10. Hukuk Dairesi 2026/809 E. , 2026/1724 K. "" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1468 E., 2025/2613 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/409 E., 2022/301 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce kararının bozulmasına karar verilmiştir. …
10. Hukuk Dairesi 2026/809 E. , 2026/1724 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1468 E., 2025/2613 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/409 E., 2022/301 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalılar ortak vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... ...'ın "... Mah..1021 Sk. No:... adresindeki ... ... isimli iş yerinde vinç operatörü olarak çalışırken 07.02.2013 tarihinde vinç ile kaldırıp istiflediği bir kısım ... blokların yan yatıp kendisinin üzerine düşmesi sonucu yaşamını yitirdiğini, ... ...'ın eşi davacı ... bakımından 200.000,00 TL manevi tazminat ile murisin küçük kızı olan diğer davacı ... bakımından 200,000,00 TL manevi tazminat, murisin oğlu olan diğer davacı ... bakımından 200.00,00TL olmak üzere toplam 600.000,00 TL manevi tazminatın kazanın yaşandığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte; davacı ... bakımından fazlaşa ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL ve diğer davacı ... bakımından 10.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ve ... bakımından şimdilik 5.000,00 TL olmak üzere toplam 625.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının kazanın yaşandığı andan itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin usulune uygun olmadığını, Antalya 5.Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/265 Esas sayılı dosyasındaki keşif taleplerinin reddedildiğini, müvekkillerinin meydana gelen kazada herhangi bir kusur ya da ihmallerinin bulunmadığını belirterek davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 20.05.2022 tarih, 2018/409 E., 2022/301 K. Sayılı kararında;"...Mahkememizce talimat yolu ile alınan bilirkişi raporları, rucuen tazminat davasından alınan rapor, ceza yargılamasında alınan raporlar ve SGK inceleme rapor birlikte değerlendirildiğinde; ... ...'ın vinç kullanma belgesi olmamasına rağmen vinç kullanarak ikili olarak alınması gereken ... bloklarını 4'lü şekilde alıp istiflemeye çalıştığı sırada blokların düşmesi ve altında kalması sonucu öldüğü, davalı Şirketin işçisi olduğu, davalılardan ...'in de davalı Şirketin sahibi ve yetkilisi olduğu, işverenin; vinç kullanma belgesi olmayan işçiye vinç kullandırması, kullanım esnasında denetlememesi, iş güvenliği ekipmanları temin etmemesi ve bu konuda eğitim vermemesi (dosya kapsamında bu hususlara ilişkin sunulu delil bulunmamaktadır) ve teknik bilirkşilerce tespit edilen diğer teknik hususların eksik bırakılması (... plakaların devrilmemesi için uygun istiflenebilmelerini sağlayacak düzeneklerin kullanılması, çalışanların plakalar arasına girmeden plakaları alabilmeleri için gereken düzenlemelerin yapılması, ağır yapıdaki malzemelerin kaldırılması işlemlerinin gözetim altında sürdürülmemesi ve yeterli denetimin yapılması, kaldırma ekipmanının kullanımı ve alınacak güvenlik önlemleri hakkında bilgilendirilip bu konuda gerekli talimatları ve iş güvenliği eğitimlerinin verilmesi konularında iş sağlığı ve güvenliği açısından üzerinje düşen sorumluluklarını yerine getirmemesi vs), işçilerin güvenliğinin kendi insiyatiflerine bırakılması Nedenleriyle kusurlu olduğu, kazazede işçinin ise yaptığı işin barındırdığı riskleri bilebilecek yaş ve tecrübede iken bunları öngörmeyerek ikili şekilde alması gereken blokları dörtlü şekilde almak ve vinç kullanma operatörü olmamasına rağmen vinç kullanmak gibi eylemler nedeniyle kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Her ne kadar mahkememizce talimat yolu ile alınan raporlarda davalılar toplamda %80 ve kazazede işçi %20 kusurlu bulunmuş ise de; kusur oranının sayısal tayini konusunda hakimin bilirkişilerin tespiti ile bağlı olmadığı, bu raporlar konusunda bağlı olunan hususun teknik açıdan yapılan tespitlerle sınırlı olduğu, bu nedenle sayısal sonuçlarla bağlı olunmadığı sonucuna varılmıştır. Hal böyle iken Antalya 1. İş Mahkemesince dava konusu olayla ilgili verilen ve kanun yolu incelemesinden geçen karar ile davalıların %70 oranında kusurlu olduğu kabul edilen sayısal miktarlar esasa alınmıştır. Sonuç olarak Mahkememizce davalılar %70, mütevaffa ise %30 oranında kusurlu sayılarak bu oran üzerinden yapılan aktüerya hesabı hükme esas alınmıştır.15.03.2022 tarihli aktüerya raporuna göre davacılardan ...'ın 421.458,33 TL, ...'ın 53.757,23 TL maddi zararının bulunduğu, ...'ın ise ortaokul mezunu olması, özel bir şirkette çalıştığının tespit edilmiş olması, SGK gelirlerinin 18 yaşını doldurması ile kesilmiş olması ve 18 yaşına kadar yapılan ödemeleri aşan zararının bulunmaması nedeniyle maddi zararının bulunmadığı tespit edilmiştir. Dosya kapsamında davalılar tarafından davacılar ...'a yapıldığı açık olan toplam 18.195,00 TL'lik dekontlar bulunmaktadır. Ödemelerin kaza tarihinden sonra olması (20.02.2013-21.09.2015 tarihleri arasında), davacıların iş kazası dışında davalıdan alacaklarının olduğuna veya başka bir alacak ilişkisi olduğuna dair iddialarının olmaması nedeniyle yatırılan paraların tazminat amacıyla yapıldığı kanaatine varılarak tazminattan mahsup edilmiştir. Buna göre davacı ...'ın SGK ödemelerini aşan zararı 389.661,82 TL'dir. Bu nedenle davacı ... tarafından ileri sürülen talebin kısmen kabulüne, ... için ileri sürülen talebin kabulüne ve ... için ileri sürülen talebin reddine karar verildiği ..." gerekçesiyle; "1-)Davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine; -389.661,82 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 07.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacı ...'a verilmesine, fazlaya dair talebin reddine, -53.757,23 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 07.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacı ...'a verilmesine, -200.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 07.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacı ...'a verilmesine, -200.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 07.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacı ...'a verilmesine, -200.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 07.02.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan alınarak davacı ...'a verilmesine, -Davacı ... tarafından açılan maddi tazminat talepli davanın reddine," şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalılar ortak vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 29.11.20 22... /3076 E., 2022/3356 K. Sayılı kararında özetle; "... Olayın oluş şekli, tarafların sıfatları, işgal ettikleri makam, olay tarihi ve paranın o tarihteki alım gücü, ekonomik şartlar, hak ve nasafet kuralları, olayın meydana gelmesinde kazalı müteveffanın % 30 oranında kusurlu bulunması ile davacıların olay nedeniyle duydukları elem ve acı birlikte değerlendirildiğinde, hükmedilen manevi tazminat tutarlarının yüksek olduğu, davacı eş için 125.000,00 TL, davacı çocuklar ayrı ayrı 75.000,00 TL manevi tazminatın makul ve hakkaniyete uygun olacağı kabul edilmiş; bu haliyle, davalı tarafın istinaf başvurusu kısmen yerinde görüldüğü..." gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf isteminin esastan reddi ile davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında; " 1.Davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile a) - 389.661,82 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, - 53.757,23 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, b) Davacı ...'ın fazlaya dair destekten yoksun kalma tazminatı talebinin ve davacı ...'ın destekten yoksun kalma tazminatı talebinin reddine, c) - 125.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, - 75.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, - 75.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, d) Fazlaya dair manevi tazminat taleplerinin reddine," şeklinde karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalılar ortak vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairemiz 23.01.2025 tarih ve 2024/5843 Esas, 2025/1154 Karar sayılı kararı ile davacılar vekilinin davacı ... yararına, davalılar vekilinin davacılar ... ve ... yararına hükmedilen manevi tazminatlara ilişkin temyiz başvurularının kesinlik nedeniyle reddine, davacılar vekilinin davacılar ... ve ... yararına, davalılar vekilinin davacı ... yararına hükmedilen manevi tazminatlara ilişkin temyiz başvurularının reddi ile dairemiz kararının bu yönden onanmasına karar verildiği; davacılar yararına hükmedilen maddi tazminatlar yönünden ise, iddia edilen ücretin kaza tarihinde geçerli asgari geçim indirimi eklenmiş net asgari ücret miktarına oranlanması suretiyle kazalının ücretinin tespit edilmesinin ve maddi zarar hesaplanmasının hatalı olduğu, ayrıca davaya konu kazaya ilişkin ifaya yönelik ödeme niteliği arz etmeyen ödemenin tazminattan mahsup edilmesinin hatalı olduğu, yeniden hesap raporu alınarak, davacı tarafça iddia edilen ücretin kaza tarihinde geçerli olan net asgari ücret tutarına asgari geçim indirimi eklenmeksizin oranlamak suretiyle davacılar murisinin ücretinin tereddüte mahal vermeyecek şekilde belirlenmesi ve davalı tarafça yapılan ödemelerin tazminattan mahsup edilmeyeceği hususu da gözetilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği ... "gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen İkinci Karar İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yukarıda belirtilen tarih ve sayılı kararı ile "Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama sırasında alınan 29.09.2025 tarihli bilirkişi hesap raporunun iş hukuku ilkelerine uygun, açık ve denetime elverişli olduğu, bozma ilamında belirtilen hususların hesaplamada gözetildiği, rapordaki ücret başta olmak üzere hesaplama verilerinde ve hesaplama yönteminde bir hata bulunmadığı, davacı eşin rapor tarihindeki evlenme ihtimalinin AYİM tablosuna göre doğru şekilde % 1 olarak tespit edildiği, davacı ...'nin içinde bulunduğu şartlara göre yüksek öğrenim görebileceği kabulü üzerinden 25 yaşına kadar destekten yararlandırılmasının isabetli olduğu, davacı ...'in 18 yaşına kadar destekten yararlanabileceği ve kendisine 18 yaşa kadar SGK tarafından yapılan fiili ödemeler ve kusur durumu itibariyle aşkın zararı bulunmadığı görülmekle, bu davacının destekten yoksun kalma tazminatı talebinin reddedilmesinde hata olmadığı, davalı tarafça ... havalesiyle davacı tarafa ödenen toplam tutarın hesaplanan maddi tazminattan mahsup edilmemesinin doğru ve Yargıtay ilamı gereği olduğu, yargılama sırasında ileri sürülmeyen hususlar HMK'nın 357. maddesi uyarınca istinaf aşamasında da ileri sürülemeyeceğinden, müteveffanın malulen emekli olup aylık aldığına ve bu durumun hesap raporu tanzim edilirken dikkate alınmadığına dair istinaf nedeni hakkında bir değerlendirme yapılamayacağı anlaşıldığından, tarafların bu yönlere ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir." gerekçesiyle; "B) 1.Davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile a) Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; - 421.458,33 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, - 53.757,23 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, b) Davacı ...'ın destekten yoksun kalma tazminatı talebinin reddine, c) 125.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, - 75.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, - 75.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (07.02.2013'den) itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, d) Fazlaya dair manevi tazminat taleplerinin reddine," şeklinde karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece bozma ilamı sonrası aldırılan hesap raporuna göre maddi tazminat alacak kalemi yönünden talebin belirlenmesini talep etmiş ise de Mahkemece bu talebin reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili temyiz sebepleri olarak özetle; davalı işverenin olayda kusurlu kabul edilmesinin hatalı olduğunu, davacı işçinin kazaya neden olduğunu, kazanın tamamen işçinin dikkatsizliği ve kusuru neticesinde meydana geldiğini, davacının kusurlu davranışlarının değerlendirilmediğini, davacının ücretinin hatalı belirlendiği, hesap raporunun hatalı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77., 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51., 52., 54., 55. ve 417. maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13., 16., 19. ve 21. maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u hükümleri. 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalılar vekilinin tüm, davacının aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; Dairemizce davacılar murisinin ücretinin hatalı belirlendiği ve davalı işverence yapılan ödemelerin mahsubunun yapılmaması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyulmak suretiyle yargılamaya devam olunduğu, maddi zararın tespitine yönelik 29.09.2025 tarihli hesap raporu aldırıldığı davacılar vekilince raporda belirlenen tutar üzerinden talep arttırım dilekçesi sunmak üzere 21.10.2025 tarihli hüküm celsesinde süre talep edildiği, Mahkemece talep ile ilgili olarak aynı celsede davanın kısmi dava niteliğinde olduğu ve bozma ilamı öncesi sunulan 04.04.2022 tarihli dilekçenin ıslah dilekçesi olarak kabulü ile yeniden ıslah dilekçesi sunulamayacağı gerekçesiyle ara karar ile reddine karar verildiği, devamında 21.10.2025 tarihli temyize konu kararında ise davanın kısmen kabulü ile davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla önceki hüküm gibi maddi tazminata hükmolunduğu, 2. kararının gerekçesinde ise davacının maddi zararının 29.09.2025 tarihli hesap raporundaki gibi olduğu belirtildiği anlaşılmaktadır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107. maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanun'un ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur” Bu doğrultuda HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez. Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur. Öte yandan HMK`nın 33. maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu re'sen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı HMK’nın 107.maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E - 2022/5880 K sayılı ilamı da bu yöndedir) Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile değişik 107/2. maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir. Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 177. maddenin 2. fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır. Bu aşamada ıslah ile ilgili düzenlemelere de yer vermek uygun olacaktır. Şöyle ki; Islah Kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nın 176. ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Islah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku kurumudur. Bilindiği üzere, usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın “zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448. maddesi; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” hükmünü içermektedir. Mahkeme karar tarihi itibari ile 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar ve 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği üzere bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı ve bu içtihadın değiştirilmesine gerek bulunmadığı kabul edilmiş olduğundan, bozma ilamından sonra yapılan ıslah geçerli olmayacaktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nın 177. maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile eklenen fıkra ile bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır. Buna göre; "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." Yapılan değişiklik ile kural olarak bozma ilamından sonra İlk Derece Mahkemesinde tahkikat ile ilgili bir işlem yapılması halinde iş bu tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılması mümkün hale getirilirken iş bu kuralın istinası ise yapılacak ıslah ile bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağıdır. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin 21.10.2025 tarihli hüküm celsesindeki talebinin ikinci ıslah dilekçesi olacağı gerekçesiyle reddi davacının sigortalının iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi tazminat alacağı miktarını davanın açıldığı tarih itibariyle tam ve kesin olarak belirleyemediğinin açık olmasına göre maddi tazminat istemi yönünden davanın "belirsiz alacak davası" olarak kabul edilmesi gerekmekte iken kısmi dava olarak nitelendirilmesi ve yukarıda anılan gerekçeyle reddi hatalı olmakla ile 6100 sayılı HMK'nın 177. maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile eklenen madde hükmü ile tahkikat işlemlerinin henüz tamalanmamış olması hususları birlikte dikkate alındığında talebin kabulü gerektiği gözden kaçırılarak hüküm tesisi hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak iş; davacılar vekiline 29.09.2025 tarihli hesap raporunda belirtilen tutarlar üzerinden talebini belirleyebilmesi amacıyla usulüne uygun süre vermek ve raporda belirtilen miktarlar üzerinden taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları gözeten bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile davacı vekilinin temyiz dilekçesi yönünden ; Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacılara iadesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının davalılardan alınmasına, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.