Başvuru, 10/4/1981 tarihinden itibaren kendisinden haber alınamayan Nurettin Yedigöl’ün (N. Y. ) polis tarafından gözaltına alındıktan sonra devletin himayesi altında kaybolduğu ve adli makamlarca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için etkili soruşturma yürütülmediği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, 10/4/1981 tarihinden itibaren kendisinden haber alınamayan Nurettin Yedigöl’ün (N.Y.) polis tarafından gözaltına alındıktan sonra devletin himayesi altında kaybolduğu ve adli makamlarca maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için etkili soruşturma yürütülmediği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 15/2/2013 tarihinde İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 19/9/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm başkanı tarafından 1/12/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 1/12/2014 tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlığın yazılı görüşü 26/12/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 8/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 20/1/2015 tarihinde beyanda bulunmuştur. İkinci Bölüm tarafından 14/10/2015 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula sevkine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvuruya konu olay “12 Eylül 1980 Askerî Müdahalesi” sonrasında İstanbul’da yaşanmıştır. Başvurucu, 10/4/1981 tarihinde kaybolduktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan N.Y.nin annesidir. N.Y. son olarak Kağıthane’de bir düğün merasiminde görülmüştür. Düğün çıkışında arkadaşlarıyla birlikte polis tarafından gözaltına alınarak Gayrettepe’de bulunan Emniyet Müdürlüğü binasına götürüldüğü ileri sürülmektedir. Bu iddia resmî makamlarca hiçbir zaman doğrulanmamıştır. Aynı tarihlerde gözaltında bulunan A.Ş.Y., yazdığı bir mektupta başvurucunun iddialarını doğrulayarak N.Y. ile aynı yerde tutulduğunu ve işkenceye maruz kaldıklarını belirtmiştir. N.Y.nin gözaltında işkence gördüğünü doğrulayan başka tanıklar da bulunmaktadır. N.Y.nin ailesi; çocuklarının gözaltında tutulduğunu, çocuklarına işkence yapıldığını ve sonrasında ortadan kaybolduğunu belirterek Emniyet Müdürlüğüne, Sıkıyönetim Komutanlığına, Millî Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğine, Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa ve Askerî Savcılığa başvuruda bulunmuş ancak sonuç alamamıştır. Adli makamlarca başvurucunun şikâyetleriyle ilgili farklı tarihlerde üç ayrı soruşturma yürütülmüş ve tamamı hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilmiştir. Soruşturmaların üçü de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Savcılık) tarafından yürütülmüştür. 1986 yılında başlatılan birinci soruşturma hakkında zamanaşımı nedeniyle 14/7/2000 tarihli ve 1986/11502 Soruşturma sayılı KYOK verilmiştir. Başvurucunun 2012 yılında yaptığı ikinci suç duyurusu da aynı gerekçeyle 2/5/2012 tarihinde 2012/43993 Soruşturma ve K.2012/24/746 sayılı KYOK ile sonuçlanmıştır. Bireysel başvuruya konu yapılan üçüncü soruşturma ise başvurucunun 21/3/2012 tarihli dilekçesi ile başlatılmıştır. Başvurucu, bu soruşturma kapsamında oğlunun gözaltında işkence sonucu ölümünden “12 Eylül 1980 Askerî Müdahalesi” lideri Ahmet Kenan Evren ve komuta kademesi ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Müdürü T.S. ve anılan Şubede görevli polislerin sorumlu olduğunu iddia etmiştir. Savcılık, anılan soruşturma kapsamında 28/8/2012 tarihli ve 2012/100589 Soruşturma ve K.2012/44082 sayılı KYOK vermiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir: “Şüpheli T. S. ve diğer görevli polisler hakkında müsnet suçlardan yapılan soruşturma sonucunda; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2/5/2012 günlü ve 2012/43993-24746 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olup, bu karara vaki itiraz Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin 27/7/2012 tarih ve 2012/1226 İş. sayılı kararı ile reddedilmiştir. Şüpheli K. E. ve Milli Güvenlik Konseyi Üyelerine isnat edilen suçların işlendiği tarihten itibaren 765 sayılı TCK’nın 102/1, 104/2 maddelerinde öngörülen süre de geçmiş olmakla; Müsnet suçlardan şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.” Başvurucu tarafından söz konusu karara yapılan itiraz, yerinde görülmeyerek Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinin 11/11/2012 tarihli ve 2012/1916 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bu karar 21/1/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup 15/2/2013 tarihinde süresi içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın geçici maddesi şöyledir: “12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz. Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır. ” 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ve maddeleri şöyledir:“Madde 102 - Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene, 2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,6 - Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbedyahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur. Madde 104 - Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.” 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”