10. Hukuk Dairesi 2024/1326 E. , 2024/8882 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/677 E., 2023/966 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/220 E., 2023/140 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar ve davalı vekilleri ta
**10. Hukuk Dairesi 2024/1326 E. , 2024/8882 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/677 E., 2023/966 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/220 E., 2023/140 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacılar ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 29.06.2013 tarihinde davalının sahibi ve işveren konumunda bulunduğu ... Mühendislik firmasında çelik konsol yapımı sırasında kaynak işçisi olarak çalışan ... ...'nin, o sırada vinci kullanmakta olan firma çalışanı ...'nin vinci hareket ettirmesi nedeniyle vince ait tutma kancasının ... ...'nin üzerine düşmesi sonucu ağır yaralandığını ve kaldırıldığı hastanede tedavi görmekte iken vefat etmesi ile neticelenen dava konusu iş kazası meydana geldiğini ileri sürerek müteveffanın annesi, babası, kardeşi için destekten yoksun kalma tazminatı şeklinde maddi tazminatın ve manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından talep edilen maddi ve manevi tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacıların mütevvefanın mirasçıları olduğunun anlaşılamadığını, davacıların mirasçı sıfatının ve iş bu davada taraf sıfatlarının doğduğunun bilinmesi için davacılara süre verilerek veraset ilamı sunulması, aksi takdirde davanın usulden reddi gerektiğini, keza vekil aracılığı ile sunulan dava dilekçesinde davacı ...'nin akli melekelerinin olmadığının ikrar edildiğini, ancak davacı ... tarafından vasi onayı olmaksızın vekaletname düzenlendiğini, iş bu vekaletname TMK. m. 405 uyarınca geçersiz olduğundan davacı ... yönünden usuli eksikliğin giderilmesi mümkün değilse iş bu davacı yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, sigorta şirketlerine davanın ihbar edilmesini talep ettiklerini, ... ...'nin yaklaşık 1,5 yıl müvekkil şirkette kaynak teknikeri olarak çalıştığını, müteveffanın iş sağlığı ve güvenliği eğitimi aldığını ve müvekkil şirketin iş güvenliği hususunda alması gereken tüm tedbirlere uygun hareket etmek ile birlikte iş yerinde ikaz levhalarının bulunduğu konusunda olay yerinde 29.06.2013 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağının da bunu teyit ettiğini, ceza dosyasında alınan raporlar ile müteveffanın asli kusurlu olduğunun açık olduğunu, bu halde kazalının kusurunun müvekkile yükletilmesi hakkaniyetli olmayacak olup iş kazası nedeniyle müvekkil şirketin sorumlu tutulabilmesi için kazanın oluşumunda kusuru bulunması gerektiğini, davacıya İş. Kanunu 77 nci madde uyarınca alması gereken her türlü önlemi alarak, gerekli eğitimleri veren, uyarılarda bulunan, çalışması için gerekli araçları temin eden, nezaret ve denetim görevlerini yerine getiren müvekkil şirkete izafe edilebilecek hiçbir kusur bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "29.06.2013 günü ... ... Çiftçi'nin ... Mühendislik Makine İnşaat İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinde çalışırken üzerine çelik makas mamulün gelmesi sonucu önce yaralandığı ve daha sonra vefat ettiği, olayın işletme sahasında içerisinde olduğu, söz konusu malzemenin düşmesi ile kaza geçirmiş olduğu olayın 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13 üncü maddesine göre iş kazası olduğu; davalı şirketin ve müteveffanın ihmalleri olduğu ve iş bu ihmalleri karşısında davalı işveren şirketin %50 oranında kusurlu olduğuna Mahkememizce kanaat getirilmiş; ... ... ...'ın tecrübeli ve aklıselim bir işçi olarak gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek tedbirsiz davrandığı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve İş Güvenliği kurallarını kısmen de olsa ihlal ettiği ve kişisel güvenliğini sağlamada ihmalinin olduğu anlaşılmakla; davacının %30 oranında, dava dışı şirket müdürünün %10, ve dava dışı Sadi Tilki'nin %10 oranında kusurlu olduğuna mahkememizce kanaat getirilmiş ve iş bu kusur oranları takdir edilmiştir. Meydana gelen iş kazasında müteveffanın %30 kusurunun oluşu, davalının kusurlu oluşu, davacıların murisinin iş kazası sonucu hayatını kaybettiği ve davacıların bu suretle maddi zararının oluştuğu görüldüğünden dava ve ıslah dilekçesi içeriğine göre 14.03.2023 tarihli bilirkişi raporuna itibar ile müteveffanın anne babası adına maddi tazminat taleplerinin kabulü gerekmiştir. Davacı ... açısından maddi tazminat talebinin reddi gerekmiştir. Davacılar ... ve ... çocuklarının diğer davacı ... kardeşinin ölümüyle büyük bir acı ve keder içine düşecekleri, ömür boyu bu üzüntüyle yaşayacakları muhakkaktır. İş kazasına maruz kalarak hayatını kaybeden ... ... ...'ın davacı anne ve babası ile kardeşi için manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirmede; manevi tazminat davalarında tazminata hükmedilirken miktar yönünden davalının kusur oranlarının matematiksel bir oranla tespiti gerekmeyip az da olsa kusurlu olmaları durumunda manevi tazminat verilmesi gerektiği, tarafların kusur durumu, bunların yanında olayın işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak davacıların manevi tatmin duygusu yanında belirlenen miktarın caydırıcılık uyandırma oranı (HGK 23.6.2004, 13/291-370) göz önüne alınarak davacı anne ve baba için 80.000,00 TL, davacı kardeş ... için 50.000 TL manevi tazminat belirlenmiş, fazlaya ilişkin manevi tazminat talepleri reddedilmiştir. Her ne kadar davacı vekilince 29.06.2023 tarihli tavzih dilekçesi sunmuş ise de; iş bu talep gerekçeli karar yazılmadan önce sunulduğundan gerekçe içerisinde tartışılmıştır. Önemle her ne kadar davacı vekili ret alacak tutarının davacı ... bakımından manevi tazminat için 20.000 TL olduğunu beyan etmiş ise de; aksine kabul tutarının 80.000 değil 50.000 olduğu ancak duruşma sırasında zabta anne ve baba için kabul edilen tutardan kaynaklı sehven yanlış yazıldığı anlaşılmıştır. Yine de iş bu husus tavzih ve tashih ile giderilemeyecek olduğundan; el deki dosya da yapılan rakam hatası karar içeriğine şerh edilmekle yetinilmek zorunda kalınmıştır. Yine davacı vekili 12.10.2022 tarihli celseye bizzat katılarak arttırım dilekçesi sunmak üzere süre talep etmiş ve 18.10.2022 tarihinde bedel arttırım dilekçesini sunmuş ise de; akabinde 22.06.2023 tarihinde usul hukuku hükümlerini aşar şekilde yeniden 2. bedel arttırım dilekçesi sunduğu anlaşılmış olup; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu evleviyetle uygulanan 176/2 nci maddesi lafzı ve gereğince 22.06.2023 tarihli duruşmada ayrıntısı tefhim ile 2. bedel arttırım dilekçesi başlıklı beyan dilekçesi reddedilmiş ve 12.10.2022 tarihli dilekçe nazara alınarak karar verilmiştir. Yapılan inceleme ve yargılama neticesinde; müteveffanın davalı iş yerinde yalnızca 7 ay çalıştığı, yaptığı işin mahiyeti ve niteliği ile önemle çalışma süresi nazara alınmakla asgari ücretle çalıştığının kabulüne karar verilmiş ve bu noktada kök ve son 14.03.2023 tarihli ek hesap raporunun asgari ücrete göre olan hesaplamasına itibar ile aşağıda ki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçeleriyle "davanın kısmen kabulüne, kısmen reddi ile Davacı vekilinin 18.10.2022 tarihli talep artırım dilekçesi nazara alınarak; 1-)262.196,76 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, 2-)79.297,05 TL maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 10.796,29 TL talebin reddine 3-)1.000,00 TL ... açısından talep edilen maddi tazminat talebinin reddine, 4-)80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 20.000,00 TL talebin reddine 5-)80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 20.000,00 TL talebin reddine, 6-)80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 50.000,00 TL talebin reddine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin dava konusu olay neticesinde ruh hallerinin bozulduğunu, acı ve ızdırap çektiğini, psikolojik sarsıntı yaşadığını, halen ve ömür boyu, acı çekmeye, üzüntü duymaya mahkum edildiğini, müvekkillerin sağlıklı bir şekilde hayatlarını devam ettiremez olduğunu, manevi tazminat davasının hukuka aykırı bir eylem veya işlem nedeniyle nedeniyle bireyin yaşadığı üzüntü, elem ve yıpranmanın yol açtığı manevi zararların giderilmesini amaçlayan bir dava türü olduğunu, Mahkemenin kısmen kabul kısmen red kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, müvekkil ... yönünden 100.000,00 TL tazminat talebinin bulunduğunu, gerekçeli kararda görüleceği üzere mahkemenin maddi hataya düştüğünü, 80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 50.000,00 TL talebin reddine karar verildiğini, istinaf incelemesi sonucu kararın onanması halinde "fazlaya ilişkin 20.000,00 TL talebin reddine" şeklinde düzeltilerek onanmasını talep etiklerini, müvekkili Leman lehine 262.196,76 TL, müvekkili Mahmut yönünden ise 79.297,05 TL tazminata hükmedildiğini, mahkemece maddi tazminata hükmedilirken bilirkişi raporlarında esas alınmış TÜİK verilerine göre yapılmış olan hesaplamaların dikkate alınmadığını, bir kaynak işçisinin asgari ücret ile çalıştığının kabul edilemeyeceğini, TÜİK verilerinden de görüleceği üzere bir kaynak işçisinin asgari ücretin çok üzerinde bir maaş ile çalıştığını, Mahkemede hükme esas aldığı bilirkişi raporunda TÜİK verilerine göre karar vermemiş olup asgari ücreti baz aldığını, hatalı ve hukuka aykırı bir karar verdiğini, ayrıca gerek Yargıtay kararları gerekse Yerleşik İçtihat Kararları gereği bilindiği üzere hüküm verilirken hüküm tarihine en yakın asgari ücretin baz alınması gerektiğini, 20.06.2023 tarihinde asgari ücretin 1 Temmuz 2023 tarihi itibari ile güncelleneceğinin açıklandığını, ancak mahkemenin bunu görmezden gelip 6 numaralı 21.06.2023 tarihli mazeretli sayılmış olduğu duruşmada "davacı vekilinin yeniden rapor alınmasına dair talebinin asgari ücretin henüz resmi gazetede yayınlanmadığı göz önüne alınarak reddine," şeklinde hüküm kurulduğunu ve hiçbir ihtarat yapmadan ve tebliğ etmeden 1 gün sonrası olan 22.06.2023 tarihine karar duruşması günü verdiğini ve karar verdiğini, asgari ücretin güncellenecek olması bilindiği halde tamamiyle taleplerin görmezden gelindiğini ve hukuka aykırı bir şekilde hatalı hüküm kurulduğunu, asgari ücretin güncellenmesi sebebi ile yapılacak olan inceleme esnasında tekrar bilirkişi raporu aldırılarak kararın düzeltilerek onanmasını talep etiklerini, yargılama esnasında Gaziantep 5. İş Mahkemesi 2014/404 Esas dosyasında bu oranların kabul gördüğünü, müteveffaya %30 kusur atfedildiğini, müteveffaya atfedilen kusuru kabul etmediklerini, müteveffanın davalı yanın gerekli tedbir ve önlemi almaması sonucunda hayatını kaybettiğini, davalı yanın %100 kusurlu olduğunu, elim kaza neticesinde müteveffanın vefatı ile müvekkillerinin yaşadıkları fiziki ve psikolojik sarsıntı sonucu sosyal ve ekonomik hayatlarının zarar gördüğünü, hükmedilen manevi tazminat tutarının yaşanan ve yaşanacak olan acıları dindirmeyecek olduğunu belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların, müteveffanın desteğinden yoksun kaldıklarını ispat edemediklerini, destekten yoksunluğun sadece kusur ile bağlı olmadığını, destekten yoksunluğun TBK 50 nci madde hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, TBK 55 inci madde göre maddi delillerle hesaplanabilir, sürekli ve fiili bir desteğin varlığının davacının iddia ve delillerinden kanıtlanmadığını, müteveffanın farazi desteğinin dahi mümkün olmadığını, zira; müteveffanın kaza tarihinde 22 yaşında ve nişanlı olduğunu, gelecekte desteğin devam edemeyeceğini ya da beklenen desteğin oluşmayacağının açık olduğunu, müteveffanın yaşayacak olsaydı evlenme ile bu desteğinin son bulacağı kesin olmakla birlikte desteğin ölümden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunması olduğunu, davacıların kazadan 8 yıl sonra müteveffanın desteğini yitirdiği iddiası ile iş bu davanın ikame edilmesinin hayatın olağan akışına uymadığı gibi haksız ve iyi niyet kuralları ile örtüşmediğini, diğer taraftan davacı baba Mahmut'un 4/a emekli geliri olan, SOYBİS kayıtlarına göre adına kayıtlı tarlaları olan, oturdukları iki katlı bahçeli evin kendilerine ait olduğu, SGK tarafından peşin sermaye geliri bağlanmak üzere yapılan araştırmalarla ve dosyadaki yazılı belgelerle ispatlandığını, SGK'nın baba Mahmut'a peşin sermaye geliri dahi bağlamadığını, ... ölmeseydi nasıl bir desteğin yitirildiği ya da desteğin hangi konuda süreceği konusunda yazılı delil sunulmadığını, bu hususta dinlenen tanıkların da müteveffanın desteğinin hangi konuda olduğu, ne kadar olduğu ve ne zamana kadar olacağı konularında bilgileri olmadığını, hatta kazadan sonra 8 yıl boyunca neler olduğu konusunda dahi bilgi ve görgüleri olmadığını, hatta gerçeğe aykırı tanıklık yaptıklarını, bazı konularda inkara gittiklerini, çelişkilerle dolu ifadelerin dosyaya yansıdığını, ancak davalı şirketin baba Mahmut adına bankaya ödeme yaptığını bilen ...'un, yatalak olan babanın emekli maaşını ve şirketin ödediği bedelleri kim tarafından çekildiğini bilmiyor olmasının hayatın akışıyla uyumlu olmadığı gibi gerçekle de örtüşmediğini, sebepsiz zenginleşmek için kazadan 8 sene geçmiş olduğu da dikkate alındığında eldeki davanın davacılarının asıl amaçlarının destekten yoksunluk değil, haksız olarak menfaat elde etmek istedikleri olduğunu, dinlenen tanıkların 8 yıl boyunca ne tür bir maddi sıkıntı yaşadıklarını izah edemediğini, aile olarak yaşadıkları maddi zorlukların ne olduğundan hiç bahsetmediğini ve kazadan 8 yıl sonra ne oldu da bu maddi destek ihtiyacı içinde olduklarını da ifade etmediğini, gerçeğe aykırı, tutarsız ve hesaplanabilir bir desteğin varlığının ispatlanamadığını, açıklanan gerekçelerle, mahkemece desteğin karine olacağı dahi kabul edilemeyeceğini, hele ki kendi kusuru ile böyle bir kazanın oluşumuna sebebiyet veren mütevefanın, davadan 8 yıl sonra kesinleşmiş mahkeme karalarına rağmen hak ve menfaat elde edemeyeceklerini, bu davanın da hukuk tarafından korunmayacağını, mahkemece ... kusursuzmuş gibi hüküm kurulmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, savunma hakkının kısıtlandığını, adil yargılanmanın ihlal edildiğini, Mahkemece eldeki delillerin değerlendirilmesinde açıkça hataya düşüldüğünü, müteveffanın kesinleşmiş Mahkeme kararlarıyla %30 kusurlu olduğu yok sayılarak, maddi tazminatın ıslah dilekçesi esas alınarak kısmen kabul, kısmen reddine karar verildiğini, raporun içeriğinden de hesaplama yöntemi verilmediği gibi dayanak tablonun ne olduğunun açıklanmadığını, rapor ekindeki ücret tablosuna atıf yapıldığını, bu tablonun da neye göre hesaplandığının raporda açıklanmadığını, kök raporla ek rapor çelişkisinin giderilmediğini ve tabloların hangi verilere göre hesaplamada kullanıldığının açıklattırılmadığını, davacının dilekçesinde dayanmadığı ve deliller arasında göstermediği TÜİK verileri üzerinden ücrete itiraz edildiğini, ayrıca asgari ücretin 3 katı oranında ücret aldığını ifade eden iddialarının mahkemece dinlenmesinin de hukuka aykırı olduğunu, iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında itirazlarının dikkate alınmadığını ve dosya içerisinde davacı yanın 18.10.2022 tarihli ıslah dilekçesine itibar eden Mahkemenin ıslah tarihinden sonra dosyayı iki kere daha bilirkişiye ek rapor hesabı için göndermesinin, hangi husus için gerekli olduğu konusunun anlaşılmadığını, hem usul ekonomisi hem de yargılama giderleri açısından haksız olarak mahkum edildiği dikkate alındığında davacının müteveffanın ücret konusunda yasaklı olması gerekirken ısrarla mahkemece dinlenmesinin, ıslah rakamına en yakın olan ve ıslah tarihinden sonra alınan 4. ek raporun 14.03.2023 hükme esas olmasının hukuk tarafından korunmayacağını, davanın reddi gerekirken mütevefanın kesinleşmiş 30 kusuru dahi düzenlenen kök ve ek raporların tamamında dikkate alınmadığını ve mahkemece bu durumun gözetilmediğini, manevi tazminat yönünden davanın reddi gerekirken, kısmen kabul kısmen reddi ile her bir davacı adına 80.000,00 TL ayrı ayrı kaza tarihinden itibaren işleyecek faiz ile verdiği kararın davalıyı cezalandırmak olduğunu, zira kazadan 8 yıl sonra hak sahiplerinin haksız ve hukuksuz olarak sebepsiz zenginleşecek kadar istedikleri hükmü elde ettiğini, oysa manevi tazminatın bir cezalandırma yerine geçmemesi gerektiğini, zira müvekkil şirketin ceza davası nedeniyle cezasını çektiğini, SGK rücu davasıyla da ilgili zararları ödediğini, 8 yıl sonra açılan davada davacıların üzüntü ve kederinin de ispat edilmediğini, müvekkil şirketin bu tazminat rakamları karşısında ağır yük altına alındığını, müvekkil şirketin adil yargılanmadığını, savunma hakkının kısıtlandığını, kesinleşmiş mahkeme kararlarında müteveffanın %30 kusurunun dikkate alınmadığını, müteveffanın kusursuzmuş gibi hüküm kurulduğunu, hesap bilirkişi raporlarının bilimsel verilerden uzak çelişkili ve dayanaksız olarak düzenlendiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dosya kapsamından müteveffanın vinçle kaldırılıp tezgaha konduğu çelik makası yeterince sabitlemeden, ...'ye makasın vinçle olan bağlantısını sökmesine izin verdiği ve askıda yüke çok yakın olarak konumlandığı anlaşıldığından Mahkemece mühteveffanın %30 oranında kusuru olduğunun kabulü isabetlidir. Mahkemece hesaplamaya esas olarak kabul edilen ücretin de dosya kapsamına uygun olduğu değerlendirilmiştir. Manevi zarar adı ile talep edilecek ve Mahkemece hükmedilecek manevi tazminat tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Bu ilkeler ışığında, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu ve sonucunda meydana gelen elem ve ızdırabın derecesi, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve olay tarihi dikkate alındığında mahkemece hükmedilen manevi tazminat tutarları isabetlidir. İlk Derece Mahkemesince müteveffanın kardeşi ... hakkında 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, nitekim gerekçeli kararda da açıklandığı üzere kabul edilen tutarın 50.000,00 TL, reddedilen tutarın 50.000,00 TL olmasına rağmen sehven kabul edilen rakamın yanlış yazıldığı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle; HMK'nın 355 inci ve 357 nci maddeleri gereğince istinaf sebepleri ile bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme sonucunda, vakıa ve hukuki değerlendirme ile gerekçede ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün istinaf itirazlarının reddi ile usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir." gerekçeleriyle "6100 sayılı HMK'nın 353 üncü maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının esastan reddine" karar verildiği anlaşılmıştır. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilleri lehine manevi tazminat miktarlarının az olduğunu, maddi tazminat hesabında TÜİK verileri esas alınması gerekirken asgari ücret verileri dikkate alınarak hata yapıldığını, asgari ücretin güncellenen değerleri üzerinden rapor alınmasına dair talebin reddolmasının hatalı olduğunu, iş kazasının gerçekleşmesinde davalı tarafın tam kusurlu kabulü gerektiğini, beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf incelemesi neticesinde verilen kararda istinaf başvuru sebepleri ile ilgili gerekçe yer almadığını, müteveffanın desteklik olgusunun ispatlanamadan tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin tedavi yardımında bulunduğu gibi davacılara maddi yardımlarının da bulunduğunu, kusur oran ve aidiyetlerinin hatalı tespit edildiğini, rücu davasında hükmedilen tutarın maddi tazminat hesabında rücu edilecek gelir olarak dikkate alınması gerektiğini, ret vekalet ücretinin hatalı tespit edildiğini, ıslah dilekçesinden sonra dosyanın hesap bilirkişisine tevdi edilerek savunma haklarının kısıtlandığını belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklı tazminat istemine ilişkin olup somut olayda gerekçe ile hüküm arasında çelişki olup olmadığı inceleme konusudur. 2. İlgili Hukuk Anayasanın 141 inci maddesindeki gerekçeli karar hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri, "hükmün kapsamı" açısından aynı Kanun 297 ile 353 üncü maddeleridir. 3. Değerlendirme 1.Anayasanın 141 inci maddesinde bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılacağı düzenleme altına alınmıştır. 2.Bu düzenleme doğrultusunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294 üncü maddesi gereğince Mahkeme, hazır olan tarafları iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az aynı Kanun'un 297 nci maddesinde belirtilen hüküm sonucunun tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur. 3.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 nci maddesinde, İlk Derece Mahkemesi kararında bir mahkemenin gerekçe ve hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. 4. Bu hükümle benzer hükümler ihtiva eden Bölge Adliye Mahkemesi kararları ile ilgili düzenleme aynı Kanun'un 359 uncu maddesinde düzenlenmiş olup "1-e" fıkrasında "taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan veya olmayan hususlarla bunlara ilişkin delillerin tartışması, ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep" 2 nci fıkrasında ise "hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir" 5. Bu açıklamalardan olarak mahkemelerce verilecek kararların hüküm sonuçlarının gerekçeleriyle tutarlılık arz etmesi gerektiği açık olup, bu husus kamu düzeni kapsamında re'sen incelemeye tabi tutulan sebeplerden olup; kısa karar, bir davayı sona erdiren (nihai) temyizi mümkün olan son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Asıl olan kısa karardır. Bu gibi hallerde de Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 nci maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararında buna uygun olarak düzenlenmesi gereklidir. (10.04.1992 gün ve 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı) Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 2011/21-23 E., 268 K., 2012/6–97 E., 203 K., 2012/10–149 E., 291 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 6. Öte yandan Bölge Adliye Mahkemelerinin “Duruşma Yapılmadan Verilecek Kararlar” ile ilgili düzenlemeler içeren aynı Kanun'un 353 üncümaddesinde: “Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda Bölge Adliye Mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması. 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, karar verilmiş olması. 6) Mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, Kanun'un olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında, duruşma yapılmadan karar verilir” düzenlemesi yer almaktadır. 7.Somut olayda, İlk Derece Mahkemesi kararı gerekçesinde açıkça "davacı kardeş ... için 50.000 TL manevi tazminat belirlenmiş, fazlaya ilişkin manevi tazminat talepleri reddedilmiştir. Her ne kadar davacı vekilince 29.06.2023 tarihli tavzih dilekçesi sunmuş ise de; iş bu talep gerekçeli karar yazılmadan önce sunulduğundan gerekçe içerisinde tartışılmıştır. Önemle her ne kadar davacı vekili ret alacak tutarının davacı ... bakımından manevi tazminat için 20.000 TL olduğunu beyan etmiş ise de; aksine kabul tutarının 80.000 değil 50.000 olduğu ancak duruşma sırasında zabta anne ve baba için kabul edilen tutardan kaynaklı sehven yanlış yazıldığı anlaşılmıştır. Yine de iş bu husus tavzih ve tashih ile giderilemeyecek olduğundan; eldeki dosya da yapılan rakam hatası karar içeriğine şerh edilmekle yetinilmek zorunda kalınmıştır." gerekçesine yer verilmekle beraber hüküm fıkrasında kısa kararda da açıklandığı üzere; "80.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 29.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin 50.000,00 TL talebin reddine" karar verilmiş, iş bu karara karşı istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; anılan çelişki fark edilmek suretiyle "İlk Derece Mahkemesince müteveffanın kardeşi ... hakkında 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği, nitekim gerekçeli kararda da açıklandığı üzere kabul edilen tutarın 50.000,00 TL, reddedilen tutarın 50.000,00 TL olmasına rağmen sehven kabul edilen rakamın yanlış yazıldığı anlaşılmıştır" gerekçesine yer verilmişken tespit edilen bu çelişki gereğince HMK'nın 353/1-b-2 fıkrası gereğince yeniden esasa girilerek esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesi kararı içeriğinde olduğu gibi Bölge Adliye Mahkemesi kararı içeriğinde de gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturacak şekilde HMK'nın 353/1-b-1 fıkrası gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi karar içeriği ve hüküm sonucu arasında çelişki yaratıcı mahiyette olmuştur. 2.Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 3.O hâlde, HMK’nun 369/1 inci maddesi kapsamında kanunun açık hükmüne aykırı görülen bu husus re'sen dikkate alınarak, bu aşamada davacılar ve davalı vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacılar ve davalı vekilleri tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 353 üncü madde hükmüne açıkça aykırı olması nedeniyle BOZULMASINA, 2. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, 3. Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.