Başvuru, işçi alacağı davasında, mahkemenin delilleri toplamadan hatalı ve eksik inceleme yaparak karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, reddi hâkim talebinin aynı hâkim tarafından değerlendirilmesi nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının; Yargıtay ilamında hâkimin reddi talebi ile ilgili iddialara cevap verilmemesi nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.
Başvuru, işçi alacağı davasında, mahkemenin delilleri toplamadan hatalı ve eksik inceleme yaparak karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, reddi hâkim talebinin aynı hâkim tarafından değerlendirilmesi nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının; Yargıtay ilamında hâkimin reddi talebi ile ilgili iddialara cevap verilmemesi nedeniyle de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır. Başvurular, 16/12/2013 tarihinde Bakırköy İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvuruların Komisyona sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2013/9101 numaralı bireysel başvuru dosyasının 2013/9100 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/9100 başvuru numaralı dosya üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Birinci Bölüm İkinci Komisyon tarafından 31/12/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 13/3/2015 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular 13/3/2015 tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiştir. Bakanlık, görüşünü 15/5/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 4/6/2015 tarihinde bildirilmiş, başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:- 2013/9100 numaralı başvuruya ilişkin olarak; Başvurucuya karşı İstanbul Anadolu İş Mahkemesinin (kapatılan Üsküdar İş Mahkemesi) E.2008/143 sayılı dosyasında, işçi alacağından kaynaklanan tazminat davası açılmıştır. Yargılama sırasında başvurucu, Mahkemenin E.2009/89 sayılı dosyasında davalı olan şahsın Mahkeme hâkiminin babası olması nedeniyle hâkimin davadan çekilmek zorunda kaldığını, dosyada emsal kararlar olmasına rağmen itirazının incelemediğini ve resmi belgelerin dosyaya getirtilmediğini bu açıdan hâkimin tarafsızlığını yitirdiğini belirterek reddi hâkim talebinde bulunmuş, Mahkeme, 3/12/2010 tarihli ve E.2008/143 sayılı kararı ile talebi geri çevirmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir: “…Davalı vekilinin reddi hâkim talebindeki belirtmiş olduğu sebeplerin dosyanın esasıyla ilgili olup bu taleplerin yargılama faaliyetlerinden olduğu ve HUMK'da belirtilen reddi hâkim sebeplerinden hiç birisini oluşturmadığı görülmüştür. Ayrıca mahkememizin E.2009/89 sayılı dosyasındaki hâkimin çekilme sebebi ile bu dosyanın arasında hiçbir bağlantı bulunmadığı da açıkça görülmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı davalı vekilinin reddi hâkim talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davalı vekilinin reddi hâkim talebinin, hâkimin reddi sebepleri oluşmadığından reddine,…” Mahkeme, 27/1/2011 tarihli ve E.2008/143, K.2011/21 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:“…Davalı vekili 2008 tarihli oturumda söz alarak müvekkilinin 507 sayılı Kanun gereğince küçük esnaf sayıldığını, İş Kanununa tabi olmadığını belirtmek suretiyle görev itirazında bulunduğu, zamanaşımı itirazında bulunmuştur.Davacı ve davalı tanıkları dinlenmiştir.Davalı işyerinin 507 Sayılı Kanun kapsamına giren küçük esnaf sayıldığını iddia ederek mahkemenin görevsiz olduğunu bildirmiş bu konuda tanıklar dinlenmiş ve zabıta araştırması yapılmıştır. Dava konusu çalışma minibüsçülük olması nedeniyle çalışmanın bu niteliği önemli olmayıp ekonomik faaliyetini "sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olma" ölçütünün aranması gerekmektedir. Davalı 5362 Sayılı Kanun açısından esnaf sayılması halinde bu işyerinde 3'den fazla çalışan olup olmadığının araştırılması gerekecektir. İşyerinde 3 kişiden az işçi çalışan işyerleri İş Kanununun kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca davalının işyerindeki faaliyetinin nakdi ya da ayni sermaye yanında emeğine dayanıp dayanmadığının da belirlenmesi gerekmektedir. Dosyada bulunan tutanak ve dinlenen davacı ve davalı tanıklarının beyanlarından davalının minibüste çalışmayıp şoför çalıştırdığı nakdi veya ayni sermaye yanında çalışmasının emeğe dayanmadığı görülmekle davalının esnaf sayılamayacağı kanaatine ulaşılmakla davalı işyerinin İş Kanunu kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Davacı 10/1/1994-13/12/2008 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını beyan etmiş olup SGK hizmet cetvelinde davacının davalı yanında çalışması gözükmemekte olup 31/12/2007 tarihinde başka bir işyerinde çalışmaya başladığı gözükmektedir. Dosyada bulunan tanık beyanları tutanak birlikte değerlendirildiğinde davacının 2008 yılında da davalının yanında çalışmasının olduğundan söz edilmekle davacının 10/1/1994-13/12/2008 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığının kabulü gerekmiştir. Davacı günlük 60 TL net ücret aldığını belirtmiş bir gün çalışıp bir gün diğer şoförün çalışmakla günlük 120 TL net ücret aldığını beyan etmiştir. Davacı tanıkları yevmiye usulü çalışıldığını yevmiyelerinin 120 TL olduğunu ayda ortalama 250 TL yemek ücreti verildiğini beyan etmiş olup davalı tanıkları da yevmiye usulü çalışıldığını hasılattan yevmiyelerini aldıklarını beyan etmişler, dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacının 1 gün çalışıp 1 gün çalışmadığı çalıştığı günler 120 TL ücret aldığı anlaşılmakla davacının ücreti hesaplanmıştır. Davalı, davacının iş akdine haklı nedenle son verildiğini kanıtlayamamış olmakla hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen kıdem tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.Davacının iş akdi ihbar öneli verilmeden haksız olarak sona erdirildiğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen ihbar tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. İşyerinde fazla mesai yapıldığını işçi ispat etmek zorundadır. Fazla mesainin ödendiğini ise işveren ispat edecektir. Davacı ve davalı tanıkları dinlenmiştir. Davacı işyerinde fazla mesai yapıldığını ispat etmiştir. Fazla mesainin ödendiğini ise davalı işveren ispat edemediğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen fazla mesai ücretinden Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları gereğince izin hastalık gibi nedenlerle sürekli olarak fazla mesai yapılması mümkün olmadığından mahkememizce takdiri bir indirim yapılmasına karar verilerek takdir edilen fazla mesai ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.Davacı yıllık izin ücreti talebinde de bulunmakla yıllık ücretli izinlerin kullandırdığını davalı işveren ispat etmek zorunda olduğundan ve ispat edemediğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen yıllık ücretli izin alacağının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.” Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/9/2013 tarihli ve E.2011/22134, K.2013/22693 sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:“…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,…” Onama ilamı, 15/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 16/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.- 2013/9101 numaralı başvuruya ilişkin olarak; Başvurucuya karşı İstanbul Anadolu İş Mahkemesinin (kapatılan Üsküdar İş Mahkemesi) E.2008/144 sayılı dosyasında, işçi alacağından kaynaklanan tazminat davası açılmıştır. Yargılama sırasında başvurucu, Mahkemenin E.2009/89 sayılı dosyasında davalı olan şahsın Mahkeme hâkiminin babası olması nedeniyle hâkimin davadan çekilmek zorunda kaldığını, dosyada emsal kararlar olmasına rağmen itirazının incelenmediğini ve resmi belgelerin dosyaya getirtilmediğini bu açıdan hâkimin tarafsızlığını yitirdiğini belirterek reddi hâkim talebinde bulunmuş, Mahkeme, 26/10/2010 tarihli ve E.2008/144 sayılı kararı ile talebi geri çevirmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:“…Davalı vekilinin reddi hâkim talebindeki belirtmiş olduğu sebeplerin dosyanın esasıyla ilgili olup bu taleplerin Yargılama faaliyetlerinden olduğu ve HUMK'da belirtilen reddi hakim sebeplerinden hiç birisini oluşturmadığı görülmüştür. Ayrıca mahkememizin 2009/89 Esas sayılı dosyasındaki hâkimin çekilme sebebi ile bu dosyanın arasında hiçbir bağlantı bulunmadığı da açıkça görülmektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı davalı vekilinin reddi hâkim talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davalı vekilinin reddi hâkim talebinin, hâkimin reddi sebepleri oluşmadığından reddine,…” Mahkeme, 27/1/2011 tarihli ve E.2008/144, K.2011/22 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:“…Davalı vekilinin yazılı cevap dilekçesi bulunmadığı ancak 11/2/2009 tarihli oturumda müvekkilinin 507 sayılı Kanun gereğince küçük esnaf sayıldığını, İş Kanununa tabi olmadığını belirtmek sureti ile görev itirazında ve zaman aşımı itirazında bulunmuştur.Davacı ve davalı tanıkları dinlenmiştir.Davalı işyerinin 507 Sayılı Kanun kapsamına giren küçük esnaf sayıldığını iddia ederek mahkemenin görevsiz olduğunu bildirmiş bu konuda tanıklar dinlenmiş ve zabıta araştırması yapılmıştır. Dava konusu çalışma minibüsçülük olması nedeniyle çalışmanın bu niteliği önemli olmayıp ekonomik faaliyetini "sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olma" ölçütünün aranması gerekmektedir. Davalı 5362 Sayılı Kanun açısından esnaf sayılması halinde bu işyerinde 3'den fazla çalışan olup olmadığının araştırılması gerekecektir. İşyerinde 3 kişiden az işçi çalışan işyerleri İş Kanununun kapsamı dışında bırakılmıştır. Ayrıca davalının işyerindeki faaliyetinin nakdi ya da ayni sermaye yanında emeğine dayanıp dayanmadığının da belirlenmesi gerekmektedir. Dosyada bulunan tutanak ve dinlenen davacı ve davalı tanıklarının beyanlarından davalının minibüste çalışmayıp şoför çalıştırdığı nakdi veya ayni sermaye yanında çalışmasının emeğe dayanmadığı görülmekle davalının esnaf sayılamayacağı kanaatine ulaşılmakla davalı işyerinin İş Kanunu kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Davacı 1/2/1997-13/12/2008 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını beyan etmiş olup SGK hizmet cetvelinde davacının davalı yanında çalışması gözükmemekte olup 18/10/1993-31/12/1997 tarihleri arasında bağkur sigortalısı olduğu 1977 yılından başlayarak 2003 yılına kadar çeşitli tarihlerde başka işyerlerinde sigortalı çalışmasının olduğu 3/11/2003 tarihinde aylık bağlanması için tahsis talebinde bulunduğu ve aylık bağlandığı görülmektedir. Bu tarihten sonra da yaşlılık aylığı almakta olup aynı zamanda işyerinde çalışmaya devam etmektedir. Yargıtay'ın yerleşik kararlarına göre emeklilikten sonraki tarih ayrı bir işyeri sözleşmesi olarak değerlendirilmekle birlikte emekli olurken kıdem tazminatı ödenmemiş ise hizmet sürelerinin de birleştirilmesi gerekir. Tanık beyanlarından davacının 1997 yılının başından itibaren çalışmaya başladığı ve 2008 yılında da çalışmasının olduğu anlaşılmakla davacının davalı işyerinde 1/2/1997-13/12/2008 tarihleri arasında çalıştığı kabul edilmiştir.Davacı günlük 60 TL net ücret aldığını belirtmiş bir gün çalışıp bir gün diğer şoförün çalışmakla günlük 120 TL net ücret aldığını beyan etmiştir. Davacı tanıkları yevmiye usulü çalışıldığını yevmiyelerinin 120 TL olduğunu ayda ortalama 250 TL yemek ücreti verildiğini beyan etmiş olup davalı tanıkları da yevmiye usulü çalışıldığını hasılattan yevmiyelerini aldıklarını beyan etmişler, dosya kapsamı değerlendirildiğinde davacının 1 gün çalışıp 1 gün çalışmadığı çalıştığı günler 120 TL ücret aldığı anlaşılmakla davacının ücreti hesaplanmıştır. Davalı, davacının iş akdine haklı nedenle son verildiğini kanıtlayamamış olmakla hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen kıdem tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.Davacının iş akdi ihbar öneli verilmeden haksız olarak sona erdirildiğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen ihbar tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. İşyerinde fazla mesai yapıldığını işçi ispat etmek zorundadır. Fazla mesainin ödendiğini ise işveren ispat edecektir. Davacı ve davalı tanıkları dinlenmiştir. Davacı işyerinde fazla mesai yapıldığını ispat etmiştir. Fazla mesainin ödendiğini ise davalı işveren ispat edemediğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen fazla mesai ücretinden Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları gereğince izin hastalık gibi nedenlerle sürekli olarak fazla mesai yapılması mümkün olmadığından mahkememizce takdiri bir indirim yapılmasına karar verilerek takdir edilen fazla mesai ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.Davacı yıllık izin ücreti talebinde de bulunmakla yıllık ücretli izinlerin kullandırdığını davalı işveren ispat etmek zorunda olduğundan ve ispat edemediğinden hükme esas alınan bilirkişi raporu gereğince hesap edilen yıllık ücretli izin alacağının da davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir.” Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 17/9/2013 tarihli ve E.2011/22133, K.2013/22692 sayılı ilamı ile onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:“…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,…” Onama ilamı, 15/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, 16/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.B. İlgili Hukuk 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) maddesi şöyledir:“Aşağıdaki hallerde hâkim bizzat kendisini reddedebilir veya iki taraftan biri canibinden reddolunabilir: 1 - Davada iki taraftan birine nasihat vermiş veya yol göstermiş olması, 2 - Davada iki taraftan biri veya üçüncü şahıs muvacehesinde kanunen icap etmeden reyini beyan etmiş olması. 3- Davada şahit veya ehlihibre veya hakem ve yahut hâkim sıfatıyla dinlenmiş veya hareket etmiş olması, 4 - Davanın dördüncü dereceye kadar (bu derece dahil) civar hısımlarına ait bulunması, 5 - Dava esnasında iki taraftan birisiyle davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması, 6- Umumiyetle hâkimin bitaraflığından şüpheyi mucip esbabı mühimme bulunması.” 1086 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Hâkimin reddi dilekçesi reddolunacak hâkimin mensup olduğu mahkemeye verilir, vekilin, hâkimin reddi isteminde bulunabilmesi bu konudaki yetkisinin vekâletnamede açıkça belirtilmiş olması şartına bağlıdır. Hâkimin reddi istemi, reddi istenen hâkim katılmaksızın mensup olduğu mahkemece incelenir. Reddedilen hâkimin iştirak etmemesinden dolayı mahkeme teşekkül edemez veya mahkeme tek hâkimden oluşuyor ise, ret istemi o yerde asliye hukuk hâkimliği görevini yapan diğer mahkeme veya hâkim tarafından incelenir. O yerdeki asliye hukuk hâkimliği görevi bir hâkim tarafından yerine getiriliyorsa o hâkim hakkındaki ret istemi, asliye ceza hâkimi varsa onun tarafından, yoksa en yakın asliye hukuk mahkemesince incelenir. Sulh hukuk hâkimi reddedildiği takdirde, ret istemi o yerdeki diğer sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir. Sulh Hukuk Hâkimliği görevi tek hâkim tarafından yerine getiriliyorsa ret istemi, bulunma sıralarına göre, o yerdeki sulh ceza hâkimi, asliye hukuk hâkimi, asliye ceza hâkimi, bunların da bulunmaması halinde en yakın yerdeki sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir. Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyelerinin reddi istemi, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenerek karara bağlanır.” 1086 sayılı mülga Kanun’un maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir“Hâkimi reddeden taraf, dilekçesini karşı tarafa tebliğ ettirir. Karşı taraf buna beş gün içinde cevap verebilir. Bu süre geçtikten sonra başkâtip tarafından ret dilekçesi, varsa karşı tarafın cevabı ve ekleri dosya ile birlikte reddi istenen hâkime verilir. Hâkim beş gün içinde dosyayı inceler ve ret sebeplerinin yerinde olup olmadığı hakkındaki düşüncesini yazı ile bildirerek dosyayı hemen merciine gönderilmek üzere başkâtibe verir.” 1086 sayılı mülga Kanun’un maddesi şöyledir:“Hâkimin reddi istemi aşağıdaki hallerde kabul edilmeyerek geri çevrilir. Ret isteği zamanında yapılmamışsa, Ret sebebi veya inandırıcı delil gösterilmemişse, Ret isteminin davayı uzatmak amacıyla yapıldığı açıkça anlaşılıyorsa. Bu hallerde ret isteğinin, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilmesine karar verilir.İlk derece mahkemesinin bu kararlarına karşı istinaf yoluna, bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyeleri hakkındaki kararlarına karşı da temyiz yoluna ancak hükümle birlikte başvurulabilir.” 1086 sayılı mülga Kanun’un 36/B maddesi şöyledir:“Esas hüküm bakımından temyiz yolu açık bulunan dava ve işlerde ise, ret istemi hakkındaki karar, tefhim veya tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde temyiz edilebilir. Bu hâlde 426/G maddesi hükmü uygulanmaz. Yargıtayın bu husustaki kararına uymak zorunludur.” 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi şöyledir:“ Bu Kanunun uygulanmasında; a) Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri,” 17/7/1964 tarihli ve 507 sayılı mülga Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunu’nun maddesi şöyledir:“İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar, ticareti sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, aynı niteliğe (Sermaye unsuru olsun, olmasın) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve İhtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve sanat , sahipleriyle bunların yanlarında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin birinci maddede belirtilen amaçlarla kuracakları odalar bu kanun hükümlerine tabidir.” 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi şöyledir:“Aşağıda belirtilen işlerde ve iş ilişkilerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz; , ı) 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde.” 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.”