Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Birinci başvurucu 1/4/2004 tarihinde Şanlıurfa Doğum Hastanesinde ikinci başvurucuyu dünyaya getirmiştir. Doğumun akabinde ikinci başvurucunun göbek bağında kanama meydana geldiği belirlendiğinden göbek bağı tekrar bağlanarak yeni doğan servisinde takibe alınmıştır. Göbek bağındaki kanamanın devamı üzerine çocuk cerrahi servisine konsülte edilen başvurucuya doğuştan göbek fıtığı teşhisi konularak 2-3 yaşından önce ameliyat edilmesinin uygun olmadığına ilişkin görüş bildirilmiş ve aktif bir kanaması olmadığından taburcu edilmesine karar verilmiştir. Başvurucular, ikinci başvurucunun taburcu edilmesinden sonra göbek bağındaki kanamanın yeniden başlaması nedeniyle özel bir hastaneye müracaat etmiş, buradaki muayene ve tetkikler sonucunda Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine (Üniversite Hastanesi) sevk kararı verilmiştir. Üniversite Hastanesinde yapılan muayenede göbek fıtığı ve bağırsak tıkanması (ileus) tanısı konularak cerrahi müdahale ile bağırsağın bir kısmının kesilmesi gerektiği belirlenmiştir. Bu işlemin akabinde bağırsağından karın boşluğuna sızıntı oluşan başvurucuya farklı tarihlerde dört kez cerrahi müdahalede bulunularak 23/11/2004 tarihinde başvurucu taburcu edilmiştir. Başvurucular, göbek bağının hatalı şekilde bağlanmasının sonucu olarak bağırsağının da hastalıklı hâle geldiğini, tedavi sürecinde yapılan enjeksiyonlar nedeniyle sol kolunda sinir hasarı ve kısalık oluştuğunu belirterek 6/1/2005 tarihinde Gaziantep İdare Mahkemesinde 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat talepli dava açmıştır. Bu mahkeme tarafından yetkisizlik kararı verilmiş ve dosya Şanlıurfa İdare Mahkemesine (Mahkeme) gönderilmiştir. Mahkeme dosyayı bilirkişi incelemesi için Adli Tıp Kurumuna (ATK) göndermiştir. ATK İhtisas Kurulunun 5/11/2008 tarihli raporunda; ikinci başvurucuda ortaya çıkan patolojinin göbek bağının bağlanmasından kaynaklanmadığı, doğuştan umblikal kord hernisi bulunduğu, bu anomali nedeniyle 10/4/2004 tarihinde umblikal kord herni tamiri (göbek fıtığının tamiri) + meckel divertikül eksizyonu (bağırsağın dışarıya çıkan kısmının alınması) + umblikoplasti (kötü görünümlü göbeğin düzeltilmesi) ameliyatı yapıldığı dikkate alındığında Dr. A.nin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu bildirilmiştir. Mahkeme, bu raporda yer alan tespitlere itibar ederek 30/4/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Başvurucular temyiz talebinde bulunmuş, Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire) hükmün vekâlet ücretine ilişkin kısmının bozulmasına, diğer kısımların ise onanmasına karar vermiştir. Daire, karar düzeltme talebi kapsamında yaptığı incelemede 30/1/2015 tarihinde kararın bozulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; ATK raporunda belirtilen A. isimli hekime hasta dosyasında rastlanılmadığı, raporda yalnızca hekim hakkında kusur değerlendirmesi yapılmasına karşın tüm sağlık görevlileri hakkında bir inceleme yapılmasının gerektiği, başvurucunun kolunda meydana gelen kısalığın ve lezyonun hatalı bir tıbbi müdahalenin sonucu olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca, göbek bağının birden fazla kez bağlandığı dikkate alındığında bu işlemin kaç kez tekrarlandığının ve tıp kurallarına uygun hareket edilip edilmediğinin belirlenmediği, göbek fıtığı teşhisi konulmasından sonra ameliyat önerilmemesine rağmen Üniversite Hastanesinde cerrahi müdahale yapıldığı vurgulanarak ATK Genel Kurulundan rapor alınması gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece uyma kararı verilmesi üzerine yapılan yargılamada dosyanın ATK İhtisas Kuruluna gönderilerek rapor alındığı görülmüştür. 8/6/2016 tarihli raporda; göbeğin bağlanması ile meydana gelen sonuç arasında ilişki bulunmadığı, bu anomalinin ameliyat ile düzelme olasılığı bulunduğu, ameliyat zamanlamasının fıtığın büyüklüğü ve ortaya çıkan semptomlara göre çocuk cerrahisi uzmanları tarafından yapılması gerektiği, kusma, karın şişliği ve gaita çıkaramama yakınmaları yokken acil ameliyat endikasyonu konulmamasının kusur olarak atfedilemeyeceği belirtilmiştir. Raporda ayrıca, operasyonun tıp kurallarına uygun olduğu, ilk ameliyata ait gelişen komplikasyonlar nedeniyle ameliyatların tekrar ettiği, ilk tanı sürecinde görevli çocuk hastalıkları uzmanı Dr. ile çocuk cerrahisi uzmanı Dr. T.ye kusur atfedilmediği belirtilmiştir. Bununla birlikte çocuğun sol kolunda sağ kola göre 5 cm kısalık bulunduğu gibi dirsekten başlayıp aşağı içe dönen 11 cm uzunluğunda büzüşmüş yara izi görünümünde bir lezyon bulunduğu belirtilerek bu lezyonun ilk meydana geliş zamanı, bu süreçte yapılan tedaviler ve gelişen komplikasyonlar hakkında yeterli tıbbi kayıt bulunmadığından görüş bildirilemediği ifade edilmiştir. Raporda, bu lezyonun hastanede meydana gelip gelmediğinin araştırılması gerektiği, eğer hastanede meydana gelmiş ise ve yeterli tıbbı kayıt tutulmamış ise, hastayı takip eden hekimlerin tıbbi kayıt tutma yükümlülüğünü yerine getirmediği için sorumlu olması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu bu rapora itiraz ederek Dairenin bozma ilamında ATK Genel Kurulundan rapor alınması gerektiğinin belirtilmesine karşın buna uygun hareket edilmediğini ve bozma İlamında ilk raporda eksik olduğu belirlenen konuların aydınlatılmadığını ileri sürmüştür. Mahkeme 30/1/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçede; davanın hizmet kusuru olduğu iddiasına dayandırıldığı ancak Adlî Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda, küçüğe konulan teşhisler sonrasında gerekli özenin gösterildiği, tıbbi standartlardan sapma olarak nitelendirilebilecek ihmal ya da kusur tespit edilmediği belirtildiğinden yapılan müdahalenin tıbben doğru olduğu ifade edilmiştir. Başvurucu, temyiz talebinde bulunarak ATK raporuna itiraz dilekçesindeki hususları tekrar etmiştir. Daire, Mahkemenin kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 20/6/2018 tarihinde oyçokluğuyla onama kararı vermiştir. Karşıoy gerekçesinde; Mahkemenin 30/1/2015 tarihli bozma ilamına uyulmasına karar vermesine karşın ATK Genel Kurulundan rapor almadan karar verdiği ifade edilmiştir. Başvurucuların karar düzeltme talebi Dairenin 27/2/2020 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Başvurucular vekili nihai hükmü 11/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 21/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurucunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.