Başvuru, Anayasa Mahkemesinin masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada ihlal kararına uygun karar verilmemesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Anayasa Mahkemesinin masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada ihlal kararına uygun karar verilmemesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/1/2020 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne süresi içinde cevap vermiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Anayasa Mahkemesinin A. (B. No: 2015/19048, 24/5/2018) kararına göre ilgili olaylar özetle şöyledir:A. Olayın Arka Planı Başvurucu, Ankara Barosuna kayıtlı olarak avukatlık mesleğini icra etmekteyken hakkında sahtecilik suçu isnadıyla kamu davası açılmıştır. Ceza Mahkemesi 17/11/2009 tarihli kararıyla başvurucunun sahtecilik suçunu işlediğine kanaat getirerek cezalandırılmasına hükmetmiş ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir. Bu karara yönelik itiraz ağır ceza mahkemesince reddedilmiştir. Ankara Barosu, başvurucunun ceza yargılamasına konu eylemi nedeniyle hakkında disiplin soruşturması başlatmıştır. Disiplin soruşturması sonucunda 17/2/2011 tarihli işlemle 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun maddesinin (a) bendi ile ve maddeleri uyarınca başvurucunun iki yıl süreyle meslekten yasaklanmasına karar verilmiştir. Söz konusu disiplin işlemine karşı başvurucunun yaptığı itiraz Türkiye Barolar Birliğince reddedilmiş ve Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünce ceza onaylanmıştır. Başvurucu, disiplin cezasının iptali talebiyle dava açmıştır. Ankara İdare Mahkemesi (Mahkeme) 4/3/2013 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: "... hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında hukuki sonuç doğurmayacağı hükme bağlanmış ise de, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının mahkemece bütün delillerin denetime imkan verecek şekilde toplanması, fiil ve faile bağlı olarak suç vasfının tayini ve bu vasıflandırmaya uygun bir şekilde mahkumiyet kararı verilerek yargılamanın bitirilmesi, ancak verilen mahkumiyet hükmünün açıklanmaması ve sanığın belirli bir denetim süresi içinde denetimli serbestliğe tabi tutulması anlamında bulunduğu, genel veya özel af niteliği taşımadığı, mahkemenin söz konusu karar ile işten elini çektiği, verilen kararın itiraz kanun yolundan geçmek suretiyle kesinleştiği, böylece ortada şekli anlamda bir kesin hükmün bulunduğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu sahtecilik suçunun Avukatlık Kanunu'nun 5/1-a maddesine göre avukatlığa engel suçlardan olduğu, anılan Kanunun 136/ maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezasını gerektirdiği görülmektedir. Bu durumda; sahtecilik eyleminde bulunduğu hususu mahkeme kararı ile sabit olan davacının, eyleminin 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 5/a maddesiyle bağdaşmadığı açık olup, aynı Kanunun 135/ maddesi gereğince takdiren iki yıl süreyle işten yasaklama cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu disiplin cezası işleminde ve bu işlemin onanmasına ilişkin işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır." Ret hükmü Ankara Bölge İdare Mahkemesi Kurulunun 25/3/2015 tarihli kararı ile onanmış ve karar düzeltme talebi aynı Kurulun 14/9/2015 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Diğer taraftan Ceza Mahkemesi 31/12/2015 tarihli kararıyla başvurucunun beş yıl içinde yeni bir suç işlememiş olduğu gerekçesiyle davanın düşürülmesine hükmetmiştir.B. Başvurucunun Anayasa Mahkemesine Yaptığı Bireysel Başvuru ve Verilen İhlal Kararı Başvurucu, disiplin cezasına karşı açtığı davanın reddedilmesi üzerine 11/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Bireysel başvuru formunda, hukuki sonuç doğurmaması gereken HAGB ile sonuçlanan ceza yargılaması esas alınarak davasının reddedildiğini, yargılama sürecinde gerekçesiz karar verildiğini belirterek masumiyet karinesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi A. kararında, başvurucunun iddialarını masumiyet karinesi yönünden değerlendirmiştir. Kararda; İdare Mahkemesinin disiplin cezasının hukuka uygun bulunduğu yönündeki gerekçesini uyuşmazlık konusu disiplin cezasına esas olan olaylara ilişkin yeni bir değerlendirme yapmadan HAGB kararına dayandırdığı ve başvurucuya isnat edilen suçun mahkeme kararı ile sabit olduğunu ifade ettiği belirtilmiştir. İdare Mahkemesi kararında yalnızca ceza dosyası kapsamında verilen kararın esas alındığı, Mahkemenin ceza yargılamasından bağımsız, kendi görüşünü ortaya koyacak herhangi bir delili kararında irdelemediği, olay ve olgular hakkında yeni bir değerlendirme yapmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna varılmış ve kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesinin A. Kararı Üzerine Yapılan Yeniden Yargılama ve Verilen Karar Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı sonrasında İdare Mahkemesince yeniden yargılama yapılmıştır. Mahkeme 26/10/2018 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:"Dava dosyasında yer alan bilgi, belgeler ile soruşturma raporunun incelenmesinden; davacı hakkında, alacaklı Türk Telekom A.Ş. vekili sıfatıyla başlattığı icra takiplerine ilişkin olarak 168 adet icra dosyasında, icra müdür ve yardımcılarının bilgisi olmaksızın, zapta muhtelif talepler yazıp alt kısmına 'usul ve yasaya uygun talep gibi işlem yapılmasına karar verildi' şeklinde sahte kaşe basarak, tarih atıp icra müdür yardımcısı yerine imzalayarak, talepleri doğrultusunda işlem yapılmasını sağladığından bahisle Adalet Bakanlığınca 25/6/2004 tarihli 'Olur' ile soruşturma izni verilmesi üzerine başlatılan disiplin soruşturması sonunda disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği, yapılan disiplin kovuşturmasında, davacı yaptığı savunmada; 'İcra müdürlüğünde işlerin çok yoğun olması nedeniyle her dosyaya elle ' usul ve yasaya uygun talep gibi işlem yapılmasına karar verildi sözünü yazmak zaman alacağından kaşe yaptırıldığını, yetkili imzanın kendi tarafından atılmadığını, yanında çalışan elemanların imzalamış olabileceğini, bununda bilgisizlikten kaynaklandığını..' şeklinde savunma yaptığı, Ankara İcra Müdürlüğü'nce davacıya isnat eyleme ilişkin 25/05/2004 tarihli tutanağın incelenmesinden; davacının takip ettiği 168 adet icra dosyasında 'usul ve yasaya uygun talep gibi işlem yapılmasına karar verildi' şeklinde sahte kaşe basılarak yapılan dosyalardaki son işlemlerin müdürlüklerinde kullanılmayan ve kendilerine ait olmayan kararların müdürlüklerinde çalışan müdür/müdür yardımcılarına ait olmadığı ve kaşe üzerindeki imzanın da aynı şekilde müdürlük yetkililerine ait olmadığının tespit edildiğini belirtilerek, 168 adet dosya numarasının yazılması suretiyle icra müdürü, iki icra müdür yardımcısı ve dört zabıt katibi tarafından imza altına alınarak tutanak tutulduğu, iş bu tutanakla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğu, ayrıca Ankara Barosu tarafından da yapılan disiplin soruşturması neticesinde disiplin kovuşturması açılmasına karar verildiği, disiplin kovuşturmasına konu eylemi nedeniyle sahtecilik suçundan açılan ceza davası sonunda Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17/11/2009 tarih ve Esas:2009/292, Karar:2009/350 sayılı kararı ile 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 342/1 ve maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/ maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, ceza davasında yapılan yargılamada Ankara İcra Müdürlüğü'nce davacıya isnat eyleme ilişkin 25/05/2004 tarihli tutulan tutanakta isimleri yer alan İcra Müdürlüğü personelinin tanık olarak ifadelerine başvurulduğu, ifadelerin tamamının aynı yönde olduğu ve 'bahse konu icra dosyalarında, davacı vekilince yapılan taleplerin altında 'usul ve yasaya uygun talep gibi işlem yapılmasına karar verildi icra müdürü' yazılı kaşenin müdürlüklerine ait olmadığı ve kaşe üzerindeki imzalarında müdürlüklerinde çalışan herhangi bir personele ait olmadığı,' şeklinde ifade verildiği, ayrıca davacının kendi vekaletnamesinin bulunduğu ve hukuki sorumluluğun kendisine ait olduğu dosyalarda, İcra müdürlüğünde işlerin çok yoğun olması nedeniyle her dosyaya elle 'usul ve yasaya uygun talep gibi işlem yapılmasına karar verildi' sözünü yazmak zaman alacağından kaşe yaptırıldığını, yetkili imzanın kendi tarafından atılmadığını, yanında çalışan elemanların imzalamış olabileceğini, bunun da bilgisizlikten kaynaklandığını ve iş bu çalışanların adreslerini bilmediğini' şeklinde savunma yaptığı anlaşılmaktadır.Bu durumda, kovuşturmaya konu disiplin soruşturma dosyası içeriği ve açılan kamu davası dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgeler ile tanık anlatımları ve yukarıda bahsedilen atılı eyleme ilişkin tutulan tutanak ile davacının kısmi ikrar niteliğindeki savunmasının birlikte değerlendirilmesinden; davacının üzerine atılı disiplin cezası gerektiren eyleminin sübuta erdiği sonucuna varıldığından Avukatlık Kanunu'nun 140 ve maddeleri uyarınca adli yargı yerinde yapılan yargılamanın sonucunun disiplin cezası verilmesini etkilemeyeceği açık olduğundan eylemine karşılık olarak anılan Kanunun 135/ maddesi gereğince takdiren iki yıl süreyle işten yasaklama cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu disiplin cezası işleminde ve bu işlemin onanmasına ilişkin işlemlerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır." Başvurucunun karara karşı yaptığı istinaf başvurusu Bölge İdare Mahkemesince temyiz yolu açık olmak üzere reddedilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi, dava konusu uyuşmazlığa karşı temyiz yolunun açık olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucuya nihai karar 11/12/2019 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 9/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Konu ile ilgili hukuk için bkz. A., §§ 18-