Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/2042 E. , 2024/6557 K. T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/2042 Karar No : 2024/6557 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı (E-Tebligat) VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... DAVANIN KONUSU :28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 2 ve 3. maddeleri, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile (e) bendindek…
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/2042 E. , 2024/6557 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/2042 Karar No : 2024/6557 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı (E-Tebligat) VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ... DAVANIN KONUSU :28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 2 ve 3. maddeleri, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile (e) bendindeki “veya iyi tarım uygulamalarına” ifadesi, 6. maddesinin (Daire kararında sehven 5. madde) 5. fıkrasının (e) bendindeki “paydaşların” ifadesi, 7 ve 8. maddeleri, 9. maddesinin 2. fıkrası, 5. fıkrasının 4. cümlesindeki “yıkılarak yeniden inşa edilebilir” ifadesi, 12. fıkrasının 2. cümlesindeki “iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir” ifadesi ve 13. fıkrası, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesindeki “yıkılarak yeniden inşa edilebilir” ifadesi, 4. fıkrası, 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi, 8. fıkrası, 11. fıkrasının 2. cümlesindeki “İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir” ifadesi, 11. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi, 7. fıkrasının 1. cümlesi, 11 ve 14. fıkraları, 12. maddesinin 13. fıkrası, 13. maddesi, 15. maddesinin 5. fıkrasındaki “Koruma planı yürürlüğe girmiş olan” ifadesi, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasındaki “en geç bir yıl içerisinde” ve 2. fıkrasındaki “en geç 5 yıl içinde” ifadelerinin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesinde elektrik üretimiyle ilgili barajlara yer verilmemiş olmasının, 3. maddesinde ise, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yer üstü su kaynaklarının aynı zamanda birer sulak alan olmasına rağmen dayanaklar arasında Ramsar Sözleşmesinin gösterilmemesinin eksik düzenleme teşkil ettiği; "Tanımlar" başlıklı 4. maddesindeki "içme-kullanma suyu" tanımında, ülkemizde ve dünyada tüketilen tatlı su oranının yaklaşık %70'ine denk gelen tarımsal sulama amaçlı sulara yer verilmemiş olması nedeniyle bu tanımın eksik ve belirsiz olduğu; "İlkeler" başlıklı 5. maddesinin (c) bendi ile ilgili olarak, katılımcı yaklaşımın tam olarak neyi ifade ettiğine ilişkin bir tanımlama bulunmadığı, katılımcılığın nasıl ve kimlerle sağlanacağı hususlarının eksik düzenlendiği, bu durumun hukuki belirsizliğe sebep olduğu; aynı maddenin (e) bendine ilişkin olarak ise, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde, içme-kullanma suyu havzalarında suni gübre ve tarım ilacı kullanımının yasaklandığı, iyi tarım uygulamalarında suni gübre ve tarım ilaçlarının denetimli olarak kullanılabildiği, bu nedenle söz konusu bentte yer verilen "veya iyi tarım uygulamalarına" ifadesinin iptalinin gerektiği; 6. maddesinde geçen "paydaşlar" ifadesinin, Yönetmelikte "paydaş" tanımı bulunmaması sebebiyle hukuki belirsizliğe yol açtığı; 7. ve 8. maddelerinin, derelerden kum ve çakıl çıkarılmasına ilişkin herhangi bir yasak öngörülmemiş olması sebebiyle eksik düzenleme teşkil ettiği; "Mutlak koruma alanı" başlıklı 9. maddesinin 2. fıkrasında geçen "içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı" ifadesinin, söz konusu alaların su kaynaklarının korunmasında en önemli alanlar olması sebebiyle, daha önce Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde kabul edilen hukuki rejime uygun olarak bütünüyle kamulaştırılması gerektiğinden iptal edilmesi gerektiği; aynı maddenin 5. fıkrasında yer verilen "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesinin mutlak koruma alanlarındaki riskli yapıların yıkılarak yeniden inşasına izin verilmesinin Yönetmeliğin amacına ve kamu yararına aykırı olması sebebiyle iptal edilmesi gerektiği; aynı maddenin 12. fıkrasında "veya iyi tarım uygulamalarına" ifadesinin, iyi tarım uygulamalarında suni gübre ve tarım ilaçlarının kullanılabiliyor olması sebebiyle hukuka aykırı olduğu; 13. fıkrasının ise, su kaynağına çok yakın olması sebebiyle bu alanlarda hayvancılık faaliyetlerine izin verilmesinin kaynağın kirlenmesine sebep olabileceği dikkate alınarak iptalinin gerektiği; "Kısa mesafeli koruma alanı" başlıklı 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesinin, bu alanlardaki riskli yapıların yıkılarak yeniden inşasına izin verilmesinin Yönetmeliğin amacına ve kamu yararına aykırı olması sebebiyle iptal edilmesi gerektiği; 4. fıkrasının ikinci cümlesinin, fıkranın ilk cümlesi ile çelişki oluşturduğu ve eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiği, 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarına yapılaşma izni verilmesinin hukuki açıdan savunulabilir hiçbir yanının olmadığı; 7. fıkrasında yer alan "her parselde" ifadesinin, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun ilgili hükümleri dışında ifraza engel bir düzenleme mevcut olmadığından, parsel cephelerinin ifrazlarla bölündüğü durumlarda birim uzunluktaki cephede farklı sayılarda günübirlik tesis kurularak koruma alanındaki yapı yoğunluğunun artmasına neden olacağından iptali gerektiği; 8. fıkrasının 2. cümlesinde atıksuların sızdırmaz foseptiklerde toplanarak havza dışına çıkarılması öngörülmüşken son cümlesinde ileri arıtmadan geçirilerek havza içine deşarjına izin verilmesinin hukuka ve kamu yararına uygun olmayıp, birbiriyle de çelişki oluşturduğu; 11. fıkrasında geçen "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir." ifadesinin yine iyi tarım uygulamaları kapsamında kontrollü olarak da olsa suni gübre ve tarım ilacı kullanımına izin veriliyor olması sebebiyle iptali gerektiği; "Orta mesafeli koruma alanı" başlıklı 11. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesinin, 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarına yapılaşma izni verilmesinin hukuki açıdan savunulabilir hiçbir yanının olmadığı gerekçesiyle iptali gerektiği; 7. fıkrasının 1. cümlesinin, koruma alanında yapı yoğunluğunun artmasına sebep olacağı gerekçesiyle iptali gerektiği; 11. fıkrasının, söz konusu alanlarda, hiçbir sınırlamaya yer verilmeksizin Bakanlık kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine izin verilmesinin hukuka uygun olmadığı; 14. fıkrasının, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğin 19. maddesinde orta mesafeli koruma alanlarında madencilik faaliyetlerine izin verilmemişken, söz konusu alanlarda, su kalite ve miktarını olumsuz yönde etkileyecek madencilik faaliyetlerine izin vermesi yönünden hukuka uygun olmadığı; "Uzun mesafeli koruma alanı" başlıklı 12. maddesinin 13. fıkrasında da yine madencilik faaliyetlerine hiçbir sınırlama olmadan izin verilmesinin Yönetmeliğin amacına aykırı olduğu; 13. maddesinin, maddenin 3. fıkrasında geçen "şev üstünden geçen sağ ve sol sahil kıyı çizgisinden itibaren 15 m genişliğindeki alan" ifadesinin anlaşılabilir olmayıp, hukuki belirsizlik yarattığı, maddede dere, çay ve nehirlerin kirlenmemesi için yeterli tedbir öngörülmediği, şev üstünden geçen sağ ve sol sahil kıyı çizgisinden itibaren 15 m genişliğindeki alanın söz konusu su kaynaklarının korunması açısından yeterli olmayıp en az 300 m genişliğinde bir alanın belirlenmesi gerektiği gerekçeleriyle bütün olarak iptal edilmesi, bu mümkün değilse, "şev" ve "15 m genişliğindeki alanda" ifadelerinin iptali gerektiği; 15. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "koruma planı yürürlüğe girmiş olan" ifadesinin, koruma planı henüz yürürlüğe girmemiş, fakat içme-kullanma suyu olarak kullanılan havzalara ilişkin olarak da aynı düzenlemenin getirilmemiş olmasının eksik düzenleme teşkil etmesi sebebiyle iptali gerektiği; geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "en geç bir yıl içinde" ifadesiyle, 2. fıkrasında yer alan "en geç beş yıl içinde" ifadesinin, dava konusu içme-kullanma suyu havzalarında madencilik faaliyetleri serbest hale getirildiği halde Büyükşehir Belediyelerinin, havzalar için yürürlükteki mevzuat hükümlerinin bu Yönetmeliğin madencilik faaliyetlerine ilişkin hükümleri açısından en geç bir yıl içinde revize etmelerinin öngörüldüğü, havzaların koruma planlarının ise beş yıl gibi uzun bir süre içinde hazırlanmasına izin verildiği, söz konusu koruma planları hazırlanana kadar havzaların kirlenmesinin muhtemel olduğu gerekçeleriyle iptalinin gerektiği öne sürülmüştür. DAVALININ SAVUNMASI : Öncelikle, usule ilişkin olarak, davanın ehliyet nedeniyle reddi gerektiği ileri sürülmüştür. Esasa ilişkin olarak ise, dava konusu Yönetmeliğin 2. maddesine ilişkin olarak, Yönetmeliğin, içme kullanma suyu temin edilen ya da edilmesi planlanan yer üstü ve yer altı kaynaklarını kapsamakta olup, elektrik üretimiyle ilgili barajların Yönetmeliğin kapsamı dışında kaldığı; 3. maddesine ilişkin olarak, Yönetmeliklerin dayanak maddelerinin, düzenleyici işlemin yapılmasını doğrudan ya da dolaylı olarak öngören üst norm hükmü olup, bunu öngörmeyen mevzuat hükümlerine dayanak maddesinde atıfta bulunmanın mümkün olmadığı; 4. maddesine ilişkin olarak, tarımsal sulama amaçlı kullanılan suların Yönetmelik kapsamı dışında kaldığı, bu sularla ilgili başka hukuki düzenlemeler bulunduğu, bu nedenle söz konusu sulara ait bir tanımın yapılmadığı; 5. maddesinin (c) bendi ile ilgili olarak, Yönetmelikte her bir kavramın tanımının yapılmasının mevzuat hazırlama tekniğine uygun olmadığı; (e) bendine ilişkin olarak, düzenlemede, içme kullanma suyu havzalarında iyi tarımın teşvik edilmesinin öngörüldüğü, diğer maddelerde bu hususun detaylandırılarak baraja mesafesine göre mutlak koruma ve kısa mesafeli koruma alanlarında, öncelikli olarak organik tarımın yapılmasının, organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda iyi tarım uygulamalarının yapılmasına izin verildiği; 6. maddesine ilişkin olarak, maddede geçen "paydaş" ifadesinin, çok kullanılan bir kavram olup tanımının yapılmasının gerekmediği, bu ifadenin, plan, proje veya mevzuat çalışmalarından etkilenecek birey veya grupları ifade ettiği; 7. ve 8. maddelerine ilişkin olarak, Kum, Çakıl ve Benzeri Maddelerin Alınması, İşlenmesi, İletilmesi ve Kontrolü Yönetmeliğinde, derelerden kum ve çakıl çıkarılmasına ilişkin yasakların düzenlenmiş olduğu, bu nedenle dava konusu düzenlemede buna ilişkin bir hüküm getirilmesine gerek görülmediği; 9. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin olarak, her bir koruma alanının kendine has özellikler gösterdiği, bu özelliklere göre kamulaştırma yapılabilmesi için idareye bir taktir yetkisi tanındığı, ayrıca, mutlak koruma alanının bütünüyle kamulaştırılmasının önüne geçen bir düzenlemeye maddede yer verilmediği; 5. fıkrasına ilişkin olarak, mutlak koruma alanlarında yeni yapılaşmaya izin verilmeyeceğinin açıkça belirtildiği, maddede yalnızca mevcut yapılarda bakım ve onarım yapılmasına ve bu alanlardaki riskli yapıların yıkılarak, maddede öngörülen şartlara uygun olmak kaydıyla yeniden inşasına izin verildiği, bunun da kazanılmış hakların korunması ilkesine uygun olduğu; 12. fıkrasına ilişkin olarak, mutlak koruma alanlarında öncelikli olarak organik tarımın yapılmasının öngörüldüğü, organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda iyi tarım uygulamalarına izin verildiği, iyi tarım uygulamaları kapsamında suni gübre ve tarım ilacı kullanımının çok az miktarlarda, kontrollü olarak yapılabileceği; 13. fıkrasına ilişkin olarak, fıkra kapsamında sadece mutlak koruma alanlarındaki yerleşik halkın zati ihtiyaçlarını karşılayacak büyüklükte hayvancılık faaliyetlerine izin verildiği, bunun su kaynağının kirlenmesine sebep olmayacağı; 10. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin olarak, Yönetmelik yürürlük tarihi itibarıyla, mevzuata uygun olarak gerekli izin ve ruhsatları almamış yapılan Yönetmelik kapsamı dışında tutulduğu, kısa mesafeli koruma alanlarındaki riskli yapıların yıkılarak yeniden inşa edilmesine izin verilmesinin, bunların yıkılma tehlikesinin sebep olabileceği can ve mal kayıplarının önüne geçeceği ve düzenlemenin, kazanılmış hakların korunması ilkesine uygun olduğu; 4. fıkrasına ilişkin olarak, maddenin 3. fıkrasında, köylerde hangi koşullarda yapılaşmaya izin verildiğinin düzenlendiği, 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının birçoğunun plansız durumda olup bu alanlarda oluşabilecek barınma ihtiyaçlarının karşılanmasının elzem olduğu, bu kapsamda köy yerleşim alanlarındaki yapılaşmaya ilişkin hükümlerin bahse konu alanlarda da uygulanmasının Anayasanın eşitlik ilkesine uygun olduğu; 7. fıkrasına ilişkin olarak, düzenlemenin, tesis yoğunluğunun artmasına imkan tanımadığı, geniş alanlara yayılan, konaklama ihtiva eden faaliyetlerin de önüne geçtiği; 8. fıkrasına ilişkin olarak, fıkrada, uygulanabilecek atıksu bertaraf yöntemlerinin alternatifli olarak belirlenerek, atıksuların kanalizasyon sistemi veya sızdırmaz foseptik sonucu iletileceği bir atıksu arıtma tesisi yoksa, içme kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilmek şartıyla deşarjına izin verildiği, düzenlemenin, ülkemizdeki havzaların fiziki özelliklerinin farklılıkları dikkate alınarak, tüm olasılıkları kapsar şekilde yapılmasının hedeflendiği; 11. fıkrasına ilişkin olarak, kısa mesafeli koruma alanlarında öncelikli olarak organik tarım yapılmasının öngörüldüğü, organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandırıldığı durumlarda iyi tarım uygulamalarına izin verildiği, iyi tarım uygulamaları kapsamında, çok az miktarda ve kontrollü olarak suni gübre, tarım ilacı vb. kullanımlara izin verildiği; 11. maddesinin 4. fıkrasına ilişkin olarak, maddenin 3. fıkrasında, köylerde hangi koşullarda yapılaşmaya izin verildiğinin düzenlendiği, 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının birçoğunun plansız durumda olup bu alanlarda oluşabilecek barınma ihtiyaçlarının karşılanmasının elzem olduğu, bu kapsamda köy yerleşim alanlarındaki yapılaşmaya ilişkin hükümlerin bahse konu alanlarda da uygulanmasının Anayasanın eşitlik ilkesine uygun olduğu; 7. fıkrasına ilişkin olarak, düzenlemenin, tesis yoğunluğunun artmasına imkan tanımadığı, geniş alanlara yayılan, konaklama ihtiva eden faaliyetlerin de önüne geçtiği; 11. fıkrasına ilişkin olarak, Sularda Tarımsal Faaliyetlerden Kaynaklanan Nitrat Kirliliğinin Önlenmesine Yönelik İyi Tarım Uygulamaları Kodu Tebliği uyarınca, yeni planlanan bütün hayvancılık işletmelerinin iyi tarım uygulamaları koduna uygun olarak planlanması gerektiği, bu çerçevede, işletmelere ait ahır tabanları ve gübre çukurlarının sızdırmaz olması, işletmelerdeki hayvansal gübre yönetiminin ilgili Tebliğ ve Yönetmelik gereği sularda kirliliğe sebep vermeyecek şekilde yapılması gerektiği; 14. fıkrasına ilişkin olarak, söz konusu düzenlemede Maden Kanununa atıfta bulunulduğu, anılan düzenlemenin, sözkonusu Kanunun 7. maddesine uygun olduğu; 12. maddesinin 13. fıkrasında da yine Maden Kanununa atıfta bulunulduğu, anılan düzenlemenin, söz konusu Kanunun 7. maddesine uygun olduğu; 13. maddesine ilişkin olarak, daha önce dere, çay ve nehirlerin korunmasına ilişkin herhangi bir mevzuat hükmü bulunmadığı, dava konusu düzenlemeyle, mevzuattaki bu boşluğun giderildiği ve söz konusu su kaynakları için koruma esaslarının belirlendiği, kavramsal açıdan da herhangi bir belirsizliğin söz konusu olmadığı; 15. maddesinin 5. fıkrasına ilişkin olarak, madde kapsamında, koruma planları yürürlüğe girdikten sonra havzadaki denetimler için sistematik bir raporlama yapılmasının öngörüldüğü; geçici 1. maddesine ilişkin olarak, maddenin 1. fıkrasında, mevcut planların, Yönetmeliğin sadece madencilik hükümlerine ilişkin kısımlarının revizesi öngörülmüşken, 2. fıkrasında tüm yer üstü su kaynaklarının koruma planlarının hazırlanmasının öngörüldüğü, bu anlamda verilen 1 ve 5 yıllık sürelerin makul olduğu; dava konusu düzenlemelerin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Danıştay Altıncı Dairesi tarafından verilen 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı davanın kısmen reddi, kısmen dava konusu düzenlemelerin iptali yolundaki kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2023 tarih ve E:2022/2453, K:2023/1933 sayılı kararıyla, davanın reddine ilişkin kısmı ile iptale ilişkin kısmının Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi dışında kalan bölümünün onanmasına, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinin iptaline ilişkin kısmının ise bozulmasına, bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verildiği görüldüğünden, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava, 28/10/2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 1, 2, 3. maddelerinin, 4. maddesinin 1(ı) bendinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile (e) bendinde yer alan "veya iyi tarım uygulamalarına" ifadelerinin, 6. maddesinin 5. fıkrasının (e) bendinde yer alan "paydaşların" ifadesinin, 7 ve 8. maddelerinin, 9. maddesinin 2. ve 13. fıkraları ile aynı maddenin 5. fıkrasında yer alan "yıkılarak yeniden inşa edilebilir", 12. fıkrasında yer alan "iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir" ifadelerinin; 10. maddesinin 4. ve 8. fıkraları ile aynı maddenin 2. fıkrasında yer alan "yeniden inşa edilebilir", 7. fıkrasında yer alan "her parselde" ve 11. fıkrasında yer alan "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir" ifadelerinin; 11. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesi ile 7. fıkrasının ilk cümlesinin ve aynı maddenin 11. ve 14. fıkralarının; 12. maddesinin 13. fıkrasının; 13. maddesinin tümünün ya da bu istemin kabul edilmemesi halinde maddede geçen "şev" ve "15 metre genişliğindeki alanda" ifadelerinin; 15. maddesinin 5. fıkrasında yer alan "Koruma planı yürürlüğe girmiş olan" ifadesinin; geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "en geç bir yıl içerisinde" ifadesi ile aynı maddenin 2. fıkrasında yer alan "en geç beş yıl içinde" ifadesinin iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarenin ehliyet itirazı yerinde görülmemiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesinde, kanunun amacının, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olduğu, 9. maddesinin, (h) bendinde, ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunmasının esas olduğu hükme bağlanmıştır. Dava konusu yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin "Görevler" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde, su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak, ulusal su yönetimini koordine etmek. Bakanlığın görevleri arasında sayılmış; "Su Yönetimi Genel Müdürlüğü" başlıklı 9. maddesinde de genel müdürlüğün su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanmasına yönelik olarak görevleri ayrıntılı şekilde düzenlenmiş, 26. maddesinde, "(1) Bakanlık; görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş konularda idari düzenlemeler yapabilir." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanununun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddeleri ile 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün görevlerini düzenleyen 9. maddesine dayanılarak, 31.12.2004 günlü, 25687 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ile ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirlemek amacıyla, su ortamlarının kalite sınıflandırmaları ve kullanım amaçları, su kalitesinin korunmasına ilişkin planlama esasları ve yasaklar, atıksuların boşaltım ilkeleri ve boşaltım izni esasları, atıksu altyapı tesisleri ile ilgili esasları ve su kirliliğinin önlenmesi amacıyla yapılacak izleme ve denetleme usul ve esasları belirlenmiş; bu kapsamda yönetmeliğin "Su Kalitesine İlişkin Planlama Esasları ve Yasaklar" başlıklı dördüncü bölümünde, içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel sularla ilgili kirletme yasakları (m.16) ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarına yakınlık mesafesine göre mutlak koruma alanı (m.17), kısa mesafeli koruma alanı (m.18), orta mesafeli koruma alanı (m.19) ve uzun mesafeli koruma alanı (m.20) belirlenmesine ve içme kullanma suyu rezervuarlarının korunması için, bu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, yukarıda yer verilen 2., 9. ve 26. maddelerine dayanılarak çıkarılan dava konusu İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik ile içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amacına yönelik hükümler öngörülmüş ve Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde yer alan koruma alanları yeniden düzenlenmiştir. Bakılmakta olan davanın devamı sırasında da 14.02.2018 günlü, 30332 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin yukarıda yer verilen 16, 17, 18, 19 ve 20. madde hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır. 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca içme ve kullanma suyu temin edilen havzaların korunması, kendi sınırlarında geçerli olmak üzere çıkaracakları Su Havzaları Koruma Yönetmeliği uyarınca Büyükşehir Belediyelerinin; Büyükşehir Belediyeleri haricinde içme ve kullanma suyu temin edilen havzalar ile içme ve kullanma suyu temin edilmeyen havzaların korunması ise Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği uyarınca Bakanlığın yetkisindedir. Yukarıda yer verilen düzenlemeler değerlendirildiğinde, çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak amacıyla çıkarılan 2872 sayılı Çevre Kanunu'na dayanılarak, ülkemizdeki tüm su kaynaklarının potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için gereken usul ve esasları belirleyen Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin bu konuda genel bir düzenleme niteliğinde olduğu, büyükşehir belediyeleri tarafından içme ve kullanma suyu temin edilen havzaların korunması için 2560 sayılı Kanun uyarınca çıkaracağı havza yönetmeliklerinin genel düzenleme olan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğine uygun olması gerektiği, dava konusu yönetmelik hükümleri ile içme ve kullanma suyu havzalarının korunmasına yönelik olarak ayrı bir düzenleme yapılmış olmakla birlikte, yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 16, 17, 18, 19 ve 20. madde hükümleri ile öngörülen koruma ve kullanma esaslarına aykırı hükümler içeremeyeceği sonucuna varılmıştır. Dava konusu yönetmeliğin iptali istenilen maddelerine gelince: Dava konusu yönetmelik içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarına yönelik olarak düzenlenmiş olması nedeniyle, yönetmeliğin 1. ve 2. maddesinde elektrik üretimi ile ilgili barajların yazılmamış olmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin dayanak maddesi olan 3. maddesinde RAMSAR Sözleşmesinin yer alması gerektiği öne sürülmekte ise de, RAMSAR Sözleşmesinin sulak alanların yönetimi ile ilgili olması nedeniyle Sulak Alanların Korunması Hakkında Yönetmelik kapsamında yer aldığı ve dava konusu yönetmeliğin kapsamı gözönünde bulundurulduğunda, madde hükmünde mevzuata aykırılık görülmemiştir. Madde 4(ı) :Dava dilekçesinde yönetmeliğin 3. maddesinin (ı) bendinde yer alan içme ve kullanma suyu tanımının tarımsal amaçla kullanılan suları içermediğinden eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmiş olup, konu 4. maddenin (ı) bendinde düzenlendiğinden anılan madde dava konusu olarak esas alınmıştır. Dava konusu yönetmelik içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarına yönelik olarak düzenlenmiş olması nedeniyle madde metninde tarımsal amaçla kullanılan suların yer almamasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Madde 5-1/c :Madde hükmü ile içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasında ve iyileştirilmesinde esas alınacak ilkeler düzenlenmiştir. Bu kapsamda, iptali istenilen hüküm ile içme-kullanma suyu havzası koruma planının hazırlanmasında katılımcı bir yaklaşımın benimsenmesi ve bu planların nehir havza yönetim planı ile bütünleştirilmesinin esas olduğu belirtilmiş olup, yönetmeliğin bütünü değerlendirildiğinde, katılımcı ifadesi ile planlama aşamasında ilgili tüm kişi, kurum ve kuruluşların kastedildiği açık olup, düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir. Maddenin (e) bendinde içme-kullanma suyu havzalarında organik tarım faaliyetlerine veya iyi tarım uygulamalarına geçilmesinin teşvik edilmesinin esas olduğu belirtilmiştir. Maddedeki "iyi tarım uygulamalarına" ifadesinin ayrıntıları ve açıklamaları yönetmeliğin koruma esasları ve koruma alanlarına ilişkin bölümünde düzenlenmiş olup, iyi tarım uygulamalarının koruma alanlarına yönelik olarak denetiminin yönetmeliğin anılan bölümünde yapılması gerektiğinden, ifadenin genel ilkeler bölümünde yer almasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 6. maddesinin 5. fıkrasının (e) bendi : planlamaya ilişkin hususların düzenlendiği maddenin dava konusu bendinde yer alan "paydaşların" ifadesinin belirsiz olması nedeniyle iptali istenilmiştir. Anılan bent ile Bakanlıkça hazırlanan veya hazırlatılan veya ilgili idarece hazırlanan ve Bakanlığa sunulan taslak koruma planının, Bakanlıkça ilgili valiliğe/valiliklere iletileceği, havzadaki paydaşların bilgilendirilmesi için ilgili valilik tarafından 30 gün süreyle taslak koruma planının askıya çıkartılacağı ve Bakanlık internet sayfasında duyuru yapılacağı düzenlenmiş olup, "paydaşların" ibaresinin imar mevzuatı kapsamında yapılacak planlama çalışmalarından etkilenebilecek ilgililerin katılımının sağlanmasına yönelik ifadeyi içerdiği anlaşıldığından, ibarede belirsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Madde 7 ve 8 : Davacı tarafından, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 16. maddesinin (g) bendinde yer alan derelerden kum ve çakıl çıkarılması amacıyla kum ocağı açılmasına izin verilmeyeceği hükmüne dava konusu yönetmelikte yer verilmemesi nedeniyle eksik düzenlemenin iptali istenilmektedir. Kum Çakıl ve Benzeri Maddelerin Alınması, İşletilmesi ve Kontrolü Yönetmeliğinin 5. maddesinde içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel su kaynaklarında ve bunları besleyen, akar ve kuru derelerde, kum, çakıl ve benzeri maddelerin alımına yönelik kum ve çakıl ocağı açılması ve işletilmesine izin verilmeyeceği hükme bağlanmışsa da, dava konusu yönetmelikte bu konuda herhangi bir atıf bulunmadığı, diğer taraftan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin ilgili hükmünün de 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırıldığı gözönünde bulundurulduğunda, uygulamada tereddüt yaşanmaması açısından sözkonusu yasağın dava konusu yönetmelikte de yer alması gerektiği sonucuna varılmakla, iptali istenilen maddelerde eksik düzenleme nedeniyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrası : Madde ile mutlak koruma alanı düzenlenmiştir. 1. fıkrada, mutlak koruma alanının, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, maksimum su seviyesinden itibaren yatayda 300 metre genişliğindeki kara alanı olduğu, söz konusu alan sınırının içme-kullanma suyu havzası sınırını aşması halinde, mutlak koruma alanının, havza sınırında son bulacağı, 2. fıkrada, içme-kullanma suyu temin edilmesi amacıyla yapılması planlanan baraj gölü ve göletler ile su alınması planlanan tabii göllerin çevresinde, maksimum su seviyesinden itibaren içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki alanın kara kısmındaki bölümünün, içme-kullanma suyunu kullanan idare tarafından kamulaştırılacağı, içme-kullanma suyunu kullanan idarece gerekli görülmesi durumunda yarıçapı 300 metre genişliğindeki alana ilave olarak mutlak koruma alanının bir kısmı veya tamamının kamulaştırılabileceği kurala bağlanmıştır. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin yürürlükten kaldırılan 17. maddesinde maksimum su seviyesinden itibaren 300 metre genişliğindeki alanın kamulaştırılacağı hükmü ile mutlak koruma alanında herhangi bir ayrıma gidilmeden tamamının kamulaştırılacağı öngörülerek su kirliliğinin önlenmesinin en önemli dayanaklarından biri olan mutlak koruma alanının kirlenme ihtimalinin ortadan kaldırılmasına yönelik önlem alınmışken, kamulaştırılması gereken söz konusu alanın objektif ve bilimsel bir gerekçe olmaksızın dava konusu düzenleme ile maksimum su seviyesinden itibaren içme-kullanma suyu alma yapısını merkez alan, yarıçapı 300 metre genişliğindeki alanın kara kısmındaki bölümünün kamulaştırılacağı belirtilerek daraltılmasında hukuka ve yönetmeliğin su kaynaklarının korunması ve iyileştirilmesi amacına uyarlık bulunmamaktadır. Her ne kadar madde hükmü ile idarece gerekli görülmesi halinde alanın kalan bir kısmı veya tamamının kamulaştırılabileceği belirtilmişse de, günümüzde su kaynaklarının hızla kirlendiği ve azaldığı göz önünde bulundurulduğunda, su kirliliğinin önlenmesi ve su rezervuarının korunması için gerekli olduğu bilimsel ölçütlerle tespit edilmiş olan ve bu doğrultuda tümünün kamulaştırılması öngörülen mutlak koruma alanının bir bölümünün kamulaştırılması konusunun idarenin takdirine bırakılmasında hukuka uyarlık görülmemiştir. 9. maddenin 5. fıkrasında yer alan "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesi: Maddenin 3. fıkrasında, mutlak koruma alanında içme-kullanma suyu projesine ve mevcut yapıların kanalizasyon sistemlerine ait mecburi teknik tesisler haricinde hiçbir yeni yapılamayacağı hükme bağlanmış; 5. fıkra hükmü ile mevcut yapıların aynen korunacağı belirtildikten sonra, tehlikeli yapıların kaldırılacağı, yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım yapılabileceği, fıkranın üçüncü cümlesinde de, mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenlerin, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebilecekleri kuralı yer almıştır. Dava konusu yönetmelikle mutlak koruma alanında zorunlu teknik yapılar dışında yeni yapı yapılamayacağı, mevcut yapıların aynen korunacağı ve öngörülen koşullara uyulmak kaydıyla gerekli bakım ve onarımın yapılabileceği kurala bağlanmış olup, buna göre bölgede imar mevzuatı açısından korunabilecek ve bölgenin bozulmasına yol açmayacak yapıların ekonomik ömrünü tamamlayıncaya kadar mevcut hali ile muhafazası, ömrünü tamamlayan yapıların ise kamulaştırılarak başka bölgelere taşınması, mevcut hali ile korunamayacak olan veya korunmasında sakınca bulunan yapıların ise kaldırılması gerekmektedir. Bu durumda, alanda hiç bir koşulda yeni yapı yapılmasına izin verilmemesi gerekmesine karşın mevcut olan yapılardan riskli olduğu saptananların yıkılarak yeniden yapılmasına izin verilmesi bölgenin bozulmasına yol açabileceği gibi yönetmeliğin amacına da aykırı olduğundan, fıkra hükmünde yer alan "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Kaldı ki alanda bulunan yapılar için kazanılmış hak imar mevzuatı uyarınca korunabilecek yapıları ifade ettiğinden, bu yapıların hangi nedenle olursa olsun yıkılarak yeniden yapılmalarının istenmesi halinde yürürlükteki mevzuatın uygulanmasının gerektiği, bu halde de yeni yapı statüsünde olacaklarından yeniden yapılmalarına olanak bulunmadığı, madde hükmü ile ileriye dönük kazanılmış hakkın korunmadığı, dolayısıyla yıkılmakla kazanılmış hakkın da sona ereceği açıktır. 9. maddenin 12. fıkrasında yer alan "iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir" ifadesi ile 10.maddesinin 11. fıkrasında yer alan "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir" ifadesi: 9. maddenin 12. fıkrasında "Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir."; Yönetmeliğin 10. maddesinin 11. fıkrasında da, " Mevcut ve yeni açılacak tarım alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir." kuralına yer verilmiştir. 07.12.2010 günlü, 27778 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren İyi Tarım Uygulamaları Hakkında Yönetmelik hükümleri ile iyi tarım uygulamaları çerçevesinde, kontrollü şartlar altında ve daha az oranda da olsa, suni gübre ve tarım ilacı kullanımının devam ettiği anlaşılmaktadır. Dava konusu düzenleme ile Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14.02.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 16., 17., 18., 19. ve 20. maddeleri birlikte incelendiğinde; mutlak koruma alanlarında tarımsal faaliyetlerin hiçbir çeşidine izin verilmediği, tarımsal faaliyetlerin maksimum su seviyesinden 300 metre sonra başlayan 700 metrelik kara alanını oluşturan kısa mesafeli koruma alanlarında ve bu alanlardan sonra başlayan 1 kilometrelik orta mesafeli koruma alanında yapılabileceği, ancak buna da suni gübre ve tarım ilacı kullanmamak koşuluyla izin verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, içme kullanma suyu kaynağı mutlak ve kısa mesafeli koruma alanlarında, kontrollü olarak ve az miktarda da olsa, suni gübre ve ilaç kullanılmasına olanak tanıyan iyi tarım uygulamalarına izin veriliyor olması nedeniyle, dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 12. fıkrasının ikinci cümlesindeki ibarede ve 10. maddesinin 11. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan ibarede hukuka uyarlık görülmemiştir. 9. madddenin 13. fıkrası: fıkrada "Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde mevcutta mutlak koruma alanında yaşayan yerleşik halkın zati ihtiyacını karşılamak amacı ile hayvancılık faaliyetlerine ve kontrollü otlatmaya izin verilebilir." hükmüne yer verilmiştir. İçme kullanma suyu kaynağının koruma alanları arasındaki en hassas bölgeyi oluşturan mutlak koruma alanlarında, bu alanın bozulmasına yol açabilecek her türlü faaliyet yasaklanmış olup, bu kapsamda su kaynağının ve suyun kirlenmesine neden olabilecek nitelikteki hayvancılık faaliyetlerinin de bu bölgede yapılmaması gerektiğinden, düzenlemede yönetmeliğin amacına uyarlık görülmemiştir. Davalı idare tarafından, düzenlemenin, mutlak koruma alanlarında yaşayan yerleşik halkın mağduriyet yaşamaması için ailenin asgari geçimini sürdürebilmesini teminen ihtiyaç duyduğu hayvancılık faaliyetini kapsadığı, bu faaliyetlerin büyük çaplı, entegre tesis niteliğinde olmadığı öne sürülmekte ise de, fıkra hükmünde faaliyetin niteliği ve tesislere yönelik herhangi bir sınırlayıcı ifade bulunmadığından, kontrollü de olsa anılan faaliyetlerin bölgenin doğal yapısına zarar verebileceği, diğer taraftan, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin yürürlükten kaldırılan ilgili hükümlerinde mutlak koruma alanında hayvancılık faaliyeti ve otlatmaya yer verilmediği, sadece kısa mesafeli koruma alanında kontrollü otlatmaya izin verildiği gözönünde bulundurulduğunda, iddia yerinde görülmemiştir. 10. maddenin 2. fıkrasında yer alan "yeniden inşa edilebilir"ifadesi: 10. madde ile kısa mesafeli koruma alanı düzenlenmiş, maddenin 2. fıkrasında, mevcut yapıların aynen korunacağı; üçüncü cümlesinde, mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenlerin, inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden inşa edilebileceği kurala bağlanmıştır. İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanı olarak tanımlanan kısa mesafeli koruma alanında belirli şartlarda konut dışı yapılaşmaya izin verilmiş olması ve mevcut yapıların aynen korunmuş olması nedeniyle, yukarıda 9. maddenin 5. fıkrasında yer alan "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesine yönelik olarak açıklanan nedenlerle iptali istenilen ifadede de hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 10. maddenin 4. fıkrası ve 11. maddenin 4. fıkrası: 10.maddenin 4.fıkrasında, " Bu alanda belediye sınırı ve belediye mücavir alan sınırları içinde, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yürürlükteki imar planları geçerlidir, imar planlarının gelişme alanındaki yapılaşmamış kısımların iptaline yönelik revizyon yapılır. İçme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar bu planlar kapsamında yoğunluk arttırıcı veya kirlilik arttırıcı kullanım değişikliğine yönelik imar değişikliği yapılamaz. Ancak 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının mahalle olarak bağlandığı tarihteki nüfusları ve bu nüfusların doğal artışı için ihtiyaç duyulan yapılaşmaya izin verilebilir." kuralına yer verilmiş, fıkranın son cümlesindeki hüküm orta mesafeli koruma alanına ilişkin 11. maddenin 4. fıkrasının son cümlesinde de tekrarlanmıştır. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14.02.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 18. maddesinin (a) bendinde, kısa mesafeli koruma alanlarında turizm, iskan ve sanayi yerleşmelerine izin verilmeyeceği belirtildikten sonra aynı maddenin (e) bendinde, bu alanlarda sadece, alanın rekreasyon ve piknik amacıyla kullanılmasına dönük kamu yararlı ve günübirlik turizm ihtiyacına cevap verecek, sökülüp takılabilir elemanlardan oluşan geçici nitelikteki kır kahvesi, büfe gibi yapıların inşasına izin verildiği; orta mesafeli koruma alanını düzenleyen 19. maddesinde de, sadece, bir ailenin oturmasına mahsus bağ veya sayfiye evleri ile yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla entegre tesis niteliğinde olmayan mandıra, kümes, ahır gibi konut dışı yapılara, maddede öngörülen şartlarla izin verildiği anlaşılmaktadır. Bir köyün Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisine dahil edilerek, mahalle statüsüne geçirilmesinin, belediye hizmetlerinin bu alanlara da ulaştırılması sonucunda yıllar içerisinde, bu şekilde statüsü değiştirilmeyen diğer köylerden daha yoğun bir yapılaşma ihtiyacını beraberinde getirebileceği düşünülebilirse de, dava konusu Yönetmeliğin amacının, havzanın, Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde ya da dışında olduğuna bakılmaksızın, bir bütün olarak korunması olduğu dikkate alındığında; Büyükşehir Belediyesine dahil edilerek mahalle statüsüne geçirilen köylerde yapılaşmaya olanak tanınmasının, Yönetmeliğin amacına aykırı olması nedeniyle, 10. ve 11. maddenin 4. fıkralarının son cümlesinde hukuka uyarlık görülmemiştir. 10. maddenin 7. fıkrasında yer alan "her parselde" ifadesi : Fıkrada " Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez. " kuralına yer verilmiştir. Aynı maddenin 5. fıkrasında, " İskân dışı alanlarda yapılacak yapılara ve ifraz uygulamalarına Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin verilir. Bu alandaki tarım arazileri için yapılacak ifraz uygulamalarında 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri esas alınır." ; Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin "Parsel büyüklükleri ve bina cepheleri" başlıklı 13. maddesinde ise, "İfraz suretiyle elde edilecek parsellerin genişlikleri (20) m.den, parsel derinlikleri (30) m.den az olamaz." hükmüne yer verilmiştir. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14.02.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 18. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, kısa mesafeli koruma alanlarının rekreasyon ve piknik amacıyla kullanılmasına dönük kamu yararlı ve günübirlik turizm ihtiyacına cevap verecek, sökülüp takılabilir elemanlardan meydana gelen, geçici kır kahvesi, büfe gibi yapılara, suyu kullanan idarece onanmış çevre düzeni ve uygulama planlarına ve plan kararlarına uygun olarak izin verilebileceği; aynı maddenin (f) bendinde ise, bu alanlarda yapılacak ifrazlardan sonra elde edilecek parsellerin 10.000 m2'den küçük olamayacağı ve (e) bendinde belirtilen nitelikteki yapıların kapalı kısımlarının toplam alanının her parselde 100 m2'yi geçemeyeceği düzenlenmiştir. Su Kirliliği Yönetmeliği ile kısa mesafeli koruma alanlarında ifraz sonucu elde edilecek parsel büyüklüklerinin 10.000 m2'den az olamayacağı ve bu alanlarda yapılabilecek günübirlik tesislerin kapalı alanlarının her parselde 100 m2'yi geçemeyeceği düzenlenmişken, dava konusu Yönetmelik ile iskan dışı kısa mesafeli koruma alanlarında ifrazlardan elde edilecek parsel büyüklüklerine ilişkin alt sınır, Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğinin 13. maddesi uyarınca 600 m2'ye düşürülmüş; yapılabilecek günübirlik tesislerin kapalı alan büyüklüklerine ilişkin her parselde 100 m2'yi geçmeme koşulu değiştirilmemiştir. Bu durumda, iskan dışı kısa mesafeli koruma alanlarında, ifraz uygulamaları yoluyla eski düzenlemeye oranla çok daha küçük parseller elde edilmesine ve her bir parsel üzerinde kapalı kısmı 100 m2'ye kadar günübirlik tesis inşa edilmesine olanak tanınması söz konusu tesislerden kaynaklanacak yoğunluğu artıracak nitelikte olduğundan, fıkrada geçen "her parselde" ifadesinde hukuka uyarlık görülmemiştir. 10. maddenin 8. fıkrası: Fıkrada "Bu alanda, mevcut yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksular, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına, teknik ve ekonomik olarak mümkün olmaması durumunda orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Ancak, söz konusu yapılar; atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına imkân verecek yoğunlukta değil ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak sızdırmaz foseptiklerde toplanarak orta mesafeli koruma alanındaki, uzun mesafeli koruma alanındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir. Şayet, bunlar mümkün değilse içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar mevcut olan yerleşim ve sanayi tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu düzenleme ile mevcut yapılar ile madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan atıksuların maddede sayılan yöntemlerle atıksu altyapı tesisine verilmesi öngörülmüş olmakla birlikte; sayılan yöntemlerin kullanılmasının teknik ve ekonomik nedenlerle mümkün olmadığı durumlarda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının izniyle, atıksuların ileri arıtmadan geçirilerek havza içine deşarj edilebileceği düzenlenmiştir. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14.02.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 16 ila 20. maddeleri ile sadece kısa mesafeli koruma alanları için değil, diğer bütün koruma alanları için atıksuların havza dışına çıkarılması esasının benimsendiği anlaşılmakla, dava konusu düzenlemede atıksu deşarjına izin verilmesi nedeniyle fıkranın 3. cümlesinde hukuka uyarlık görülmemiştir. 11. maddenin 7. fıkrası: Fıkranın iptali istenilen birinci cümlesinde "Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir." hükmü yer almıştır. 11. madde orta mesafeli koruma alanına yönelik düzenlemeler içermektedir. Kısa mesafeli koruma alanı sınırından itibaren yatayda 1000 metre genişliğindeki kara alanını ifade eden bu alana ilişkin olarak Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 19. madde hükmü ile dava konusu yönetmeliğin 11. madde hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, iptali istenilen cümle ile izin verilen kullanımın, alanın özelliğine ve koruma şartlarına aykırı olmadığı sonucuna varıldığından, düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir. 11. maddenin 11. fıkrası: Fıkrada " Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde hayvancılık faaliyetlerine ve otlatmaya izin verilir." kuralına yer verilmiştir. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14.02.2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 19. maddesinde, orta mesafeli koruma alanlarında hayvancılık faaliyetlerine, sadece halkın yerleşik ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla izin verilmiş ve bu faaliyet kapsamında yapılabileceği öngörülen yapılar bakımından da entegre tesis niteliğinde olmama koşulu getirilmiştir. Dava konusu düzenlemede ise, orta mesafeli koruma alanlarında yapılabileceği belirtilen hayvancılık faaliyetinin niteliği ve bu kapsamda yapılabilecek tesislere ilişkin olarak herhangi bir açıklama ve sınırlama getirilmemiş olması nedeniyle fıkra hükmünde hukuka uyarlık görülmemiştir. 11. maddenin 14. fıkrası ile 12. maddenin 13. fıkrası: Madde hükümleri ile orta ve uzun mesafeli koruma alanlarında 3213 sayılı Maden Kanunu çerçevesinde madencilik faaliyetlerine izin verileceği düzenlenmiştir. Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 19. maddesinde, orta mesafeli koruma alanında hiçbir şekilde maden ocağı açılmasına ve işletilmesine izin verilmeyeceği, 20. maddesinde de uzun mesafeli koruma alanında galeri yöntemi patlatmalar, kimyasal ve metalurjik zenginleştirme işlemlerinin yapılamayacağı, madenlerin çıkarılmasına, sağlık açısından sakınca bulunmaması ve maddede yer alan diğer koşulların sağlanması şartıyla izin verilebileceği belirtilmişse de; 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesine 10/06/2010 tarihli, 5995 sayılı Yasa ile eklenen 8.fıkrasında, kazanılmış haklar korunmak kaydıyla içme ve kullanma suyu rezervuarının maksimum su seviyesinden itibaren 1000-2000 metre mesafe genişliğindeki şeritte galeri usulü patlatma yapılmaması, alıcı ortama arıtma yapılmadan doğrudan su deşarj edilmemesi şartıyla çevre ve insan sağlığına zarar vermeyeceği bilimsel ve teknik olarak belirlenen maden arama ve işletme faaliyetleri ile altyapı tesislerine izin verileceği, 2000 metreden sonraki koruma alanı içinde çevresel etki değerlendirmesi raporuna göre yapılması uygun bulunan maden istihracı ve her türlü tesisin yapılabileceği, ancak faaliyet sırasında alıcı ortama yapılacak deşarjlarda ilgili yönetmelikte belirtilen limitlere uyulmasının zorunlu olduğu hükme bağlandığından, dava konusu yönetmelik hükümleriyle Maden Kanununa atıf yapılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 13. maddenin 3. fıkrası: Fıkrada, "İçme-kullanma suyu alma yapısının memba yönündeki ilk su yapısında son bulmak şartıyla, içme-kullanma suyu su alma yapısından itibaren maksimum 2000 metre mesafedeki alan ile dere, çay ve nehirlerin şev üstünden sağ ve sol sahil kıyı çizgisinden itibaren 15 metre genişliğindeki alanda atık ve artıkların boşaltılmasına, depolanmasına ve atık bertaraf tesislerine izin verilmez." hükmü yer almaktadır. 13. madde ile dere, çay, ve nehirler için genel esaslar ve koruma alanı hükme bağlanmış ve dava konusu yönetmelikle ilk defa bu alanlar için koruma statüsü getirilmiş olup, maddenin bütünü gözönünde bulundurulduğunda, fıkra hükmünde koruma esaslarına aykırılık görülmemiştir. 15. maddenin 5. fıkrası: Fıkra hükmü ile, koruma planı yürürlüğe girmiş olan içme-kullanma suyu havzalarında yapılan denetimlerle ilgili en geç altı ayda bir, denetimi yapan idare tarafından Bakanlığa raporlama yapılacağı öngörülmüştür. İçme-kullanma suyu havzalarında faaliyetin konusuna göre denetleme yapacak olan merciler ilgili mevzuatta belirtilmiş olup, maddenin ilk dört fıkrasında da denetim, görev ve sorumluluklara yer verildikten sonra, beşinci fıkrada koruma planı yürürlüğe girdikten sonra yapılacak denetimlerin sistematik olarak bakanlığa bildirilmesi düzenlenmiştir. Bu durumda, maddede koruma planı yürürlüğe girmemiş alanlara yönelik eksik düzenleme bulunmadığı anlaşılmakla, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Geçici 1. maddenin 1. ve 2. fıkraları: Maddede; "(1) Büyükşehir belediyeleri, içme-kullanma suyu havzaları için yürürlükteki mevzuat düzenlemelerini, bu Yönetmeliğin madencilik faaliyetlerine ilişkin hükümleri çerçevesinde en geç bir yıl içerisinde revize eder ve görüş alınmak üzere Bakanlığa sunar.(2) Yerüstü suyu kaynakları için içme-kullanma suyu havzaları koruma planları, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden itibaren en geç beş yıl içinde hazırlanarak Bakanlığa sunulur. İçme-kullanma suyu temin edilen yerüstü suyu kaynaklarına ilişkin koruma planının beş yıl içinde hazırlanmaması durumunda ve içme-kullanma suyu temin edilmesi planlanan yerüstü suyu kaynaklarına ilişkin koruma planlarının hazırlanmasına ise planlama raporu ile eşzamanlı olarak başlanılmaması durumunda, içme-kullanma suyu havzası koruma planı Bakanlıkça hazırlanır veya hazırlatılır, bedeli içme-kullanma suyunu kullanan idareden tahsil edilir." kurallarına yer verilmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, büyükşehir belediyelerinin, havza koruma yönetmeliklerini madencilik faaliyetleri ile sınırlı olarak 1 yıl içerisinde revize etmesi gerektiği düzenlenmişken, ikinci fıkrada yerüstü suyu kaynaklarının tümü için koruma planının hazırlanmasına yönelik olarak beş yıllık bir süre öngörülmüş olması nedeniyle, düzenlemelerin konusu ve niteliği gözönünde bulundurulduğunda, maddede öngörülen sürelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Davacı tarafından, öngörülen sürelerde, düzenlemeleri hazırlamayanlar için bir yaptırım getirilmediği belirtilmişse de, davalı idare tarafından, konunun Su Kanunu taslağında ele alındığı ve yaptırımın yasal dayanağının olacağı belirtildiğinden, iddia maddenin eksik düzenleme nedeniyle iptalini gerektirmemektedir. Açıklanan nedenlerle, İçme Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 7. ve 8. maddesinin(eksik düzenleme nedeniyle), 9. maddesinin 2.fıkrasının, 9. maddenin 5. fıkrasında yer alan "yıkılarak yeniden inşa edilebilir" ifadesinin, 9. maddenin 12. fıkrasında yer alan "iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir" ifadesinin, 9. maddesinin 13. fıkrasının, 10. maddenin 2. fıkrasında yer alan "yeniden inşa edilebilir"ifadesinin, 10. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesinin, 10. maddenin 7. fıkrasında yer alan "her parselde" ifadesinin, 10. maddenin 8. fıkrasının üçüncü cümlesinin, 10.maddesinin 11. fıkrasında yer alan "İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir" ifadesinin, 11. maddesinin 4.fıkrasının son cümlesinin, 11. maddesinin 11. fıkrasının iptaline, yönetmeliğin iptali istenilen diğer hükümlerine yönelik olarak ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, duruşma yapılmak suretiyle davanın reddi yolunda verilen Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/15571, K:2022/3150 sayılı davanın kısmen reddi, kısmen dava konusu düzenlemelerin iptali yolundaki kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2023 tarih ve E:2022/2453, K:2023/1933 sayılı kararıyla davanın reddine ilişkin kısmı ile iptale ilişkin kısmının Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi dışında kalan bölümünün onanmasına, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinin iptaline ilişkin kısmının ise bozulmasına, bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verildiği görüldüğünden, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi yönünden Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: 28/10/2017 tarih ve 30224 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'in 2 ve 3. maddeleri, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile (e) bendindeki “veya iyi tarım uygulamalarına” ifadesi, 6. maddesinin (Daire kararında sehven 5. madde) 5. fıkrasının (e) bendindeki “paydaşların” ifadesi, 7 ve 8. maddeleri, 9. maddesinin 2. fıkrası, 5. fıkrasının 4. cümlesindeki “yıkılarak yeniden inşa edilebilir” ifadesi, 12. fıkrasının 2. cümlesindeki “iyi tarım uygulamalarına izin verilebilir” ifadesi ve 13. fıkrası, 10. maddesinin 2. fıkrasının 4. cümlesindeki “yıkılarak yeniden inşa edilebilir” ifadesi, 4. fıkrası, 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesi, 8. fıkrası, 11. fıkrasının 2. cümlesindeki “İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal faaliyetlere izin verilebilir” ifadesi, 11. maddesinin 4. fıkrasının 3. cümlesi, 7. fıkrasının 1. cümlesi, 11 ve 14. fıkraları, 12. maddesinin 13. fıkrası, 13. maddesi, 15. maddesinin 5. fıkrasındaki “Koruma planı yürürlüğe girmiş olan” ifadesi, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasındaki “en geç bir yıl içerisinde” ve 2. fıkrasındaki “en geç 5 yıl içinde” ifadelerinin iptali istenilmektedir. İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanununun 1. maddesinde, Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olarak kabul edilmiş; 2. maddesinde, sürdürülebilir çevre "Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci" olarak; sürdürülebilir kalkınma ise "Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişme" olarak tanımlanmıştır. Buna göre, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda ıslahı, korunması ve geliştirilmesi ile sağlıklı bir çevrede yaşama güvence altına alınmıştır. Kanunun 9. maddesinin, (h) bendinde ise, "Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır." hükmüne yer verilmiştir. Davaya konu Yönetmeliğin yayımı tarihinde yürürlükte olan 645 sayılı Orman ve Su İşleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin "Görevler" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; Su kaynaklarının korunmasına ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturmak, ulusal su yönetimini koordine etmek görevi Orman ve Su İşleri Bakanlığı'na verilmiş, aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin "Düzenleme yetkisi" başlıklı 26. maddesinde ise, "(1) Bakanlık; görev, yetki ve sorumluluk alanına giren ve önceden kanunla düzenlenmiş konularda idari düzenlemeler yapabilir." hükmüne yer verilmiştir. 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 410. maddesinde aynı görevler Tarım ve Orman Bakanlığı'na verilmiştir. Öte yandan; 23.11.1981 günlü, 17523 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun Ek 5. maddesinde, "Bu Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır." hükmüne; Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 51. maddesinde ise, "... Büyükşehirlere içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel su kaynakları havzalarındaki denetim faaliyetlerinden 2560 sayılı Kanun çerçevesinde Büyükşehir Belediyeleri sorumludur. Çevre Kanunu çerçevesinde Büyükşehir Belediyeleri haricindeki yerleşimlere içme ve kullanma suyu temin edilen su havzalarındaki denetim faaliyetlerinden İl Çevre ve Orman Müdürlüğü sorumludur ..." hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda; içme ve kullanma suyu temin edilen havzaların korunması, 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun verdiği yetkiyle kendi sınırlarında geçerli olmak üzere çıkaracakları Su Havzaları Koruma Yönetmeliği uyarınca Büyükşehir Belediyelerinin; Büyükşehir Belediyeleri haricinde içme ve kullanma suyu temin edilen havzalar ile içme ve kullanma suyu temin edilmeyen havzaların korunması ise Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği uyarınca Bakanlığın yetkisindedir. Ülkemizde, yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirlemek amacıyla ilk olarak, 2872 sayılı Çevre Kanununun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddeleri ile 4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün görevlerini düzenleyen 9. maddesine dayanılarak, 31.12.2004 günlü, 25687 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği hazırlanmış ve anılan Yasa hükümlerinin uygulanması amacıyla ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanılmasının sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve teknik esaslar belirlenmiş; bu Yönetmeliğin "Su Kalitesine İlişkin Planlama Esasları ve Yasaklar" başlıklı dördüncü bölümünde, içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel sularla ilgili kirletme yasakları (m.16) ile içme ve kullanma suyu rezervuarlarına yakınlık mesafesine göre mutlak koruma alanı (m.17), kısa mesafeli koruma alanı (m.18), orta mesafeli koruma alanı (m.19) ve uzun mesafeli koruma alanı (m.20) belirlenmesine ve içme kullanma suyu rezervuarlarının korunması için, bu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Daha sonra, 645 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, yukarıda yer verilen 2., 9. ve 26. maddelerine dayanılarak, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan bütün yerüstü ve yeraltı suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunmasına ve iyileştirilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan, dava konusu İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik 28.10.2017 günlü, 30224 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmeliğin "Yerüstü Suları İçin Koruma Esasları ve Koruma Alanları" başlıklı üçüncü bölümünde, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde yer alan koruma alanları yeniden düzenlenmiş; bunların içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan su kaynağına olan mesafeleri açısından herhangi bir değişiklik yapılmamış; ancak söz konusu alanlarda yapılabilecek ve yapılamayacak faaliyetlere ilişkin değişikliklere yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra, 14.02.2018 günlü, 30332 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin, yukarıda belirtilen, içme kullanma suyu rezervuarlarının korunmasına ilişkin hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır. Yine dava konusu Yönetmeliğin yayımı tarihinde yürürlükte olan, içme suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel sular ile ilgili esasları, kalite kriterlerini ve bu suların içme ve kullanma suyu olarak kullanılabilmesi için uygulanması gereken arıtma sınıflarını tespit etmek amacıyla, 29/06/2012 tarih ve 28338 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan İçme Suyu Elde Edilen Veya Elde Edilmesi Planlanan Yüzeysel Suların Kalitesine Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde; içme ve kullanma suyu, insanların günlük faaliyetlerinde içme, yıkanma ve temizlik gibi ihtiyaçları için kullandıkları, özellikleri 17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olan, toplu bir su temini sistemi aracılığıyla çok sayıda tüketicinin ortak kullanımına sunulan sular olarak tanımlanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında, idare, içme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların, bu Yönetmeliğin 6 ncı ve 7 nci maddeleri ile belirlenen değerlere ve esaslara uymasını sağlamak maksadıyla gerekli bütün tedbirleri almakla görevlendirilmiştir. Atıf yapılan 6. maddede; "(1) İçme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel sular; Ek-I’de yer alan bütün parametreler için verilen zorunlu ve kılavuz değerlere göre A1, A2 ve A3 olmak üzere üç farklı kategoriye ayrılır ve her bir kategori için aşağıdaki arıtma sınıfları belirlenir. İçme ve kullanma sularının kalite kategorilerinden, a) A1: basit fiziksel arıtma ve dezenfeksiyon ile içilebilir suları, b) A2: fiziksel arıtma, kimyasal arıtma ve dezenfeksiyon ile içilebilir suları, c) A3: fiziksel ve kimyasal arıtma, ileri arıtma ve dezenfeksiyon ile içilebilir suları, ifade eder. (2) A3 kategorisi için verilmiş olan zorunlu sınır değerleri aşan, fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik kirlilik içeren suların içme ve kullanma suyu olarak kullanımı tercih edilmez. Ancak bu sular istisnai hallerde suyun kalite özelliklerini içme suyu için uygun kalite standartları düzeyine yükseltecek arıtma prosesleri kullanılarak içme suyu temininde kullanılabilir. (3) İçme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan yüzeysel suların; kategorilere göre verilmiş olan arıtma sınıflarından geçirildikten sonra nihai olarak İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik ile belirlenmiş olan içme suyu standartlarını sağlaması esastır." düzenlemesine, 7. maddede ise; "(1) İçme ve kullanma suyu elde edilen veya elde edilmesi planlanan ve A1 ve A2 kategorisinde yer alan yüzeysel suların iyileştirilmesini sağlamak için özel hüküm belirleme çalışması yapılıp yapılmayacağı Bakanlıkça belirlenir. A3 kategorisinde yer alan yüzeysel suların iyileştirilmesini sağlamak için Bakanlık havza bazında özel hüküm belirleme çalışması yapar veya yaptırır." düzenlemesine yer verilmiştir. 17/02/2005 tarih ve 25730 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik'te ise insani tüketim amaçlı suların teknik ve hijyenik şartlara uygunluğu ile suların kalite standartlarının sağlanması, kaynak suları ve içme sularının istihsali, ambalajlanması, etiketlenmesi, satışı, denetlenmesi ile ilgili usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan Yönetmeliğin 5. maddesinde, insani tüketim amaçlı su, orijinal haliyle ya da işlendikten sonra, dağıtım ağı, tanker, şişe veya kaplar ile tüketime sunulan içme, pişirme, gıda hazırlama ya da diğer evsel amaçlar için kullanılan bütün sular ile suyun kalitesinin, gıda maddesinin nihai halinin sağlığa uygunluğunu etkilemeyeceği durumlar haricinde insani tüketim amaçlı ürünlerin veya gıda maddelerinin imalatında, işlenmesinde, saklanmasında veya pazarlanmasında kullanılan bütün sular olarak tanımlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Usul Yönünden: Davalı idarenin, davacının menfaatine yönelik itirazı incelenip değerlendirilmiş; dava konusu Yönetmelik maddelerinin konusu ve nitelikleri dikkate alındığında, davacının bakılan davayı açmakta menfaatinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Esas Yönünden: 2560 sayılı Kanun, içme kullanma suyu havzalarına ilişkin, kanun statüsündeki tek düzenleme olup, yukarıda belirtilen maddesi uyarınca da, bütün büyükşehir belediyeleri açısından bağlayıcı olduğu; Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin, dava konusu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan 16 ila 20. maddeleri arasında içme ve kullanma suyu havzalarının korunmasına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı; dava konusu Yönetmelik ile koruma alanlarında yapılmasına izin verilen faaliyetler açısından daha farklı düzenlemelere yer verilerek hukuk sisteminde bazı değişikliklerin yaratıldığı; bununla birlikte hukuk sistemini oluşturan normların bir bütünlük arz edip, birbiriyle çelişkili hükümler içeremeyeceği hususları yapılacak değerlendirmelerde dikkate alınmak suretiyle; İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan dava konusu "her parselde" ifadesinin incelenmesine geçilmiştir. Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasında, "(7) Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez." kuralına yer verilmiştir. Aynı maddenin 5. fıkrasında, "(5) İskân dışı alanlarda yapılacak yapılara ve ifraz uygulamalarına Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin verilir. Bu alandaki tarım arazileri için yapılacak ifraz uygulamalarında 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri esas alınır." kuralına yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemeler, her ne kadar 10/3/2020 tarihli, 31064 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle değiştirilmiş ise de, anılan değişikliklerin, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 03/07/2018 tarihli, E:2017/4471 ve E:2017/4472 sayılı yürütmenin durdurulması kararı doğrultusunda yapıldığı anlaşıldığından, iptali istenilen fıkranın esasının, yukarıda yer verilen düzenlemelerin dava tarihindeki haliyle incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Dosyanın, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2019/16852 sayılı dosyasıyla birlikte incelenmesinden; Yönetmeliğin 10. maddesinin yukarıda metnine yer verilen 5. fıkrasının iptali istemiyle açılan davada Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2019/16852, K:2022/3149 sayılı kararıyla; Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasında kısa mesafeli koruma alanının, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerin, mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre genişliğindeki kara alanı olarak tanımlandığı, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinin 14/02/2018 tarihinde yürürlükten kaldırılan 18. maddesinin (a) bendinde, kısa mesafeli koruma alanlarında turizm, iskan ve sanayi yerleşmelerine izin verilmeyeceği belirtildikten sonra (e) bendinde, bu alanlarda sadece, alanın rekreasyon ve piknik amacıyla kullanılmasına dönük kamu yararlı ve günübirlik turizm ihtiyacına cevap verecek, sökülüp takılabilir elemanlardan oluşan geçici nitelikteki kır kahvesi, büfe gibi yapıların inşasına izin verildiği; kısa mesafeli koruma alanı sınırından başlayan ikinci bin metrelik alanı oluşturan orta mesafeli koruma alanlarında dahi, sadece, bir ailenin oturmasına mahsus bağ veya sayfiye evleri ile yerleşik halkın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla entegre tesis niteliğinde olmayan mandıra, kümes, ahır gibi konut dışı yapılara, maddede öngörülen şartlarla izin verilerek, içme kullanma suyu temin edilen ya da edilmesi planlanan su kaynağının korunmasının esas amaç olduğunun görüldüğü, bu durumda, havzanın korunması için, kısa mesafeli koruma alanlarındaki mevcut yapılar ve yerleşim alanları dışında yeni yapılaşmaya izin verilmemesi gerekirken, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile çelişkili şekilde, kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşmaya izin verildiğinden, 10. maddenin 5. fıkrasının 1. cümlesindeki "yapılacak yapılara ve" ifadesinde hukuka uyarlık, fıkranın geri kalan kısmında ise hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak Yönetmeliğin 10. maddesinin 5. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "yapılacak yapılara ve" ifadesinin iptaline, anılan fıkranın geri kalan kısmı yönünden davanın reddine karar verildiği, söz konusu kararın "yapılacak yapılara ve" ifadesinin iptaline ilişkin kısmının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2023 tarih ve E:2022/2451, K:2023/1931 sayılı kararıyla kesin olarak onanmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, Yönetmeliğin 10. maddesinin 5. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "yapılacak yapılara ve" ifadesinin iptali yolunda Danıştay Altıncı Dairesince verilen 16/03/2022 tarih ve E:2019/16852, K:2022/3149 sayılı kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 16/10/2023 tarih ve E:2022/2451, K:2023/1931 sayılı kararıyla kesin olarak onanmış olduğu ve iskan sınırları dışında kalan içme-kullanma suyu kaynaklarına ait kısa mesafeli koruma alanlarında yapı yapılamayacağı hususları göz önünde bulundurulduğunda, sözü edilen alanlarda yapılacak yapıların azami kapalı alan miktarının belirlendiği Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "her parselde" ifadesinde de hukuka uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "her parselde" ifadesinin İPTALİNE, 3. Davada nihai olarak kısmen iptal, kısmen ret kararı verildiğinden, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin ... TL'sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, geri kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Davanın kısmen iptalle sonuçlanan ve onanarak kesinleşen kısmı için ilk kararda davacı lehine vekalet ücretine hükmedildiğinden, davacı lehine yeniden vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 20/11/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.