Başvuru, idari para cezasının iptali talebiyle yapılan başvurunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, idari para cezasının iptali talebiyle yapılan başvurunun süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 13/3/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun maliki olduğu Muğla'nın Fethiye ilçesi Günlük başı mevkii,347 ve 659 sayılı parsellerin 275 metrekarelik kısmının mutlak tarım arazisi olmasına rağmen arazi üzerine inşaat yıkıntı artığı ve hafriyat toprağı dökülmek suretiyle arazinin doğal durumunun bozulduğu ve amacı dışında kullanıldığı iddia edilmiştir. Arazide yapılan inceleme sonucunda Fethiye Kaymakamlığı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün 3/8/2018 tarihli kararı ile başvurucu hakkında tarım arazilerini amacı dışında kullandığı gerekçesiyle3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun maddesi kapsamında 188,50 TL idari yaptırım uygulanmıştır. Kararda "kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren 15 (on beş) gün içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edilebileceği" belirtilmiştir. İdari yaptırım kararı 8/8/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/8/2018 havale tarihli dilekçesi ile Fethiye Sulh Ceza Hâkimliğine (Hâkimlik) başvuruda bulunarak idari yaptırım kararının iptal edilmesini talep etmiştir. Dilekçede başvurucu, on beş günlük itiraz süresinin son gününün Kurban Bayramı resmî tatiline rastlaması ve resmî tatilin bitimini takip eden tarihin de hafta sonu tatiline denk gelmesi nedeniyle hafta sonu tatilini takip eden ilk iş gününde başvuruda bulunduğunu belirtmiştir. Hâkimlik 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun maddesi kapsamında yapılan ön inceleme sonucunda idari yaptırım kararının başvurucuya 8/8/2018 tarihinde tebliğ edildiği hâlde başvurucunun on beş günlük itiraz süresinin sona ermesinden sonra 27/8/2018 tarihli dilekçe ile itirazda bulunduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle itirazın usulden reddine 26/11/2018 tarihinde karar vermiştir. Başvurucu, idari yaptırım kararının kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş günlük yasal süre içinde başvuruda bulunduğunu belirterek 23/12/2018 tarihli dilekçesi ile karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde başvurucu, sürenin son gününün Kurban Bayramı resmî tatiline rastlaması ve daha sonra hafta sonu tatiline denk gelmesi nedeniyle tatili takip eden ilk iş gününde başvuruda bulunduğunu ifade etmiştir. Muğla Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/1/2019 tarihli kararı ile itiraz reddedilmiştir. Gerekçeli kararda, itiraza konu kararda gösterilen gerekçede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle itirazın reddedildiği belirtilmiştir. Nihai olan bu karar 12/2/2019 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 13/3/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5403 sayılı Kanun'un "tarım arazilerinin amacı dışında kullanılmasına ve toprak koruma projelerine uyulmamasına ilişkin cezalar ve yükümlülükler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...a) Arazi kullanımı için izinsiz işe başlanılması ya da alınan izne uygun kullanılmaması halinde; valilik işi tamamen durdurur, yapılan iş tamamlanmış ise kullanımına izin verilmez. Arazi sahibine veya araziyi bozana bin Türk Lirasından az olmamak kaydıyla, kullanılan veya zarar verilen alanın her metrekaresi için on Türk Lirası idarî para cezası verilir..." 5236 sayılı Kanun'un "Başvuru yolu" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir." 5326 sayılı Kanun'un "Başvurunun incelenmesi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"...(b) Başvurunun süresi içinde yapılmadığının, başvuru konusu idarî yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının veya başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde, bu nedenlerle başvurunun reddine"(...)Karar verilir." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Sürelerin hesaplanması" kenar başlıklı maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:"Son gün bir tatile rastlarsa süre, tatilin ertesi günü biter." 17/3/1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Aşağıda sayılan resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı günü ve 1 Mayıs günü genel tatil günleridir....B) Dini bayramlar şunlardır:... Kurban Bayramı; Arefe günü saat 00'ten itibaren 4,5 gündür....D) Ulusal, resmi ve dini bayram günleri ile yılbaşı günü ve 1 Mayıs günü resmi daire ve kuruluşlar tatil edilir....” Yargıtay Ceza Dairesinin 19/6/2017 tarihli ve E.2016/13035, K.2017/5920 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:Kastamonu Sulh Ceza Hakimliğince, idari para cezasına 15 günlük yasal süreden sonra 20/07/2015 tarihinde itiraz edildiği gerekçesi ile itirazın usulden reddine karar verilmiş ise de, idari para cezası tutanağının kabahatli (...)02/07/2015 tarihinde tebliğ edildiği, 15 günlük yasal başvuru süresinin bitimi olan 17/07/2015 tarihinin resmi tatil günü olan Ramazan Bayramı'nın ilk gününe rastladığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 39/ maddesi uyarınca itiraz süresinin tatilin son bulduğu günü takip eden ilk mesai gününün bitiminde sona ereceği, bu kapsamda 20/07/2015 Pazartesi günü yapılan başvurunun süresinde olduğu anlaşılmakla, başvuru ile ilgili olarak esastan inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı gerekçeyle başvurunun usulden reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;(...)Kastamonu Sulh Ceza Hakimliğinin 08/02/2016 tarihli ve 2016/61 değişik iş sayılı kararının kesin olduğu belirtilmiş ise de, anılan kararın 5326 sayılı Kanun'un 28/ maddesi gereğince esasa yönelik verilmiş son karar olmadığı, muterizin yasa yolu konusunda yanıltıldığından kanun yararına bozulması talep edilen hükmün usulünce kesinleşmediği anlaşıldığından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE (...) karar verildi."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından davasının ... görülmesini istemek hakkına sahiptir...” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim hakkından söz etmese de -maddede kullanılan terimler bir bütün olarak bağlamıyla birlikte dikkate alındığında- mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama, Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp maddenin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36). AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek şekilde ve genişlikte kısıtlamaması, zayıflatmaması gerektiğini ifade etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurma yan sınırlamalar Sözleşme'nin maddesinin(1) numaralı fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 19; Edificaciones March Gallego S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34). AİHM; mahkemeye erişim hakkının doğası gereği devletin düzenleme yapmasını gerektirdiğini, bu düzenlemelerin zaman ve yer itibarıyla topluluk ve bireylerin ihtiyaç ve imkânlarına göre değişebileceğini ve bu nedenle Sözleşmeci devletlerin bu konuda takdir hakkına sahip olduklarını kabul etmektedir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya, B. No: 38695/97, 15/2/2000, § 36). AİHM, yasal yollara başvuru için süre ve usul kuralları öngörülmesinin amacının adaletin iyi yönetimini güvenceye bağlamak ve hukuki güvenlik ilkesini sağlamak olduğunu hatırlatmakta; bunun yanında yargısal başvurulara ilişkin usullerin, özellikle tebligat sistemi ışığında uyulması gereken başvuru sürelerinin hesaplanmasının Sözleşme'nin maddesinin gerektirdiği şekilde mahkeme hakkının etkililiğini güvence altına alacak nitelikte olması zorunluluğuna vurgu yapmaktadır. AİHM'e göre başvurucunun kamu otoritelerinin menfaati ile kendi menfaati arasında adil denge tesis eden tutarlı bir sisteme güvenebilme imkânına ve özellikle haklarına doğrudan müdahale teşkil eden ilgili idari işleme itiraz edebilecek açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olması önem taşımaktadır (Geffre/Fransa (k.k.), B. No: 51307/99, 23/1/2003). AİHM, dava hakkını süre koşuluna bağlayan iç hukuk hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin maddesinin birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013, § 20). Mahkemeye erişim hakkı sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil eğer iç hukukta itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânı tanınmış ise üst mahkemelere başvurma hakkını da içerir (Bayar ve Gürbüz/Türkiye, B. No: 37569/06, 27/11/2012, § 42).