T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 24. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/172 - 2026/349 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/172 KARAR NO : 2026/349 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/10/2025 NUMARASI : 2025/163 E.- 2025/655 K. DAVANIN KONUSU : İTİRAZIN İPTALİ İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN : Davacı vekili KARAR TARİHİ : 05/03/2026 KARAR YAZMA TARİHİ : 05/03/202…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 24. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/172 - 2026/349 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 24. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/172 KARAR NO : 2026/349 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/10/2025 NUMARASI : 2025/163 E.- 2025/655 K. DAVANIN KONUSU : İTİRAZIN İPTALİ İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN : Davacı vekili KARAR TARİHİ : 05/03/2026 KARAR YAZMA TARİHİ : 05/03/2026 Mahkemece verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf talebinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya okunup gereği düşünüldü: TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının dava dışı ... Gıda Pazarlama İnşaat Turizm İmalat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin müdürü olduğunu, söz konusu şirkete ait işyerinde kaçak elektrik tespit tutanakları düzenlendiğini, davalının da kaçak elektrik tüketiminden sorumlu olduğunu, davalının tahakkuk bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine haksız bir şekilde itiraz ettiğini belirterek, itirazın iptali ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı, dosyaya herhangi bir cevap dilekçesi sunmamıştır. MAHKEME KARARI: Mahkemece; 6100 sayılı HMK.nun 114/1-d ve 115.maddelerine göre, taraf sıfatı dava şartı olup pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna gidilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde; kaçak elektrik kullanımının haksız fiil olduğunu, abonelik sözleşmesinin bulunmasının öneminin olmadığını, hem sözleşme ilişkisine hem de haksız fiile dayalı talepte bulunabileceklerini, mahkemece yapılan değerlendirmede hata bulunduğunu, davalı şirket müdürünün şirketle birlikte müteselsilen sorumluluklarının olduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE: Uyuşmazlık; dava dışı limited şirket hakkında düzenlenen kaçak elektrik tespit tutanağına istinaden yapılan tahakkuk bedelinden yönetici sıfatını taşıyan davalının sorumlu olup olmadığına ilişkindir. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukukî ilişkinin sujesi olabilme yeteneğidir. Medeni (maddî) hukuktaki medeni haklardan istifade (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekil olan taraf ehliyetini haiz olup olunmadığı hususu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre belirlenir. Buna göre medeni haklardan istifade ehliyeti bulunan her gerçek (TMK m. 8) ve tüzel (TMK m. 46) kişi davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir (HMK m. 50). Her gerçek kişi sağ doğmakla, yaşadığı sürece taraf ehliyetine sahip olur. Tüzel kişiliğin ve buna bağlı olarak taraf ehliyetinin ne zaman kazanılacağı ise maddi hukuk normlarıyla belirlenir. Gerçek veya tüzel kişiliği olmayan kuruluş yahut toplulukların taraf ehliyeti de bulunmamaktadır. Dava ehliyeti ise; HMK’nın 51. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup kişinin kendisi veya yetkili kılacağı bir temsilci aracılığı ile bir davayı takip etme ve usul işlemlerini yapma ehliyetini ifade eder. Dava ehliyeti, medeni (maddî) hukuktaki TMK’nın 9. maddesinde düzenlenen medeni hakları kullanma (fiil) ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekil olarak anlaşılmalıdır. Buna göre; medeni hakları kullanma ehliyeti bulunan her gerçek ya da tüzel kişi dava ehliyetine sahip kabul edilmelidir. Öte yandan Türk Hukuk Lûgatında da her insanın hak ehliyetinin bulunduğu, insanların hukuk düzeninin sınırları içinde haklara ve borçlara ehil olduğu (TMK m. 8, 48) belirtilmiş; fiil ehliyetinin ise, kendi eylemi ile hak edinebilme ve borç altına girebilme yeterliliği (TMK m. 9, 49) olduğu vurgulanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 331-332). Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere taraf ve dava ehliyeti dava şartlarındandır. Bu düzenlemeye göre husumet ya da başka bir anlatımla taraf sıfatı dava şartları arasında sayılmamıştır. Taraf sıfatının özelliği, tıpkı dava şartı gibi davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için, varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında re’sen (kendiliğinden) gözetilen ve taraflarca noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülen nitelikte olmasıdır. Taraf sıfatı, bir başka ifadeyle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, maddî hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini; davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti; davalı sıfatı da pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukukî koruma isteniyorsa o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının belirlenmesinde olduğu gibi maddî hukuka göre tespit edilir.ıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 331-332). Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d maddesinde açıkça düzenlendiği üzere taraf ve dava ehliyeti dava şartlarındandır. Bu düzenlemeye göre husumet ya da başka bir anlatımla taraf sıfatı dava şartları arasında sayılmamıştır. Taraf sıfatının özelliği, tıpkı dava şartı gibi davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için, varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında re’sen (kendiliğinden) gözetilen ve taraflarca noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülen nitelikte olmasıdır. Taraf sıfatı, bir başka ifadeyle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, maddî hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini; davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti; davalı sıfatı da pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukukî koruma isteniyorsa o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının belirlenmesinde olduğu gibi maddî hukuka göre tespit edilir. Sıfat dava şartı değil, itirazdır. Zira bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı ancak davanın esası incelendikten sonra tespit edilebilir ve bu durumda dava ret veya kabul ile sonuçlanır. Diğer bir ifadeyle bir davada taraflardan birinin, aktif ya da pasif husumet ehliyetinin (davacı veya davalı sıfatının) olmadığı belirlenirse, artık uyuşmazlığın esastan çözülmesine geçilmeden, davanın sıfat yokluğundan reddi gerekir. Sıfat, ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen ilk itiraz ya da davalı tarafından ortaya konulması gereken def’i niteliğinde olmadığından, davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 3. Hukuk Dairesinin istikrar kazanmış uygulamalarına göre kaçak ve normal tüketim bedelinden abonenin, fiili kullanıcı ile birlikte sorumluluğu bulunmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca tüzel kişilere fiil ehliyetine sahip olabilme yeteneği sağlanmıştır. Tüzel kişinin hak sahibi olarak üçüncü şahıslarla ilişki kurabilmesi ve iradesini açıklayabilmesi için organlara sahip bulunmasının gerekli olduğu yasada hükme bağlanmıştır. 4721 sayılı Kanun'un 50. maddesine göre "Tüzel kişinin iradesi, organları aracılığıyla açıklanır. Organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar. Organlar, kusurlarından dolayı ayrıca kişisel olarak sorumludurlar." kuralı konulmuştur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 50. maddesinde kullanılan organ kavramının özel hukuk tüzel kişileri için ne şekilde uygulanacağı 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1/II ve aynı yasanın 138. maddesinde düzenlenmiştir. Her şirket nev'ine mahsus hükümler mahfuz kalmak şartıyla Medeni Kanun'un ilgili maddeleri, her şirket nev'inin mahiyetine uygun olduğu nispette, ticaret şirketleri hakkında da uygulanır. Somut uyuşmazlıkta, davalının müdür olarak görev yaptığı dava dışı şirket hakkında kaçak elektrik tespit tutanağı düzenlendiği, tutanağa istinaden oluşturulan tahakkuk kapsamında davalılar hakkında icra takibi başlatıldığı, mahkemece; haklarında fatura düzenlenmeyen davalının pasif husumeti bulunmadığına yönelik gerekçe oluşturulduğu, hükümde ise HMK'nın 114/1-d kapsamında dava şartı yokluğundan reddedildiğinin ifade edildiği görülmektedir. Ticaret sicil gazetesine göre, davalı müdür olarak atanmış olup şirketi temsile yetkilidir. Özel hukuk tüzel kişilerinin haksız fiilleri ancak organları aracılığıyla işleyebileceği düşünüldüğünde, temsile yetkili kişilerin de şirket tüzel kişiliği ile birlikte müteselsil sorumluluğu esastır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2015/7-1 E, 2015/798 K. Sayılı ve 3. Hukuk Dairesinin 2015/9624 E., 2016/5293 K. sayılı kararları) O halde, mahkemece davacının kaçak elektrik kullanımı nedeniyle tahakkuk ettirilen borç miktarının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı itirazın iptali isteminin esasına yönelik değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalıya husumetin yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca; taraf sıfatı, dava şartı olmadığı halde, dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır. Belirtilen nedenlerle, davacı vekili tarafından istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a,6 maddesi gereğince, mahkeme kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi hükmüne göre istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile; 1-)ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin, 10/10/2025 tarih, 2025/163 E.- 2025/655 K. sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, 2-)Dosyanın yukarıda açıklandığı şekilde karar verilmek üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-)Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 4-)Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin harcının istek halinde başvurana iadesine, 5-)Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a,6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 05/03/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Üye e-imzalıdır Katip e-imzalıdır