Başvuru, aile konutundan tahliye işleminden kaynaklanan zararın tazmini için açılan davanın reddi nedeniyle konut dokunulmazlığı ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.
Başvuru, aile konutundan tahliye işleminden kaynaklanan zararın tazmini için açılan davanın reddi nedeniyle konut dokunulmazlığı ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır. Başvuru, 2/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 26/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 2/10/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Adalet Bakanlığına (Bakanlık), başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 13/11/2014 tarihli görüş yazısı 24/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş; başvurucu, görüşünü 9/12/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, boşanma davası sürerken ayrı yaşadığı eşine ait olan ve üzerinde aile konutu şerhi bulunan, İstanbul ili Başakşehir ilçesindeki dairede Ağustos 2008 tarihinde, eşinin rızası dışında, çilingir marifetiyle açtırmak suretiyle girerek oturmaya başlamıştır. Başvurucunun eşinin şikâyeti üzerine Başakşehir Kaymakamlığınca (idare), 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine istinaden 1/9/2008 tarihli ve 1 sayılı işlemle tecavüzün menine karar verilmiş ve başvurucu, ikamet ettiği, üzerinde aile konutu şerhi bulunan meskenden 9/9/2008 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucu, idarenin bu işlemine karşı İstanbul İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkeme, 8/5/2009 tarihli ve E.2008/1634, K.2008/804 sayılı kararı ile başvurucunun boşandığı eşine ait dava konusu taşınmazı eşinin rızası olmadan, çilingir marifetiyle girerek kullandığı ve konutta işgalci olduğunun saptandığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Başvurucu, kararı temyiz etmiş ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, 15/4/2010 tarihli ve E.2010/1462, K.2010/7242 sayılı kararıyla 3091 sayılı Kanun’da idareye konuta tecavüz ve müdahaleyi önleme amaçlı yetki verildiği, başvurucunun boşandığı eşine ait dava konusu taşınmaza eşinin rızası olmadan, çilingir marifetiyle girerek kullandığı anlaşılsa da aile konutu şerhi bulunan meskene tecavüz ve müdahale olmayacağı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve dava konusu işlemin iptaline hükmetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, işlem nedeniyle taşınma masrafları yaptığı ve başka bir ev kiraladığından bahisle zarara uğradığını belirterek İstanbul İdare Mahkemesinde 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat davası açmıştır. Mahkemenin 24/11/2011 tarihli ve E.2010/1480, K.2011/1873 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir: “İdare hukukunun yerleşik içtihatları gereği, idari işlemin iptalini gerektiren her hukuki yanlışlığı ve aykırılığı kendiliğinden hizmet kusuru olarak niteleme olanağı bulunmamaktadır. İdare işleminin yapılması ve uygulanmasında hizmet kusuru işlenmiştir diyebilmek için saptanan hukuki sakatlığın ağır ve önemli olması gerekmektedir. Olayda 3091 sayılı Kanun’un uygulanması nedeniyle oluşturulduğu anlaşılan işlem nedeniyle, işlem yargı kararıyla ortadan kaldırılmış olsa da idareyi tazminle yükümlü kılacak ağırlıkta bir kusurun varlığından söz edilemeyeceğinden, davacının tazminat isteminin kabulüne olanak bulunmamaktadır.” Anılan karar, başvurucunun itirazı üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 25/9/2012 tarihli ve E.2012/12007, K.2012/14405 sayılı kararıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Mahkemenin 12/2/2013 tarihli ve E.2013/1095, K.2013/2271 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bu karar başvurucuya 9/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 2/5/2013 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk İlgili Mevzuat 3091 sayılı Kanun’un “Amaç ve Kapsam” başlıklı maddesi şöyledir: “Bu Kanun; gerçek veya tüzelkişilerin zilyed bulunduğu taşınmaz mallarla kamu idareleri, kamu kurumları ve kuruluşları veya bunlar tarafından idare olunan veya Devlete ait veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlere veya menfaati umuma ait olan taşınmaz mallara yapılan tecavüz veya müdahalelerin, idari makamlar tarafından önlenmesi suretiyle tasarrufa ilişkin güvenliği ve kamu düzenini sağlar.” 3091 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Taşınmaz mallara tecavüz veya müdahale edilmesi halinde; taşınmaz mal merkez ilçe sınırları içinde ise, il valisi veya görevlendireceği vali yardımcısı, diğer ilçelerde ise kaymakamlar tarafından bu tecavüz veya müdahalenin önlenmesine karar verilir ve taşınmaz mal yerinde zilyedine teslim edilir.” 3091 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Tecavüz veya müdahalenin önlenmesi hakkındaki kararlar, karar vermeye yetkili amirce görevlendirilecek infaz memuru tarafından, taşınmaz malın yerinde ve o andaki durumu ile zilyedine, tüzelkişiliğe veya kamu idareleri, kamu kurumları ve kuruluşlarına teslim edilmesi suretiyle yerine getirilir. Karar gereğinin, kararın infaz memuruna geldiği tarihten itibaren en geç 5 gün içinde yerine getirilmesi zorunludur. Karar vermeye yetkili makamın gerekli göreceği durumlarda, infaz memuruna teknik yönden yardımcı olmak üzere yeteri kadar memur görevlendirilir. Mahallin en büyük mülki idare amirinin yazılı emri ile güvenlik kuvvetlerince, gerek soruşturma, gerekse kararın yerine getirilmesi sırasında mahallinde, gerekli önlemler alınır.” 3091 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Başvuru sırasında, taraflar arasındaki taşınmaz mal anlaşmazlığı hakkında mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilmiş veya anlaşmazlık dava konusu yapılmış ise bu Kanun hükümleri uygulanmaz. Bu Kanuna göre idari makam tarafından verilmiş bir önleme kararı varken, taraflarca taşınmaz mal anlaşmazlığına ilişkin dava açılmadan adli mercilerce ihtiyati tedbir kararı verilemez.” 31/7/1985 tarihli ve 18828 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun’un Uygulama Şekli ve Esaslarına Dair Yönetmelik’in “Anlaşmazlığın dava konusu olması” başlıklı maddesi şöyledir: “Başvuru sırasında, taraflar arasındaki taşınmaz mal anlaşmazlığı hakkında mahkemece bir ihtiyati tedbir kararı verilmiş veya anlaşmazlık dava konusu yapılmış ise 3091 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. Soruşturma memuru soruşturma öncesinde, soruşturma sırasında ve gerek görürse yetkili makamın emri ile soruşturma sonrasında taşınmaz malla ilgili anlaşmazlığın taraflar arasında Medeni Kanuna göre mülkiyet hakkında dayalı bir müdahalenin men'i veya zilyetliğin ihlali nedeniyle açılmış bir tecavüzün ref'i davasına konu olup olmadığını, taşınmaz mal anlaşmazlığı hakkında mahkemelerce verilmiş bir ihtiyati tedbir kararı bulunup bulunmadığını araştırır. Bu tür bir davanın açılmış olduğunun veya bir ihtiyati tedbir kararının verilmiş bulunduğunun anlaşılması halinde soruşturma hangi aşamada ise işlemler durdurulur ve bu Kanuna göre karar verilemeyeceği gerekçesi ile birlikte şikâyetçiye yazılı olarak duyurulur. Mahkemeye yapılan taşınmaz malla ilgili başvuru Medeni Kanuna göre müdahalenin men'i veya tecavüzün ref'i talebi dışında ise bu durum idarenin soruşturma yapmasına ve karar vermesine engel değildir. 3091 sayılı Kanuna göre idari makam tarafından verilmiş bir önleme kararı varken, taraflarca taşınmaz mal anlaşmazlığına ilişkin dava açılmadan adli mercilerce ihtiyati tedbir kararı verilemez.” 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesi şöyledir: "Evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi hâlinde, ailenin ortak kullanımına özgülenmiş ve eşler arasında eşit olarak paylaşma konusu olan konutta kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda eşler anlaşabilirler. Konutta kalma hakkını elde eden eş, bu hakkın tapu kütüğüne şerh edilmesini isteyebilir. Eşlerin aile konutunda kimin kalmaya ve ev eşyasını kimin kullanmaya devam edeceği konusunda anlaşamamaları hâlinde, hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim, olayın özelliklerini, eşlerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu hakka hangisinin sahip olacağına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen karar verir; bu kararında kalma ve kullanma süresini belirleyerek tapu kütüğüne şerhi için tapu memurluğuna bildirir. Hâkim aksine karar vermedikçe hak, belirlenen sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak, bu süre sona ermeden yararlanan tarafın durumunda değişiklik olması hâlinde, diğer taraf hâkimden, kararın gözden geçirilmesini isteyebilir. Eşler konutta kira ile oturuyorlarsa hâkim, gerektiğinde konutta kiracı sıfatı taşımayan eşin kalmasına karar verebilir. Bu durumda, kiralayanın sözleşmeden doğan haklarını güvenceye almak için gerekli düzenleme yapılmasına iptal veya boşanma kararıyla birlikte re'sen karar verilir." 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İptal ve tam yargı davaları” başlıklı maddesi şöyledir: “İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.” İlgili Yargı Kararları Danıştay Beşinci Dairesinin 4/12/2013 tarihli ve E.2011/5483, K.2013/9040 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: “Bir idari işlemin yasalara ve hukuka aykırılığı kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de, her aykırılığın tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı da idare hukuku ilkelerindendir. Nitekim idari işlemlerin iptalini gerektiren nedenlerle hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında tam bir özdeşlik yoktur. Bir işlemin herhangi bir yönden yasalara ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olması hizmet kusurunun varlığını kabule yeterli değildir. İdari işlemin yapılması ve uygulanmasında hizmet kusuru işlenmiştir diyebilmek için saptanan hukuki sakatlığın ağır ve önemli olması gerekir. (Benzer nitelikte Danıştay Onikinci Dairesinin 20/3/2002 tarihli, E.2000/984, K.2002/1048; Danıştay Sekizinci Dairesinin 6/2/2003 tarihli ve E.2002/1687, 2003/623; 1/3/2000 tarihli ve E.1998/1492, K.2000/1953 sayılı kararları).”