13. Hukuk Dairesi 2015/10933 E. , 2016/17641 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, asıl davada eşi ... davalı doktor ... tarafından davalı şirkete ait hastanede ameliyat edildiğini, doktorun hatası ve özensizliği nedeniyl…
**13. Hukuk Dairesi 2015/10933 E. , 2016/17641 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, asıl davada eşi ... davalı doktor ... tarafından davalı şirkete ait hastanede ameliyat edildiğini, doktorun hatası ve özensizliği nedeniyle eşinin öldüğünü ileri sürerek yapılan tedavi ve defin masrafları için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 25.000-TL maddi, 100.000-TL manevi tazminatın davalılardan tahsili talebinde bulunmuş, birleşen Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/218 Esas, 2008/276 Karar sayılı dosyasında ise kendisi adına asaleten, oğlu Alp Ayhan Özkan’a velayeten şimdilik 100.000-TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan tahsilini istemiştir. Davalılar, yapılan ameliyat ve sonrasında gelişen ölüm nedeniyle kendilerine atfedilecek bir kusurun bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, davalıların kusurlu olmadıkları gerekçesi ile asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava, davalı doktor tarafından laporoskopik cerrahi yöntemi ile gerçekleştirilen mide bandı uygulaması, gelişen mide perferasyonunu takiben yapılan açık ameliyat sonucu hastanın ölümünden kaynaklı maddi ve manevi tazminat isteklerine ilişkindir. Mahkemece, Bakırköy 9.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2006/466 E. Sayılı dosyasında görülen dosyadan ve bu dosyaya kazandırılan davalı tarafa kusur izafe etmeyen 16/17.04.2009 tarihli Sağlık Şurası Kararı'ndan sözedilip, eldeki dava dosyasında alınan 29.11.2010 tarihli bilirkişi heyeti raporuna itibar edilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Ne var ki, anılan ceza dosyasına kazandırılan Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 27.05.2005 tarihli raporunun sonuç kısmında " ... kişinin ölümünün 15.08.2003 tarihinde uygulanan ameliyat dikiş yerindeki kaçak ve buna bağlı gelişen karın içi peritonite bağlı sepsis ve multi organ yetmezliğinden ileri gelmiş olduğu ... " , Adli Tıp Kurumu 2. Tıp İhtisas Kurulu'nun 19.04.2006 tarihli raporununun sonuç kısmında da " ... ileri derecede laporoskopik denemiyi ve beceriyi gerektirdiği, cerrahi problem olmasa da bu hastalarda kardiyak ve solunumsal problem çıkma olasılığı çok yüksek olduğundan riskli hasta grubuna girdiği, bu tür hastalarda postoperatif olarak anormal bir gidiş söz konusu olduğundan mutlaka bir komplikasyon olabileceği düşünülmesi gerektiği, hastada ise mevcut perforasyonun postoperatif 3. günde saptandığı ve intraabdominal sepsis tablosununun oturmuş olduğu, bu nedenle zamanında mide perferasyonunun saptanmaması nedeniyle gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği ... " mütalaa edilmiş, ancak gerek hükme esas alınan 29.11.2010 tarihli bilirkişi heyeti raporunda, gerekse mahkeme gerekçesinde anılan adli tıp raporları üzerinde durulmamıştır. Diğer yandan, hükme esas alınan (29.11.2010 tarihli) bilirkişi raporunun da yeterli olduğunu söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır. Zira, raporun 9. bendinde " 17.08.2003 tarihli gözlem raporlarında ... hastaya çekilen ayakta batın grafisinde hava – sıvı seviyelerine rastlandığı ... ", 10. bendinde ise " .. 18.08.2010 tarihinde ... ve radyolojik tetkikte karın içinde serbest havanın bulunuması sonucu ikinci ameliyat yapılmış olduğu anlaşılmaktadır." ifadelerine yer verilmiş, raporun sonuç kısmında ise " ... Tedavi süresince uygulanan yöntemler yeterli olmakla birlikte sadece zamanlaması tartışılabilir... " denilmiştir. Sözü edilen Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nun raporunda da " ... zamanında mide perferasyonunun saptanmaması nedeniyle gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği..." ifadesiyle bu hususa yönelik mütaalada bulunulmuştur. Hal böyle olunca, adli tıp raporlarıyla saptanan ameliyat dikiş yerindeki kaçağın laporoskopik müdahalenin hatalı veya yetersiz uygulanmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, buna bağlı gelişen mide perferasyonunun tanısında geç kalınıp kalınmadığı, tanı ile yapılan açık ameliyat ve sonrasında gelişen ölümde doktor hatası olup olmadığı hususunun üniversitelerin Tıp Fakültelerinden seçilecek konusunda uzman içlerinde genel cerrah, gastroenterolog doktorunda olduğu 5 kişilik bilirkişi kurulundan taraf mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli yeni bir rapor alınmalı, sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Bu yönler gözardı edilerek eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usül ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 27,70 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.