap verilmemiştir. Başvurucular 31/10/2012 tarihinde, doğum esnasında meydana gelen olaylar neticesinde bebeğin sakat kaldığı iddiasına dayanarak maddi ve manevi tazminat talebiyle İdareye karşı tam yargı davası açmıştır. Başvurucular hamilelik boyunca Mimar Sinan Semt Polikliniğinde kontrollerin yapıldığını, doğum anına kadar bebeğin sağlıklı olduğunu, doğumun gerçekleştiği hastanede annenin sezaryen doğum yapmak istediğini çok kez doktorlarına bildirdiğini, ayrıca normal doğum konusunda ortaya çıkabilecek risklere ilişkin hiçbir bilgilendirme yapılmadan doğum için girişimlere başlandığını ifade etmiştir. Başvurucular doğumda yaşanan zorlanma esnasında bir hemşirenin annenin karnı üzerine çıkarak aşırı bir baskı uyguladığını ve annenin balon patlaması şeklinde bir ses duyduktan sonra bayıldığını ileri sürmüştür. Başvurucular ayrıca, doğum sonrasında annenin diyabetik olduğunun tespit edildiğini, doğum esnasında yaşanan olaylar ve kanama sebebiyle sonrasında tedavi gördüğünü, doğum sırasında meydana gelen zedelenme neticesi bebeğin kolunda hasar oluştuğunu, sezaryen ile doğum yaptırılsaydı annenin ve bebeğin yaşadığı sıkıntıların yaşanmayacağını ileri sürmüştür. İstanbul İdare Mahkemesinde (Mahkeme) görülen davada Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulundan (ATK) rapor istenmiştir. 21/5/2014 tarihli Raporun "Tıbbi Belgeler" kısmında hamilelik döneminde takibin yapıldığı anlaşılan Tuzla Devlet Hastanesinin 17/11/2011 ve 8/12/2011 tarihli iki obstetrik USG incelemesine yer verilmiş, bu incelemelerin ilkinde 24 hafta iki günlük tahmini fetal ağırlığın 674 gram olduğu, normal doppler değerlerin saptandığı belirtilmiş; ikincisinde ise fetal ağırlık bilgisine yer verilmemiştir. Raporda başvurucu annenin hastaneye gelişinden sonra doğum öncesi yapılan ilk muayenesi ve devam eden takibine ilişkin bilgilere de yer verilmiştir. Doğumun başlamasıyla birlikte yapılan ölçümlerin sonuncusunda ise collum açıklığının tam olduğu ve bebeğin baş gelişinin olduğu belirtilmiş, annenin doğum esnasında zorlanması üzerine Mc Roberts manevrası ve suprapubik bası uygulandığı, sonrasında bebeğin omuzlarının hemen doğrultulduğu bilgisine yer verilmiştir. Doğumun hemen sonrasında bebeğin 120 gram ağırlığında ve 54 cm boyunda olduğu kaydedilmiştir. Anneye ilişkin olarak ise doğum sonrasında collum alt yüzde laserasyon tespit edildiği ve kanama takibine alındığı belirtilmiştir. Raporda yer alan ifade ve bilgilerden, ısrarlı sorgulamalara rağmen annenin diabetik olduğunu doğumdan sonra söylediği, doğum sonrasında yapılan tetkiklerde diyabetik olduğunun tespit edildiği ve buna ilişkin tedavi gördüğü anlaşılmaktadır. Bebeğin doğum öncesi ağırlığına ilişkin olarak ATK'nın raporuna yansıyan bilgi, raporun "Savunmalar" kısmında yer almaktadır. Hastanenin Kadın Doğum Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Dr. O.Ü., önceki muayenelerine ilişkin ultrasonografi bulguları ve gebelik kontrollerine dair herhangi bir belge olmayan başvurucu annenin geliş muayenesinde tespit edilen ilk bulgular gözönünde bulundurulduğunda bebeğin tahmini ağırlığının 750 gram olarak değerlendirilebileceğini ifade etmiştir. Yine rapora yansıyan belgelerden doğum sonrasında bebeğin omuz ve kolunda meydana gelen probleme ilişkin olarak hastanede yapılan müdahalenin ardından bebeğin ağırlığının 990 gram olarak ölçüldüğü anlaşılmaktadır. Raporun sonuç kısmı ise şöyledir:"...doğum öncesi doğumun normal koşullar dışında gerçekleşebileceğine ilişkin herhangi bir tıbbi bulguya rastlanmadığı, miadında normal doğum olarak hastaneye yatırılan annenin doğum öncesi muayenesinin ilgili hekim tarafından yapıldığının anlaşıldığı, doğumun vaginal yoldan sonlandırıldığı, mevcut tıbbi belgelerde bebeğin fiziksel gelişimin[in] normal olduğu, söz konusu bulguların normal yoldan doğum yaptırılma sınırları içinde değerlendirildiği, sezeryan[sezaryen] endikasyonunun bulunmadığı, doğum eyleminde uzama yada[ya da] aksaklık bildirilmediği, söz konusu bulgularla kişiye normal doğum yaptırılmasının doğru bir yaklaşım olduğu, küçükte saptanan brakial pleksus, klavikula kırığının lezyonunun normal doğum eylemi sırasında tüm özenin gösterildiği durumlarda dahi bebeğin vaginal yoldan çıkartılması sırasındaki manevralara bağlı olarak görülebildiği ve öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olarak nitelendirildiği, bebeğin fiziksel gelişimi, doğum öncesi tetkik sonuçları bir bütün olarak değerlendirildiğinde,Doğum eylemi sırasında bebekte brakial pleksus, klavikula kırığı lezyonu oluşması yönünden ilgili sağlık personellerine atfı kabil bir kusur tespit edilemediğine oy birliği ile..." Başvurucular, rapora itiraz etmiştir. 12/6/2014 tarihli dilekçede; doktorların veya kurumun meslek kurallarına aykırı hareket edip etmediği hususunun raporda ele alınmadığı, başvurucunun normal doğumu reddetmesine rağmen bilgi de verilmeksizin normal doğuma zorlandığı, bebeğin ağırlığı ve hamilelik şekerine ilişkin değerlendirme yapılmadığı dile getirilmiş, uzman hekimlerden oluşan bir rapor alınarak söz konusu hususların aydınlatılması talebinde bulunulmuştur. Mahkeme 18/6/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda ATK raporuna yer verilmiş ve başvurucuların söz konusu rapora ilişkin itirazlarının yerinde görülmeyerek raporun bilimsel olarak yeterli olduğu belirtilmiştir. Başvurucular 26/10/2015 tarihli dilekçeyle temyiz başvurusunda bulunmuştur. Dilekçede, rapora ilişkin itirazlar tekrar edilmiş, annenin sezaryen doğum istemesine rağmen gerekli değerlendirme yapılmadan ve bu hususta doğacak risklere ilişkin bilgi verilmeden normal doğuma zorlandığı dile getirilmiş ve yeni bir rapor alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucuların temyiz talebi Danıştay Onbeşinci Dairesince 18/6/2016 tarihinde, karar düzeltme talepleri ise 17/1/2017 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar, başvuruculara 15/2/2017 tarihinde tebliğ edildikten sonra 17/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.