Başvurucu, hakkında yürütülen ceza muhakemesinin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, hakkında yürütülen ceza muhakemesinin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur. Başvuru, 9/7/2013 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 11/11/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. A. Olaylar Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, 13/8/2004 tarihinde “uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama” suçunu işlediği iddiasıyla Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü görevlileri tarafından yakalanarak gözaltına alınmış ve 15/8/2004 tarihinde hâkim kararı ile tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 6/9/2004 tarih ve E.2004/609 sayılı iddianamesi ile “toplu halde uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama” suçunu işlediği iddiası ile kamu davası açılmıştır. Başvurucu ilk derece yargılaması devam ederken 3/8/2005 tarihinde serbest bırakılmıştır. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin (4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga maddesi ile görevli) 17/10/2006 tarih ve E.2006/165, K.2006/150 sayılı kararı ile başvurucunun atılı suçtan dört yıl iki ay hapis ve 83 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Başvurucu bu kararı temyiz etmiştir. Başvurucunun temyiz talebini inceleyen Yargıtay Ceza Dairesinin 13/2/2012 tarih ve E.2008/13906, K.2012/919 sayılı kararı ile delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmesi yerine mahkumiyet kararı verildiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesince devam edilen bozma sonrası yargılama kapsamında, bozma ilâmına uyularak, başvurucu ve müdafiinin katılmadığı 27/7/2012 tarihli oturumda, başvurucunun atılı suçtan beraatına karar verilmiştir. Buna ilişkin 27/7/2012 tarih ve E.2012/150, K.2012/230 sayılı gerekçeli karar, başvurucuya 30/10/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir. Aynı Mahkemenin 4/1/2013 tarihli şerh yazısında, başvurucu hakkındaki beraat kararının temyiz edilmeksizin 8/11/2012 tarihinde kesinleştiği tespitine yer verilmiştir. Başvurucu vekili, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu 4/7/2013 tarihli dilekçe ile gerekçeli kararın tebliğini talep etmiş ve anılan karar, aynı tarihte kendisine tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 9/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 11/2/1959 tarih ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.” 5271 sayılı Kanun’un “Kararların açıklanması ve tebliği” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir.(2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.…” 5271 sayılı Kanun’un “Tebligat usulleri” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Tebligat, bu Kanunda belirtilen özel hükümler saklı kalmak koşuluyla, ilgili kanunda belirtilen hükümlere göre yapılır.”