Başvuru, hayat sigortası sözleşmesinden doğan tazminat davasında esasa yönelik iddiaların mahkeme ve Yargıtay kararlarında karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, hayat sigortası sözleşmesinden doğan tazminat davasında esasa yönelik iddiaların mahkeme ve Yargıtay kararlarında karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 28/8/2013 tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 10/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm tarafından 22/4/2016 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 22/4/2016 tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun murisi T.E. ile davalı sigorta şirketi arasında T.E.nin bankadan aldığı konut kredisi nedeniyle 9/5/2007 tarihinde Yenileme Garantili Kredi Hayat Sigorta Poliçesi düzenlenmiştir. Muris T.E.nin 20/2/2009 tarihinde ölümü ile başvurucu ve diğer mirasçı ölüm tazminatı için sigorta şirketine başvurmuş, ancak şirket "poliçe yapılırken sağlık beyan formunda murisin kendisine sorulan sorulara uygun bildirimde bulunmadığı" gerekçesiyle tazminat talebini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu; sigortalının böbrek yetmezliğinin sekiz aylık geçmişinin bulunduğunu, hemorajinin ise ölümden üç gün önce meydana geldiğini, sağlık beyan formunda yazılı soruların aslında murise sorulmadığını, sigorta görevlisi tarafından doldurulduğunu, sözleşme tarihinde murisin sol bacağının kesik olduğunu, soruların bir formalite olduğu kabul edilerek sözleşme düzenlendiğini, bu durumda sigortacının yükümlülükten kurtulamayacağını belirterek Beyoğlu Asliye Ticaret Mahkemesinde (Mahkeme) tazminat davası açmıştır. Mahkeme 27/9/2010 tarihli ve E.2009/335, K.2010/386 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Ret gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:"...Dosya kapsamından anlaşıldığı ve bilirkişi raporunda da ifade edildiği gibi sigortalı murisin poliçenin tanzimi öncesinde diyabet ve hipertansiyon hastalıklarının bulunduğu, bu hastalıkların tüm damarlarda tahribat yaptığı, göz ve böbrekleri etkilediği, kronik böbrek hastalığı oluştuğu, dolaşım sisteminin bozulduğu, mevcut hastalıklarnedeniyle 18/4/2007 tarihi itibarıyla sol dizin diz üstü seviyesinden kesildiği sabittir.Dosyada örneği bulunan 9/5/2007 tarihli sağlık beyan formunda hiçbir sağlık sorununun olmadığını ortaya koyar şekilde tüm hastalıklarınkarşısında "hayır" ibarelerinin yazılı olduğu, sigortalının da bunu imzaladığı görülmüştür. Bu formda daha sonra meydana gelen ölümle illiyet bağını oluşturan hipertansiyon, diyabet, böbrek yetmezliği hastalıklarının da yer aldığı, diğer sorularda olduğu gibi bunların karşısında da "hayır" ibaresinin yazılı olduğu görülmüştür. Bu beyanların gerçeğe aykırı olduğu hastane kayıtları ve alınan bilirkişi raporu ile sabit olmuştur.TTK. nun maddesine göre, ''....sigorta ettiren kimse sigortacının mukavale yapılırken hakiki vaziyetleri bildiği takdirde mukaveleyi yapmamasını veya daha ağır şartlarda yapmasını mucip olacak bütün hususları sigortacıya bildirmeye mecburdur. Sigorta ettiren kimse sorulduğu halde susmuş veya noksan yahut hakikate muhalif beyanlarda bulunmuş ise hakikata vakıf olmayan sigortacı mukaveleden cayabilir....."TTK. nun maddesinde düzenlenen 'hakikate vakıf olan sigortacının cayma hakkı' somut olayda rizikonun yani ölümün gerçekleşmesiyle doğmuştur. O halde sigortacının tazminatı ödemekten kaçınma hakkı mevcuttur. Bu durum dikkate alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiştir." Bu arada Beyoğlu Asliye Ticaret Mahkemesi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararı ile kapatılmış, dosya İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesine devredilmiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin (Daire) 6/12/2012 tarihli ve E.2010/16300, K.2012/20101 sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısımları şöyledir:"...Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, Garanti Bankası Genel Müdürlüğünün 2010 tarihli yazı ile açılan davayamuvafakat edildiğini bildirdiği, sigortalı murisin poliçenin tanzimi öncesinde diyabet ve hipertansiyon hastalıklarının bulunduğu, bu hastalıkların tüm damarlarda tahribat yaptığı, göz ve böbrekleri etkilediği, kronik böbrek hastalığı oluştuğu, dolaşım sisteminin bozulduğu, mevcut hastalıklarnedeniyle 2007 tarihi itibarıyla sol dizin diz üstü seviyesinden kesildiği, 2007 tarihli sağlık beyan formunda hiçbir sağlık sorununun olmadığını ortaya koyar şekilde tüm hastalıklarınkarşısında "hayır" ibarelerinin yazılı olduğu, sigortalının da bunu imzaladığı, formda daha sonra meydana gelen ölümle illiyet bağını oluşturan hipertansiyon, diyabet, böbrek yetmezliği hastalıklarının da yer aldığı, bu hastalıkların da olmadığına dair "hayır" ibaresinin yazılı olduğu sigortacının cayma hakkının rizikonun yani ölümün gerçekleşmesiyle doğduğu, sigortacının tazminatı ödemekten kaçınma hakkının olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA,..." Karar düzeltme talebi, Dairenin 11/6/2013 tarihli ve E.2013/4894, K.2013/12133 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Ret kararı 30/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 28/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. İlgili Hukuk 26/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Sigorta bir akittir ki bununla sigortacı bir prim karşılığında diğer bir kimsenin para ile ölçülebilir bir menfaatini halele uğratan bir tehlikenin (bir rizikonun) meydana gelmesi halinde tazminat vermeyi yahut bir veya birkaç kimsenin hayat müddetleri sebebiyle veya hayatlarında meydana gelen belli bir takım hadiseler dolayısiyle bir para ödemeyi veya sair edalarda bulunmayı üzerine alır." 6762 sayılı mülga Kanun'un maddesi şöyledir:"Sigorta ettiren kimse, sigortacının mukavele yapılırken hakiki vaziyetleri bildiği takdirde mukaveleyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını mücip olacak bütün hususları sigortacıya bildirmeye mecburdur. Sigorta ettiren kimse sorulduğu halde susmuş veya noksan yahut hakikata muhalif beyanlarda bulunmuş ise hakikata vakıf olmıyan sigortacı mukaveleden cayabilir; şu kadar ki; sigortacı hakikatı öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde cayma hakkını kullanmamış ise bu hak düşer. Sigorta ettiren kimsenin kötü niyeti anlaşıldığı takdirde sigortacı prime hak kazanır.Sigorta mukavelesinin yapılması sırasında sigorta ettirene doldurması teklif olunan listede yazılı sorular dışında hiçbir mesuliyet tevaccüh etmez." 6762 sayılı mülga Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Bir kimsenin hayatı, ya o kimse yahut onun bilgi ve muvafakati mevcut olmasa bile üçüncü bir şahıs tarafından sigorta ettirilebilir; şu kadar ki; üçüncü şahsın o kimsenin hayatının devamında maddi veya manevi menfaati bulunması sigortanın muteberliği için şarttır." Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliğinin 11/5/2002 tarihinde düzenlediği Hayat Sigortası Genel Şartları'nın maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Sigortacı, bu sözleşmeyi, gerek sigorta ettiren gerekse bilgisinin olduğu hallerde hayatı sigorta edilenlerin ve temsilci aracılığıyla sigorta yapılıyorsa temsilcinin de beyanını esas tutarak yapmıştır. Gerek sigorta ettiren gerekse sigortalı ve temsilci, sigorta sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlali halinde, sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeden cayabilir veya sözleşmeyi yürürlükte tutarak sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir. Ancak, sigortacının bildirilmemiş, eksik veya yanlış bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar etmenin kusura dayanmaması halinde cayma caiz değildir. Bu durumda rizikonun kabul edildiğinden daha yüksek olması nedeniyle daha fazla bir prim alınması gerekiyorsa sigortacı durumu öğrendiği tarihten itibaren sekiz gün içinde prim farkını talep edebilir.Sigorta ettiren, talep edilen prim farkını kabul ettiğini sekiz gün içinde bildirmediği takdirde sözleşmeden cayılmış olur. Ancak, prim farkının kabul edilmemesi nedeniyle sözleşmeden cayılması sigortacının gerçeğe aykırı veya eksik beyanı öğrendiği tarihten itibaren bir aylık süre içinde söz konusudur.Beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigortacı riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeden cayabilir ve prime hak kazanır.Kastın söz konusu olmadığı durumlarda riziko; sigortacı durumu öğrenmeden önce veya sigortacının cayabileceği veya caymanın hüküm ifade etmesi için geçecek süre içinde gerçekleşirse, sigortacı tazminatı o tazminata ilişkin olarak tahakkuk ettirilen prim ile tahakkuk ettirilmesi gereken prim arasındaki orana göre öder...."