İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 10/02/2026 YAZIM TARİHİ : 10/02/2026 ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, istinaf talebinin süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirilmiş olduğu ve istinafa başvuru koşullarının mevcut olduğu dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucu anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonucunda; İDDİALARIN ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesi ile; mü…
T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/2187 - 2026/259 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/2187 KARAR NO : 2026/259 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I Başkan : Üye : Üye : Katip : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : ... NUMARASI : ... Esas ve ... Karar DAVACI : ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 10/02/2026 YAZIM TARİHİ : 10/02/2026 ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, istinaf talebinin süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirilmiş olduğu ve istinafa başvuru koşullarının mevcut olduğu dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucu anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonucunda; İDDİALARIN ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili şirket ile davalı ... arasında adli yazılı şekilde "Franchise Ön Sözleşmesi" imzalandığını, taraflar arasında imzalanan işbu sözleşme adi yazılı şekilde yapıldığını, isim hakkı Proje ve Danışmanlık Hizmet Bedeli adı altında yazılı şekilde yapıldığını, isim hakkı Proje ve Danışmanlık Hizmet Bedeli adı altında 50.000,00.TL+KDV dahil bedeli, franchise ön sözleşmesinin imzalanmasına müteakip peşin olarak müvekkili şirket tarafından davalı şirkete ödeneceğinin kararlaştırıldığını, faaliyet gösterilecek dükkanın dekorasyonuna yönelik ahşap, reklam, tabela, giydirme, mutfak ekipmanları, personel giyim, masa malzemeleri, bilgi işlem yazılım hizmetleri gibi tüm işlerin davalının belirlediği şekilde yapılacağını, ... ibareli olacağını, müvekkili şirketin satacağı döner etleri ve kavram yağları davalı şirket tarafından temin edilerek müvekkiline satış yoluyla teslim edileceğini, cari hesap usulü çalışılacak ve sadece davalı tarafın temin ettiği etlerin kullanılacağını, işbu ön sözleşme gereği ödenmesi işbu karar 5070 Sayılı Yasa Hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalandığını, gereken 50.000,00.TL'nin .. tarihinde davalı şirket hesabına ödendiğini, müvekkili şirketin ön sözleşmenin imzalandığı ve ödeme yapıldığı sıralarda henüz kuruluş aşamasında olması sebebiyle faturanın ... tarafından düzenlendiğini, müvekkilinin tüm ticari defterlerinde de bu isimle yer aldığını, ...'ya ait hesaptan 25.000,00.TL şeklinde gönderildiğini, ilk etapta gönderdiği etlerden memnun kaldığını ancak ... tarihinde gönderilen 598 kg et ve 126 kg kavram yağının oldukça kokuşmuş ve bozulmuş olarak teslim edildiğini, toplam bedelin 21.511,73.TL olduğunu, ... tarafından imha edildiğini, 126 kg yağın fiyat farkı olarak cari hesaptan düşüldüğünü, 100 kg iade faturası olarak yansıtıldığını, davalının kabul ve ikrarının olduğunu, toplamda 29.928,23.TL zararının bulunduğunu ,... tarihindeki etlerle ilgili olarak %50 fire verildiğini, ... Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye Franchise ön sözleşme bedelinin, 24.153,00.TL, 498 kg et bedeli, 29.928,33.TL 580 kg et ve 144 kg yağ bedeli şeklindeki zararlarının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 104.081,00.TL maddi tazminatın, 50.000,00.TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile müvekkiline verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ : ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararı ile; her ne kadar davacı ön sözleşmesi ve ana sözleşmenin imzalanmaması nedeni ile ön sözleşme uyarınca davalıya gönderilen isim hakkı bedelinin iadesini talep etmiş ise de, davacı şirketin ve ...'nın, davalıya ait isim hakkını ön sözleşme tarihinden kasım ayının sonuna kadar kullandığını, dolayısıyla davacının da davalının isim hakkından faydalandığı ve müşterilerine bu isim adı altında hizmet sunduğunu, bu nedenle isim hakkı bedelinin iadesini de talep edemeyeceğini, kaldı ki ön sözleşmenin davacı şirket tarafından değil dava dışı ... tarafından imzalandığını, isim hakkı bedelinin de davacı şirket tarafından değil, dava dışı ... ve ... tarafından davalıya gönderildiği ve alınan bilirkişi raporuna göre bu ödemelerin davacı şirket kayıtlarına yansıtılmadığını, şirket varlığından bir ödeme yapılmadığını, davacı ... ve ... tarihlerinde gönderilen etlerin ayıplı çıktığını iddia ederek teslimata konu etlere ilişkin fatura bedellerinin iadesini talep etmiş ise de, dava dilekçesindeki ve aşamalardaki anlatımlara göre gönderilen etlerin açıldığı anda koktuğu, etin kan ve su içinde yüzdüğü, bu nedenle iddia edilen ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğunu, ancak tacir olan davacının TTK 23/1-c maddesi uyarınca teslimden itibaren 2 gün içerisinde yine TTK’nın 18. maddesinde belirtilen usullerle bu durumu davalıya bildirmesi gerekirken süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, kaldı ki dava dilekçesi ekinde sunulan imha tutanakları incelendiğinde ayıplı olduğu iddia edilen etlerin imhasının da yasaya aykırı olduğunu, zira İlçe Tarım Müdürlüğü veya zabıtaya haber verilmeden imha işlemi yapıldığını, davacı tarafından her zaman tanzimi mümkün olan ve davalının katılımı olmaksızın davacı tarafından tek taraflı düzenlenen tutanakların bir geçerliliğinin bulunmadığını ve hükme esas alınamayacağını,davacı şirket manevi tazminat talep etmiş ise de sözleşmeye aykırı fiillerin tek başına manevi tazminatı gerektirmeyeceğini, bunun için 6098 sayılı TBK' nın 58. maddesinde de belirtildiği üzere davacının kişilik haklarının zarar görmesi gerektiğini, ancak somut olayda ayıplı mal teslimi ve sözleşmeye aykırı davranışın davacı tüzel kişiliğin kişilik haklarını zedelediği ile ilgili bir delil sunulmadığını, zaten ayıplı mal tesliminin de resmi makamlar tarafından tutulmuş bir tutanağa değil davacı tarafından tek taraflı tutulan tutanağa dayandırıldığını, davacının ayıplı ve kokmuş şeklide et sattığı ya da bu hususta müşterileri tarafından şikayete uğradığı gibi hususlarda başkaca her hangi bir delil de sunulmadığını, bu nedenlerle; manevi tazminat isteminin reddine, davacının iş bu taleplerinin reddine, isim hakkı bedeli yönünden de davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. DAVACI VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf talebi ile; davalı taraf ve müvekkili şirket arasında Franchising ana sözleşmesi imzalanmamış olduğundan davalı tarafın ön sözleşme ile üzerine düşen taahhüt ve yükümlülüklerine uygun davranmamış olmasından ve müvekkil şirketin markadan beklediği faydayı elde edememiş olmasından ve müvekkili şirketin markadan beklediği faydayı elde edememiş olmasından ötürü isim hakkı bedeli altında ödenen meblağın sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca tazmini gerektiğini, isim hakkı bedeli her ne kadar şirket haricindeki şahıslar tarafından ödenmiş ise de yapılan ödemenin müvekkili şirket adına ve şirket hesabına yapılmış olduğundan haksız şekilde tahsil edilen tutarın iadesi gerektiğini, ayıplı ve bozuk olarak teslim edilen şirketçe imha edilen et ve yağ bedelleri yönünden dosyada mevcut yazışma kayıtlarında müvekkili şirketin ayıp ihbarı ile davalı şirketin kabul ve ikrarlarının bulunduğunu, davalı şirketin kendi ticari itibarını düşünerek müvekkil şirkete değişim yönünden taahhütte bulunmuş olduğu ve müvekkil şirketin Belediye veya İl Müdürlüğü ekiplerini bekleyecek süresinin olmaması nedeniyle il veya ilçe belediyesine veya il Tarım ve Orman Müdürlüğüne haber verilmediğini, imha tutanaklarında adı geçen ve imha sürecinden birinci dereceden bilgi ve görgü sahibi olan şahısların tanık olarak beyanına başvurulmasının talep edilmesine karşı mahkemece işbu talebinin değerlendirmeye alınmadığını, davalı tarafın hukuka aykırı davranışları nedeni ile müvekkil şirketin ticari itibarının zedelenmesi arasında illiyet bağı bulunduğunu, müvekkil şirketin manevi zararlarına karşılık 50.000,00.TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalı taraftan alınarak müvekkiline verilmesi gerektiğini, bu nedenle; tehir-i icra talebinin kabulüne, istinaf talebinin kabulü ile kararın istinaf sebepleri doğrultusunda bozularak kaldırılmasına, Franchising ön sözleşmesi kapsamında 'isim hakkı bedeli' adı altında müvekkil şirketçe davalı tarafa 50.000,00.TL ödendiğinin davalı tarafa ait defterlere işlendiği ve bu bedelin davalı tarafça tahsil edildiği dekontlar ve Bilirkişi Raporu ile sübuta erdiğinden 50.000,00.TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, imha sürecinden birinci dereceden görgü sahibi ..., ... ve ...'nın tanık olarak mahkeme huzurunda dinlenilmesine, dosyada mevcut ödeme dekontları ve faturalar uyarınca davaya konu tüm taleplerin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin, ... Esas, ... Karar sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamı, HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE : Dava, Franchise Ön Sözleşmesinden Kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesi'nce davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuruda bulunulduğu anlaşılmıştır. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Franchise sözleşmesi; konusu mal ve/veya hizmetin sürümü ve dağıtımı olan sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme olup, bu sözleşme ile mal ve/veya hizmeti üreten ve/veya satan franchise veren; adı, sembolü, markası gibi gayri maddi mal ve değerlerini kullanarak bunların sürümünü yapma hakkını bir bedel karşılığında, belirli bir bölgede kendi ad ve hesabına çalışan bağımsız kişilere (franchise alanlara) vermeyi borçlanmaktadır. Franchise veren bu sözleşme ile mal ve/veya hizmetlerin en iyi şekilde pazarlanmasını sağlamak için pazar araştırması ve tanıtım (reklam) yapmak, bu konuda kendine özgü bir anlayış geliştirerek bir organizasyon kurmak ve franchise alanları çalışmalarından yararlandıracak şekilde bu organizasyona dahil etmek yükümlülükleri üstlenmektedir. Franchise alan ise, franchise bedeli ödeme dışında ayrıca sözleşme konusu malların sürümünü destekleme, bu konudaki tüm bilgileri franchise verene aktarma, franchise verenin pazarlama ilkelerine ve talimatlarına uyma, eğitim programlarına katılma ve bu doğrultuda işletmeyi yürütme yükümlülüğü altına girmektedir (Kırca, Çiğdem: Franchise Sözleşmesi, Ankara, 1997, s. 19-20). Görüldüğü üzere franchise sözleşmesi her iki tarafın da borç altına girdiği karşılıklı edimler içeren bir sözleşme olup, her bir tarafın borcu diğer tarafın borcunun karşılığını oluşturmakta ve edimler arasında değişim söz konusu olmaktadır. Başka bir deyişle franchise sözleşmesinde franchise alan ile franchise verenin borçları aynı zamanda diğer tarafın ediminin karşılığını ihtiva etmektedir. Franchise verenin kendisine ait franchise sistemini franchise alana kullandırma ve onu ticari faaliyeti sırasında devamlı olarak destekleme yükümlülüğüne karşılık, franchise alanın franchise verenin mal veya hizmetlerin sürümünü kendi nam ve hesabına yürütme ve franchise verene belli bir bedel ödeme yükümlülüğü gelmektedir. Ayrıca franchise alanın, franchise verene karşı onun menfaatlerini koruma, sırlarını saklama, gerektiğinde hesap verme gibi güven ve sadakate dayanan yükümlülükleri vardır. Franchise sözleşmesi, kanunlarda düzenlenmiş isimli sözleşmelerin unsurlarını içerebileceği gibi, isimsiz sözleşmelerin unsurlarını da içerebilir. Nitekim franchise sözleşmesi genellikle satış, kira veya ürün kirası, hizmet, acente, vekâlet, adi ortaklık gibi isimli sözleşmelerle, lisans, know-how ve tek satıcılık gibi isimsiz sözleşmelerin unsurlarını içermektedir. Franchise sözleşmesi, isimli ve isimsiz sözleşmelerin unsurlarından oluştuğu için niteliği itibariyle kendine özgü isimsiz bir sözleşmedir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2018, s. 970). Franchise sözleşmesinin kendine özgü isimsiz bir sözleşme olması nedeniyle taraflar sözleşmede somut uyuşmazlığa ilişkin bir kural öngörmüşlerse her şeyden önce bu kuralın uygulanması gerekmektedir. Ayrıca bu sözleşmeler dürüstlük kurallarına ve iş ilişkilerinde yaygın teamüllere göre yorumlanıp tamamlanmalıdır. Ancak tarafların iradelerinin anlaşılması ve sözleşmenin yorumlanması mümkün olmuyorsa, bu durumda Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 1’inci maddesinin uygulanması gündeme gelecektir. Franchise sözleşmesi, kanunlarda düzenlenmiş isimli bir sözleşme olmadığı için tabi olacağı şekle ilişkin bir hüküm de yoktur. Bu durum karşısında franchise sözleşmesinin geçerliliği 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 11’inci maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 12’nci maddesi) gereğince herhangi bir şekil şartına bağlı değildir. Ancak, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 15/2’nci maddesinde tescilli markalar üzerindeki ve 551 sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 86/2’nci maddesinde ise tescilli patentler üzerindeki sağlar arası hukuki işlemlerin yazılı şekilde yapılacağı öngörüldüğünden marka ve patent lisansı unsurlarını içeren franchise sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması gerekir (6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 148’inci maddesi). 6098 Sayılı Borçlar Kanun'unun "Ön Sözleşme" başlığını taşıyan 29. maddesinde; “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, sözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.” hükmü yer aldığından, bir akdin geçerliliği hangi şekle tabi ise ön sözleşmenin de bu şekle uyularak yapılması gerekir. Franchise sözleşmesinin geçerliliği için yasalarımızda öngörülmüş şekil şartı bulunmadığından, ön sözleşme içinde şekil şartı aranmayacaktır. Franchise sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen sözleşme olması nedeniyle "Franchise Ön Sözleşmesi" de iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme niteliğindedir. Davacı tarafça davalıya isim hakkı bedeli olarak ödenen 50.000,00 TL nin isim hakkından beklenen faydanın sağlanamamış olması nedeniyle iadesi yönünde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması yönünde istinaf talebinde bulunulmuş ise de taraflar arasında akdedilen bila tarihli ön sözleşmenin 4 nolu maddesinde 50.000,00 TL nin isim hakkı, proje, danışmanlık hizmetleri bedeli olarak kararlaştırıldığı, tarafların ticari defterlerinde yapılan bilirkişi incelemesinde davacı şirket defterlerinde davalıya bu kapsamda yapılmış bir ödemenin bulunmadığı, davalı tarafından tedarik etlerin ayıplı olup olmadığının imha işlem ve başvuruları usulüne uygun yapılamadığından tespit edilemediği, bu kapsamda davalının kusurunun davacı tarafça ispat edilemediği ve sözleme süresince davacının bu haktan faydalandığı anlaşılmakla davacının bu yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. Davacı tarafça her ne kadar davalı tarafça tedarik edilen etlerin bozuk olduğu ve imha edildiği iddia edilmiş ise de söz konusu imha işlemlerin usul ve yasaya uygun olarak yapılmamış olması, imha işlemleri için gerekli başvuruların yapılamamış olması, imha işlemlerinin yetkili makamlarca yapılmamış olması, etlerin taşınması ve saklanması esnasında gerekli koşullara uyulup uyulmadığı hususunun davacı tarafça ispat edilememiş olması sebebiyle davacının bu yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. Davacı tarafça davalı tarafça teslim edilen etlerin kan ve su içerisinde yüzdüğünün belirtildiği bu kapsamda ayıbın açık ayıp olduğu anlaşılmıştır. Ayıba ilişkin sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz derhal ihbar etmelidir.(Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172) Derhal kavramını, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfetini düzenleyen 6102 sayılı TTK'nın 23/1-c maddesi uyarınca, ticari satışlarda; “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı 2 gün içerisinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme soncunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, TBK'nun 223. maddesinin 2. fıkrası uygulanır” hükmüne yer verilmiştir. Bu kapsamda davacının süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunmadığı anlaşılmakla davacının bu yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. Davacının manevi tazminata yönelik istinaf sebepleri yönünden yapılan değerlendirmede davacı tarafça müşteri ve itibar kaybı yaşadığı yönünde ilk derece mahkemesi kararı istinaf edilmiş ise de tüzel kişilerin bu kapsamda manevi tazminat talebinde bulunabilmesi için ağır bir saldırıya uğraması gerekir. Buna ek olarak müşteri kaybı ve sözleşmeye aykırılık tek başına manevi tazminat hakkı doğurmaz. Ticari bir uyuşmazlıkta yaşanan ekonomik kayıplar şartları oluşmuş ise de maddi zararın konusu olabileceğinden ve davaya konu olayda davacının kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilebilecek bir hususun bulunmadığı, dolayısıyla ortada kanunun aradığı niteliklere uygun haksız bir fiilin mevcut olmadığı, buna göre Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesindeki manevi tazminatın yasal koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından davacının manevi zararı ispatlanamadığından bu yöndeki istinaf sebeplerinin de reddi gerekmiştir. Yukarıda belirtilen sebeplerle ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere : 1)-...Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2)- 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL istinaf karar harcının mahsubu ile bakiye 651,30-TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA, 3)-6100 sayılı HMK'nın 326/1 maddesi gereğince davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4)-6100 sayılı HMK'nın 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 5)-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının kararın kesinleşmesi halinde İADESİNE, 6)-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesince karar tebliğ işlemlerinin Dairemizce YAPILMASINA, Dair, dairemizce dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda oy birliğiyle, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b-1 bendi gereğince aynı kanunun 361/1 maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 10/02/2026 tarihinde karar verildi. Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır