Başvuru, işkence ve görevi kötüye kullanma suçlarının işlendiği iddiasıyla yapılan şikâyet sonucunda hukuk kurallarının ve delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilerek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ve işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, işkence ve görevi kötüye kullanma suçlarının işlendiği iddiasıyla yapılan şikâyet sonucunda hukuk kurallarının ve delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilerek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ve işkence, eziyet ve insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 27/11/2013 tarihinde Kağızman Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 15/4/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 15/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir. Bakanlığın 6/8/2015 tarihli görüşü başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Kars ili Kağızman ilçesi Tut köyünde ikamet eden başvurucu 9/6/1994 tarihinde köye gelen askerî özel hareket timlerinin kendilerinden yiyecek istediklerini ancak kendilerinin bu isteği kabul etmediklerini, ertesi gün yanında amcası ve yeğeni ile birlikte askerî tabura komutanla görüşmeye gittiklerinde görevli askerlerin gözlerini bağlayarak kendilerini askerî çadıra aldıklarını belirtmiştir. Yanında bulunan amcası ve yeğeninin yaklaşık bir saat sonra bırakıldığını, kendisinin ise gözleri kapalı şekilde yirmi dört saat su ve aspirin verilerek tutulduğunu, bu zaman içinde falakaya yatırılarak sopa ile dövüldüğünü, vücudunun kızgın demirle dağlandığını ve bıyıklarının yolunduğunu, yüzünün sol tarafının kibrit ile yakıldığını, bayıldığında dışarıya çıkarılarak bir süre bekletildikten sonra bırakıldığını, olaydan bir gün sonra Kars ve Kağızman'da bulunan devlet hastanelerine başvurmasına rağmen doktorların rapor düzenlemediğini iddia etmiştir. Başvurucu, çadırdan ayrıldıktan yaklaşık kırk sekiz saat sonra ayak tırnaklarından kan geldiğini; yapılanlar nedeni ile yıllar sonra ayağında damar tıkanıklığı oluştuğunu belirtmiştir. Başvurucu maruz kaldığı olayın bir gazetenin 5/8/1994 tarihli sayısında haber olarak kullanıldığını belirterek bu gazete sayfasını delil olarak göstermiştir. Olay nedeni ile başvurucu 21/5/2013 tarihinde şikâyette bulunmuş, Kağızman Cumhuriyet Başsavcılığınca işkence suçundan dolayı yürütülen soruşturma sonucunda 2/7/2013 tarihli ve S.2013/351, K.2013/247 sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir. Kararın ilgili kısımları şöyledir:''...İddia edilen işkence eylemine ilişkin somut delilin bulunmadığı, Kars Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nce müştekinin vücudundaki yaraların nasıl meydana geldiğini saptamanın mümkün olmadığı, yaraların yaşamı tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte olduğu, yüzünde sabit ize, duyularında ve organlarından birinin işlevinin zayıflamasına ve yitirilmesine neden olmadığı şeklinde rapor düzenlendiği, müştekinin beyanında verdiği bilgiyle şüphelinin saptanmasının mümkün olmadığı,Ayrıca 5237 sayılı Kanun’un 7/ maddeleri gereğince lehe yasanın uygulanması yapıldığında eylemin suç tarihinde yürürlükte bulunan 13/3/1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu, aynı suçun 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesinde düzenlenen işkence suçu ile karşılaştırıldığında ceza miktarı bakımından 765 sayılı Kanun hükmünün daha lehe olduğunu, zamanaşımı bakımından da 765 sayılı kanunun 5237 sayılı Kanuna göre daha lehe olduğunu, 765 sayılı Kanun’un 102/ maddesine göre suçun 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, şikayet ve soruşturmanın yapıldığı tarih itibari ile 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu süre içerisinde zamanaşımın kesintiye uğramadığını, olağan ve olağanüstü zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile suçun takibin mümkün olmadığını,Müşteki her ne kadar işkence suçlarından zamanaşımının kaldırıldığını iddia etmişse de, 30/4/2013 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun maddesi ile 5237 sayılı Kanunun işkence suçunu düzenleyen maddesinin son fıkrası ile bu suçlarda zamanaşımı işlemez hükmü getirilse de, lehe kanun değerlendirilmesi yapıldığında geçmişe dayalı olarak uygulamayacağı ....'' Başvurucunun anılan karara itirazı Ardahan Ağır Ceza Mahkemesinin 26/9/2013 tarihli ve 2013/322 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:''...zamanaşımı kesilmiş olsa bile suç tarihi itibariyle olağan ve 765 sayılı TCK'nın 104/2 maddesinde belirtilen olağanüstü zamanaşımı sürelerinin her ikisi de dolduğu, 6459 sayılı kanunun sanık aleyhine geçmişe yönelik uygulamayacağı, Kağızman Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 02/07/2013 tarih ve 2013/351 soruşturma sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından....'' İtirazın reddine dair karar 30/10/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun zamanaşımı sürelerini düzenleyen maddesi şöyledir:"Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:1- Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene, 2- Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,3- Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,4- Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,5- Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,6- Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbedyahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur." 765 sayılı mülga Kanun’un zamanaşımını kesen sebepleri düzenleyen maddesi şöyledir:"Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkûmiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz." 765 sayılı mülga Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayriinsani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun maddesi şöyledir: (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.(2) Suçun;a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,İşlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. (5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz. (6)Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Zaman bakımından uygulama" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: "Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur."