Başvuru, idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle açılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 6/2/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Ambulans şoförü olarak görev yapan başvurucu, Siverek Devlet Hastanesi (Hastane) adına kayıtlı ambulansla hasta taşırken 11/4/2011 tarihinde yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası geçirmiştir. Kaza tespit raporunda, kazanın oluşumunda sürücünün aracın hızını görüş, yol ve hava durumunun getirdiği şartlara uydurmadığı, orta refüje çarpmadan evvel 7 metre lastik izi bıraktığı, orta refüjde bulunan aydınlatma direğine çarpıp direğin bağlı olduğu beton bloğu yerinden sökerek 10 metre sürüklendiği, akabinde bloktan kurtularak 32 metre daha sürüklenip sol yan üzerine devrilerek durduğu belirtilmiştir. Başvurucu, Sağlık Bakanlığı (İdare) aleyhine 21/11/2011 tarihinde Siverek Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) tazminat davası açmıştır. Hukuk Mahkemesinin 14/5/2013 tarihli kararıyla davanın hizmet kusuruna dayandığı belirtilerek yargı yolu bakımından görevsizlik sebebiyle dilekçenin reddine karar verilmiştir. Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra başvurucu, 19/6/2013 tarihinde Şanlıurfa İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) tam yargı davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; asıl görevinin idari yazışmalar bürosunda memuriyet olduğunu, 1/4/2011 tarihli yazıyla ambulans şoförü olarak görevlendirildiğini, bu görevlendirmeye itiraz etmesine rağmen Hastane Baştabipliğinin anılan görevlendirmede ısrarcı olduğunu, kaza sonucunda %10 görme kaybı meydana geldiğine ilişkin rapor tanzim edildiğini belirtmiştir. Ayrıca İdarenin yaşanan olayda kusurunun bulunduğunu ileri sürmüş; gözüne mercek takılması ve gözünün tam görememesi nedeniyle yaşam kalitesinin düştüğünü, elem ve ızdırap duyduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur. İdare Mahkemesi 17/9/2014 tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Hastaneye ait kazaya karışan ambulansın genel bakım ve onarımının Ş. A.Ş. tarafından yapıldığı, buna dair 24/2/2011 tarihli faturaların düzenlendiği, başvurucunun kendi iradesi ile ambulans şoförlüğü yapmak istediğine ilişkin dilekçesinin bulunduğu ve kaza tarihine kadar zaten uzun süreden beri ambulans şoförlüğü yaptığı belirtilmiştir. İdare Mahkemesince başvurucunun Diyarbakır-Şanlıurfa yönünde sağanak yağışlı havada seyrederken aracın hızını görüş, yol, hava vs. durumunun getirdiği şartlara uydurmak kuralını ihlal ettiği, kazanın başvurucunun kusuru sonucunda meydana geldiği ve somut olayda İdareye atfedilebilir bir kusur bulunmadığı ve başvurucunun maddi ve manevi zararlarının karşılanmasının hukuken mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucu anılan kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde, kaza tespit raporunun tek başına kusur tespitinde yeterli olmadığını, ambulans şoförü olarak görevlendirilmek için değil masa başı işine geçmek için dilekçe verdiğini, kazanın aracın arka lastiğinin kopması sonucu meydana geldiğini, İdarenin aracın bakımını yapmayarak kusurlu olduğunu belirtmiştir. Danıştay Onbeşinci Daire 5/4/2017 tarihinde hükmün onanmasına karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi, anılan Dairenin 14/12/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 31/1/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Öte yandan başvurucu tarafından 21/5/2012 tarihinde sigorta şirketleri aleyhine Siverek Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açılmıştır. Anılan Mahkemece verilen 9/7/2019 tarihli kararda bilirkişi raporlarına yer verilmiştir. Ankara Adli Tıp Kurumundan aldırılan 28/10/2014 tarihli bilirkişi raporunda araçtan kopan ve kaza sonrası karşı yol bölümünde bulunan lastiklerin kaza öncesinde koptuğuna dair dosyada bir tespite ve mahalde yapılan tespitlerde bu hususu teyit edici bir veriye rastlanmadığı, başvurucunun kazanın meydana gelmesinde %100 kusurlu olduğu belirtilmiştir. İstanbul Adli Tıp Kurumundan aldırılan 24/3/2015 tarihli ve Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla aldırılan 6/3/2019 tarihli bilirkişi raporlarında başvurucunun kazada %100 kusurlu olduğu ifade edilmiştir. İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla aldırılan bilirkişi heyet raporunda ise teknik arızanın kazanın meydana gelmesinde tamamen etkili olduğu tespitine yer verilmiştir. Sonuç olarak Siverek Asliye Hukuk Mahkemesi, kaza anından önce lastiğin yerinden çıktığını gösterir bir delilin bulunmaması, Kaza Tespit Tutanağı'nda kopan lastik parçalarının yolun karşı şeridinde bulunduğunun belirtilmesinden hareketle lastiğin yerinden çıkmasının aracın çarpması sonucu meydana geldiğini destekler nitelikte olması hususlarına da değinerek davanın reddine karar vermiştir. UYAP üzerinden yapılan araştırma sonucunda bu kararın kanun yolu incelemesinde olduğu anlaşılmıştır. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "İdari dava türleri şunlardır:...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,..." 4/2/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."