TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO :... KARAR NO : ... BAŞKAN :... ÜYE :... ÜYE : ... KATİP : ... DAVACI :... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının Yokluğunun Tespiti İstemli) DAVA TARİHİ : ... KARAR TARİHİ : ... GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH :... Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının Yokluğunun Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Dava…
T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ... T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO :... KARAR NO : ... BAŞKAN :... ÜYE :... ÜYE : ... KATİP : ... DAVACI :... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının Yokluğunun Tespiti İstemli) DAVA TARİHİ : ... KARAR TARİHİ : ... GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH :... Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının Yokluğunun Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketİN; Kayseri Ticaret Sicil Müdürlüğüne ... ticaret sicil numarası ile kayıtlı, sermayesi 1.400.000TL olan, toplam hisse adedi 1.400.000 adet olan bir anonim şirket olduğunu, Davalı şirketin halihazırdaki hissedarları olarak; 770.000-TL pay ile ..., 615.000TL pay ile ... ve 15.000TL pay ile ...'ın gösterildiğini, davalı şirketin 30.04.2025 tarihinde 2022-2023-2024 yılları Olağan Genel Kurul Toplantısı yapılmasına karar vermesi sonucunda; davalı şirketin 30.04.2025 günü saat 10:00’da "... Melikgazi KAYSERİ" adresinde 2022-2023-2024 yılları Olağan Genel Kurul toplantısı gerçekleştirdiğini, dava konusunun genel kurul toplantısında yönetim kurulunun ibrasına ilişkin (5) nolu gündem maddesinin oylamasında kendilerince ibra etmeme yönünde oy kullanıldığını, buna karşılık davalı şirketin yönetim kurulu başkanı Mustafa TÜRMEN'in, kendi ibrasında hukuksuz şekilde oy kullanarak kendi kendini ibra ettiğini, somut olayda ...'in; yönetim kurulu başkanı olarak kendi ibrasında oy kullanamayacağı halde ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca oy hakkından yoksun kişi olmasına rağmen, kendisinden başka toplantıda hazır bulunan ... vekilinin de "red" yönünde oy kullanmış olmasına rağmen; genel kurulun iradesine aykırı şekilde, usulsüz ve hukuksuz şekilde kendi kendisini ibra ettiğini, ...'in kanuna aykırı olarak kullandığı oy ile ibra kararı alınmış olduğundan; ...'in hukuksuz oyu ibra kararının sonucunu etkilemiş olduğundan, ...'in oyu çıkarıldığında yönetim kurulunun ibrası için gerekli karar nisabı da sağlanamadığından; davalı şirketin 30.04.2025 tarihinde gerçekleştirmiş olduğu bu 2022-2023-2024 yılları Olağan Genel Kurul Toplantısı'nda alınan yönetim kurulunun ibrasına ilişkin kararın açık kanuna aykırılık nedeniyle butlan ile sakat olması sebebiyle kesin hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesi gerektiğini belirterek davalı şirketin 30/06/2025 tarihli Genel Kurul Toplantısında gündemin (5) nolu maddesi olarak belirlenmiş olan ve yönetim kurulunun ibrasına ilişkin kararın kesin hükümsüzlüğünün tespiti ile iptaline, yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, Erciyes Teknopark bünyesinde faaliyet gösteren, TÜBİTAK ve KOSGEB destekli projeler yürüten yüksek teknoloji odaklı bir Ar-Ge firması olduğunu, davacının ise şirket sermayesinin sadece %1,07'sine (1.400.000 TL sermayede 15.000 TL pay) sahip bir azınlık hissedar olduğunu, davacının kendi menfaati dışındaki hususları dava konusu etmesinde hukuki yararı bulunmadığını, müvekkili şirketin Yönetim Kurulunun, 04.04.2025 tarihli ve 2025/02 sayılı kararı ile genel kurul çağrısı yaptığını, bu çağrının 08.04.2025 tarihli 11307 sayılı nüshasının 142. sayfasında Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde usulüne uygun ilan edildiğini, ayrıca pay sahiplerine iadeli taahhütlü mektupla bildirim yapıldığını, davacı yanın genel kurulun usulsüz toplandığına dair genel geçer iddiaları, dosyadaki resmi belgelerle yalanlandığını, pay defterinde kayıtlı tüm ortaklara (..., ... ve davacı ...) 08 Nisan 2025 tarihinde iadeli taahhütlü mektupla çağrı gönderildiğini, davacı ...'ın toplantıya vekili aracılığıyla katılmış olmasının, çağrının amacına ulaştığının en büyük kanıtı olduğunu, huzurdaki dava ile Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası (ve bu dosya ile birleşen Kayseri 2. ATM...E. ve diğer birleşen dosyalar) arasında HMK m. 166 anlamında sıkı bir fiili ve hukuki irtibat bulunmaktadır. Usul ekonomisi ve hüküm birliği ilkeleri gereğince, işbu davanın Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...E. sayılı dosyası ile birleştirilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise anılan dosyanın bekletici mesele yapılmasını isteyerek şirketin, genel kuruldan 15 gün önce tüm finansal tabloları, faaliyet raporlarını ve denetim raporlarını şirket merkezinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurduğunu, bu hususun genel kurul ilanında ve davet mektuplarında açıkça belirtildiğini, davacı ... veya vekilinin, toplantı öncesinde şirket merkezine gelerek evrak incelemesi yapmadığını, inceleme hakkını kullanmayan ortağın, genel kurulda "bilgi alamadım" veya "tablolar hatalı" demesi iyiniyetli olmadığını, bilgi alma hakkının, aktif bir hak olduğunu, pay sahibinin talep etmesi gerektiğini belirterek öncelikle HMK m. 166 uyarınca aralarındaki fiili ve hukuki irtibat nedeniyle işbu davanın Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine, TTK m. 448/3 uyarınca davacının, müvekkili şirketin muhtemel zararlarına karşılık %20 oranında teminat yatırmasına karar verilmesini, dava dışı Adem Çınar'ın pay sahipliği iddiasının hukuken geçersiz (yok hükmünde) olduğunun tespitiyle, buna dayalı tüm iptal taleplerinin reddine, 30.04.2025 tarihli Genel Kurul kararlarının usul ve yasaya uygun olduğunun tespiti ile haksız davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : Mahkememizce taraf teşkili sağlanmış davanın taraflarına delillerini ibraz etme olanağı tanınmış uyuşmazlığın çözümü için gereken bütün deliller toplanmıştır. Taraflarca, davalı şirketin 30.04.2025 tarihli 2022-2023-2024 yılları olağan genel kurul toplantı tutanağı, Ankara 63. Noterliğinin 02.05.2025 tarihli, 14026 yevmiye sayılı ihtarnamesi ve tebliğ şerhi, davalı şirketin 2022-2023-2024 yılları olağan genel kurul toplantısı hazır bulunanlar listesi, davalı şirketin bilanço kayıtları, davalı şirketin ticari defterleri, bilirkişi incelemesi, keşif incelemesi, tanık beyanlarına delil olarak dayanılmıştır. Kayseri Ticaret Sicili Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak davalı ... Teknoloji ve Mühendislik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nin ana sözleşmesinden, dava konusu edilen 30/04/2025 tarihli genel kurul kararı toplantı tutanağı ve eklerinden, bu toplantıya ait hazirun cetveli ve ekleri ile bu toplantıya vekaleten iştirak edenlere ilişkin vekaletnameler ve temsil yetki belgelerini içerir tüm bilgi ve belgelerinden, yine tüm genel kurul toplantı tutanaklarından, en son tarih itibarı ile bu şirketin tüm ortaklarının kimlerden oluştuğu, her bir ortağın pay oranının, hisse miktarının ne kadar olduğunu gösteren karar, kayıt ve belgelerinden, şirketin en son tarihli yönetim kurulunun kimlerden oluştuğunu, temsil ve ilzama yetkililerinin kimlerden oluştuğunu ve temsil şeklinin nasıl olduğunu gösteren karar, kayıt, belge ve imza sirküsünden, şirketin güncel merkezinin ve adresinin neresi olduğunu gösteren kayıt ve belgelerden eksiksiz ve okunaklı birer örneklerinin gönderilmesinin ve ayrıca dava edilen 30/04/2025 tarihli genel kurul kararı doğrultusunda alınan kararların müdürlüklerince tescil ve ilan edilip edilmediklerinin, edilmişse hangi tarihte tescil ve ilan edildiğinin bildirilmesi istenmiş, 04/08/2025 tarihli yazı ile müzekkeremize cevap verilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava, 30/04/2025 tarihli genel kurulun 5 maddesinde yer alan yönetim kurulu ibrasını ilişkin maddenin yönetim kurulu üyesinin ibrada oy kullandığını belirterek yokluk ile malul olduğunun tespitini istemine ilişkindir. 6545 sayılı Yasa'nın 45/3. maddesi uyarınca davanın niteliği itibarı ile dava, mahkememiz heyeti tarafından sonuçlandırılmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 30/04/2025 tarihli genel kurulun 5 maddesinde yer alan yönetim kurulu ibrasını ilişkin maddenin yokluk ile malul olduğunun istemi hususlarında toplanmaktadır. -Teminat alınmasına ilişkin değerlendirmede; TK'nun 448/3. maddesi uyarınca davacının şirketin muhtemel zararlarını karşılayacak bir teminat göstermesinin talep edilmesi halinde mahkemenin teminata hükmedip hükmetmeme ya da teminata hükmedilmesi halinde bunun tutarının ne olacağı konusundaki takdir yetkisine karşı kanunun ortaya koyduğu ilkeler ve ölçütler mezkûr maddedeki “şirketin muhtemel zararları” kavramında saklıdır. Öte yandan gerek içtihatlar gerekse öğreti, madde lafzında yer almamakla beraber hükmü tamamlayıcı birtakım başka ilkelerden de söz etmektedir. Yargıtay, teminat miktarının her durumda davacının dava hakkını kullanmasına ve yargı denetiminin gerçekleşmesine engel olmayacak şekilde, iptali istenen genel kurul kararının önemi ve niteliği de göz önünde tutulmak suretiyle belirlenmesi gerektiği görüşündedir. Bunun yanı sıra, öğretide davacının pay sahibi olması halinde pay sahi¬binin şirketteki durumunun da dikkate alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Nitekim bu doğrultuda Yargıtay 11. H.D.'nin 1983/1401Esas, 1983/2033 Karar ve 19/04/1983 tarihli emsal bir kararında, davacının şirketteki paylarının yüzde on beşine denk gelen bir tutarda teminata hükmedilmesini uygun bulmuştur. TTK'nun 448/3. maddesi düzenlemesinin teminata ilişkin lafzı, mahkemenin takdir yetkisini kullanırken dikkate alması gereken ilkeler ve objektif ölçütler bağlamında başkaca bir kaynağa başvurmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Zira kanun lafzı “şirketin muhtemel zararları” kavramına vurgu yaparak mahkemenin kanaatini hangi olgular üzerine inşa etmesi gerektiğini zaten ortaya koymuştur. Buna göre, her şeyden önce şirketin zararının “muhtemel” yani henüz doğmamış olması ve ayrıca bu zararın doğrudan “şirkete ait bir zarar” niteliğinde olması gerekmektedir. Dolayısıyla, düzenleme uyarınca davalının teminat gösterilmesi talebi halinde mahkemece yapılması gereken iş “şirketin muhtemel zararları” olarak nitelendirilebilecek kalemlerin tespiti ve tetkikinden ibarettir. Yargılama gideri dışındaki şirketin muhtemel zararları dahiline alınabilecek kalemlerin tespiti için ise maddenin amacı dairesinde kavramın kendisi kadar düzenlemeyle alakası bulunan TTK'nun 451. maddesi hükmünün irdelenmesi gerekmektedir. Şirketin muhtemel zararların tayininde, her ne kadar genel kurul kararlarının iptali davasına ilişkin olmasa da çeşitli yol gösterici içtihatlar mevcuttur. Örneğin Yargıtay, idari davalarda yürütmenin durdurulması kararının uygulanmamasından kaynaklı tazminat davalarına ilişkin bir değerlendirmede, bir idari işlemin iptali davasının reddi halinde bu davanın açılmasından dolayı idarenin her zaman zarara uğramayacağını belirtmiş, örneğin bir vergi davasının reddi halinde bu davadan dolayı verginin geç ödenmesi nedeniyle oluşacak faiz zararının mahkemede gösterilmiş teminattan alınabileceğini; öte yandan bir memurun açtığı davada yürütmenin durdurulması kararı üzerine görevine dönerek çalışan bir memurun aldığı maaşın yaptığı hizmetin karşılığı olduğu ve bu nedenle kendisinden geri alınamayacağı için idarenin yaptığı ödemelerin teminattan karşılanmasının söz konusu olmadığı ifade etmiştir. Diğer yandan, Yargıtay bir başka kararında, ihtiyati tedbir kapsamında gösterilen teminatın güvence sağladığı muhtemel zararların kapsamına ihtiyati tedbir kararı kalktıktan sonra ihtiyati tedbir nedeniyle alacaklının alacağını geç almasından doğan zararlarının da (örneğin yoksun kalınan faiz) girdiğini belirtmiştir. Yargılama giderleri haricinde kalan şirketin muhtemel zararlarının, şirketin dava sonunda haklı çıktığı (yani kararın iptal edilmediği) durum açısından, şirketin dava açılmamış olsa idi hiçbir şekilde yapmamış olacağı masraflar ve katlanmamış olacağı zararlar olarak düşünülmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, genel kurul kararlarının iptali davalarında iptal kararının hukuki etkisinin, şirketin muhtemel zararların takdirinde göz önüne alınması gereklidir. Örneğin, TTK'nun 408/2. fıkra uyarınca önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı konusunda bir genel kurul kararına karşı iptal davası açıldığı bir olayda, olası bir iptal halinde yönetim kuruluna verilen bu özel yetkinin sakatlanacağı endişesiyle alıcının alım yapmaktan cayması riski ile şirketin aynı satış bedelini karşılayacak alternatif bir alıcı bulamaması riski, bir muhtemel zarar olarak ileri sürülebilecektir. Somut olayda, şirketin yönetim kurulu üyeliğinin ibrasına ilişkin olarak yokluk talep edildiğinden muhtemel bir zarar olmayacağından teminat alınmamıştır. -Davalının mahkememizin... Esas sayılı dosyası ile ilgili birleştirme talebinin değerlendirilmesi; 6100 sayılı HMK’nın "Davaların Birleştirilmesi" başlıklı 166. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "...ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar." ibaresi, birleştirme kararlarının ilk davanın açıldığı mahkeme yönünden kesin bağlayıcı olduğunu öngörmekteydi. Ancak söz konusu ibare Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2025 tarihli, E.2024/237 ve K.2025/137 sayılı kararı ile Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin E.2024/237, K.2025/137 sayılı kararında, HMK 166. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki "...ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar." ibaresinin iptal edilmesinin temel hukuki gerekçelerinin incelenmesinde; "Kanuni Hâkim Güvencesi" ve "Hukuk Devleti" ilkeleri üzerine kurulduğu görülmüştür. Anayasa'nın 37. maddesi, herkesin kanunen tabi olduğu mahkeme tarafından yargılanmasını öngörür. Bu ilke, uyuşmazlık doğmadan önce davaya bakacak mahkemenin ve usullerin kanunla belirlenmiş olmasını gerektirir. İptal edilen kural, birleştirme kararının ikinci mahkemeyi kesin olarak bağlamasını öngörüyordu. Bu durum uygulamada ilk mahkemenin (davayı birleştiren) bağlantı olmayan bir dosyayı başka bir mahkemeye göndermesi durumunda bile, alan mahkemenin bunu kabul etmek zorunda kalmasına neden oluyordu. Mahkemece, bu mutlak bağlayıcılığın davanın görülmekte olduğu mahkemeden alınıp başka bir mahkemeye devredilmesi sonucunu doğurduğunu ve bunun denetimsiz yapılmasına olanak tanıdığını ifade ettiği görülmüştür. Davanın, uyuşmazlık doğduktan sonra ve her hangi bir denetime tabi olmayan birleştirme kararı ile esas hakiminden alınıp başka hakime verilmesi kanuni hakim güvencesini ihlal etmekteydi. Hukuk devleti, tüm eylem ve işlemlerin hukuka uygun olduğu ve bunların denetlenebildiği bir sistemi ifade eder. HMK 166/1'deki iptal öncesi kural nedeniyle, birleştirme kararı hukuka aykırı olsa bile (örneğin iki dava arasında hiç bağlantı yoksa) bu kararı alan mahkeme itiraz edemiyor ve hatayı düzeltemez durumdaydı. Yüksek Mahkeme, hukuka aykırı olarak verilen birleştirme kararlarının (koşulları oluşmasa dahi) diğer mahkemeyi bağlamasının, yargılama sürecinde hukuka aykırılığın giderilmesini engelleyen bir durum yarattığını vurguladığı görülmüştür. Birleştirmenin diğer mahkeme üzerinde mutlak otorite kurması ve denetime kapalı olması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz olduğu tespit edildiği görülmüştür. HMK'nun 30. Maddesi göre hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür. Her ne kadar usul ekonomisi (davaların hızlı ve az masrafla bitirilmesi) amaçlanmış olsa da, iptal edilen kural birleştirilmeler ile mevcut davanın bitmesine engel olduğu hususu uygulamada rastlanan bir durum olduğu göze çarptığı görülmüştür. Davaların birleştirilmesi kurumu, çelişkili kararların önlenmesi ve usul ekonomisi için vardır. Ancak AYM, bu amacın adil yargılanma hakkının özüne dokunmadan gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi özetle; bir mahkeme, başka bir mahkemeye dosya birleştirildiğinde bağlantı olup olmadığı, usul ekonomisi ve birlikte görülmesinin gerekip gerekmediği hususları değerledirecek yoksa dosyayı kabul etmeyip iade edebilmelidir demiştir. Bu kapsamda, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı sonrasında, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilen birleştirme kararlarının, ilk davanın görüldüğü mahkememiz yönünden "kesin bağlayıcılığı" ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla Mahkememizce, birleştirme talebine konu davalar arasında HMK’nın 166/4. maddesi anlamında gerçek bir irtibat bulunup bulunmadığının denetlenmesi ve takdir edilmesi zorunluluğu hasıl olmuştur. Mahkememizin...Esas sayılı dosyasında davalı şirketin 15/02/2022 tarihli olağanüstü genel kurul kesin hükümsüzlüğünün tespiti, bu dosyaya birleşen ... ve ...Esas sayılı dosyada dava dışı ... tarafından davalı şirketin hisselerin ... tarafından davacıya devrine ilişkin olduğu,... Esas sayılı dosyası ise 25.04.2022 tarihli 2019-2020-2021 yılları olağan genel kurul kararlarının kesin hükümsüzlüğünün tespiti ile iptaline ve davalı şirkete özel denetçi atanmasına ilişkin olduğu iş bu davayı etkiyecek davalar olmadığı, Anayasa Mahkemesi'nin adil yargılanma hakkının özüne dokunmadan gerçekleştirilmesi gerektiğini ilişkin kararı uyarınca birleştirilmesi zorunlu ve usul ekonomisine uygun kabul edilmemiştir. Toplantı ve karar yeter sayısının irdelenmesinde; Anonim şirketlerde toplantı ve karar yeter sayısı TTK'nun 418. maddesinde düzenlenmiş olup bu maddede "(1) Genel kurullar, bu Kanunda veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır. Bu nisabın toplantı süresince korunması şarttır. İlk toplantıda anılan nisaba ulaşılamadığı takdirde, ikinci toplantının yapılabilmesi için nisap aranmaz. (2) Kararlar toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile verilir." hükmü yer almaktadır. Dosyada mevcut 30/04/2025 tarihli genel kurul hazirun cetvelinin incelenmesinde davalı şirketin sermaye miktarının 1.400.000,00-TL olduğu anlaşılmakta olup bu durumda toplantı yeter sayısı TYTK 418. maddesi gereği en az 350.000,00-TL'yi karşılayan 350.000 payın hazır olması ile toplantı yeter sayısı sağlanacaktır. Hazirun cetveli incelenmesinde ise 785.000,00-TL sermaye payına karşılık 785.000 adet hissenin hazirun cetvelinde asaleten ve vekaleten imzasının bulunduğu toplantı yeter sayısını sağlandığı anlaşılmaktadır. Dava dışı ... davalı şirketin 25/04/2022 tarihli genel kurul kararı ile 3 yıllığına yönetim kurulu başkanı olarak seçildiği dava konusu genel kurul tarihi itibariyle yönetim kurulu başkanı olduğu görülmüştür. Genel kurula hissedar olarak yönetim kurulu başkanı ... asaleten ve davacı ise vekaleten katılmış ve genel kurul toplantısına başkaca katılan olmadığı görülmüştür. Dava konusu olan 30/04/2025 tarihli genel kurulun yönetim kurulunun ibrasına 5 maddesinde ''Yönetim Kurul Üyesinin 2022 – 2023 ve 2024 yılları faaliyetlerinden dolayı ibrasında söz alan ... vekili Av. ... söz alarak. Kayseri 1. Asliye Ticaret Makemesinin...Esas sayılı dosyasında asıl ve birleşen davalardaki iddialarımız ve bilirkişi raporları doğrultusunda muhalefet şerhi düşüyoruz dedi ve yönetim kurulu üyesi ibra edildi.'' şeklinde olduğu davacının yönetim kurulunun ibrasına olumlu oy vermediği, davalı şirketin yönetim kurulu başkanının oyu ile yönetim kurulunun ibra edildiği görülmüştür. -Anonim şirket genel kurul kararlarının hükümsüzlüğünün değerlendirilmesinde; Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle anonim şirket genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır. Anonim şirketlerde genel kurul, pay sahiplerinin veya temsilcilerinin usulüne uygun çağrı üzerine belirli bir gündemi görüşmek ve karara bağlamak için bir araya gelmesinden oluşan, şirketin karar ve irade organıdır. Hukukî sonuç doğuran bir irade beyanı olması nedeniyle genel kurul kararı, bir hukukî işlem niteliğindedir. Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri "karar" için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir. Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre butlan, yokluk veya iptal edilebilirlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, TTK'nun 447. maddesi ile açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır.TTK'nun 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla TTK'nun 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanunî şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dâhi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378). Anonim şirketlerde genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden iptal edilebilirlik ise TTK'nun 445. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan madde gereğince kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Kararın alınmasından itibaren üç ay içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez. Görüldüğü üzere TTK'nun 445. maddesinde genel iptal sebepleri düzenlenmiştir. Dolayısıyla kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya dürüstlük kuralına aykırılık nedenlerine dayalı olarak mahkemeden genel kurul kararlarının iptali talep edilebilir. Bu kapsamda kanuna aykırılık, butlan ve yokluk halleri dışındaki hükümlere aykırı olan genel kurul kararlarını ifade etmektedir. Zira iptal davası hukuken mevcut ve geçerli, ancak sakat doğmuş olan bir genel kurul kararına karşı açılabilir. Mutlak emredici hükümlere aykırılık halinde esasen ortada şeklen bir genel kurul kararı yoktur ve dolayısıyla bu karar hükümsüzdür. Hükümsüz sayılan bir genel kurul kararının da iptali değil, hükümsüzlüğünün tespiti söz konusu olur. Kanuna aykırılık, emredici hükümler haricinde yalnızca TTK hükümlerine veya anonim şirketi düzenleyen hükümlere değil yürürlükte bulunan ilgili tüm mevzuat hükümlerine ve yazılı olmayan hukuk kurallarına, özellikle -yasal istisnalar dışında- pay sahipleri arasındaki eşitlik ilkesini de içerir. Öte yandan esas sözleşmeye aykırı kararlar yönünden de iptal davası açılabilmektedir. Buradaki aykırılık şirket esas sözleşmesinde yer alan herhangi bir hükme muhalefet halinde söz konusu olmaktadır. Örneğin kanunda öngörülen yeter sayıya uygun olarak bir genel kurul kararı alınmış olmasına rağmen bu kararın esas sözleşmede öngörülen ağırlaşmış müzakere nisabına aykırı bir şekilde alınmış olması halinde bu kararın iptali mahkemeden istenebilir. Ayrıca genel kurulda alınan kararlar, görünüşte kanun ve esas sözleşmeye uygun olmasına rağmen, çoğunluğun yetkilerini kötüye kullanarak azınlığın veya münferit pay sahiplerinin meşru çıkarlarını ihlal ediyorsa dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle bu genel kurul kararının iptali gerekir. Dava konusu genel kurul toplantısının 5 nolu kararı yönünden ise ayrıca inceleme yapmak gerekmiştir. Dosya kapsamında bulunan ticaret sicil kayıtlarından davalı şirketin üç ortağı olduğu, bunların davacı ..., dava dışı ... ve dava dışı ... olduğu ...'in davalı şirket hissedarı ve aynı zamanda şirket yönetim kurulu başkanı olduğu görülmektedir. Davacının davalı şirketin ortağı olduğu husus ihtilafsız olup davacının davayı açmakta hukuki yararı olduğunun kabulü gerekir. Dava konusu genel kurul toplantısının 5 nolu kararı ile yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiği görülmektedir. Yönetim Kurulu başkanının ... olduğu olduğu anlaşılmaktadır. TTK'nun 436/2. maddesi, “Şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz” hükmünü içermektedir. Anonim şirket genel kurulunda alınan en önemli kararlar arasında "ibra kararı" yer almaktadır. İbra, mevzuatımızda tanımlanmış değildir. Doktrine paralel olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik kararlarında da ibra, yönetim ve denetim kurulunun faaliyetlerinden dolayı, genel kurulun o yıla ilişkin olarak tazminat talebi hakkı bulunmadığı yönünde menfi bir borç ikrarı olarak nitelendirilmektedir. TTK'nun 436. maddesi uyarınca, şirket yönetim kurulu üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamazlar. Şayet oy kullanmaları vuku bulmuş ise, bu halde oyların sonuca etkisi dikkate alınmalıdır. Bu hüküm emredici olup ibra kararına yönelik davacıların muhalefet şerhi bulunmasa da madde hükmüne aykırı hareket edilmesi halinde kullanılan oylar geçersiz olacağından, alınan genel kurul kararı da -gerekli karar nisabının sağlanmaması halinde- yok hükmünde olacaktır. Dolayısıyla ibranın veya ibra edilmemenin yönetim kurulu başkan ve üyeleri dışındaki ortakların oylarıyla karara bağlanması gerekmektedir (Yargıtay 11. H.D.'nin 2015/15396E., 2016/7426 K. sayılı ve 2019/1366 E. 2020/4391 K. Sayılı emsal kararları). Somut olayda, dava konusu 30/04/2025 tarihli genel kurulda alınan 5 nolu ibra kararının oylamasında, yönetim kurulu başkanı olan ... oy kullanmış olduğu, yönetim kurulu üyesinin kendi payına ilişkin oy kullanma hakkı bulunmadığı, ...'in yönetim kurulunun ibrasına ilişkin 5 nolu karar alınırken TTK'nun 436/2. maddesine aykırı olarak kendi ibrasında oy kullandığı, bu oy çıkartıldığında geriye ibrayı sağlayacak bir oyun kalmadığı, (%0) anılan nedenle bu kararın yoklukla malul olduğu görülmüştür. -Nihai olarak değerlendirmede; Yargılama sonunda mevcut dosya kapsamına ve yukarıda yapılan izahatlara göre, Davanın kabulü ile, 30/04/2025 tarihli genel kurul toplantısının şirket yönetim kurulu üyesinin ibrasına ilişkin gündemin 5 numaralı kararının yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiğine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davanın kabulü ile, 30/04/2025 tarihli genel kurul toplantısının şirket yönetim kurulu üyesinin ibrasına ilişkin gündemin 5 numaralı kararının yoklukla malul olduğunun tespitine, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcı dava açılırken peşin olarak alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafça davanın yapılan 45,00-TL e-tebligat giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına, 5-6100 sayılı HMK'nun 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine, 6-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince davanın kabul edilen kısmı yönünden hesap ve taktir olunan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 7-Davalı taraf lehine vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, 8-Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 203. maddesi uyarınca dosyanın tarih ve işlem sırasına düzenlenip dizi listesine bağlanmasına, Yazı İşleri Müdürü tarafından kontrolü yapıldıktan sonra istinaf incelemesine gönderilmesine veya arşive kaldırılmasına, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.08/12/2025 Başkan ... E-imzalıdır Üye ... E-imzalıdır Üye ... E-imzalıdır Katip ... E-imzalıdır