Başvurucu, milletvekili olduğu halde hakkında “yurtdışına çıkamamak” şeklinde adli kontrol tedbirinin uygulanması nedeniyle siyasal katılım hakkı ile seyahat özgürlüğü, gerekçeli karar hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Başvurucu, milletvekili olduğu halde hakkında “yurtdışına çıkamamak” şeklinde adli kontrol tedbirinin uygulanması nedeniyle siyasal katılım hakkı ile seyahat özgürlüğü, gerekçeli karar hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, başvurucu vekili tarafından 27/1/2014 tarihinde bizzat yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 29/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 3/2/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 3/2/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Bakanlık görüşünü 26/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucu vekiline 27/2/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 28/2/2014 tarihinde beyanda bulunmuştur. Başvurucu 13/3/2014 tarihli dilekçesinde hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağı tedbirinin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 11/3/2014 tarihli kararı ile kaldırıldığını bildirmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında 13/4/2009 tarihinde Ankara’da gözaltına alınmış, 17/4/2009 tarihinde sorgusunu müteakip İstanbul’da tutuklanmıştır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 21/7/2009 tarihinde düzenlenen iddianamede başvurucu, “terör örgütü kurmak ya da yönetmek, cebir ve şiddetle TBMM’nin faaliyetlerini engellemeye teşebbüs, cebir ve şiddetle Hükümetin faaliyetlerini engellemeye teşebbüs etmek”le suçlanmıştır. Başvurucu ve diğerleri hakkında açılan bu dava Ergenekon ana davası ile birleştirilmiştir. Başvurucu hakkındaki yargılama İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılı dava dosyasında yapılmıştır. Mahkeme, 5/8/2013 tarihli kararında, başvurucunun “Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten men etmek” suçuna eksik teşebbüste bulunduğunu sabit görerek 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutuklu yargılanan başvurucunun tahliyesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, başvurucuya “verilen ceza miktarı ve tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak… hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulmasına” da karar vermiştir. Başvurucu, hukuka aykırı olarak tutuklandığı ve tutukluluğunun makul süreyi aştığı iddiasıyla 30/11/2012 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi, 4/12/2013 tarihli kararında, tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın maddesinin birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine; seçilme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın maddesinin yedinci fıkrasıyla bağlantılı olarak maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğine; tutukluluğa itirazın incelenmesi sırasında Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı mütalaasının tebliğ edilmediği iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin kararı üzerine başvurucu, hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı tedbirinin kaldırılması ya da söz konusu adli kontrol tedbirinin bir başka adli kontrol tedbirine çevrilmesi talebinde bulunmuştur. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 20/1/2014 tarihli kararında “davanın kovuşturma aşamasının 5/8/2013 tarihinde sona erdiği, bu tarihte verilen kararlara itiraz süresinin ise 12/8/2013 tarihinde dolduğu, bu aşamadan sonra kovuşturma aşamasının tamamlanmış olduğu, sanığın daha önceki aynı konudaki taleplerinin ve itirazlarının reddedilmiş olması da dikkate alınarak, yeniden karar verilmesine mahal olmadığına…” gerekçesi ile talep hakkında bir karar vermemiştir. Anılan karara yapılan itiraz, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin, 23/1/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararında “İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 20/1/2014 tarih ve 2014/99 değişik iş sayılı kararının ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, herhangi bir isabetsizlik görülmediği anlaşıldığından…” gerekçesi ile itirazı reddetmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 11/3/2014 tarihli kararı ile başvurucu hakkında verilen yurt dışına çıkamamak tedbirinin kaldırılmasına karar verilmiştir.B. İlgili Hukuk 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Adli kontrol” başlıklı maddesinin ilgili fıkraları şöyledir: “(1) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.…(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:a) Yurt dışına çıkamamak.…(6) Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen hallerde uygulanmaz. (7) Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında (…) adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Adlî kontrol kararı ve hükmedecek merciler” başlıklı maddesi şöyledir: (1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir.(2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir.(3) 109 uncu madde ile bu madde hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır.” 5271 sayılı Kanun’un “Adlî kontrol kararının kaldırılması” başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir.(2) Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir.”