12. Ceza Dairesi 2013/8881 E. , 2013/28289 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Görüntü ve seslerin kayda alınması suretiyle özelhayatın gizliliğini ihlal etme Hüküm : 5237 sayılı TCK'nın 134/1-2. cümle, 53/1.maddeleri gereğince mahkumiyet. Görüntü ve seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, TCK'nın 13
**12. Ceza Dairesi 2013/8881 E. , 2013/28289 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi Suç : Görüntü ve seslerin kayda alınması suretiyle özelhayatın gizliliğini ihlal etme Hüküm : 5237 sayılı TCK'nın 134/1-2. cümle, 53/1.maddeleri gereğince mahkumiyet. Görüntü ve seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, TCK'nın 134. maddesinde düzenlenmiştir. Bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi, TCK'nın 134/1. maddesinin 2. cümlesinde; bu kayıtların, taksirle ya da tamamen hukuka uygun elde edilmiş olsa dahi, bilerek, isteyerek ve ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında ifşa edilmesi, yani; yayılması, açığa vurulması, afişe edilmesi, ilan edilmesi, kamuoyuna duyurulması, aleniyet kazandırılması, özetle; içeriğini öğrenme yetkisi bulunmayan kişi veya kişilerin bilgisine sunulması, TCK'nın 134/2. maddesinde, birbirinden bağımsız iki ayrı suç olarak düzenlenmiştir. İlk fıkradaki suçun oluşması için, görüntüdeki kişinin tanınabilir ya da sesin anlaşılabilir olması gerekmez; acıdan kaynaklanan çığlıklar veya sevişen çiftin nefes alış verişi gibi özel hayat kapsamına giren seslerin, anlaşılmaz olsa dahi, gizlice kaydedilmesi ilk fıkradaki suçun oluşumu için yeterlidir ve özel hayata ilişkin görüntü veya sesin kaydedilmesiyle suç tamamlanır. İlk fıkradan farklı olarak, ikinci fıkrada, ifşanın kabulü için, ses veya görüntüyle özel hayatı ihlale uğrayan kişinin anlaşılması, en azından anlaşılabilir olması ya da açıklanması gerekir; ayrıca, özel hayat görüntüsü veya sesinin, yetkisi bulunmayan kişi veya kişiler tarafından içeriğinin öğrenilmesiyle suç tamamlanır. İlk fıkra açısından, görüntü veya sesin kaydedilmesi; ikinci fıkra açısından, bu kayıtların ifşa edilmesi yeterli olup, başkaca bir neticenin doğması ve mağdurun zarara uğramış olması gerekmediği gibi, sanığın kaydedilen görüntüleri izlememiş ya da sesleri dinlememiş olmasının suçun oluşumuna bir etkisi yoktur. Özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, sadece içinde bulunulan fiziki çevrenin özelliklerine bakılmamalı, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler de göz önüne alınmalıdır. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; sanık ile katılanlar arasında adli ve idari makamlara da yansımış bulunan birçok anlaşmazlığın bulunduğu, sanığın olay günü, katılanların, içerisinde, ayrı ayrı evlerinin bulunduğu, ortaklaşa kullandıkları yüksek duvarla çevrili, sürgülü kapısı olan bahçenin yakınlarına aracı ile geldiği, bahçenin önünden geçen asfalt yola aracını park ederek, elinde bulunan fotoğraf makinası ile, uzaktan katılanların evini, bahçe duvarını, bahçenin açık olan sürgülü demir kapının içerisinden bahçenin içerisinin fotoğrafını çektiği, bu fotoğraflardan birisinde katılanların ve yanlarında bulunan birkaç kişinin bahçe içerisinde otururken görüntülendikleri, durumun farkına varan katılanların şikayeti üzerine, olay yerine gelen kolluk kuvvetlerince olay yerinde yakalanan sanığın, üzerinde bulunan fotoğraf makinasına usulüne uygun olarak el konulduğu ve fotoğraf makinasının hafıza kartında, adli makamlarca verilen izin doğrultusunda yapılan incelemede, aynı gün çekilmiş 13 adet fotoğrafın tespit edildiği, bunlardan sanık tarafından silinen, ancak kolluk tarafından kurtarılan birisinde, bahçe içerisinde oturmuş ve ayakta duran dört kişinin bulunduğunun da tespit edildiği, sanığın savunmasında, aralarında devam eden uyuşmazlıklara delil elde etmek amacıyla fotoğrafları çektiğini beyan etmesi şeklinde gerçekleşen olayda, Sanığın, katılanların özel hayatlarına dahil olan, gün içerisinde kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü ve ne yaptıkları gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli takip, denetim ve gözetim altına almak suretiyle gerçekleştirdiği eylemin, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyet kapsamında olup TCK'nın 134. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturacağı anlaşıldığından ve mahkemenin atılı suçun sübutuna ilişkin takdirinde isabetsizlik görülmediğinden, tebliğnamedeki, “Sokaktan bir evi ve avlusunu görüntülemenin ne şekilde özel hayatın gizliliğini ihlal olduğu, sanığın çektiği görüntülerde müştekilere veya aile üyelerine ait özel hayatlarına dair hangi görüntülerin bulunduğu açıklanmayarak eksik inceleme ve yeteriz gerekçe ile karar verilmesi” nedeniyle hükmün bozulmasını öneren (2) numaralı görüşe; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.12.2010 tarih ve 2010/8-242-265 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, yargılama kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, kanun değişikliklerindeki geçici düzenlemelerde aksi belirtilmiş olmadıkça, derhal uygulama "hemen uygulama' ilkesinin geçerli olmasıdır. Bu ilke uyarınca, usul işlemleri, yapılacağı sırada yürürlükte bulunan yargılama kanunu hükümlerine tabi olacaktır. Bu durumda özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan yargılanan sanık hakkındaki hükmün, hüküm tarihinde görevli olan Sulh Ceza Mahkemesince 27.07.2010 tarihinde verilmiş bulunduğu somut olayda; bu suç ile ilgili olarak “Asliye Ceza Mahkemesini” görevli kılan 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun, hüküm tarihinden sonra 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunması karşısında verildiği tarihteki usul hükümlerine göre, geçerli bulunduğunda duraksama yaşanmayan hüküm, sırf görevsiz mahkemece verildiğinden bahisle bozulamaz. Bununla birlikte; başkaca bozma nedenlerinin bulunması halinde, önceki hüküm ortadan kalkarak, mahkemenin görevi sona ereceğinden, hükmün görev nedeniyle de bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, tebliğnamedeki, “6352 sayılı Yasa ile uygulanan yasa maddesindeki cezanın üst sınırının 3 yıla çıkartılması karşısında, delilleri takdir etme görevinin Asliye ceza mahkemesine tayin edilmekle görevsizlik kararı verilmesinde zorunluluk bulunduğu” gerekçesiyle hükmün bozulmasını öneren (1) numaralı görüşlere iştirak edilmemiştir. Mahkemece, sanığın, ortaklaşa kullandıkları bahçe içerisinde, ayrı ayrı evleri bulunan iki katılanın, bahçe içerisinde oturdukları sırada fotoğraflarını çekmek suretiyle, görüntü ve seslerin kayda alınması suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu gerçekleştirdiği kabul edildiği halde, cezasının TCK'nın 43/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 43/1. maddesi hükümlerine göre artırılmaması, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve müdafinin, sanığın atılı suçu işlemediğine, katılanların iftirada bulunduklarına, tecil ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 09.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.