T.C. İstanbul Anadolu 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/252 Esas KARAR NO : 2026/227 DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali- Yokluk ile Malul olduğunun Tespiti İstemli) DAVA TARİHİ : 21/03/2025 KARAR TARİHİ : 11/03/2026 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali- Yoklukla Malul Olduğunun Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının, ---…
T.C. İstanbul Anadolu 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/252 Esas KARAR NO : 2026/227 DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali- Yokluk ile Malul olduğunun Tespiti İstemli) DAVA TARİHİ : 21/03/2025 KARAR TARİHİ : 11/03/2026 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali- Yoklukla Malul Olduğunun Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının, ---------Ş'nin 6.088.125 adet payına (4 6,09) sahibi olduğunu, davalı şirkette bir süredir diğer hissedarlar tarafından çeşitli bahanelerle şirketin genel kurul yaparak yönetiminin değiştirilmesi (davalılarca şirketin yönetiminin ele geçirilmesi) girişimlerinde bulunulduğunu, şirketin organ yokluğuna düştüğü gerekçesi ile mahkeme aracılığıyla genel kurul yaptırılmak istendiğini, bir kısım hissedarın bu talebi ile-------- E sayılı dosyasında, olağanüstü genel kurul kararı alındığını, olağanüstü genel kurul için mahkemeye başvurulmadan önce bir kısım hissedarın (dava şartı olması nedeniyle) gönderdiği ihtarnameye o tarihte davacının yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğu şirket tarafından cevap verilirken genel kurul yapılmadan önce tamamlanması gereken kanuni eksikliklerin bildirildiğini, genel kurulun kanuni yükümlülükler yerine getirilmeden yapılmasının kanuni sakıncalarının da ilgililere ihtar edildiğini, ancak muhatapların bu eksiklikleri gidermediğini, bu kanuni sakatlıklarla genel kurulu icra ederek şirket yönetimini değiştirdiklerini, yapılan bu genel kuruldan sonra mezkur hissedarların şirket yönetimini ele aldığını, ancak olağan üstü genel kurulu kanuna ve ana sözleşmeye aykırı hale getiren eksiklikleri düzeltmeden bu kez de açıkça iyiniyet kurallarına aykırı bir genel kurul çağrısında bulunulduğunu, şirket isleyişinin birbiri ardınca yapılan hukuka aykırı genel kurul kararlarına mahkum edilmemesi için 09.01.2025 tarihti olağanüstü genel kurul toplantısının yok hükmünde olduğunun tespiti, bu kabul edilmediği takdirde yönetim kurulu seçimine ilişkin 5. Maddesi kapsamında alınan kararın iptali talebiyle eldeki davamın açılması zorunluluğu doğduğunu, Genel kurul toplantı tutanağında olumsuz oy kullanmak ve muhalefet şerhi düşmek kaydıyla itiraz edildiği üzere hazirun listesinde hissedar olarak belirtilen -------Ş.'nin TTK hükümlerine göre --------S.de hakim şirket durumunda bulunduğunu, TTK. m.195 ve devamı maddelerine göre hakim ve iştirak şirket durumlarının ticaret sicil gazetesinde tescili gerektiğini, yapılmadığı takdirde ise TTK m.198/2 gereğince bu paylara bağlı oy kullanma hakkı dahil tüm hakların donduğunu, TTK m. 198/1 maddede öngörülen bildirim ile tescil ve ilan yükümlülüğü yerine getirilmediği sürece, ilgili paylara ait oy hakkı dahil, diğer hakların donacağı, bildirim yükümlülüğünün verine getirilmemesine dair diğer hukuki sonuçlara ilişkin hükümlerin saklı olduğunu, Genel kurul yapılırken hazirunda yer verilen --------Ş'in, --------Ş nezdindeki hisse oranı 475,55, merhum -------- hissesi ise 946,09 olduğunu, TTK m.418/1 gereğince toplantı nisabının sağlanması için sermayenin en az dörtte birinin temsil edilmesi gerektiğini,---------Ş.nin sahip olduğu hisseler genel kurulda temsil edilemeyeceğinden toplantı nisabının sağlanamadığını, toplantıda temsili hukuka uygun kabul edilse bile genel kurulda oy kullanma hakkı kanun gereği dondurulmuş olan ---------Ş adına toplantı gündem maddeleri için oy kullanılmasının mümkün olmadığını, toplantı nisabının sağlandığı iddia edilse bile toplantı neticesinde --------Ş adına kullanılan oyların açık kanun hüküm gereği herhangi bir geçerliliği olmadığını, merhum --------- 6,09 paya denk gelen 6.088.125 hissesinin de genel kurulda temsil edilmediğini, aynı zamanda hissedar olan mirasçılar arasında anlaşmazlık bulunduğundan bu hisselerin miras ortaklığı tarafından oybirliği ile alınacak bir kararla genel kurulda temsil edilmesi mümkün olmayıp terekenin korunması (TMK 589) ve miras ortaklığının temsili (TMK 640) kapsamında bu hisseler yönünden genel kurula mahkemece atanacak bir temsilcinin iştirak etmesi gerekirken bu hususta da işlem yapılmadığını, şirket ana sözleşmesinin yönetim kurulu üye seçimi için aradığı 2/3 nisap bulunmaksızın yönetim kurulu seçimi yapıldığını, toplantı nisabı sağlanmadan tertip edilerek esasen yok hükmünde kararlar alınan genel kurulda, ana sözleşmenin aradığı nitelikli nisapla seçilmemiş olan yönetim kurulunun bu kez de iyiniyet kurallarına aykırı kararlar almak üzere olağan genel kurul çağrısı yaptığını, yeni yönetim kuruluna ilk kez dışarıdan dahil olan yönetim kurulu üyesine de bu eksikliklerin ihtaren bildirildiğini, ancak yönetim kurulunun, ısrarla bildirilen kanuni eksiklikleri gidermeden olağan genel kurul yapılmasına ilişkin davet hazırladığını, bu davete davacının genel kurul öncesi bilgi edinme hakkını kullanabilmesi için hiçbir bildirim yapmadığı gibi gündem maddeleri arasında olağan genel kurul ile ilgisi olmayan iki farklı konu başlığını da eklediğini, şirketin huzur hakkı, ücret ve primler ile ilgili uygulamaları on yıllardır aynı olmasına karşın yönetimi ele geçiren hissedarların, hissedar olan belirli bir üyenin yönetim kurulundan çıkarılmasını sağladıktan sonra diğer üyelere yapılacak huzur hakkı, prim veya ücret ödemelerinde şirket uygulamalarının dışında artışlar yapılabilmesi için böyle bir maddeyi de gündeme eklediklerini, diğer yandan şirketin yönetimini organ yokluğu, eksik üye seçimi bahaneleri ile mahkeme aracılığıyla yaptırılan olağanüstü genel kurulda eksik üye seçmek yerine yönetimi tümüyle değiştiren yeni yönetim kurulunun aynı toplantı gündemine rekabet yasağına aykırı davranışlara muafiyet tanıma yönünde karar alınmasına dair bir madde de eklediğini, bu bağlamda, kanuna ve ana sözleşmeye aykırı şekilde tertip edilen genel kurul ile göreve gelen yönetim kurulunun, daha büyük hukuksuzluklar ve iyiniyet kuralına aykırı girişimler içerisinde olduğunu beyanla, haklı davanın kabulü ile davalı şirketin 09.01.2025 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının ve toplantıda alınan kararların TTK madde 445 ve 447 hükümleri kapsamında yok hükmünde ve butlanla malül olduğunun tespitine, yokluk ve butlana ilişkin talep kabul edilmediği takdirde genel kurul toplantı gündeminin 5. maddesiyle alınan yönetim kurulu seçimi kararının iptaline, İptal kararının icra edilebilir olması ve yeni zararların doğmaması için TIK madde 449 kapsamında yönetim kuruluna bildirimde bulunulmak suretiyle gündemin 5. Numaralı maddesinde alınan seçim kararının yürütülmesinin tedbiren durdurulmasına, bu durdurma kararı nedeniyle şirketin meşru yolla seçilmiş bir yönetim organı kalmayacağından mahkemenizce yönetim kayyımı atanmasına, bu uygun görülmediği takdirde denetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; --------Ş'nin 02.09.1074 tarihinde Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne tescil ve 09.09.1974 tarih ve-------- sayılı ---------- Ticaret Sicil Gazetesi'nin Snci sayfasında ana sözleşmesinin ilan edilmesi suretiyle kurulduğunu, şirketin "Sermaye" maddesi, rey hakkı, karar nisabı, "Çeşitli Hükümler" başlıklı 38. maddesine ilişkin ana sözleşme hükümlerinin değiştirildiğini ve değişen hükümler 20.03.1981 tarihinde --------- Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne tescil edilen ve 02.04.1981 tarihinde --------- Ticaret Sicil Gazetesi'nin 220. sayısının14. sayfasında neşredildiğini, bu değişiklikle sermayedeki payların gruplara ayrılma prensibinden vazgeçildiğini, ana sözleşmenin "Toplantı Karar Nisabı" başlıklı 27nci maddesindeki genel kurul toplantılarında esas alınacak karar nisabının değiştirildiğini, 38. maddesinde sermayenin ortaklara dağılımına ilişkin pay grupları uygulamasına son verildiğini, davacının özellikle yönetim kurulu üyelerinin seçiminde genel kurulda, yönetim kurulu üye seçimi için aranan 2/3 nisaba uyulmadığına yönelik iddiasının yersizliği ve hukuka aykırılığı ileride ayrıca değerlendirilecek olmakla birlikte yapılan bu değişiklikle ana sözleşmenin 27nci maddesinin aldığı son şeklin, "Türk Ticaret Kanunu'nun daha fazla ekseriyet aradığı haller saklı kalmak üzere genel kurul toplantılarında karar alınabilmesi için nisabı meydana getiren pay sahiplerinin temsil ettikleri oyların yarısından bir fazlasının teklif lehine kullanılmış olması gerekir." Olduğunu, şirketin ana sözleşmesinin "Sermaye" maddesi birçok kere tadil edilmiş olmakla birlikte davayı ilgilendiren hususlar bakımından genel kurulun yapıldığı tarih itibariyle sermaye yapısını oluşturan değişikliğin 13.05.2009 tarihinde Ticaret Sicil Müdürlüğüne tescil ile 18.05.2009 tarih ve -------- sayılı --------- Ticaret Sicil Gazetesi'nin ---------- sayfasında neşredildiğini, bu değişiklikle şirketin sermayesi her biri 1 TL kıymetinde 100.000.000 adet hisseye bölünmüş olup 100.000.000 TL olduğunu, bu değişiklikle birlikte payların gruplara ayrılmasına yönelik herhangi bir düzenleme yer almadığını, sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının tescilinden sonra 16.05.2011 tarihine kadar ---------Ş'ye diğer pay sahipleri tarafından pay devri yapıldığını ve ---------Ş'nin 16.05.2011 tarihi itibariyle iktisap ettiği toplam pay adedinin 75.549.900 TL sına çıktığını, gerçek kişi ortakların paylarında sermayenin artırıldığı 2009 yılına göre azalma, tüzel kişi ortak ---------Ş'de de çoğalma söz konusu olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihteki sermayenin dağılımı ve ortakların payı 16.05.2011 tarihinde 2010 yılının hesap ve işlemlerinin görüşülmesi için yapılan olağan genel kurul toplantısının ekindeki hazirun cetvelinde yer alan paylarla birebir aynı olduğunu, daha sonra--------- 27.12.2016 tarihinde vefat ettiğini, --------- vefatıyla hisselerinin 1/4'ü --------, 1/4'ü ---------, 1/4'ü de ---------, 1/4'ü de ----------- intikal ettiğini, intikal eden paylar bakımından Türk Ticaret Kanunu'nun 198nci maddesinde belirtilen %5'ini, %10'unu, %20sini, % 25'ini, %33'ünü, %50sini, %67sini veya%100'ünü temsil eden miktarlarda artış ya da azalış söz konusu olmadığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 189ncu maddesinde özellikle belirtildiği üzere, "teşebbüs" kavramı içerisinde yer alabilecek tüzel kişi konumunda bulunan ---------Ş'nin payında herhangi bir değişiklik olmadığını, davacının şirket ortaklarının şirketi ele geçirdiği yolundaki iddiasının anlamsız, haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının % 6'lık payla fiilen şirketi ele geçirmiş olduğu dikkate alındığında, davacı dışında kalan 88'lik paya sahip ortakların yönetim kurulu üyelerini belirlemelerinin hiçbir şekilde "şirketi ele geçirme" olarak nitelendirilemeyeceğini, bu hakkın hem yasadan hem de ana sözleşmeden kaynaklanan bir hak olduğunu, davacının şirketin 2023 yılı hesap ve işlemlerinin görüşülmesi olağan genel kurul toplantısının kötüniyetle yapılacağı yönündeki iddiasının hasız ve yersiz olduğunu, bilindiği üzere Türk Ticaret Kanunu'nun 409ncu maddesine göre, olağan genel kurul toplantılarının faaliyet donemi sonundan itibaren üç ay içerisinde yapılması gerektiğini, davacının %6lık payla şirketi bloke etme imkanını yakalamış olmasından kaynaklanan fiili durumu kötüye kullanmak suretiyle 2023 yılı hesap ve işlemlerini takip eden 2024 yılının mart ayına kadar yapması kanun ve ana sözleşmenin zorunlu kıldığı hallerden olduğunu, yönetim kurulu üye sayısının 5 olduğunu, Yönetim kurulu başkan --------- 17.06.2024 tarihinde vefat ettiğini, vefat ile birlikte yönetim kurulu üye sayısının 4'e düştüğünü, Yönetim kurulu üyelerinden davacı --------- ile şirkette ortak olmayan diğer yönetim kurulu üyesi --------- birlikte hareket etmeye başladığını, birlikte hareket etmenin ana motivasyonunun, şirketin menfaatleri değil, ----------- menfaatleri olarak ortaya çıktığını, bu durum, yani ---------- menfaatlerinin birlikte hareket etmenin ana motivasyonu olması nedeniyle Merhum --------- vefat ile boşalan yönetim kurulu üyeliğine Türk Ticaret Kanunu'nun 363 ile ana sözleşmenin l0ncu maddesindeki düzenlemeye uygun yönetim kurulu tarafından yeni bir üyenin seçilmesinin engellendiğini, bu engelleme nedeniyle 4 kişiden oluşan yönetim kurulunda eşitlik ortaya çıktığını, davacı ---------- ile ---------- işine gelmeyen hiçbir hususta karar alma imkan ve ihtimalinin söz konusu olmadığını, davacı ---------- yaklaşık sermayenin %6 kadar pay sahibi olduğu dikkate alındığında, olağan genel kurul toplantısının yapılması halinde gündemde olmasa bile finansal tabloların görüşülmesi aşamasında yönetim kurulu üyelerinin azli ile yenisinin seçilme ihtimalinin bulunması karşısında davacı --------- olağan genel kurul toplantısında azledileceği endişesi taşıdığından şirketin her türlü eylem ve işleminin bloke edildiğini, bu blokajın çözülmesinin tek yolunun olağanüstü genel kurul toplantısıyla yönetim kurulu üyelerini değiştirmek olduğunu, şirketi kilitleyen davacının bu kilidin çözülmesi hadisesini şirketi ele geçirmek olarak yorumlamasının davacının nasıl bir ruh hali içinde olduğunun açık bir göstergesi olduğunu, şirketteki kilidin çözülmesi maksadıyla Türk Ticaret Kanunu'nun 311 ve 412nci maddeleri çerçevesinde genel kurulun toplantıya çağrılması bakımından mahkemeye talepte bulunması zorunluluğunun ortaya çıktığını, bu zorunluluğun ancak Türk Ticaret Kanunu'nun 412nci maddesi kapsamında çözülebileceğinin ortada olduğunu, davacı tarafından ortaklara gönderilen ihtarnamelerde yönetim kuruluna aday olmayacağını ve aday da göstermeyeceğini açıklamasına ilaveten 04.04.2025 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında aday olmaması ve aday da göstermemesi, aday olan ve aday gösterilen yönetim kurulu üyeleri hakkında söz söyleme hakkını ortadan kaldırılan bir durum olduğunu, davacı bu dava ile davanın açıldığı tarihte henüz yapılmamış olağan genel kurul toplantısını gerekçe göstererek kendi lehine bir takım sonuçlar çıkarma gayreti içerisine girmişse de takdir edileceği üzere yapılacak olağan genel kurul toplantısı sonrası davacının ayrı bir dava hakkı olup yapılmamış genel kurul toplantısı için peşinen taleplerde bulunmasının hiçbir hukuki değerinin olmadığının, davacının bir diğer iddiası da Türk Ticaret Kanunu'nun 198nci maddesi kapsamında ilan, bildirim ve tescil yükümlülüğüne aykırı olarak ---------Ş'nin toplantıda temsil edildiği, oy kullandırıldığı ve oyların dikkate alındığı iddiası olduğunu, bu dava bakımından davayla ilgili olabilecek tek iddiasının da bu olduğunu, ancak bu iddiasının da haksız, yersiz ve hukuka aykırı olduğunu, şöyle ki; Türk Ticaret Kanunu'nun 198nci madde uygulaması 6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu'nda yer almayan bir düzenleme olduğunu, 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu'nun 1534ncü maddesine göre Kanunun yürürlük tarihi 01.07.2012 olup, 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şeklindeki Kanun'un 2/1-a maddesine göre Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına bu olaylar hangi kanun yürürlükteyken gerçekleşmişlerse o kanun hükümlerinin uygulanacağını, 6102 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra tüzel kişi konumunda olan ---------Ş'nin paylarında Türk Ticaret Kanunu'nun 198nci maddesinde yer alan bildirim, tescil ve ilan yükümlülüğü kapsamında hiçbir değişiklik yapılmadığını, Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Kanunu'nun 2/1-a maddesi kapsamında Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğünden önceki olaylara eski Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğini, bu çerçevede genel kurulda ---------Ş'nin eski kanun döneminde iktisap ettiği hisseleri bakımından herhangi bir oy kısıtlaması olmayacağının ortada olduğunu, Merhum ----------, davacı ile şirketler ortaklarından ---------, ---------- babası olduğunu, --------- sayılı kararıyla mirasçılar ve paylarının belirlendiğini, buna göre davacı ---------- ve kardeşlerinin miras hisseleri terekenin 1/3'ü seklinde olduğunu, Merhum--------- vefatından sonra ---------- tarafından terekenin paylaşılmaması için olağanüstü gayret gösterilmiş, terekeyi mirasçılardan korumak için terekenin korunması maksadıyla --------- E sayılı dosyasında dava ikame edildiğini, bir anlamda intikallerin engellenmesi maksadıyla yapılabilecek her türlü davranışın cömertçe sergilendiğini, davacının bu davranışlarına ısrarlı bir şekilde devam etmesi, 1/3 pay ile 2/3 payı esir alma gayret ve çabası içine girmiş olması sebebiyle başka bir çare kalmadığından-------- E sayılı dosyasında terekedeki şirketlere ait hisselerin elbirliği mülkiyetten paylı mülkiyete geçirilmesini temin maksadıyla ve terekedeki hisselerin mirasçılara paylaştırılması amacıyla dava açıldığını, davacı bir yandan terekedeki şirket hisselerinin mirasçılara intikalini engellemek için akla hayale gelmedik tavır ve davranışlar sergilerken diğer yandan terekedeki şirket hisselerinin mirasçılara intikal edilmediği gerekçesini ileri sürerek bu tür davalarda lehine hüküm alma hayaline kapıldığını, davacının şirket ana sözleşmesine göre yönetim kurulu üyelerinin seçilmesi için 2/3 oranında ağırlaştırılmış nisap gerektiği, ağırlaştırılmış nisabı hesaplanmasında --------Ş'nin oylarının dikkate alınmamasının gerektiği, hal böyle olunca ana sözleşme kapsamında öngörüler nisabın sağlanamadığından bahisle seçimin haksız ve hukuka aykırı olduğu iddialarının da yerinde olmadığını, kuruluşta ana sözleşmenin 27nci maddesinde yer alan düzenlemenin davacının iddialarına dayanak teşkil edip etmediğini tartışmak bir yana kuruluş ana sözleşmesinin 27nci maddesi davacının iddialarını tevsik eden bir düzenleme olmadığını, çünkü 2/3 ağırlaştırılmış nisapla alınacak kararlar 3 bent altında sınırlandırılmış olup yönetim kurulu için "idare meclisi seçim kararları için de bu hükmün uygulanacağına dair düzenleme ana sözleşmenin 27nci maddesinin tamamını kapsadığını, burada yer alan düzenlemenin, yönetim kurulu üyelerinin seçimi için öngörülen toplantıya katılanların yarıdan bir fazlasının kabul oyu vermesi şartının ikinci toplantı açısından da geçerli olduğu hususunun altını çizmek için konulduğunu, ana sözleşmede yapılan bu düzenleme nedeniyle davacının ana sözleşme değişikliğinden önce ana sözleşme hükümlerine dayanarak ileri sürdüğü iddiaların herhangi bir hukuki dayanağının bulunmadığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 418nci maddesine göre genel kurullar, kanun ya da esas sözleşmede aksine daha ağır bir nisap öngörülmüş bulunan haller hariç olmak üzere sermayenin en az 1/4'ini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır ve kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğuyla alınır hükmüne yer verildiğini, Kanunda yönetim kurulu seçimi için öngörülmüş ayrı bir nisap olmadığını, ana sözleşmeye göre ise toplantıya katılanların yarısından bir fazlasının oyu ile yönetim kurulu üyesi seçilebilmesinin mümkün olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun 198nci maddesinde yer alan bildirim, tescil ve ilan yükümlülüğü 11.07.2012 tarihinden itibaren yürürlüğe gireceği, Yürürlük Kanununun 2/l1-a maddesi çerçevesinde "yürürlük öncesi meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse o kanun hükümlerinin uygulanacağına yönelik düzenlemesiyle" birlikte iktisap tarihinin 2011 yılı öncesinde gerçekleştiği davacının imzasını da taşıyan hazirun cetvelleri ile ispat edildiği nazara alındığında davacının yönetim kurulu üyelerinin seçimi aşamasında ilan, bildirim ve tescil yükümlülüğünü yerine getirmeyen tüzel kişilerin oy kullanamayacağına dair iddiasıyla genel kurul toplantılarında yönetim kurulu üyesinin ancak 2/3 çoğunlukla seçileceğine dair iddiaların hukuki dayanağının bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME ve GEREKÇE: Dava, hukuki niteliği itibari ile anonim şirket genel kurul toplantısında alınan kararların butlanı, yokluk ile malul olduğunun tespiti olmadığı taktirde yönetim kurulunun seçimine ilişkin kararın iptali talebine ilişkindir.Dilekçeler aşaması tamamlanmakla mahkememizin 02/07/2025 tarihli ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş tarafların sulh olma imkanı bulunmadığından uyuşmazlık noktalarının tespiti ile tahkikat aşamasına geçilerek deliller toplanıp bilirkişi raporu alınmak suretiyle sonuca gidilmiştir. Davalı şirket sicil kayıtları dosya içine alınmış, dava konusu 09.01.2025 tarihli Olağanüstü Genel Kurul toplantısı ile ilgili çağrı gündemi, genel kurul toplantı tutanağı ve hazerun cetveli incelendiğıinde, gündemin 4.Maddesinde “--------- istifasi ile boşalan Yönetim Kurulu üyeliğine --------- seçilmesine ilişkin Yönetim kurulu kararının TTK'nın 363/2 nci fıkrası hükmüne göre onaya sunulması”5.Maddesinde “Boşalan Yönetim Kurulu üyeliğine seçim yapılması ya da mevcut Yönetim Kurulu'nun azli ile yeniden Yönetim kurulunun seçilmesi” maddelerinin yer aldığı, toplantı çağrısının 16.12.2024 tarih --------- sayılı ---------- Ticaret Sicili Gazetesinin ---------- sayfasında yayınlandığı, nama yazılı pay sahiplerinden -------- taahhütlü mektupla, toplantı gün ve gündeminin bildirildiği, diğer pay sahiplerine imzaları mukabilinde toplantı gün ve gündeminin tebliğ edildiği, ayrıca şirketin --------- adlı resmi web sitesinde kurumsal ana başlığı, kurumsal bilgi toplumu hizmetleri bölümünün altında Ticaret Sicil Gazetesinde çıkan ilan metninin aynen yayınlandığı, ilan ve toplantı tarihi arasında Türk Ticaret Kanunu'nun 4l4ncü maddesinde öngörülen ilan ve toplantı günleri hariç iki hafta öncesinde yapıldığı, böylece çağrının süresinde yapıldığının anlaşıldığı, hazır bulunanlar listesinin tetkikinde, şirket paylarının 100.000.000 TL toplam itibari değerden toplam itibari değeri 8.518.190 TL olan payın asaleten, 85.393.685 TL olan payın vekaleten olmak üzere toplantıda temsil edildiği ve böylece toplam 93.911.875 TL payın toplantıda hazır bulunduğu, hazır bulunan payların gerek Kanun gerekse esas sözleşmede öngörülen asgari toplantı nisabını teşkil ettiğinin genel kurul toplantı tutanağına yazılı olduğu, 09.01.2025 tarihinde yapılmış Olağanüstü Genel Kurula ait toplantı tutanağının 17.01.2025 tarih --------- sayılı --------- Ticaret Sicili Gazetesinin --------- Sayfasında yayınlandığı belirlenmiştir. Dava konusu 09/01/2025 tarihli genel kurul toplantısında 1. Gündem maddesi ile toplantı başkanlığı, tutanak yazmanlığı, oy toplama memurluğu seçiminin yapıldığı, davacının muhalefeti ile oy çokluğu ile karar verildiği, davacının muhalefetini tutanağa geçirdiği, 2 maddede " -------- istifa ettiği, istifası ile boşalan yönetim kurulu üyeliğine 26.09.2023 tarih ve --------- sayılı yönetim kurulu kararı ile --------- atandığı anlaşıldı. Türk Ticaret Kanunu'nun 363ncü maddesi kapsamında yapılan atama genel kurulun onayına sunuldu. Genel kurul tarafından yapılan atamanın onaylanmasına yapılan oylama sonucunda, 6.145.625 ret oyuna karşı 87.766.250 kabul oyuyla ve oy çokluğuyla karar verildi." şeklinde karar verildiği, davacının karşı oy kullanarak muhalefetini bildirdiği, 3 madde ile "--------- tarafından mevcut yönetim kurulu üyelerinin tamamının azli ve bir yıl süreyle görev yapmak üzere yeni bir yönetim kurulunun oluşturulması, yönetim kurulu üyeliklerine--------, ---------, ---------, --------, ve -------- önerdiği, oylama neticesinde mevcut yönetim kurulunun azledilmesine, yeni yönetim kurulu üyesi olarak --------, --------, ---------, --------- ve --------- bir yıl süreyle yönetim kurulu üyeliğine seçilmelerine davacının red oyu ile oy çokluğuyla karar verildiği anlaşılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 445 ve 446. maddelerinde, toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ile kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa, yönetim kurulu üyelerinden her birinin kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Yine TTK'nın 447. maddesine göre ise, genel kurulun, pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla, hâkim tarafından resen göz önünde tutulur. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk ise, 6102 sayılı TTK'da açıkça düzenlenmemiştir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu, şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup, hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu, şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup, kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır, fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik, şekli bakımdan dahi meydana gelmemiştir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları genel kurul ve karardır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır . İş bu dava dosyasında davacının öncelikle davalı şirketin 09/01/2025 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların butlan ve yokluğuna karar verilmesini talep ettiği, bu talebi kabul görmezse yönetim kurulunun seçimine ilişkin maddenin iptalini istediği anlaşılmıştır. Butlan ve yokluk talebini içeren dava herhangi bir süreye tabi olmaksızın her zaman açılabilir iken genel kurul kararının iptali davası genel kurul karar tarihinden itibaren 3 aylık hak düşürücü süre içinde açılmak zorundadır. Dava mahkememizde 21/03/2025 tarihinde açılmış olup hak düşürücü süre içinde açıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca davacı, davalı şirketin ortağı olup genel kurul toplantısına vekili vasıtası ile katılmış ve dava konusu karara red oyu kullanarak muhalefetini tutanağa yazdırmıştır. Davacının iptal davası açmak için gerekli şartları taşıdığı belirlenmiştir.Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda "..........Dava konusu olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararlar boşalan yönetim kurulu üyeliğine atanan üyenin onaylanması ve yeni yönetim kurulunun seçimine ilişkin kararlardır. Alınan bu kararların TTK m. 447 sayılan nitelikteki kararlardan olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple dava konusu genel kurul toplantısında alınan kararların batıl olmadığı kanaatine varılmıştır. 2. Davacı taraf, dava konusu genel kurulda alınan kararların ayrıca yok hükmünde olduğunu ileri sürmektedir. Genel kurul kararlarının hangi hallerde yoklukla malul olduğuna ilişkin bir hüküm TTK'da düzenlenmemiştir. Buna karşılık hukuki bir işlem olan genel kurul kararlarının yok hükmünde olup olmadığının tespitinde, hukuki işlemin yokluğuna ilişkin genel hukuk ilkeleri uygulama alanı bulacaktır.Genel kurul kararlarının hangi hallerde yok hükmünde olacağına ilişkin --------. sayılı kararında, genel kurul kararının hangi hallerde yok sayılabileceğine ilişkin genel ilkeleri açıklanmıştır. Anılan HGK kararında;«“ 19. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı TTK'da ne de 6102 sayılı TTK'da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukuki işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukuki işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukuki işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukuki işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukuki işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukuki işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukuki işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir .21. Yokluğun bir hukuki işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”'dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır.Yukarıdaki HGK kararında tespit edilen ilkeler çerçevesinde dava konusu genel kurulda alınan kararlar değerlendirildiğinde; toplantı çağrısının -------- sayılı kararına istinaden, mahkeme tarafından atanan kayyım tarafından TTK”'daki çağrı prosedürüne uygun olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Bu açıdan dava konusu genel kurulda alınan kararlarının yokluğunu gerektirecek bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Buna karşın davacının yokluk iddiasını, HGK kararında da yokluk nedeni olarak belirtilen toplantı ve karar yetersayısına aykırılığa dayandırmaktadır. Bu sebeple davacının bu iddiası aşağıda ayrıca değerlendirilecektir.2.1. — Davacının toplantı ve karar yetersayılarına aykırılık nedeniyle yokluk iddiasına dayanak yaptığı ilk olgu, kararların davalı şirketin esas sözleşmesinin 27. maddesindeki 2/3 oranındaki yetersayıya aykırı olarak alındığıdır.Davacının iddiasını dayandırdığı davalı şirketin esas sözleşmesinin 27. Maddesi aşağıdaki şekildedir:“Türk Ticaret Kanunu'nun daha fazla ekseriyet aradığı haller saklı kalmak üzere genel kurul toplantılarında karar alınabilmesi için nisabı meydana getiren pay sahiplerinin temsil ettikleri oyların yarısından bir fazlasının teklif lehine kullanılmış olması gerekir. Ancak aşağıdaki hususlardan ana sözleşmenin 2/3'ünü teklif eden hissedarların teklifi kabul etmesi şarttır: a-ana mukavelenin 4. Maddesine göre şirketin süresi hakkında alınacak kararlar b- Şirketin feshi kararı c-Sermayesinin artırılması veya eksiltilmesi Bu konularda birinci toplantıda bu karar nisabı sağlanamazsa aynı karar nisabı aranır, İdare Meclisi seçimlerinde dahi bu hüküm uygulanır” Ancak davalı şirketin esas sözleşmesinin 27. maddesinin “ Türk Ticaret Kanunu'nun daha fazla ekseriyet aradığı haller saklı kalmak üzere genel kurul toplantılarında karar alınabilmesi için nisabı meydana getiren pay sahiplerinin temsil ettikleri oyların yarısından bir fazlasının teklif lehine kullanılmış olması gerekir” şeklinde değiştirildiği ve bu değişikliğin 02.04.1981 tarihili ------- Ticaret Sicil Gazetesi nüshasında ilan edildiği anlaşılmaktadır.Bu değişiklikle birlikte davalı şirketin esas sözleşmesinin 27. maddesinde 2/3'lük oran kaldırılmış ve TTK hükümlerinin uygulanacağı düzenleme altına alınmıştır. Buna göre davalı şirket genel kurullarında uygulanacak toplantı nisabında TTK hükümlerinin uygulanması gerekir. TTK m. 418/1'de toplantı yetersayısı “Genel kurullar, bu Kanunda veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır” şeklinde belirlenmiştir.Özetle, davalı şirketin esas sözleşmesinin 27. maddesinde yapılan değişiklikle, davacının iddia ettiği 2/3'lük oran kaldırılarak toplantı yetersayısının belirlenmesinde TTK hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir. Buna göre davalı şirketin esas sözleşmesinin değiştirilmiş 27. maddesi uyarınca toplantı yetersayısı, ağırlaştırılmış yetersayı gerektiren haller hariç, sermayenin en az dörtte birini oluşturan pay sahiplerinin veya temsilcilerinin katılımıdır. 2.2. Davacının toplantı ve karar yetersayılarına aykırılık nedeniyle yokluk iddiasına dayanak yaptığı ikinci olgu ise, davalı şirketin TTK m. 198 uyarınca gerekli bildirim yapmaması nedeniyle şirketin sermayesinin%75,55'ine sahip olan ----------Ş'nin oy hakkının donduğu ve bu sebeple toplantı ve karar yeter sayısının oluşmadığıdır. TTK m. 198 uyarınca: “ Bir teşebbüs, bir sermaye şirketinin sermayesinin, doğrudan veya dolaylı olarak, yüzde beşini, onunu, yirmisini, yirmibeşini, otuzüçünü, ellisini, altmışyedisini veya yüzde yüzünü temsil eden miktarda paylarına sahip olduğu veya payları bu yüzdelerin altına düştüğü takdirde; teşebbüs, durumu söz konusu işlemlerin tamamlanmasını izleyen on gün içinde, sermaye şirketine ve bu Kanun ile diğer kanunlarda gösterilen yetkili makamlara bildirir. Payların yukarıda belirtilen oranlarda kazanılması veya elden çıkarılması, yıllık faaliyet ve denetleme raporlarında ayrı bir başlık altında açıklanır ve sermaye şirketinin internet sitesinde ilan edilir. Payların yüzdelerinin hesaplanmasında 196 ncı madde uygulanır. Teşebbüsün ve sermaye şirketinin yönetim kurulu üyeleriyle yöneticileri de, kendilerinin, eşlerinin, velayetleri altındaki çocuklarının ve bunların, sermayelerinin en az yüzde yirmisine sahip bulundukları ticaret şirketlerinin o sermaye şirketindeki payları ile ilgili olarak bildirimde bulunurlar. Bildirimler yazılı şekilde yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan olunur. (2) Birinci fıkrada öngörülen bildirim ile tescil ve ilan yükümlülüğü yerine getirilmediği sürece, ilgili paylara ait oy hakkı dâhil, diğer haklar donar. Bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesine dair diğer hukuki sonuçlara ilişkin hükümler saklıdır. (3) Hâkimiyet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için bu sözleşmenin ticaret siciline tescil ve ilanı şarttır. Sözleşmenin geçersizliği, bu Kanun ile diğer kanunlardaki şirketler topluluğuna dair yükümlülüklere ve sorumluluklara ilişkin hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz”. Buna göre bir teşebbüs bir sermaye şirketinin maddede belirtilen oranlarda paylara sahip olduğunu bildirmek yükümü altındadır. Bu bildirim aynı zamanda ticaret siciline tescil ve ilan olunur. Bu tescil ve ilanın yapılmaması halinde teşebbüsün sahip olduğu paylardan doğan oy hakkı dahil tüm hakları donar. Maddede geçen “Teşebbüs” kavramı TTK'da düzenlenmemiş; buna karşın TTK m. 195. Maddenin gerekçesinde “195 inci madde, -------- başta olmak üzere hemen hemen tüm ülkelerin şirketler topluluğuna ilişkin düzenlemelerinin aksine, şirketler topluluğunun sermaye şirketlerinden oluşmasını öngörmüş, şirket sıfatını taşımayan kişi topluluklarının, şahıs şirketlerinin, tek kişiye, derneğe, iktisadi devlet teşekküllerine ve kamu tüzel kişilerine ait ticari işletmelerin ve gerçek kişilerin, yani geniş anlamda "teşebbüslerin, topluluk üyesi olmasını kabul etmemiştir. Sistemimize göre yukarıda da açıklandığı gibi bir kollektif ve komandit şirket, bir topluluk şirketi olamaz. Bunun kapsamlı bir istisnası beşinci fıkrada öngörülmüştür. Diğer bir istisna 198 inci maddenin birinci fıkrasında yer almakta, bildirim yükümünün kapsamına şahıs şirketlerindeki paylar da girmektedir. Bir şirketler topluluğunun tepesinde sermaye şirketi olmayan herhangi bir özel veya kamu tüzel kişisi, gerçek kişi veya ticari işletme bulunabilir. Bunların merkezleri veya yerleşim yerleri yurt dışında da bulunabilir. Tüm bu olgular söz konusu topluluğun şirketler topluluğu kabul edilmesine engel olmaz, şirketler topluluğuna ilişkin özel hükümlerin uygulanmamasının gerekçesini oluşturamaz. Beşinci fıkra, anılan özel hükümlerin uygulanmasından kaçınmanın (kurtulmanın) yollarını kapatmak amacıyla, geniş kavramlara ve ifadelere yer vermiştir. Bu sebeple hüküm, sıfatı, türü, amacı, görevi, yetkileri ve ehliyet durumu ne olursa olsun, gerçek ve tüzel kişiyi ya da işletmeyi niteleyip uygulamadan kaçınmaya yol açabilecek yorumlara müsait değildir. Hükme hukuki şekilden hareketle istisna getirilmemesi ve amaca sıkı bağlılık ilkesine göre yapılacak yorumların tercih edilmesi, hükmün öngörülme amacının yönergesidir. Onun için "işletme" sözcüğü de bilinçle seçilmiştir. "İşletme" kavramının "teşebbüs"ü veya benzeri diğer kavramları kapsadığı da şüphesizdir” şeklinde açıklanmıştır. Mamafih, davalı şirketin cevap dilekçesindeki “"teşebbüs" kavramı içerisinde yer alabilecek tüzel kişi konumunda bulunan --------Ş'nin payında herhangi bir değişiklik olmadığı” şeklindeki beyanından taraflar arasında -----------Ş'nin TTK m. 198'de belirtilen “teşebbüs” kavramı içerisinde yer alan tüzel kişi olduğu konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Taraflar arasında bu noktada uyuşmazlık konusu olan konu, davalı şirketin sermayesinin %75,55'ine sahip olan --------.Ş'nin sahip olduğu bu sermaye ve pay oranının TTK m. 198'deki bildirim ve tescil yükümüne tabi olup olmadığıdır. Zira davalı şirket, ----------Ş'nin davalı şirket sermayesinin %75,55'ine sahip olma durumunun 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğünden önce gerçekleştiğini; 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun Kanunu'nun (Yürürlük K.) 2/1-a maddesinin “Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına bu olaylar hangi kanun yürürlükteyken gerçekleşmişlerse o kanun hükümleri uygulanır” şeklindeki düzenleme ve 6102 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra tüzel kişi konumunda olan --------Ş'nin paylarında TTK m. 198'de yer alan bildirim, tescil ve ilan yükümlülüğü kapsamında hiçbir değişiklik yapılmadığı gerekçeleriyle bildirim ve tescil yükümlülüğünün davalı şirket hakkında uygulama alanı bulamayacağını savunmuştur. Dolayısıyla bu noktadaki uyuşmazlık konusu, 6762 sayılı TTK (eski TTK) döneminde davalı şirkette %75,55 oranında pay sahibi olan ---------Ş'nin bu oranda pay sahibi olduğu hususunun, 6102 sayılı TTK yürürlüğe girdikten sonra TTK m. 198'deki bildirim ve tescil yükümüne tabi olup olmadığıdır.TTK m. 198'de düzenlenen bildirim ve tescil yükümlülüğü, TTK'nın Genel Gerekçesi'nin 68. paragrafında yer alan ve TTK'nın ana taşıyıcı kolonlarından biri “Kamuyu aydınlatma/Şeffaflık” ilkesinin somut bir yansımasıdır. Bu açıdan söz konusu düzenleme, TTK'nun kamu düzeninden olan hükümlerindendir. Madde lafzına bakıldığında bildirim yükümlülüğüne tabi olan hususun, bir teşebbüsün, bir sermaye şirketinin “sermayesinin, doğrudan veya dolaylı olarak, yüzde beşini, onunu, yirmisini, yirmibeşini, otuzüçünü, ellisini, altmışyedisini veya yüzde yüzünü temsil eden miktarda paylarına sahip olduğu” olgusu olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, bir diğer ifadeyle bildirim ve tescil yükümlülüğüne tabi tutulan husus, maddede belirtilen pay oranlara ulaşılmasına neden olan hukuki işlem değil, bu hukuki işlemin sonucu olarak ortaya çıkan maddede belirtilen oranlarda paya sahip olma olgusudur.Somut olayda 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinde davalı şirketin sermayesinin %75,55'inin ---------Ş olduğu anlaşılmaktadır. Davalı taraf 6103 sayılı Yürürlük K. m. 2/1-a'nın “Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır” hükmü sebebiyle TTK m. 198'deki bildirim ve tescil yükümlüğünün davalı şirket açısından söz konusu olmadığını savunmaktadır.Buna karşın Yürürlük K. m. 3 uyarınca “Tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukuki ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır”. Madde gerekçesinde söz konusu hükme ilişkin olarak “ Temeli İşlem olan ve bu kaynaktan kazanılan haklar yanında tarafların iradesinden bağımsız kanun tarafından düzenlenen ilişkiler ve bunlardan doğan haklar da vardır. Dayanağı hukuki işlem olan hukuki durumlardan doğan haklar, yani “kazanılmış haklar”, kanun değişikliğinden etkilenmezler, buna karşılık kanuni düzenlemelerden elde edilen yani kanuni kurumlardan kaynaklanan haklar, müktesep haklarının aksine, kanun değişiklikleri karşısında korunmazlar. Yeni hukuki durum hemen yürürlüğe girer” açıklaması yapılmıştır. Yürürlük K. m. 3 açısından TTK m. 198 hükmü değerlendirildiğinde, TTK m. 198'in tarafların iradelerinden bağımsız bir bildirim ve tescil yükümlülüğü getirdiği anlaşılmaktadır. Daha açık bir anlatımla, Şirketler Topluluğu TTK'da düzenlenen yeni bir kanuni kurumdur ve yeni bir hukuki durum yaratan bu kurum ve buna ilişkin düzenlemelerin, madde gerekçesinde belirtildiği üzere hemen yürürlüğe girmesi gerekir. Kaldı ki, TTK m. 198'de belirtilen oranlarda paya sahip olmanın bildirimi ve tescili, tarafların iradelerinin rol oynamadığı tarafların iradelerinden bağımsız bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bilirkişi Heyetimiz, TTK m.198'in tarafların iradesinden bağımsız bildirim ve tescil yükümlülüğü getirmesinden dolayı Yürürlük K. m. 3 düzenlemesi karşısında, davalı şirketin %75,55 oranında pay sahibi olan --------Ş'nin TTK'nın yürürlüğü ile birlikte TTK m. 198'deki bildirim ve tescil yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle oy hakkı dahil tüm haklarının donduğu kanaatine varmıştır. Konunun hukuki boyutu nedeniyle nihai hukuki değerlendirme ve takdir Sayın Mahkemenize aittir. 2.3. — Yukarıda yapılan açıklamalar sonucu oy hakkı ve diğer hakları donan --------Ş'nin dava konusu genel kurul toplantısına katılıp oy kullanmasının, toplantıdaki kararların alınmasına etkili olup olmadığının ayrıca incelenmesi gerekir. Zira, TTK m. 198/2'nin gerekçesinde de belirtildiği «Bildirmemenin sonucu, oy hakkının kullanılmamasıdır. Aksi halde, kullanılan oy geçersiz olur. Kararın geçerliliğini sürdürüp sürdürmeyeceği geçersiz oyların karar nisabını etkileyip etkilememesine bağlıdır”. Bunun yanısıra TTK m. 446/1-a uyarınca toplantıya katılmaya yetkili olmayan kişilerin toplantıya katılıp oy kullanmalarının kararların alınmasına etkili olması kararın iptaline yol açacaktır. Bu nokta da incelenmesi gereken husus, toplantı yetersayısının oluşmasında--------Ş'nin sermaye oranının dikkate alınıp alınmayacağıdır. Bir diğer ifade ile TTK m. 418'de toplantı yeter sayısı olarak düzenlenen “sermayenin dörtte biri” şartı davalı şirketin esas sermayesinin tamamı üzerinden mi hesap edilecektir; yoksa -----------Ş'nin sermaye içindeki oranı çıkarıldıktan sonra davalı şirketin geri kalan sermayesi üzerinden mi hesaplanacağıdır. Doktrinde hakim olan görüş uyarınca “Toplantı nisabı açısından bakıldığında; yukarıda açıklandığı üzere, hakları donan paylar nisapta dikkate alınmamalı ve toplantı nisabının sağlanıp sağlanmadığı diğer paylara bakılarak hesaplanmalıdır. Hakları donan payların, donmaya rağmen toplantıda temsil edilmesi ise, bu hesaplamayı değiştirmemeli ve sanki bu paylar toplantıya hiç katılmamışçasına durum değerlendirilmelidir. Bu halde, hakları donan paylar toplantıda temsil edilmesine rağmen, diğer payların hiç veya toplantı nisabının gerektirdiği ölçüde temsil edilmediği bir durumda, toplantı nisabı sağlanmamış olacaktır. Örnek vermek gerekirse, payların yarısının donmaya konu olduğu ihtimalde, sermayenin dörtte biri şeklindeki toplantı nisabının sağlanabilmesi için, diğer (donmayan) payların en az dörtte birinin toplantıda temsil edilmesi gerekir. Aksi durumda, toplantı nisabına ulaşılamamış olur. Bu halde, karar hukuken sakat olacaktır” Bu açıklamalar ışında somut olay değerlendirildiğinde; Davalı şirketin 100.000.000TL. olan esas sermayesinden --------Ş'nin 75.549.920 TL tutarındaki sermaye miktarı çıkarıldığında geri kalan 24.450.080 TL sermaye üzerinden TTK m. 418'deki “sermayenin dörtte biri” olan toplantı yetersayısının hesaplanması gerekir. Buna göre dava konusu genel kurulda toplantı yetersayısının sağlanması için en az 24.450.080/4=6.112.520 TL. tutarında sermayeyi temsil eden pay sahiplerinin toplantıya katılması gerekir. ----------Ş'nin donan payları dışında dava konusu genel kurula ise 18.361.955 TL sermayeyi temsil eden pay sahiplerinin katıldığı görülmektedir. Dolayısıyla TTK m. 418'deki toplantı yetersayısının sağlandığı ve kararların toplantıya katılan bu oyların çoğunluğu ile alındığı anlaşılmaktadır. Bu durumda dava konusu genel kurulda alınan kararların toplantı ve karar yetersayısına uygun olarak alındığı; oy hakkı ve diğer hakları donan ---------Ş'nin genel kurula katılıp oy kullanmasının kararların alınmasına etkisi olmadığı, bu nedenle dava konusu genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olmadığı hususunun nihai hukuki değerlendirmesi, Sayın Mahkemenizin takdirindedir. 3. ... dava konusu genel kurulda alınan 5 no.lu karar yönünden iptal koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi görevini tevdi etmiştir. 3.1.TTK m. 445'e göre kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler. Huzurdaki davanın üç aylık bu hak düşürücü süre içerisinde açıldığı görülmektedir. TTK m. 446/1-a uyarınca iptal davası toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten pay sahipleri açabilir. Toplantı tutanağından davacının dava konusu genel kurula katılıp 5 no.lu karar için olumsuz oy kullanıp muhalefetini toplantı tutanağına geçirdiği ve dava şartlarını gerçekleştirdiği görülmektedir. 3.2. — Yönetim kurulunun seçimine ilişkin 5 no.lu kararın içerik olarak incelenecek olursa, Yönetim kurulunun seçimi genel kurulun vazgeçilmez ve devredilmez yetkilerindendir (TTK m. 408/2-b). Ayrıca yönetim kurulu üyeleri, esas sözleşmeyle atanmış olsalar dahi, gündemde ilgili bir maddenin bulunması veya gündemde madde bulunmasa bile haklı bir sebebin varlığı hâlinde, genel kurul kararıyla her zaman görevden alınabilirler (TTK m. 364/1). Dava konusu genel kurulun 5 no.lu gündem maddesi “Boşalan Yönetim Kurulu üyeliğine seçim yapılması ya da mevcut Yönetim Kurulu' nun azli ile yeniden Yönetim kurulunun seçilmesi ” şeklindedir. Görüldüğü üzere gündemde yönetim kurulunun azli ve yerine yeni yönetim kurulunun seçilmesi hususu yer almaktadır. Yönetim kurulunun azli maddesinin gündemde bulunmasa dahi, TTK m. 364/1 uyarınca genel kurul yönetim kurulu üyelerini her zaman görevden alabilir. Azil, gündeme bağlılık ilkesinin bir istisnası olarak TTK'da düzenlenmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde davalı şirketin genel kurulunun gündeminde yer alan “yönetim kurulunun azli ile yeniden yönetim kurulunun seçilmesi” maddesi kapsamında yeni yönetim kurulunu seçilmesinde TTK m. 445'de iptal sebepleri olarak düzenlenen herhangi bir kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılık tespit edilememiştir." şeklinde kanaat açıklandığı anlaşılmıştır. Mahkememizce yapılan yargılama toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu ile davalı şirket sicil kayıtları bir arada incelendiğinde davalı şirket ana sözleşmesinin 27. maddesinde ön görülen karar nisabının 02/04/1981 tarihinde yayımlanan karar ile değiştirilerek karar nisabının temsil edilen oyların bir fazlası olarak kabul edildiği ve yine ilk ana sözleşme hükmünde de davacının iddia ettiği, davaya konu karar yönünden nitelikli karar hesabı aranmadığı tespit edilmiş, söz konusu ana sözleşme maddesine ilişkin olarak davacının iddia ettiği şekilde ana sözleşme değişikliği olup olmadığına dair davacı vekilinden beyanda bulunması istenmiş ancak davacı vekili tarafından beyanda bulunulmamıştır. Mahkememizin bu tespiti bilirkişilerce de teyit edilmiştir. Bu nedenle davacının yokluk iddiasına dayanak yaptığı dava konusu genel kurulda toplantı ve karar nisaplarının ana sözleşmeye aykırı olduğu iddiası mahkememizce yerinde görülmemiştir. Davacı yan bunun dışında yokluk iddiasına dayanak olarak , davalı şirketin TTK m. 198 uyarınca gerekli bildirim yapmaması nedeniyle şirketin sermayesinin %75,55'ine sahip olan ---------Ş'nin oy hakkının donduğu ve bu sebeple toplantı ve karar yeter sayısının oluşmadığı hususudur. TTK 198 maddesi hükmüne göre bir teşebbüs bir sermaye şirketinin maddede belirtilen oranlarda paylarına sahip olduğunu bildirmekle yükümlü olup aynı zamanda bildirimin ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi gerekir. Tescil ve ilanın yapılmaması halinde teşebbüsün sahip olduğu paylardan doğan oy hakkı dahil tüm hakları donar. Bilirkişi heyeti, raporunda taraflar arasında --------Ş'nin TTK m. 198'de belirtilen “teşebbüs” kavramı içerisinde yer alan tüzel kişi olduğu konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığını, davalının, --------Ş'nin davalı şirket sermayesinin %75,55'ine sahip olma durumunun 6102 sayılı TTK'nın yürürlüğünden önce gerçekleştiğini; 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun Kanunu'nun (Yürürlük K.) 2/1-a maddesinin “Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına bu olaylar hangi kanun yürürlükteyken gerçekleşmişlerse o kanun hükümlerinin uygulanır” şeklindeki düzenleme ve 6102 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra tüzel kişi konumunda olan --------Ş'nin paylarında TTK m. 198'de yer alan bildirim, tescil ve ilan yükümlülüğü kapsamında hiçbir değişiklik yapılmadığı gerekçeleriyle bildirim ve tescil yükümlülüğünün davalı şirket hakkında uygulama alanı bulamayacağını savunduğunu dolayısıyla uyuşmazlık konusunun, 6762 sayılı TTK (eski TTK) döneminde davalı şirkette %75,55 oranında pay sahibi olan---------Ş'nin bu oranda pay sahibi olduğu hususunun, 6102 sayılı TTK yürürlüğe girdikten sonra TTK m. 198'deki bildirim ve tescil yükümüne tabi olup olmadığı olduğunu belirterek netice olarak TTK m. 198'de düzenlenen bildirim ve tescil yükümlülüğünün, TTK'nın Genel Gerekçesi'nin 68. paragrafında yer alan ve TTK'nın ana taşıyıcı kolonlarından biri “Kamuyu aydınlatma/Şeffaflık” ilkesinin somut bir yansıması olduğunu TTK'nun kamu düzeninden olan hükümlerinden olduğunu, Yürürlük K. m. 3 açısında TTK m. 198 hükmü değerlendirildiğinde, TTK m. 198'in tarafların iradelerinden bağımsız bir bildirim ve tescil yükümlülüğü getirdiğinin anlaşıldığını, Şirketler Topluluğu TTK'da düzenlenen yeni bir kanuni kurum olup yeni bir hukuki durum yaratan bu kurum ve buna ilişkin düzenlemelerin, madde gerekçesinde belirtildiği üzere hemen yürürlüğe girmesi gerektiğini, TTK m. 198'in tarafların iradesinden bağımsız bildirim ve tescil yükümlülüğü getirmesinden dolayı Yürürlük K. m. 3 düzenlemesi karşısında, davalı şirketin %75,55 oranında pay sahibi olan---------Ş'nin TTK'nın yürürlüğü ile birlikte TTK m. 198'deki bildirim ve tescil yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle oy hakkı dahil tüm haklarının donduğu kanaatinde olduklarını belirtmiş olup bilirkişi görüşü mahkememizce de yerinde bulunduğundan davalı yanın aksi savunmaları kabul edilmemiş, davalı şirketin %75,55 oranında payına sahibi olan---------Ş'nin TTK'nın yürürlüğü ile birlikte TTK m. 198'deki bildirim ve tescil yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle oy hakkı dahil tüm haklarının donduğu kabul edilmiştir. İncelenmesi gereken bir diğer husus ise oy hakkı donan ----------Ş'nin dava konusu genel kurul toplantısına katılıp oy kullanmasının, toplantıdaki kararların alınmasına etkili olup olmadığı hususudur. TTK m. 198/2'nin gerekçesinde bildirmemenin sonucunun, oy hakkının kullanılmaması olduğu aksi halde, kullanılan oyun geçersiz olacağı ve kararın geçerliliğini sürdürüp sürdürmeyeceğinin geçersiz oyların karar nisabını etkileyip etkilememesine bağlı olduğu belirtilmiştir. Toplantı ve karar nisabının belirlenmesi noktasında TTK m. 418'de toplantı yeter sayısı olarak düzenlenen “sermayenin dörtte biri” şartının davalı şirketin esas sermayesinin tamamı üzerinden mi yoksa yoksa ---------Ş'nin sermaye içindeki oranı çıkarıldıktan sonra davalı şirketin geri kalan sermayesi üzerinden mi hesaplanacağı hususu bilirkişi raporunda tartışılmış doktrinde hakim olan görüşün “Toplantı nisabı açısından hakları donan payların nisapta dikkate alınmaması ve toplantı nisabının sağlanıp sağlanmadığının diğer paylara bakılarak hesaplanması gerektiği, hakları donan payların, donmaya rağmen toplantıda temsil edilmesinin ise, bu hesaplamayı değiştirmeyip sanki bu paylar toplantıya hiç katılmamışçasına durumun değerlendirilmesi gerektiği şeklinde olduğu belirtilmiş, bu konu ---------- sayılı kararında da değerlendirilmiş kararda "........Somut uyuşmazlıkta; davalı şirket tarafından şirketler topluluğu içerisinde olduğu ve (....)'ın hakim teşebbüs konumunda olduğu kabul edildiği gibi, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda da bu husus tespit edilmiştir.(....) tarafından devralınan % 16,53 hisse ile toplam pay oranı % 42,74'e ulaşmıştır. Bu durumda payın devralınmasından itibaren yukarıdaki maddede belirtilen bildirim ile tescil ve ilan prosedürünün yerine getirilmesi gerekirken söz konusu yükümlülüğün dava konusu genel kurul toplantısından önce yerine getirilmediği ve genel kuruldan sonra yerine getirildiği, bu durumda aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen emredici hüküm uyarınca devralınan paylara ilişkin oy hakları dahil diğer hakların donduğu sabittir. Buna rağmen dava konusu genel kurul toplantısında (.....) tarafından devralınan ve oy hakkı donan paylara ilişkin oy hakkı kullanılarak adı geçen kararlar alınmıştır. Bu durumda donan oylar hesaba katılmaksızın toplantı ve karar yeter sayısının oluşup oluşmadığı irdelenmesi gerekmektedir.(.....) tarafından devir alınan oylar hesaba katılmadığında dahi toplantı yeter sayısının oluştuğu anlaşılmakla toplantı yeter sayısından herhangi bir kanuna aykırılık bulunmamaktadır. Mahkemece gerekçeli kararda da isabetli bir şekilde belirtildiği üzere karar nisabı yönünden ise devir alınan ve oy hakkı donan paylara ilişkin oy hakkının kullanılmaması halinde oluşan karar yeter sayıları dikkate alındığında kararların alınması için kanunda öngörülen yeter sayıları oluşmamıştır. ........... Ancak karar yeter sayısının oluşmaması halinde kararın yokluk yaptırımına mı tabi olduğu, yoksa iptal yaptırımına mı tabi olduğu hususunda Yargıtay farklı içtihatlar oluşturmuştur. Ancak geçersiz oylar ilave edilerek dahi olsa şeklen, kanunda düzenlenen karar nisabına uygun olarak alınmış bir karar mevcut olduğundan Dairemizce kararın yokluk yaptırımına değil, iptal yaptırımına tabi olduğu kanaatine varılmıştır. şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır. Davaya konu genel kurul toplantısı yönünden davalı şirketin 100.000.000TL. olan esas sermayesinden ---------Ş'nin 75.549.920 TL tutarındaki sermaye miktarı çıkarıldığında geri kalan 24.450.080TL sermaye üzerinden TTK m. 418'deki “sermayenin dörtte biri” olan toplantı yetersayısı en az 24.450.080/4=6.112.520 TL. tutarında sermayeyi temsil eden pay sahiplerinin toplantıya katılması gerekli olup, ---------Ş'nin donan payları dışında dava konusu genel kurula ise 18.361.955 TL sermayeyi temsil eden pay sahiplerinin katıldığı, dolayısıyla TTK m. 418'deki toplantı yetersayısının sağlandığı ve kararların toplantıya katılan bu oyların çoğunluğu ile alındığı, alınan kararların toplantı ve karar yetersayısına uygun olarak alınmış olduğu, oy hakkı ve diğer hakları donan --------Ş'nin genel kurula katılıp oy kullanmasının kararların alınmasına etkisi olmadığı, bu nedenle dava konusu genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olmadığı ,bunu yanı sıra alınan kararların TTK m. 447 sayılan nitelikteki kararlardan olmadığı bu sebeple kararların batıl nitelikte de olmadığı sonucuna varılmıştır. Davacı yan açtığı davada yokluk ve butlan iddialarının kabul görmemesi durumunda genel kurulun 5 no.lu gündem maddesi “Boşalan Yönetim Kurulu üyeliğine seçim yapılması ya da mevcut Yönetim Kurulu' nun azli ile yeniden Yönetim kurulunun seçilmesi ” ile alınan kararın iptalini talep etmiştir. Gündemde yönetim kurulunun azli ve yerine yeni yönetim kurulunun seçilmesi hususu bulunmakta olup. Yönetim kurulunun azli maddesinin gündemde bulunmasa dahi, TTK m. 364/1 uyarınca genel kurul yönetim kurulu üyelerini her zaman görevden alabilir. Azil, gündeme bağlılık ilkesinin bir istisnası olarak TTK'da düzenlenmiştir. Davalı şirketin genel kurulunun gündeminde yer alan “yönetim kurulunun azli ile yeniden yönetim kurulunun seçilmesi” maddesi kapsamında yeni yönetim kurulunu seçilmesinde TTK m. 445'de iptal sebepleri olarak düzenlenen herhangi bir kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırılık tespit edilemediğinden davanın reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Karar harcı 732,00TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 615,40TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60 TL harcın davacı taraftan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5- Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, HMK 345. Maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 11/03/2026