10. Hukuk Dairesi 2024/247 E. , 2024/996 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1748 E., 2023/2406 K. KARAR : Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 14. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/152 E., 2021/145 K. Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf
**10. Hukuk Dairesi 2024/247 E. , 2024/996 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1748 E., 2023/2406 K. KARAR : Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 14. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/152 E., 2021/145 K. Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali ve istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı asil dava dilekçesinde özetle; 6698934542 Bağ-Kur numarası ile 25.09.2010 tarihinden bu yana isteğe bağlı sigortalı olduğunu, 17.05.2012 tarihinde 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 ncı maddesinde belirtilen vergiden muaf işleri yapanlardan, evde el işi ve örgü yapan ev kadını olarak isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen prim ödeme gün sayısından faydalanmak istediğini dilekçeyle belirtiğini, bunun üzerine gerekli evraklar ve işlemler sonucunda sigortalılığının bu şekilde düzenlendiğini, o günden bu yana da belirtilen gün ve prim ödeme gün sayısı üzerinden primlerini düzenli olarak aksatmadan ödemekte olduğunu, Haziran 2019 itibariyle prim ödeyememesi üzerine, bunun nedenini araştırmaya başladığını, Buca SGK Müdürlüğüne gittiğinde dosyasında esnaf muafiyet belgesinin olmadığının söylendiğini, bunu temin etmesinin söylemesi üzerine, Vergi dairesinden gerekli evrakları 20.06.2019 tarihinde düzenletip Buca SGK Müdürlüğüne teslim ettiğini, ayrıca bir dilekçe yazmasını söylendiklerini, dosyasının tekrar inceleneceğini belirtiklerini, bunun üzerine dilekçesini verdiğini ve beklemeye başladığını, belirli aralıklarla e-devlet üzerinden SGK işlemlerini borç durumunu kontrol ettiğinde kendisine 10 bin liraya yakın borç ve 5000 lira da faizi şeklinde bir borç tahakkuk ettiğini gördüğünü, daha sonra SGK Buca İlçe Müdürlüğünden davet edilmesi üzerine, görüşmek için oraya gittiğini, ilgili memurun, kendisine, dosyasında 17.05.2012 tarihinde, yani isteğe bağlı sigortalı olarak prim indiriminden faydalanmaya başladığı günden itibaren bugüne kadar vergi muafiyet belgesini getirmediğini, bu nedenle eksik kalan primlerin borca dönüştürüldüğünü, bu borcu ister tahakkuk ettiğinde, peşin olarak ödemesi gerektiğini ödemezse faizi ile birlikte primlerinden kesilip en az bir buçuk sene geriye düşürüleceğini söylediğini, 17.05.2012'de o belgeyi verip vermediğini veya o tarihte kendisinden belgenin istenildiğini hatırlamadığı için kendisinin de araştırdığını, çünkü aradan 7 yıl geçmiş olduğunu, araştırma neticesi 3 yılda bir istenen vergi muafiyet belgesinin 27.07.2012 tarih 28366 sayılı resmî gazetede yayımlanan 283 sayılı gelir vergisi genel tebliğinde bahsedildiğini öğrendiğini, yani bu tarihten itibaren 27.7.2012 tarihinden itibaren SGK tarafından mükelleflerinden 3 yılda bir vergi muafiyet belgesi istenmeye başlandığını, daha öncesinde böyle bir belge talep edilmediğini, kendisinin de bu tarihten önce yani 17.05.2012 tarihinde bu statüye geçtiğine göre kendisinden de bu belgenin istenmemiş olduğunu, istenen diğer belgelerle işlemlerinin yapıldığını ve sigortalılığının düzenlendiğini, o tarihten bu yana hiç aksatmadan düzenli olarak primlerini ödediğini, kendisinden hiçbir belge talep edilmediğini, o tarihte istenmeyen belgenin aradan 7 yıl geçtikten sonra istenmesinin hukuki ve doğru olmadığını düşündüğünü, ayrıca isteğe bağlı sigortalılığa başladığı tarihten bu yana belirttiği gibi 7 yıllık bir süre geçtiğini, bu süre içerisinde kendisine hiçbir tebligat yapılmadığını, evrak eksikliği yönünden hiçbir yazılı ve sözlü tebligat yapılmadığını, eğer böyle bir şey olsaydı gerekli evrakı temin edeceğini, düzenli olarak, aylık prim borcunu ödediğini, aksatmadan bu işlemi yaptığını, buna rağmen kendisinden bu işlemin başında, 7 yıl önce istenmeyen ve kanunda, yönetmelikte belirtilmeyen kanunda yeri olmayan bir belgenin talep edildiğini, bunun üzerine borç çıkarıldığını ve bu borcu ödemezse sigortadan ve sağlık yardımından istifade edemeyeceğinin kendisine söylendiğini, kanunen 27.07.2012 tarihinden sonra bu belgenin istenmeye başladığını, tüm bu taleplerini ve açıklamalarını içeren dilekçesini 27 Ağustos 2019 tarihinde SGK Genel Müdürlüğüne iadeli taahhütlü olarak gönderdiğini, SGK' dan makul sürede cevap beklerken aradan 75 gün geçmesine rağmen hiç bir cevap alamadığını, bunun üzerine ALO 170 vatandaş hattını arayıp dilekçesi ile ilgili ne yapıldığını öğrenmek için bir kayıt oluşturduğunu, birkaç gün sonra verilen cevapta böyle bir dilekçenin olmadığı dilekçeye cevap verilmediğinin söylendiğini, bu arada mecbur tutulduğu 9.250 TL'lik borcu ödeme zorunda kaldığını, bu konularla ilgili dilekçesine cevap alamayınca bu sefer 19.11.2019 tarihinde Cumhurbaşkanlığı iletişim merkezine müracaat ettiğini, CİMER aracılığıyla kendisine 10.12.2019 tarihinde SGK tarafından verilen cevapta dosyasının incelendiği ve “ 16.5.2012 tarihli isteğe bağlı sigortalılık için müracaatta bulunduğu ve dilekçe ekinde 193 sayılı gelir vergisi Kanunu'nun 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının 6 numaralı bendinde belirtilen şartları taşıdığınıza ve kurum tarafından ileride gerekli inceleme sonucu beyanınızın aksi tespit edilirse yararlandığınız hakları kaybedeceğinize bildiğinizi dair taahhütname doldurduğunuz görülmüş ve yapılan incelemede ilgili yıllara ait ilgili belgenin bulunmadığı anlaşılmıştır, genel müdürlüğümüze belgesi olmadan kurumumuzca indirimden faydalanamayacak sonradan anlaşılan sigortalılar için talep etmeleri halinde ilgili yıllardaki isteğe bağlı fark borcunu belirtilen sürede faizsiz olarak ödeyip hizmet alabileceği talimatlandırılmıştır. Bu doğrultuda 17.09.2019 tarihinde çıkan fark borcunu ödeme talebinde bulunduğunuz ve 23.09.2019 tarihinde ödeyerek hizmetlerinizin isteğe bağlı olarak değerlendirildiği görülmüştür” denildiğini, bu uzun süre sonunda bahsedilen ve sorumlusu olmadığı evrak eksikliği nedeniyle ciddi bir borcu ödemek zorunda bırakıldığını beyanla SGK'ya başvuru tarihinden itibaren, ödemek zorunda bırakıldığı 9.250 TL'lik kişi borcunun iptal edilmesini ve ödediği tutarın kurumca hesaplanarak yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; 6552 sayılı Kanun gereğince Kuruma başvuru yapılmaksızın davanın ikame edildiğini, dava şartının gerçekleşmediğini, zamanaşımı definde bulunduklarını, 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 ncı maddesi kapsamında isteğe bağlı kadın sigortalıların tesciline ilişkin yapılacak iş ve işlemlerden bahsedildiğini, kurumlarının Güvence programında sigortalının muafiyet başlangıç ve bitiş tarihleri arasında ilgili yıl içinde belirlenmiş gün sayısı üzerinden, "Esnaf Vergi Muafiyet Belgesinde” belirtilen süreleri dışında ödenen primlerin ise Kanunun 50 nci maddesi kapsamında isteğe bağlı sigortalılık olarak değerlendirilip primlerin 30 gün üzerinden tahakkuk ettirildiğini, “Esnaf Vergi Muafiyet” kapsamı dışında olduğu halde primlerini muafiyet kapsamında ödeyen isteğe bağlı kadın sigortalılara borç oluşturulmasıyla beraber, ödenen primlere göre hizmet verildiğinde hizmet sürelerinde de eksilme olduğunun anlaşıldığını, bu nedenle Kanunun geçici 16 ncı Maddesi kapsamında isteğe bağlı kadın sigortalı olarak tescili başlatılanlardan, talep etmeleri halinde "Esnaf Vergi Muafiyet Belgesinde” belirtilen süreler dışında Kanunun 50 nci maddesi kapsamında değerlendirilen sürelerin Kanunun 88 inci maddesi 22 nci fıkrası gereğince tebliğ tarihinden itibaren Kanunun 89 uncu maddesinin 2 nci fıkrasına göre gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanarak tahsil edilerek, Kurum kodu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, Kurum işlemlerinde herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını, davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Davacının, Kurum kayıtlarına 24.09.2010 tarih, 14636912 varide sayısı ile intikal eden isteğe bağlı sigorta giriş bildirgesine göre 25.09.2010 tarihinden itibaren 6698934542 sicil numarasında tescil edildiği, 16.05.2012 tarihine kadar bu sigortalılığının devam ettiği, ...’in Kurum kayıtlarına 16.05.2012 tarih, 9.087.566 varide sayısı ile intikal eden isteğe bağlı sigorta giriş bildirgesinin ve eki taahhütnamenin bulunduğu, taahhütnamede 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 ncı maddesinde vergiden muaf işleri yapan kadın isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen prim ödeme gün sayısından faydalanmak istediğini belirttiği, buna göre ...’in 17.05.2012 tarihinden itibaren “muafiyet belgesi olan isteğe bağlı-ev kadını” kapsamında isteğe bağlı sigortalı olarak tescil edildiği, 17.05.2012 tarihinden itibaren ödediği isteğe bağlı sigorta primlerinin de muafiyet belgesi olduğu değerlendirilerek indirimli olarak ödendiği, ...’in 20.06.2019 tarihli dilekçesi ile “isteğe bağlı günlerinin güncellenmesini” talep ettiği, yazı ekinde “esnaf vergi muafiyet belgesi” bulunduğu, esnaf vergi muafiyet belgesinde faaliyet türünün; “oturdukları evlerde imal ettikleri ürünleri satanlar (GVK Madde 9/6)” olarak belirtildiği, belge geçerlilik tarihinin 20.06.2022 olduğu, ...’in Buca Sosyal Güvenlik Merkezi’ne muhatap 17.09.2019 tarihli dilekçesi ile “vergiden muaf belgemin olmadığı sürelerdeki hizmetlerimin isteğe bağlı olarak değerlendirilerek çıkan fark borcumu ödemek istiyorum” dediği ve dilekçe altında “9.250 TL borcu öğrendim, ödeyeceğim” yazılı olduğu, borcun ... tarafından 23.09.2019 tarihli Vakıflar Bankasına dekontuna göre ödendiği anlaşılmıştır. 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ile 1 Ekim 2008 tarihinden geçerli olmak üzere, vergiden muaf kadın sigortalılara indirimli isteğe bağlı sigortalı olma imkanı getirilmiştir. Söz konusu madde uyarınca; evlerde kullanılan dikiş, nakış, mutfak robotu, ütü ve benzeri makine ve aletler hariç olmak üzere, muharrik kuvvet kullanmamak ve dışarıdan işçi almamak şartıyla; oturdukları evlerde imal ettikleri havlu, örtü, çarşaf, çorap, halı, kilim, dokuma mamulleri, kırpıntı deriden üretilen mamuller, örgü, dantel, her nevi nakış işleri ve turistik eşya, hasır, sepet, süpürge, paspas, fırça, yapma çiçek, pul, payet, boncuk işleme, tığ örgü işleri, ip ve urganları, tarhana, erişte, mantı gibi ürünleri işyeri açmaksızın satanlardan bu ürünleri, düzenlenen kermes, festival, panayır ile kamu kurum ve kuruluşlarınca geçici olarak belirlenen yerlerde satanlardan herhangi bir işverene tabi olmaksızın sürekli ve kazanç getirici nitelikte yaptıklarını vergi dairelerinden alacakları yazılar ile tespit ettiren kadın isteğe bağlı sigortalılar, bu imkandan yararlanabilmektedir. Bu imkandan yararlanmak isteyenlerin ise 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinde belirtilen vergiden muaf işleri (yukarıda sayılan işleri) yaptıklarını ilgili vergi dairelerinden alacakları yazılarla belgelemeleri gerekmektedir. Davacının bu yönde Kuruma 16.05.2012 tarihinde başvurduğu ve bu tarihten itibaren indirimli isteğe bağlı sigortalı olma imkanından faydalandığı, 16.05.2012 tarihli isteğe bağlı sigorta giriş bildirgesi ekinde “taahütname” nin yer aldığı ancak “Esnaf Vergi Muafiyeti Belgesi” nin bulunmadığı, bu durumun sonradan fark edilmesi üzerine davacının 20 Haziran 2019 tarihli dilekçesi ile isteğe bağlı günlerinin güncellenmesini talep ettiği ve dilekçe ekinde davacı adına 20/06/2019 tarihinde düzenlenen Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 231432 sayılı Esnaf Vergi Muafiyeti Belgesini ibraz ettiği, buna göre 17.09.2019 tarihli dilekçesi ile de “vergiden muaf belgesinin olmadığı sürelerdeki hizmetlerinin isteğe bağlı olarak eğerlendirilip çıkan fark borcu ödemek istediğini” belirttiği ve çıkan fark prim borcu olan 9.250 TL'yi 23.09.2019 tarihinde ödediği anlaşılmaktadır. Davacının 16.05.2012 tarihli dilekçesi ekinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinde belirtilen vergiden muaf işleri yaptığını belgeleyen yazı olmadan, bu tarihten itibaren indirimli isteğe bağlı sigortalı olma imkanından faydalandığı, 16.05.2012 tarihinden sonra yaptığı prim ödemelerinden anlaşılmaktadır. Davacının talepte bulunması üzerine sonradan çıkartılan fark prim borcunu herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin ödediği de sabittir. Yapılan yargılama sonunda, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Kurum işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davanın reddine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı asil, 25.09.2010 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı olduğunu ve primlerini düzenli olarak ödediğini, 2019 yılının Haziran ayında prim ödeyememesi üzerine Kurum'a yaptığı başvuru sonrasında esnaf muafiyet belgesinin olmaması nedeni ile eksik kalan primlerinin borca dönüştürüldüğünü ve adına borç tahakkuk ettirildiğini, ilgili evrakı temin edip Kurum'a dilekçe ile verdiğini, Kurum tarafından cevap verilmemesi üzerine CİMER'e başvuru yaptığını, 27.07.2012 tarihinden itibaren Kurumun 3 yılda bir vergi muafiyet belgesi istemeye başladığını, 7 yıl sonra eksik olan belge nedeni ile işlem yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulduğunu, sigortalılığa başladığı tarihte 3 yılda bir esnaf muafiyet belgesi getirme zorunluluğunun olmadığını, sorumlu olmadığı belge nedeniyle kendisine borç tahakkuk ettirildiğini belirterek kararın kaldırılması istemiyle istinaf yasa yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında "... Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; davacının, 25.10.2010 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı iken 17.05.2012 tarihinden itibaren muafiyet belgesi kapsamında isteğe bağlı (ev kadını) sigorta kolundan girişinin yapıldığı ve bu sigorta kolundan 30.06.2019 tarihine kadar kaydının devam ettiği, bu kapsamda davacının da 17.05.2012 tarihinden 30.06.2019 tarihine kadar primlerini düzenli olarak ödediği, 2019 yılı içerisinde Kurum tarafından, davacıdan vergiden muaf olduğuna ilişkin belgenin dosyasında bulunmadığı belirtilerek muafiyet belgesinin talep edildiği, davacı tarafından ilgili Vergi Dairesinden vergiden muaf olduğuna ilişkin belgeyi alarak Kuruma ibraz ettiği, Davacı hakkında düzenlenen esnaf vergi muafiyet belgesinin geçerlilik tarihinin 20.06.2022 olarak belirtildiği ve belgenin 20.06.2019 tarih 231432 numara ile Kurum kayıtlarına intikal ettiği, ancak, Kurum tarafından, muafiyet belgesinin 2012 yılından itibaren verilmesi gerekirken verilmemiş olması nedeniyle davacının söz konusu sigortasının isteğe bağlı sigortaya çevrileceğinin ve fark primleri ödemesi gerektiğinin, aksi taktirde sigorta haklarından yararlanmayacağının sözlü olarak bildirilmesi üzerine davacıdan 20.06.2019 tarihli ''isteğe bağlı günlerimin güncellenmesini istiyorum'' talepli dilekçe alındığı, yine davacıdan, 17.09.2019 tarihli '' vergiden muaf belgemin olmadığı sürelerdeki hizmetlerimin isteğe bağlı olarak değerlendirilerek çıkan fark borcumu ödemek istiyorum'' talepli dilekçe alındığı, bunun üzerine davacıya fark prim borcu tahakkuk ettirildiği ve davacının 23.09.2019 tarihinde 9.250 TL'yi ödediği, akabinde, 03.10.2019 tarihli '' isteğe bağlı sigortalılığımı son ödeme tarihim itibariyle kapatmak (durdurmak) istiyorum'' talepli dilekçe alındığı, davacıdan ''isteğe bağlı günlerimin güncellenmesini istiyorum'' içerikli alınan dilekçe sonrasında davacı tarafından 27.08.2019 tarihli dilekçe ile posta yoluyla Kuruma başvuruda bulunularak 17.05.2012 tarihinde 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 ncı maddesinde belirtilen vergiden muaf işleri yapanlardan, evde el işi ve örgü yapan ev kadını olarak isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen prim ödeme gün sayısından faydalanmak isteği ile Kuruma başvuru yaptığını, bu tarihte kendisinden vergi muafiyet belgesi istenmediğini, 27.07.2012 tarih ve 28366 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 283 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliği gereğince Kurumun mükelleflerinden 3 yılda bir muafiyet belgesi istemeye başladığını sonradan öğrendiğini, aradan geçen 7 yıllık süreçte kendisinden böyle bir belge istenmediğini, zamanında bu belgenin istenmesi halinde eksikliği giderebileceğini, ancak şu aşamada geriye dönük bu şekilde evrak istenmesinin hukuki olmadığını belirterek mağduriyetinin giderilmesini talep ettiği görülmektedir. 5510 sayılı Kanunun Geçici 16. maddesinin son fıkrasında; ''(Ek fıkra 15/05/2008 - 5763/25 md.) 31.12.1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinde belirtilen işler, hizmet akdiyle herhangi bir işverene tâbi olmaksızın sürekli ve kazanç getirici nitelikte yaptıkları Maliye Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenen usul ve esaslara göre tespit edilen kadın isteğe bağlı sigortalılar; bu maddenin yürürlüğe girdiği yıl için 82 nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının onbeş katı üzerinden başlanılarak, takip eden her yıl için bir puan arttırılmak suretiyle otuz katını geçmmek üzere malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile genel sağlık sigortası primi öder.'' düzenlemesine, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun ''Vergiden muaf'' başlıklı 9 uncu maddesinin birinci fıkrasında ise; '' (Değişik: 24/12/1980-2361/4 md.) (Değişik birinci cümle: 22/7/1998-4369/26 md.) Ticaret ve sanat erbabından aşağıda yazılı şekil ve suretle çalışanlar gelir vergisinden muaftır. ... 6. (Değişik: 28.03.2007-5615/1 md.) Evlerde kullanılan dikiş, nakış, mutfak robotu, ütü ve benzeri maline ve aletler hariç olmak üzere, muharrik kuvvet kullanmamak ve dışarıdan işçi almamak şartıyla; oturdukları evlerde imal ettikleri havlu, örtü, çarşaf, çorap, halı, kilim, dokuma mamulleri, kırpıntı deriden üretilen mamuller, örgü, dantel, her nevi nakış işleri ve turistik eşya, hasır, sepet, süpürge, paspas, fırça, yapma çiçek, pul, payet, boncuk işleme, tığ örgü işleri, ip ve urganları, tarhana, erişte, mantı gibi ürünleri iş yeri açmaksızın veya yıl içinde gerçekleştirilen satış tutarı, ilgili yıl için geçerli olan asgari ücretin yıllık brüt tutarından fazla olmamak üzere, internet ve benzeri elektronik ortamlar üzerinden satanlar. Bu ürünlerin, pazar takibi suretiyle satılması ile ticari, zirai veya mesleki faaliyetleri dolayısıyla gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olanların düzenledikleri hariç olmak üzere; düzenlenen kermes, festival, panayır ile kamu kurum ve kuruluşlarınca geçici olarak belirlenen yerlerde satılması muaflıktan faydalanmaya engel değildir. '' düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi 07.11.2019 tarihli ve 2016/7192 başvuru numaralı kararında "...Kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır... Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır...Orantılılık ilkesi değerlendirilirken dikkate alınması gereken hususlardan biri de kamu makamlarının tutum ve davranışlarıdır. Bu bağlamda idarenin iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. İyi yönetim ilkesi, kamu yararı kapsamında bir mevzu söz konusu olduğunda kamu makamlarının uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir. Bu bağlamda idarelerin kendi hatalarının sonuçlarını gidermeleri ve bireylere yüklememeleri gerekir... İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz gibi yaptırımların öngörülüp öngörülmediği önem arz etmektedir..." şeklinde açıklama yaparak ölçülülük ilkesini açıklamıştır. Somut olayda, davacının, 5510 sayılı Kanun'un Geçici 16/son maddesi kapsamında 17.05.2012 - 30.06.2019 tarihleri arasında isteğe bağlı sigortalı iken Kurum tarafından geçmişe dönük muafiyet belgesi verilmediğinden bahisle davacının sigortalılığının bu kapsamdan çıkarılarak davacıya borç tahakkuk ettirildiği anlaşılmaktadır. Ancak 20.06.2019 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal eden belgede esnaf muafiyet kayıtlarının devam ettiği anlaşılan davacıdan 7 yıllık bir süre boyunca Kurum tarafından bu kapsamda prim tahsilatı yapan ve davacıdan 7 yıllık süreç boyunca muafiyet belgesi istemeyen Kurumun daha sonradan muafiyet belgesi vermediğinden bahisle geçmişe dönük işlem tesis ederek davacıdan fazladan prim tesis etmesi yukarıda açıklandığı üzere idarenin iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğüne aykırılık teşkil etmektedir. Bu itibarla, Dairemiz kanaatine göre, davacının eldeki davada haklı olup, Kurum işlemi yerinde olmadığından davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesinin kararı usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Bu itibarla, davacı asilin istinaf nedenleri kabul edilmiş ve davanın kabulüne dair karar vermek gerekmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 355 inci maddesinde, “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” 353 üncü maddesinde, “ (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; ... b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1)..., 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, ... duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemelerini içermektedir. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, davacı asilin istinaf başvurusunun kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere kaldırılması ve yeniden hüküm tesis edilmesi gerektiği sonucuna varıldığı" gerekçesiyle; " A) 1- İzmir 14. İş Mahkemesince verilen 01.04.2021 tarih, 2020/152 Esas ve 2021/145 Karar sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, 2- Davanın kabulüne, -Davacının 5510 sayılı Kanunu'nun Geçici 16/son maddesi kapsamında 17.05.2012 - 30.06.2019 tarihleri arasındaki isteğe bağlı sigortalılığının muafiyet belgesi sunulmadığı gerekçesiyle Kurum tarafından güncellenerek davacı hakkında tahakkuk ettirilen 9.250,00 TL prim borcuna yönelik Kurum işlemlerinin iptaline, - Davacıdan yersiz olarak tahsil edilen 9.250,00 TL'nin ödeme tarihi olan 23.09.2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili, davanın reddi gerektiğini beyanla eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, Kurum işleminin iptali ve tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 14.09.1971 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinde, en az 2 tam yıl bu Kanuna göre sigortalı bulunanların, kendilerine, daha önce malullük veya yaşlılık aylığı bağlanmamış olmak şartiyle, 24 üncü maddede belirtilen sigortalılık niteliğini kaybettiklerinde, Kuruma yazılı olarak istekte bulunmak suretiyle, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilecekleri hüküm altına alınmış iken 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile 24 üncü madde kapsamına girmeyenlerin aynı maddenin a, b, c fıkralarında sayılanlar dışındakiler ile ev kadınları ve Türkiye’de ikamet eden Türk asıllı yabancı uyrukluların, Kuruma yazılı olarak başvurmak suretiyle isteğe bağlı sigortalı olabilecekleri belirtilmiş, 22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, bu kez isteğe bağlı sigortalılığın, sigortalının tescil talebinin Kuruma intikal ettiği tarih itibariyle başlayacağı, terk talebinin Kuruma intikal ettiği tarihte veya diğer sosyal güvenlik kanunlarına tabi olarak çalışmaya başlama ile sona ereceği, 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede de bu Kanun'un 24 üncü maddesinin (I) numaralı bendi kapsamına girmeyenlerden, aynı maddenin (II) numaralı bendinin (a) ve (c) alt bentlerinde sayılanlar dışında kalanların, ev kadınları ve Türkiye'de ikamet eden yabancı uyrukluların talepleri halinde isteğe bağlı sigortalı olabilecekleri, isteğe bağlı sigortalılığın, sigortalılık tescil talebinin Kuruma intikal ettiği tarih itibariyle başlayacağı ve terk talebinin Kuruma intikal ettiği tarihte veya diğer sosyal güvenlik kanunlarına tâbi olarak çalışmaya başladığı tarihten bir gün önce veya sigortalının toplam borcunun üç aylık prim ve ceza tutarından fazla olması halinde sigortalının daha önce ödediği primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle sona ereceği hüküm altına alınmıştır. Öngörülen istisnaları dışında 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinde isteğe bağlı sigortalılık şartları düzenlendikten sonra 51 inci maddede isteğe bağlı sigortalılığın, isteğe bağlı sigortalılığını sona erdirme talebinde bulunanların, primi ödenmiş son günü takip eden günden, aylık talebinde bulunanların, aylığa hak kazanmış olmak şartıyla talep tarihinden veya ölen sigortalının ölüm tarihinden itibaren sona ereceği hüküm altına alınmış, 52 nci maddenin 3 üncü fıkrasında da “Ait olduğu aydan itibaren en geç 12 ay içinde 89 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte primi ödenmeyen süreler, sigortalılık süresinden sayılmaz.” hükmüne yer verilmiştir. 01.10.2008 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un isteğe bağlı sigorta ve şartlarını düzenleyen 50 nci maddesi “İsteğe bağlı sigorta; kişilerin isteğe bağlı olarak prim ödemek suretiyle uzun vadeli sigorta kollarına ve genel sağlık sigortasına tâbi olmalarını sağlayan sigortadır. İsteğe bağlı sigortalı olabilmek için Türkiye'de ikamet edenler ile Türkiye'de ikamet etmekte iken sosyal güvenlik sözleşmesi imzalanmamış ülkelerdeki Türk Vatandaşlarından; a) Bu Kanuna tâbi zorunlu sigortalı olmayı gerektirecek şekilde çalışmamak veya sigortalı olarak çalışmakla birlikte ay içerisinde 30 günden az çalışmak ya da tam gün çalışmamak, b) Kendi sigortalılığı nedeniyle aylık bağlanmamış olmak, c) 18 yaşını doldurmuş bulunmak, d) İsteğe bağlı sigorta talep dilekçesiyle Kuruma başvuruda bulunmak şartları aranır.” hükmünü içermektedir. 3. Değerlendirme Eldeki davada, davacı 25.09.2010 tarihinden itibaren 5510 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi kapsamında isteğe bağlı Bağ-Kur sigortalısı iken 17.05.2012 tarihinde verdiği dilekçe ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 ncı maddesinde belirtilen vergiden muaf işleri yapanlardan, evde el işi ve örgü yapan ev kadını olarak isteğe bağlı sigortalılar için öngörülen prim ödeme gün sayısından faydalanmak istediğini belirtmiş ve Kurumun 17.05.2012-30.06.2019 tarihleri arasında muafiyet belgesi olan isteğe bağlı ev kadını şeklinde sigortalılık halini değiştirerek söz konusu dönemde esnaf muafiyet belgesi olmaması nedeniyle borç çıkarttığı, bunun üzerine davacının 20.06.2019 tarihli esnaf vergi muafiyeti belgesini edindiği, çıkartılan borç kaydı üzerine davacının ödemek zorunda bırakıldığı 9.250,00 TL borcun iptali ile ödediği tutarın Kurumca hesaplanarak yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ettiği; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, 20.06.2019 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal eden belgede esnaf muafiyet kayıtlarının devam ettiği anlaşılan davacıdan 7 yıllık bir süre boyunca Kurum tarafından bu kapsamda prim tahsilatı yapan ve davacıdan 7 yıllık süreç boyunca muafiyet belgesi istemeyen Kurumun daha sonradan muafiyet belgesi vermediğinden bahisle geçmişe dönük işlem tesis ederek davacıdan fazladan prim tesis etmesinin idarenin iyi yönetim ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğüne aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacının 17.05.2012-30.06.2019 dönemi içindeki 5510 sayılı Kanun'un 50 vd. hükümleri kapsamında isteğe bağlı sigortalılık primlerini ödediği ancak davacının bu dönemde evinde üretim yaptığı ve vergi kaydının bulunduğunun Kurum tarafından tespit edilmesi üzerine 5510 sayılı Kanun'un geçici 16 ncı maddesi gereğince farklı bir prim oranına tabi olduğu gerekçesiyle borç çıkartıldığı, anılan maddede vergiden muaf işleri yapanların bu kapsamda tutulduğu, bu nedenle davacının bu dönemde muafiyet belgesinin de bulunması gerektiğinin açık olması karşısında aradaki fark prim alacağından sorumlu olacağı dikkate alınmaksızın karar verilmesi hatalı olup Kurum işlemi yerinde olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde kabul kararı verilmesi hatalıdır. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.